Neden hiçbir şey değişmeyecek?
“Milletlerin egemenlikleri geçici bile olsa bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı, güvenmemelidir.
Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir.
Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar milletin hayatına giderilmesi mümkün olmayan zararlar verebilir.
Her şeye karşın, ne olursa olsun bir aydınlığa doğru yürümekteyiz.
Bende bu inancı yaşatan güç, yalnız sevgili yurduma ve ulusuma duyduğum ölçüsüz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde salt vatan ve gerçek sevgisiyle ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdendir.
Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar önce haysiyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybederler.” (M. Kemal Atatürk)
“ Ünlü Sakallı Celal diyor ki:
‘İstanbul sokaklarında kolu bacağı çarpıtılmış dilencilere rastlıyorum.
Doğa böylesine ucubeler yaratmaz.
Bir gün Sivas’ın bir ilçesinde kaymakamlık yapmış bir arkadaştan işittim ki, o ilçenin köylerinden birinde dilenci yetiştiriliyormuş!
Çocuk doğduğunda henüz kemikleri kıkırdak halinde iken ana-babası kolunu bacağını büküyormuş ve zavallı çocuk zamanla acayip bir görünüm alıyor; büyüyünce de İstanbul’a postalanıyormuş, Dilenci şebekesinin eline…
Sakallı Celal devam ediyor:
Doğada rahvan yürüyen at yoktur.
Bütün atlar tırıs gider.
Üstüne binen de at koştukça zıp zıp zıplar.
Ama herifçioğlu atın üstünde rahat gitmek için daha tay iken ön ve arka ayaklarını iki taraflı olarak ipe bağlıyor.
Tay yürümek için ön ayağını ileriye atınca ip arka ayağını çekiyor ve tay zorunlu olarak yaylana yaylana yürümeye başlıyor ve zamanla buna alışıyor. Bir süre sonra adam ipleri çözünce at rahvan yürümeyi sürdürüyor.
Doğal yürüyüşünü de unutmuş oluyor.”
Sorun işte burada!
İnsanların mankurtlaşmasında.
Yani kendi akıl ve yetilerini kullanamaz duruma gelerek, birilerinin yörüngesinde bilinçsizce savrulmasında!..
Siz insanları okutmaz eğitmezseniz…
Ekonomik açıdan çökertip yoksulluk sınırının dahi altına iterseniz…
Günlük nafakalarını çıkarmaktan öte başka bir düşünemeyen, yapamayan kişiler duruma getirirseniz…
Dini sürekli istismar ederek, onları adeta kulunuz köleniz konumuna getirirseniz…
O insanlardan siyasetçileri iyi tanımaları ve bilinçli olarak seçmeleri konusunda ne bekleyebilirsiniz ki?
Ne diyordu Büyük Önder Atatürk:
“Milletlerin egemenlikleri geçici bile olsa bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı, güvenmemelidir.
Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir.”
Çevrenize bakın, gözünü karatmış pek çok kişi sokaklara, caddelere düşmüş, 22 Temmuz’da yapılacak seçim için “Ben filan partinin milletvekili adayıyım, lütfen oyunuzu bize veriniz.” diye yanıp yakılıyorlar…
Hepsinin yüreğinde müthiş bir vatana hizmet aşkı var(!)
Seçildiklerinde hiçbir şekilde kişisel çıkar peşinde koşmayacak, iş ve ihale takip etmeyecek ve çocuklarına han hamam gemi gibi şeyler almayı hiç düşünmeyecekler(!)
Akıllarında hep fakir fukara ve Türk halkı olacak(!)
Biz neden yılardır millet olarak şu bizim siyasetçilerin yaptıkları işler ve icraatlarından ötürü; neden bir türlü içimizden gelerek bir kere olsun şöyle doya doya “oh şükür yarabbi bugünleri de gördük” diyemiyoruz?
Neden tabandaki insanlarımızın yüzleri bir türlü gülemiyor?
Niçin 23 Temmuz sabahından itibaren Türkiye’de hiçbir şey değişmeyecek ve her şey yine ayni hamam ayni tas olacak?
Yanıt yukarıda yazının ilk bölümlerinde verilmişti…
BURHAN ÖZBEY
burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com