Bazı kitaplar üzerine tanıtım yazısı yazmak görece kolaydır. Kitabın okuyucu kitlesi kitabın içeriği nedeniyle niteliksel olarak sınırlıdır. Örneklemek gerekirse kaos teorisi üzerine yazılmış bir metin, olumlu anlamda görece daha sınırlı niteliklere sahip okuyucuların ilgisini çekecektir.
Bir öğretmen olarak, öğretmenlere kılavuzluk edecek bir kitabınsa, aslında eğitim sektörünün tüm bileşenlerini (öğretmen/ idareci, öğrenci ve veli) ve eğitimi konu alan başta psikoloji olmak üzere, sosyoloji, genetik bilim, rehberlik psikolojik danışmanlık v.b. pek çok disiplini de muhatap olarak aldığını söyleyebilirim. Dolayısıyla, Daniel T. Willingham'ın Çocuklar Okulu Neden Sevmez? isimli kitabının çoklu muhatapla değerlendirilebileceğini ileri sürmemiz gerekiyor. Buna bağlı olarak kısa bir tanıtım yazısı aracılığıyla tüm muhataplara seslenebiliyor olmak gibi bir zorunluluk hâsıl olmaktadır.
Yazar bilişsel süreçler üzerine düşünmenin somut olarak öğrencilerin hatırlama/ unutma, çalışan hafıza ve uzun süreli hafıza oluşturma, arka plan bilgisi, çevre ve aile etkenleri gibi pek çok alt başlıkla işlenebileceğini açıklıyor. Dolayısıyla, tanıtım yazısında bu önemli başlıkları ele alamamanın kaygısını taşıyorum. İlk elden bir öğretmen olarak, metnin sorgulamayı arttıran, yeni yöntemlere yöneltici bir etkisi olduğunu söylemeliyim...
Düşünme üzerine düşünmek
Kitap toplam 9 dokuz bölümden oluşuyor ve her bölümün sonunda kimi teorik kimi daha az teorik olan kaynakçalar işledikleri konular belirtilerek okurlara sunulmuş. Çocukların okulu neden sevmedikleri temel sorusunun nedenlerini açığa çıkaran bir sıralama ile her bölümde açıklanmış. Bölümlerin içeriklerini özetleyen sorulara bakacak olursak şunları sayabiliriz: Pratik yapmaya değer mi? Öğrencilerin gerçek bilim insanları gibi düşünmelerini sağlamanın sırrı nedir? Standart testler yalnızca olguları gerektirirken öğrencilere ihtiyaç duydukları becerileri nasıl öğretebilirim? Öğrenciler neden televizyonda gördükleri her şeyi hatırlarken benim söylediğim her şeyi unutuyor?
Yazarın metinde tartışmaya çağırdığı asli özneler öğretmenlerden oluşuyor. Öğretmenlere bilişsel psikolojinin tezlerinin yardımıyla, düşünme süreci üzerine düşünebilmelerinin olanakları sunuluyor. Bu süreç ağırlıkla öğrencilerin düşünme süreçleri üzerine işletiliyor ve kitabın son bölümünde öğretmenlerin de öğrenciler gibi öğrenme, pratik etme, gelişme süreçlerinden geçtiğini aktarıyor. Bu noktadan hareketle, kitabın temel önerilerinden birisi, öğretmenlerin öğrenmeye ve gelişmeye açık bir hazımlılık taşımaları gerekliliği üzerine kurulmuş.
Öğrencilerin zihinsel süreçlerdeki farklılıkları, zekâ yapıları, sosyal durumları, genetik özellikleri ile eğitim/ öğretim yöntemlerinin çeşitliliği kitapta sistematik olarak ele alınmış. Eğitim sürecini, zihinsel gelişimin pek çok yönteme bakışımlı hale getirildiği bir senkronizasyonla tasarlayan yazar, aynı zamanda bizlere bir yöntem kılavuzu olarak da önerilerini sunmuş.
Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri olan, öğrencilerin soyut fikirleri anlamakta neden zorlandıkları konusundaki tartışmanın bizim eğitim sistemimiz açısından özellikle önemli olduğunu söylemeliyiz. Okulda verilen eğitim esasen soyutlamayı hedefler. Olguların, kavramların ya da parçanın bütünle ilişkisini kurabilmeyi amaçlamayan ders içeriği veya türü yok gibidir.
Soyutlamaları (örneğin müzik dersinde majör ve minör tonların öğretimi ) öğrencilerimizin anlayabilmesini sağlamak için somutlaştırmalarını ve matematiksel olanlar da dâhil olmak üzere, problemleri çözebilmelerini arzularız. Ancak Türkiye'de eğitim sistemimiz çok bilinen bir prosedürle çalışıyor. Tekrar, tekrar, tekrar... Ve bu tekrarlar olguların tanınması ve en iyisiyle tasnif edilmesini sağlayabiliyorlar. Testlere boğulan her yaştan öğrenci, kısa bir süre sonra testlerde başarı sağlamış olsa dahi, bunların dayandığı içerikler üzerine çok az şeyi hatırlayabiliyor, zihinsel arka plan bilgisini oluşturamıyor.
Soyutlamaları kurmayı/ anlamayı başaramayan öğrencilerimiz, bilişsel sürecin ancak yüzeysel kısmını kavrayabiliyor ve temel soruları sorabilir halden yoksun bir biçimde eğitim sürecinden ayrılıyorlar.
Çocuklar Okulu Neden Sevmez? başlığını taşıyan bir kitap, eğitim sürecine dair duygusal bir betimlemeyi anıştırır. Amma velâkin kitabın kendisi öğrenmenin duygusal bir süreç olmasının yanı sıra, asli olarak bilimsel ve toplumsal bir süreç olduğunu da iddia ediyor.
Ya yavaş öğrenenler?
"Acı ama gerçek; bazı öğrenciler okula uygun değil gibidir." Kitabın 8'inci bölümünün teması zor öğrenen öğrencilere yönelik hazırlanmış. Bu konuda bizim ülkemizdeki yaygın bir uygulamadan söz ederek yazarın ele aldığı bu başlığın ne kadar önemli olduğunu vurgulamadan edemeyeceğim.
Bizim lise eğitimimizde, rehberlik araştırma merkezlerinin, çocuk psikolog ve psikiyatrlarının raporları ile belgelenmiş bir öğrenci tipimiz vardır. Bu tipolojinin adı, eğitim literatürüne "kaynaşma öğrencisi" olarak girdi... Aslında bu öğrencilerimizin normal lise eğitimine (adı üstünde) kaynaştırılmasını amaçlayan tipoloji tespiti, diğer öğrencilerin ve öğretmenlerin kaynaştırma öğrencilerine acıyarak, geçer not vererek 4 yıl boyunca çok az destekle öğrenimlerini tamamladıkları bir süreç olarak gerçekleşiyor.
Dolayısıyla şunu söylemek mümkün hale geliyor. Özel öğrenim kurumlarının varlığının yanı sıra liselerde öğrenme güçlüğü çeken öğrencilerimiz için özel bir yöntemle eğitim/ öğretim gerçekleştirmiyoruz. Bu gerçeklikse bizim eğitim sistemimizin en can yıkıcı gerçekliklerinden birini oluşturuyor. Daniel T. Willingham'ın yaklaşımı bizde ki bu türden eksiklikleri gidermek açısından son derece destekleyici ve onarıcı bir yaklaşım.
İthaki yayınlarından çıkan Çocuklar Okulu Neden Sevmez? isimli kitap, yukarıda ifade edilmeye çalışılan pek çok kriter açısından bakıldığında anaokulu öğretmenlerinden, rehber öğretmenlere, branş öğretmenlerinden, bilişsel bilgi ile ilgilenenlerin, lise öğrencilerinin ve velilerin en önemli rehber kitaplarından olmaya aday bir çalışmadır.
Onur Beşeli - Star Kitap
Kitapla İlgili Teknik Bilgi Ve Sipariş Şartları İçin Bu Linki Kullanabilirsiniz....
