ANKARA, 07/07(BYE)--- ABD'nin önde gelen muhafazakâr dergilerinden olan ve 15 günde bir yayımlanan National Review dergisinin 6 Temmuz 2010 tarihli internet sayfasında, Meyrav Wurmser imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan yorumun geniş özet çevirisi şöyledir:
Başkan Barack Obama, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile dün beşinci kez biraraya geldi. İlişkilerin gerildiği uzun bir zaman diliminin ardından bu buluşma hem Washington hem de Kudüs için ilişkileri düzeltme fırsatı olarak görülüyordu. Liderler, İsrail-Filistin barışı konusunda birlikte olduklarının altını çizdi ve Filistin ile görüşmeleri "yakınlaşmadan" direkt müzakereye kaydırma konusunda anlaştı. Ancak bu noktada Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından belirlenen ön koşullar henüz sağlanmış değil.
Asıl sorun Filistin konusu değil, tehlikeli bölgesel güçler işin içinde. Lübnan (Hizbullah) ve Gazze'ye (Hamas) baskın olan İran ve Suriye öncülüğündeki radikal bir ittifak, Brezilya, Türkiye ve Venezuella gibi ülkelerce destekleniyor ve bu ittifak bölgedeki İsrail ve Batı karşıtı akımı pekiştiriyor, teröre desteği artırıyor ve dört nala nükleer kapasiteye sahip olma yolunda koşuyor.
İran ile başa çıkma konusundaki başarısızlık, onun bölgede nüfuzunu artırmasına yol açıyor. Türkiye'nin stratejik yön değişikliği ve İran ile ittifakı, bölgede onlarca yıldır, hatta yüz yıldır görülen en önemli ve en tehlikeli gelişmedir. Yüzyıllardır Avrupa'nın yönetim sisteminin, 1920'lerden beri Batı'nın ve 1952'den itibaren de NATO'nun bir parçası olmaya odaklanmış olan Türkiye, artık yeniden bir Orta Doğu ülkesi. Ülke, İslami yönetimin yeniden tesis edilmesi yönünde hareket ediyor. Kendisini dış politikadaki değişim olarak nitelendiren bu iç süreç, yakın gelecekte daha da pekişecek gibi görünüyor.
Ancak ABD, liderliği üzerine almaktansa İsrail-Filistin çatışması konusunda zaman, çaba ve siyasi sermayesini harcamaya devam ediyor, ki bu çatışma bölgenin radikalleşmesinin asıl sebebi değil. Barış süreci Arapların konusu olmaya devam ediyor. Ancak bölgenin yeni radikal koalisyonunu oluşturanlar Araplar değil (İran ve Türkiye). Hem ılımlılar hem de radikaller, Amerika'nın yokluğunun hissedildiği bu dönemi aleyhimize şekillendiriyorlar.
İsrail, Batı'nın bölgedeki en belirgin ve en güçlü sembolü olmaya devam ediyor, ancak Amerika'nın desteği olmadan ya da çok kısıtlı desteğini alarak geniş kapsamlı ve çok güçlü radikal bir koalisyon ile yüz yüze olduğu zor bir durumda.
Sonuç olarak bölgesel güçler, İsrail'e saldırı neticesinde ABD'nin tepkisini ne bekliyor ne de bundan korkuyor. Bu, bedelini İsrail'in ödeyeceği bir savaşa sebep olabilir.
Şayet Washington'daki bu zirve başarıya ulaşacak olsaydı, bölgenin diğer stratejik kaygıları gözönüne alınarak barış sürecinin öncelikleri yeniden değerlendirilir; iki lider, ülkeleri arasındaki ortak stratejik çıkarların yeniden tesisine odaklanır; İran ile başa çıkmak, Türkiye'yi tekrar kazanmak ve İran çevresindeki koalisyonu dağıtmak için bir yol çizerlerdi. Bunlar olmadan zirve, liderler açısından siyasi olarak iyi sonuçlanmış olabilir, ancak politika açısından boştur.