45 sn’lik haber….Benim meskenim dağlar, üzerime tapulu olan tek şey onlar, bana kredi vermezler mi diye askerin hakları üzerinde ince bir hiciv yapan ‘Nefes’ filmindeydim. Bakalım ben ne ince dokunuşlar yapacaktım fikrime, merakla izlemeye koyuldum.
Gazetelerin, ‘Nefesiniz kesilecek’türünden verdiği haberleri yabana atamazdım, ilk kez bir savaş filminin izleyicisi olacaksam bu film için olayım diye attım kendimi rexx’e.
Aman Allahım, askerlerin her birinin sıradan konuşmalar yaptığı telefon görüşmeleri sahnesi uzadı da uzadı. Sadece bu değil, birliğe atanan komutanın içtimada askerlerin arasında dolaşarak, uykuda kalmasının nelere mal olacağını anlatmak için ölüm korkusu yaymaya çalıştığı sahne, nasıl da acıklı olmaktan çıktı anlamadım. Hemen hemen aynı cümleyi 10 kere tekrarladı, acaba senaryo yazarı oralara farklı sözcük bulacağı için ceza mı alacağını düşünmüştü?
Filmin tartışmasız en güzel sahnesi; komutanın ölüm haberinin eşine ulaştığı yerde yani ambulans ve jandarma aracı kapının önünde durduğunda, binadan çıkmak üzere olan kadının koşar adım evine çıkması ve kapıyı arkadan kitlemesi, o haberi duyacağını hissettiği sahnelerin komutanın vuruluşuyla aynı paralellikte perdeye düşmesi ve komutanın eşine bıraktığı, kendi sesinden okunan mektubundaki şu mısralar:”Sen elini uzattığında neden kalbimi sakladım arkama, keşke gözyaşlarımı gezdirebilseydim yanağında…”
Çatışma görüntülerinde bir action yoktu diyemem ama bildik kareler taşındı ekrana, mesela teröristlerin diyaloglarını , dağda nasıl konuşlandığını izlemek isterdim, kod adı ‘doktor’ olan terör örgütü liderinin yüzünü göremeyişim, polisiye roman hikayesi bekleyen ben de, yine basitlik düzeyinde bir senaryo düşüncesinin yerleşmesine neden oldu. Zira bizim askerlerin arasındaki doktor pek ala, komutanla gizli telefon konuşmaları yapan doktor olabilirdi, çünkü çatışamda yaralı olarak yakalanan kadın teröristi komutanın elleri arasında boğulmaktan kurtarıp, uçak ambulansa bindirdiklerinde yüzünde oluşan mutluluğu gizleyememişti.
Filmin en sinir olduğum arabeski de komutanın diline doladığı, şehit er Mahmut’un eşi, 2 çocuğu ve yeni arabası üzerinde kurduğu ajitasyon idi. Ya arkadaşım onca komutanlık hayatında şahit olduğun en acı ölüm hikayesi bu mu? Bence babasının adam yerine koymadığı gencin, çatışmaya gitme iznini komutandan alması daha dehşet vericiydi. Üstelik burada rol alan bütün askerler filmin sonunda şehit oluyorlar. Yani hepsinin bir hikayesi var...
Bazıları filmin son derece gerçekçi çekildiğini söylerken, “Ne “düşman” o kadar salak, ne de asker öyle kahramanmış.” dese de, hatta askerin sabahları koğuşunda uyarılışından, atış tertibine katılmasına kadar olan rutin vaziyetlerini, ‘Aynısını’ yaşadığını yanındaki kız arkadaşına anlatan arka koltuk sahipleri için bile aynı fikirde değilim. Askerler için bildiklerimin üzerine hiç bir şey koymadı bu film , hatta bildiklerimi de eksik anlattı.
Sözün özü, Nefes, kavram olarak; almak ve vermek üzerine kurulu bir yaşam belirtisi olarak kalmaya devam edecek, Üzgünüm Leyla….
hulyaokur06@gmail.com