BERN, 06/08(BYE)--- Tirajı günde 125.228 olan Neue Zürcher Zeitung'un 6 Ağustos 2010 tarihli sayısında, Thomas Fuster imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan Viyana çıkışlı haber-yorumun çevirisi şöyledir:
--Askerî Yönetimin Yeniden Oluşturulmasında Hükûmetin Başarılı Güç Gösterisi--
Hükûmet, ordu yönetimindeki anahtar konumlar konusundaki güç savaşını kendi lehine uygun gerçekleştirdi. Darbe planlarına katılmakla suçlanan yüksek rütbeli subayların terfilerini engellemeyi başardı.
Türkiye'de subayların terfilerini kararlaştırmak üzere Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) yılda iki kez toplanıyor. Burada sadece terfiler karara bağlanmıyor. Katı bir biçimde laik olan Şûra, toplantılarını, İslamcı gruplara sempati besleyen tüm subayları ordudan ihraç amacıyla da kullanıyor. Gerçi 15 üyeden oluşan kurulu resmî olarak başbakan yönetiyor ve savunma bakanı da Şûra üyesi. Ancak ordu, gelecekteki askerî yönetim hakkındaki planlarını hep gerçekleştirebilmiş, hükûmetin söz hakkı da böylece fiilen sınırlı kalmıştı.
Komutanlar tarafından kararlaştırılan atamaları Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İslamcı muhafazakâr hükûmeti daha fazla sineye çekmek istemiyor. Bu nedenle YAŞ'ın dört günlük toplantısı çarşamba akşamı bir sürprizle sonlandı. İki en önemli göreve –Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı- kimin getirileceği belirsiz. Ordu önerilerini kabul ettiremedi. Hükûmet, Kara Kuvvetleri Komutanı adayı Hasan Iğsız'ı reddetti. Bunun bir sonucu olarak da şu an Kara Kuvvetleri Komutanı olan Işık Koşaner'in İlker Başbuğ'dan sonra Genelkurmay Başkanlığına getirilme planı da ertelenmiş oldu.
Iğsız, internet üzerinden Erdoğan'ın hükûmetteki partisi AK Partiyi iktidardan düşürmek amacıyla başlatılan propaganda kampanyasına katılmakla suçlanan 19 subaydan biri. Savcılığın konuyla ilgili soruşturmaları bu hafta başlamıştı. Ordu tarafından önerilen atamaları resmî olarak onaylaması gereken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YAŞ toplantısından önce, hakkında soruşturma açılan subayların atanmalarının kötü bir sinyal olacağını açıklamıştı. Erdoğan'ın yakın siyasi yol arkadaşı olan Gül, Iğsız'ın Kara Kuvvetleri Komutanı olarak atanmasına da karşı çıktı. Gül tarafından onaylanan listede sadece Iğsız ve yerine kimin atanacağı konusu aydınlanıncaya kadar Genelkurmay Başkanlığına ataması gecikecek olan Koşaner'in isimleri eksik değil. Ordunun planladığının aksine, 2003 yılında hazırlanan ve kısa bir süre önce kamuoyunda yer alan "Balyoz darbe planına" katılmakla suçlanan 11 yüksek rütbeli subayın ataması da gerçekleşmedi.
Erdoğan ve Gül'ün müdahalelerinin ardından komutanlar bu subayların terfisini önermekten vazgeçti. Ayrıca İslamcılıkla suçlanıp ihracı istenen subay da olmadı. Bu durum da şimdiye kadarki tüm uygulamalara ters düşüyor.
Demokratik olarak seçilmiş siyasetçilerin ordudaki anahtar konumların atanması konusunda ortak karar vermesi Batılı gözlemcileri pek şaşırtmaz. Darbe planları yapmakla suçlanan subayların terfisinden kaçınılması da mantıklı görünür. Ancak Türkiye'de olaylar farklı: Siyasetin ordu üzerindeki üstünlüğü burada yavaş yavaş oluşuyor. Güçlü ordu 1960 yılından beri dört kez hoşlanmadığı hükûmetleri devirdiği için, birçok hükûmet ordunun personel politikasını sorgulamaktan kaçındı -bir gün aniden kendileri de darbe kurbanı olmamak umuduyla-.
Hükûmetin son güç gösterisi, AK Partinin yıllardır ordu üzerindeki demokratik ve hukuki kontrolü artırma çabaları serisinin bir parçası. Belirli bir süredir çeşitli darbe planları nedeniyle savunmada olan ordu yönetimi siyasi durumu bir kez daha yanlış değerlendirdi ve hükûmetin direncini hafife aldı. Ordu yönetimi kısa bir süre önce, hukuka karşı geldikleri gerekçesiyle zanlı olan ama henüz suçu sabit görülmeyen subayların terfi edilmemesinin büyük bir haksızlık olacağını açıklamıştı.
Türk Devleti'ni on yıllardır kendi malları gibi gören generaller için sivil kontrol altına girmenin kolay olmadığı açık. Hele ki 2002 yılından beri iktidarda olan AK Partiye hâlâ güvenmedikleri ve Türkiye'yi İslamlaştırmakla ve Cumhuriyetin Kemalist ilkelerine karşı ihanetle suçladıkları için. Ayrıca AK Parti tarafından ordunun elinden bazı ayrıcalıklar da alındı -bu hafta özerk personel politikası konusunda yazılı olmayan özel hak da dâhil olmak üzere-.