ANKARA, 29/07(BYE)--- Almanya'da yayımlanan Neues Deutschland gazetesinin 29 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Roland Etzel imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan yorumun çevirisi şöyledir:
Westerwelle’nin Türkiye ziyareti verimsizliğin ötesine geçemedi. Çıkış noktası itibarıyla da başka bir sonuç beklenemezdi zaten. Türkiye’nin kendi başına yol arayışlarına girmesine neden olan özgüven, Federal Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin ocak ayında Türkiye'ye gerçekleştirdiği ilk ziyaretinden bu yana oldukça arttı; bu bakımdan Ankara günümüzde daha önce hiç olmadığı kadar çok Orta Doğu meselelerine müdahil oluyor ve üstelik bunu Berlin’le kesinlikle uyum içinde olmadan yapıyor.
Ancak asıl can sıkıcı ve önemli konu hiç şüphesiz Türkiye’nin AB üyelik isteği. Bu durum şimdiki dışişleri bakanına özellikle tatsız anılar hatırlatan bir konu olması itibarıyla da dikkat çekici. Geçen ocak ayındaki ziyareti esnasında Westerwelle, Ankara’nın Avrupa Birliğine katılımını şu cesur ifadelerle desteklemişti: “Kısa pantolonlu bir turist olarak burada bulunmuyorum, Almanya dışişleri bakanı olarak buradayım. Sözüm geçerlidir!” Ancak sözü daha ülkesine dönmeden bile geçerliliğini yitirdi. Daha Türkiye ziyaretini tamamlamadan Westerwelle’ye haddi Bavyera’dan bildirildi. Westerwelle’nin, Türkiye'nin AB'ne katılım konusundaki görüşü Erdoğan açısından da benzer şekilde havada kaldı ve faydasız olmanın ötesine geçemedi. Güya konu Westerwelle'nin ziyareti esnasında gündemin ana maddesini bile oluşturmayacaktı. Westerwelle’nin son ziyaretine gelişine sadece saatler kala bu kez İngiliz Başbakanı Cameron’un -anlaşılan Berlin’i benzer derecede şaşkınlığa uğratan ve kızdıran- kendisinin aslında Ankara’nın AB'ye katılımının “tutkulu bir destekçisi” olduğuna ilişkin açıklaması sonrasında herhalde Westerwelle’ye söyleyecek başka bir söz kalmamıştır. Peki, -uzun pantolonlu- Westerwelle’nin önceleri sarf ettiği sözü hala geçerli oluyor mu?
Son Ankara temasları sırasında Westerwelle’nin, Gazze ve İran gibi bölgesel konulara dair açıklamalarının Türkiye ile ilişkileri daha fazla iyileştirmediğini tahmin etmek güç değil. Bu bağlamda son ziyareti en azından şunu özellikle gösterdi: Türk-Alman görüş ayrılıklarında bir çözüme yaklaşılmış olmadı.