16.10.2008 Perşembe 00:18
USD 1.4040     EUR 1.9050     EUR/USD 1.3586     IMKB100 29444 / -1093
 
’Sadullah Paşa Yalısı’nın gerçek ama uğursuz öyküsü’
06.07.2008 13:31
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
"Son senelerin en gaddar, en acımasız cinayeti sence hangisidir?” diye soracak olsanız, hiç tereddüt etmeden “Tapu Çetesi’nin marifetleri” derim."
Habertürk - Murat Bardakçı

"Mallarını alabilmek için yaşlı-başlı insanları işkenceyle yahut aç bırakarak katlediyorlar, kurbanların gayrımenkullerinin devri için bazı devlet memurları da işin içine giriyor, ortaya tuhaf, tuhaftan da öte anlaşılmaz bir ilişkiler yumağı çıkıyor ve akıl almaz cinayetler kanlı ama bir o kadar da karanlık bir şekilde devam edip gidiyor.

Bütün bu yapılanları bir türlü aklım almadığından olacak, mahkemenin başlamasını, dolayısıyla da herşeyin açığa çıkmasını merakla bekliyorum. Ama, çetenin marifetlerinin duyulmasından sonra gazetelerde, özellikle de çetenin kurbanlarından olan Vanda Ayaşlı’nın yalısı ve ailesi hakkında yazılanlar hakkında birkaç söz etmeden geçemeyeceğim.
Gazetelerde günlerce yalının fotoğrafından tutun, yerine ve sahiplerinin kimliğine kadar çeşit çeşit yazılar çıktı ama yazılanlarda “Bu kadar yanlışı ardarda getirebilmek çok büyük bir maharet ister” dedirtecek cinsten hatalar vardı.
Meselâ önce bir gazetede çıkan, ardından internet sitelerinde yeralan, ondan sonra da başka gazetelerin iktibas ettikleri bir habere göre, Vanda Ayaşlı’ya ait yalının öyküsü şöyleydi:
Bina, “Sadullah Paşa Yalısı” olarak bilinirmiş, önceleri Abbas Halim Paşa’ya aitmiş. Paşa borç yüzünden yalıyı elden çıkarmaya mecbur kalmış ve 1900’lerde Esad Muhlis Paşa’ya satmış, Esad Muhlis Paşa’dan da oğlu Sadullah Paşa’ya miras kalmış. Sonra, Sadullah Paşa’nın oğlu Âsaf Bey’in, nihayet Vanda Esen’in olmuş.
Neresini düzelteyim? Abbas Halim Paşa’nın 1866’da doğup 1935’te öldüğünü, Muhlis Paşa’nın ise 1780 ile 1851 seneleri arasında yaşadığını, yani her iki paşa arasında neredeyse bir asır fark olduğunu mu; Abbas Halim Paşa’ya ait olduğu söylenen Kanlıca’daki binanın Vanda Ayaşlı ile alâkasının bulunmadığını mı, Sadullah Paşa Yalısı’nın ise Kanlıca’da değil Çengelköy’de olduğunu mu, Tapu Çetesi’nin ortaya çıkarılmasından sonra yalının gazetelerde Vanda Ayaşlı’ya değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun son Mekke Emîri Şerif Ali Haydar Paşa’nın kızı Şerife Süfeyne Hanım’a ait yalının fotoğrafının yayınlandığını mı, hangisini?
Şimdi, Kanlıca taraflarını az-biraz bilen bir kişi olarak Tapu Çetesi’nin kurbanı olan Vanda Ayaşlı’ya ait yalının öyküsünü kısaca yazayım:
Anadoluhisarı’ndan Kanlıca’ya denizden gelirken sağda, Körfez’in hemen girişindeki tek katlı yalının Sadullah Paşa ile hiçbir alâkası yoktur, yalı Servet Paşa ailesinden gelmektedir. Eski sahipleri, Hürriyet Gazetesi’nin kurucusu Sedat Simavi’nin Kanlıca’da iskele tarafındaki yalısının yanıbaşındaki yalının sahibi olan Servet Paşa’nın soyundan gelen iki yaşlı hanımdır ve bu hanımlar tarafından yıllarca önce, Vanda Ayaşlı’nın eşine satılmıştır.
Güzide basınımızın Tapu Çetesi’nin kurbanı Vanda Ayaşlı’ya ait olduğunu zannettiği Sadullah Paşa Yalısı ise, çok daha geride, tâââ Çengelköy’dedir ve Boğaziçi’nin en muhteşem binalarından biridir.
Şimdi, yeri gelmişken, gazetelerde sözü geçen ama yine karmakarışık bir şekilde bahsedilen Sadullah Paşa Yalısı’nda yaşanan, hiç de hoş olmayan, hattâ “uğursuzluk” şeklinde nitelenebilecek hadiselerin doğrusunu yazayım:
Yalı, ilk sahiplerinden olan Bağdat Valisi Hamdi Paşa’nın borçları yüzünden 19. asrın başlarında Ayaşlı Esad Muhlis Paşa’ya satılır, Paşa zatüreeden ölünce 1838 doğumlu oğlu Sadullah Paşa’ya kalır ve asıl tuhaflıklar işte bundan sonra başlar:
Vanda Ayaşlı’nın kayınpederi değil, büyük-büyük kayınpederi olan Sadullah Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun Viyana’daki büyükelçisidir, sefarethanede çalışan genç bir hizmetkârla gönül ilişkisine girer. Devrin hükümdarı Sultan Abdülhamid tarafından İstanbul’a dönmesine bir türlü izin verilmemektedir, memleket hasreti çekerken üstüne üstlük hizmetkâr kızın kendisinden hamile kaldığını öğrenir ve 1891’de havagazıyla intihar eder. Paşa’nın İstanbul’da, Çengelköy’deki yalıda yaşayan haremi Necibe Hanım ise, haberi duyunca çıldırır. Sadullah Paşa ile Necibe Hanım’ın büyük oğulları Âsaf Bey’in kaderi de babasıyla aynı olmuş ve yine bir gönül macerası yüzünden 1985 yazında Berlin’de canına kıymıştır.
Paşa’nın eşi Necibe Hanım 1917’de vefat eder, yalı Cumhuriyet’in ilk içişleri bakanlarından olan Ahmed Ferid Tek’e satılır, onun vefatıyla kızı türkolog Emel Esin’e geçer. Emel Esin, yalıyı kendi adıyla kurduğu vakfa devreder ve o da dünyadan 1987’de ayrılır.
Binanın daha sonraki sâkini ise, yalıyı Emel Esin Vakfı’ndan kiralayan Ayşegül Nadir’dir. Ayşegül Nadir’in isminin etrafında yoğunlaşan ve basını bundan senelerce önce uzun müddet meşgul eden meşhur tarihî eser kaçakçılığı olayı da, işte bu yalıda yaşanır.
Bütün bunlar belki tesadüf ama Sadullah Paşa’nın ailesinin kaderinde bir tuhaflık olduğu da ortada. Aile mensuplarının yaşadığı daha başka üzüntüler de var: Meselâ, aynı aileye mensup olan ve Sultan Abdülhamid’in torunlarından Nemika Sultan ile evlenen Damad Ali Kenan Esin’in uzun yıllarını sürgünde, sıkıntı içerisinde geçirmesi gibi...
Sadullah Paşa ailesinin çilesi birkaç nesil sonra gelinlerine kadar sirayet etmiş olacak ki, zavallı Vanda Ayaşlı bile bir çetenin kurbanı oldu!"
Diğer Medya Haberleri
Taraf’a ve Taraf’ı kaynak gösteren haberlere yayın yasağı!Taraf’a ve Taraf’ı kaynak gösteren haberlere yayın yasağı!
Genelkurmay Askeri Mahkemesi, Taraf Gazetesi’nin Aktütün manşetine ve bunu kaynak olarak gösteren diğer basın yayın organlarındaki haberlerle ilgili olarak, soruşturma tamamlanana kadar ’’yayın yasağı’’ koydu.
Biz İran’dan dizi almayız"Biz İran’dan dizi almayız"
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, "Biz İran’dan dizi almayız, almadık ama dizi satarız. TRT dominant bir yayın kuruluşudur" dedi.
İrfan Ülkü hayatını kaybettiİrfan Ülkü hayatını kaybetti
Gazeteci- yazar İrfan Ülkü Azerbaycan’da dün gece yaşamını yitirdi.
TGC: Yeni işsz gazeteciler yaratılmasınTGC: "Yeni işsz gazeteciler yaratılmasın"
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nce, küresel krizle birlikte işten çıkarmaların yeniden gündeme geleceği endişesinin medya çalışanlarını tedirgin ettiği ifade edilerek, yeni işsizler yaratılmaması için sağduyulu önlemler alınması istendi.
Arena ekibinden Ulvi Yanardağ açıklamasıArena ekibinden Ulvi Yanardağ açıklaması
Haber7 Gölge, Uğur Dündar’la ilgili mahkemeye taşınan bir olayı açıkladı. Dündar’ın ekibi bir metin kaleme alarak açıklama diye gönderdi. İşte kelimesi kelimesine o metin:  
Hay hay Aydın Bey öderiz... 300 milyar lira ne ki? "Hay hay Aydın Bey öderiz... 300 milyar lira ne ki? "

Değerli basın patronu Aydın Bey, ‘POAŞ’ı alırken kamu kaynaklarından kredi kullanmadın mı? Gazetelerin yalan haber yazmadı mı? Dışbank’ı yabancılara satmadın mı? TEDAŞ ihalesine girmedin mi? Genel yayın yönetmenin Başbakan Mesut Yılmaz’a küfretmedi mi?’ dedim diye dava açmış.

Gazeteler ne kadar okunuyor?Gazeteler ne kadar okunuyor?
Millward Brown’ın raporunda gazetelerin ne kadar okunduğu sorusuna cevap aranıyor. Buna göre Türkiye’de haftada ortalama 2,7 gazete okunuyor. Araştırmaya katılan kişilerden tek gazete ile yetinenlerin oranı yüzde 21. İki gazete almayı tercih edenler ise yüzde 35.
TRT: İran ile imzalanan protokol rutinTRT: "İran ile imzalanan protokol rutin"
TRT, İran devlet televizyonu ile imzalanan işbirliği protokolünün kurum açısından olağan ve rutin bir işlem olduğunu açıkladı."
Uğur Dündar mahkemelik olduUğur Dündar mahkemelik oldu
Dündar, 30 Ekim’de, çalıştırdığıgazeteciye ’kıdem tazminatı ödemediği’ için hakim karşısına çıkacak.  Yanardağ, elindeki belgelerle mahkemeye başvurdu. Yanardağ’ın avukatı, Uğur Dündar hakkında “sigortasız işçi çalıştırmak, kıdem tazminatını ödememek ve vergi kaçırmak” gibi suçlamalarla dava açtı.
Medya, toplumun taleplerine cevap veremiyorMedya, toplumun taleplerine cevap veremiyor
’Güvenilirlik’ anketlerinde alt sıralarda yer alan medya, toplumun taleplerine cevap veremiyor. Son kamuoyu araştırması da okurun medyada değişim talebini öne çıkardı. Uluslararası araştırma şirketi Millward Brown’ın (MB) yaptığı ’Okuyucu Tercihleri ve Konumlandırma Araştırması’ medyanın karnesinin zayıf olduğunu bir kez daha teyit etti.
Yeni zenginler şimdi Yeni fakir mi olacak?"Yeni zenginler" şimdi "Yeni fakir" mi olacak?"
"Televizyon dizilerinde görüyoruz. Aslında "bazıları" için gerçek hayatta da durum aynı. Sabahtan akşama kadar para kazanmak için çalışılıyor. Sonra da insanlar tutkularına, özel yaşamlarına dönüyor. O insafsız, rakiplerine hayat hakkı tanımayan, işyerlerinde kuruşu hesap eden müteşebbisler, akşamları sevdikleri kadını elde etmek veya çevrelerini etkilemek için, inanılmaz harcamalar yapıyorlar."
Bazı Öne Çıkan Haberler