Neden bu duruma getirildi?
Güzel ülkemizin şu durumuna bakın… Siyasetçilerin elinde yine nerelere getirildi… İktidarın anlamsız diretmeleri, ülke gerçeklerini beklenilen ölçüde kavrayamamakta ısrarcı olması, durumu ne yazık ki bugünkü noktaya getirdi.
“Dediğim dedik”, “benden iyisi yok” gibi ısrarlı dayatmalar ve aymazlıklar; sonunda, hem iktidarı ve hem de güzelim ülkemizi, bugünkü gergin duruma getirdi? Olanları, birlikte görüyor ve ibretle izliyoruz…
“uzlaşma” diye diye dillerde tüy bitti.
İktidar dinlemedi…
Erken seçim şarttır denildi.
AKP yönetimi sallamadı…
Bu denli sağduyudan ve geleceği görebilmekten uzak kalınca, Genelkurmay sert biçimde uyarmak zorunda kaldı.
İyi mi oldu TSK’ yı bu zorunlu tabloya getirmek?
Bu devirde kim askerin siyasete müdahalesini ister ve darbeyi savunur?
Askerin de istemediği bir durum…
Ancak, her nedense her 10-15 yılda, hemen hemen hep ayni gerekçelerlerle ordu olaylara ve gidişata müdahil duruma geliyor..
Askeri müdahaleye zorunlu duruma getiren amil ne oluyor?
İktidarların, siyasetçilerin, dini ve devlet işlerine karıştırmaları ve din ağırlıklı yönetim biçimlerine ağırlık vermek suretiyle oy avcılığında ısrarcı olmaları…
Dindar görünüm, pek çok siyasetçinin en büyük kozudur…
Dindar adam görüntüsüyle, temiz duygu ve düşünceli sevgili halkımızdan, günümüzde oy almak her zaman mümkündür…
Kimseyi kastederek söylemiyoruz…
Bizim şudur budur diye kişi belirtmemize gerek yok.
Halkımız kimin ne olduğunu büyük ölçüde biliyor ya da en azından tahmin edebiliyor… Bakın bakalım o ağzından din iman, vatan millet sözleri eksik olmayan ünlü siyasetçilerimizin mal varlıklarına, çocuklarının, yakınlarının, kısa sürede “Neredeeen nereyeee (!)” geldiklerine!..
Ama gelin görün ki…
Ne yaparsa yapsın, Cuma namazlarında cemaat safları arasında yerini alan siyaset adamı, sevgili halkımızın gözünde “tercih edilecek” adam kimliğindedir..
Adamın alnı secdeye değiyor, ailesinin başı örtülüdür ya…
O adam güvenilirdir, seçilmeli ve peşinden gidilmelidir.. Ölçü bu!
Bu anlayış biçiminin, bir süre daha halkımızın yaşamı algılama ve siyasetçiyi değerlendirme olgusu olarak, toplumda varlığını koruyacağını belirtmek durumundayız.. Din bezirgânlığı ya da din istismarı, görünen o ki, bir süre daha toplumdaki “saltanatını” sürdürecektir… Bu süre ne kadar uzundur ya da kısadır, kestirmek zor…
Bunun bilincinde olan, tarifi ve tanımı yapılan siyaset takımı, bir yandan köşeyi dönmeye devam ederken, bir yandan da “Allah korkusu taşıyan”, “namazında niyazında olan” adam kimliğindeki sahte görüntüsünü, gözler önüne sermeyi sürdürecektir.. Peki rakamlarla bile zor söylenebilen o müthiş servetler nasıl yapıldı? Nereden geldi onca paralar? Ona kafa yormayacaksınız? Dünya var oldukça da öğrenemeyeceksiniz…
Dönelim asıl söylemek istediklerimize…
Hani “Uzlaşma” diye bir şey olmazdı…
Erken seçim istemek vatan hainliği idi…
Hastalığının ciddiyetini, bir türlü çocuklarına anlatamayan yaşlı lazın mezar taşına yazdırdığı gibi;
“Hastayum hastayum dedum inanmadinuz peki şimdi ne oldi.?”
Evet, şimdi ne oldu?
Birçok yerde ortaya atılan iddiaların hepsi mi boş ve gerçek dışıydı…
İmamlar devlet kadrolarına yerleştiriliyor..
İhalelerde hep AKP’liler ve yandaşlar kayırılıyor…
İllerde AKP il başkanlıklarından icazet almadıkça, ne bir işe girebilmek, ne terfi edebilmek ve ne de önemli kadrolara gelebilmek olanaklı değildir, iddialarının hepsi mi gerçek dışıydı…
Umarız, Tandoğan ve Çağlayan mitingleri bundan sonra ki süreç hatta yıllar için, iktidarlarca ibret alınması gereken ders olarak algılanır…
Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir miting için, çıkacaksınız “ne olacak bindirilmiş kıtalar” diye niteleyeceksiniz! Milyonlarca insanın vermiş olduğu mesaj ve tepkiyi hafife alıp önemsemiyormuş gibi davranacaksınız… Ne denir ki?
Toplumda; barış, kardeşlik, uzlaşma, ortak paydada buluşma, dayanışma, birlik ve beraberlik, yaşamsal gerçeğimizin ve varlığımızın vazgeçilmez prensibi ve temel nedeni olmalıdır…
Son söz:
Hangi iktidar olursa olsun, buradan tüm siyasetçilere haykırarak söylüyoruz;
Bırakın dini siyasete alet etmeyi ve toplumu laik ve anti laik diye gruplara ayırmayı artık. Bundan sonra, çıkar amaçlı bu yönde ki gidiş yolunuzun, artık geçilemeyecek ve aşılamayacak denli tıkanmakta olduğunu görememe aymazlığına düşmeyin!..
Çünkü Tandoğan’da ve Çağlayan’da, ülke halkının çok büyük bölümü; alanları dolduran temsilcileri kanalıyla, anlamlı ve önemli mesajlar vererek, bir tarih yazdı…
Ne demişler;
Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az!
Herkes kaderini yaşar ve gerektiğinde cezasını çeker…
BURHAN ÖZBEY
burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com