Son Haberler
29.05.2012 Salı 15:40
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

Mustafa Kemal'in 90 yıl sonra ortaya çıkan yemini
Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in döneminde Bahriye Nazırlığı ve Başyaverlik görevlerinde bulunan Ahmet Avni Paşa’nın kaleme aldığı çarpıcı detaylarla yüklü hatıratı, 90 yıl sonra ortaya çıkarıldı. 24.01.2012 11:07

 

SABAH

Yazar Osman Öndeş'in kaleme aldığı, "Vahdeddin'in Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor" isimli kitapta yer alan hatıratla, Vahdeddin'in Kurtuluş Savaşı'ndaki rolü ve Mustafa Kemal Paşa ile ilişkisine dair karanlıkta kalan birçok nokta aydınlandı. 

 

 

 

Kitapta yer alan bilgilere göre, Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa'yı, Osmanlı Ordusu'nun dağıtılması sürecini denetleme ve asayiş için görevlendirmeye karar veriyor. Vahdettin, Atatürk'e, üstleneceği görevi layıkıyla yerine getireceğine dair yemin ettiriyor. Yıldız Camii'ne gelen Mustafa Kemal, cuma selamında, 15 Mayıs 1919'da, Kuran-ı Kerim'e el basıp yemin ediyor.

 

İşte o yemin

 

Yemin olayı ise şöyle anlatılıyor: "Sadrazam Paşa, Yaver Paşa padişahın iki tarafında birer adım gerisinde idiler. Mustafa Kemal Paşa askeri duruşuna dini bir edâ dahi vererek ilerledi ve sağ elini Kuran-ı Kerim'in üzerine koyarak şu yemini eyledi. 'Heyet-i Vükelaca tanzim olunup Padişah Hazretlerinin iradesine sunulan yirmi bir maddelik özel talimatta bana verilen yetkiler doğrultusunda padişah hazretlerimizin Anadolu vilayetlerindeki bütün mülki ve askeri memurlar üzerindeki teftiş ve tedkikat görevimi, padişah hazretlerinin müsaadeleri doğrultusunda iftiharla ve sahip olduğum yetkiler doğrultusunda tüm sadakatimle yapmaya gayret edeceğime vallâh billâhi."

 

Vahdettin'in hayal kırıklığı

 

Yemin edildikten bir gün sonra, 16 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Genel Müfettişi vazifesiyle 18 silah arkadaşıyla birlikte Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan Samsun'a doğru yola çıkıyor. Kitapta, Bandırma Vapuru'nu hazırlayan kişinin de Avni Paşa olduğu anlatılıyor.

 

Mustafa Kemal ve arkadaşları Samsun'a gidip Kurtuluş Savaşı sürecinin kıvılcımını çaktıktan sonra Vahdettin ve İstanbul'la ilişkileri koparmıştı. Avni Paşa, bu Vahdettin'in ülkeyi terk etmeden önce hem yakın çevresine hem de Mustafa Kemal'e serzenişte bulunduğunu anlatıyor. Avni Paşa, şunları yazıyor: "Anadolu'ya düşmanları defetmesi için görevlendirdiğimiz Mustafa Kemal'in ihtirası ve muvazaası karşısında kaldım. Her tarafımı istila eden kör ve nankörler arasında dolandım ve ıztırap içerisinde bunaldım. Bu şekildeki hilafete, kendimde ne direnme ve ne de itaat imkanını göremeyerek, ortalık sakinleşinceye kadar belirli bir süre için bu tehlikeli mıntıkadan uzaklaşmaya karar verdim." 

 

Ahmed Avni Paşa kimdir?

 

1878'de Batum'da doğan Ahmed Avni Paşa, 1897 Osmanlı-Yunan, Balkan Harbi ve Birinci Dünya Savaşları'na katıldı. Son padişah Vahdettin'in başyaverliği görevi ile Bahriye Nazırlığı görevlerini yürüttü. Cumhuriyet'in ilanından sonra 1924 yılında 150'likler listesine dahil edilerek sürgüne gönderildi. Lübnan'ın sahil kasabası Cünye'ye yerleşti ve ölümüne kadar burada yaşadı. 

 

 

YORUMLARINIZ
Hüseyin Eşiyok - 05.02.2012 00:15
“Düşmanıyla dost olan koynunda yılan besleyen ahmak gibidir.” Kelile ve Dimne Beydeba
Çanakkale Savaşı’nın mağlup İngiliz komutanı Winston Churchill ülkesine döndüğünde çok yoğun eleştirilere muhatap olmuştu. Kendini savunan Winston Churchill; “Siz ağzına kadar su dolu bir küvette serçe parmağınız gibi küçük bir balığı tek elinizle yakalayabilir misiniz?” diye soru sormuştu. Kimse cevap vermeyince konuşmasına devam eden Winston Churchill; “Küvetteki küçük balık Türkler ve küvetteki su ise İslam inancıdır. Eğer biz küvetin tıpasını çekersek su akar gider ve küçük balığı da küvetin giderinde rahatlıkla yakalayabiliriz. Biz dünyanın en güçlü ordusu ile Türklere saldırdığımız halde, İslam inancına bağlılıkları sebebi ile yenildik. Onları dışarıdan yenmemiz imkânsız. Onları dini inanışları olan İslam’dan soğutursak ve kendi kültürümüzü aşılarsak küvette susuz kalan balık gibi olurlar” demişti.

Başka söze ne hacet...
kazım hür - 24.01.2012 15:00
adam aynı zamanda osmnanlı paşası. vahdettinin yaveri. emir subayı. Ben laikimmi diyecekti o zaman. mecburen Kur an Kerim üzerine yemin edecekti. ne var bunda. bunları zamanında yazmayan ve yanlış yazan tarih utansın . ne yapaılım.
MİLLET'PERVER - 24.01.2012 13:16
Ab sorumlusu sayın bakan EGEMEN Bağış ne diyordu."ben kamyonu kullanıyordum,leonorda da "vinci".BAKAN BÖYLE İŞLERLE UĞRAŞIRSA,BOŞVERİN FRANSA'YI DİYENLERDE çoğalır tabiki.Boşverinmiş,böylemi lider ülkeyiz.Obama neden TÜrkiye için "çok önceden"Kankası Fransa'yı"soykırım"için karar almayın demez SARKOYA..Dikkat ediniz devamlı olarak kandırılan ve aslanım kaplanım diyerek pışpışlana biziz..Amerika ve Obama bizi çok seviyormuş!!!Kandıralım kendimizi,İşte Fransa ve Amerika.Ha..birde bnizim Komşularla sıfır soruncu dışişleri bakanımız vardı değil mi?Herkes vaziyeti idare ediyor.Bizzzzzzzz..cart ve curt..Hepsi sadece bu kadardır..
MİLLETPERVER - 24.01.2012 13:07
KURTULUŞ SAVAŞININ BAŞLANGICINDA,KUVVACILAR KARŞI DİRENEN VE PADİŞAHIMA SAHİP ÇKIRIM DİYEN HOCA EFENDİ"KURTULUŞUN MİLLET İÇİN ELZEM OLDUĞUNU ANLAYINCA"KÜÇÜK AĞA"LAKABIYLA,ATATÜRK SAFLARINA KATILIR.CUMHURİYET HEPİMİZİNDİR.KOLLAYALIM VE SAHİP ÇIKALIM.HERKES BİR "KÜÇÜK AĞA"OLMALIDIR.
çepni - 24.01.2012 13:01
Atatürk kurana el basarak yaptığı yemin ülkemizi işgal edenlerden kurtarmak içindi.Geldikleri gibi giderler demişti. Yoksa ordusunu dağıtan bir padişahdan ne beklenirdi.Anadolunun her tarafını misyonerler kanserli hüçre gibi sarmışlardı.halk ermeni-yunan-fransız -italyan -ingiliz zulmü ile anadoludan sürülmek isteniyordu. O günleri hatırlayacak hafıza lazımdır bu hafızayı kaybedenler. Bu gün vahdettini savunur duruma geldiler.Ama GERÇEKLER tarihin sayfalarına çokdan yazıldı....
k - 24.01.2012 12:45
Kurtuluş savaşını ATATÜRK VE ARKADAŞLARI (KAZIM KARABEKİR- M.FEVZİ ÇAKMAK VE DİĞERLERİ) yapmadılar .Cumhuriyeti de onlar kurmadılar. Bu ülkesi saidi kürdiler ve onun gibi din adamları kurtardı. Bu gün neredeyse bu durumlara geldik.Bu gün birileri neredeyse ATATÜRK VE arkadaşlarını vatan hainliği ile suçluyacak duruma geldiler.1974 yılındaki kıbrıs savaşını hatırlamayan ve bilemiyen bir toplum haline getirildik.yazıklar olsun...
hehe - 24.01.2012 11:34
"padişah hazretlerimizin Anadolu vilayetlerindeki bütün mülki ve askeri memurlar üzerindeki teftiş ve tedkikat görevimi, padişah hazretlerinin müsaadeleri doğrultusunda"

ataturkun anaoluya teftis amaçlı gonderildigi zaten biliniyor. burada yeni bir sey yok.

sonuç.

unuttun fransa hezimetini alın bunu tartısın.

hadi bakalım. dağılın.
AnahtaR - 24.01.2012 11:20
Bera-yı malûmat size gönderildi.]

Büyük Doğu’nun yirmi dokuzuncu sayısında; “Lozan’ın İçyüzü” diye yazılan makaleden.

İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en mânidar sözünü söyledi. Dedi ki:

“Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.”

Lozan’da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye’yi mazisindeki ruh ve mukaddesatı kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:

“Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an’ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri—yâni İsmet’in beslediği—azmin, inkâr edilmez delilidir.”

Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının, yâni İsmet’in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat’î azimle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.

Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal’e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa’dan Ankara’ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir’den Ankara’ya götüren trenle Eskişehir’de buluşuyor. Bir arada ve baş başa seyahat... Sonra Ankara gizli meclis toplantıları... Fakat esas meselelerde daima baş başa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar: “Din öldürülecektir.”

Lozan Konferansının ikinci safhası: “..... Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir.”

Nihaî Vesika

Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında, “Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?” diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon’un verdiği cevap:

“İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz. Yani Mustafa Kemal ve İsmet’in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır.”

Artık bunun üzerine herşey ap açık anlaşılıyor, değil mi?

Gizli anlaşmanın entrikası

Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun’î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile, Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum’dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika’da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur’ân’ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:

“Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.”

Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet’i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.Hayim Naum o sırada Ankara’ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde—yani Mustafa Kemal yanında—emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki, bu tesir, mahut mevzuda Hayim Naum’dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.

İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hâdiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.

Emirdağ Lahikası



Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1