WASHINGTON, 07/08(BYE)--- Tirajı dünya genelinde 4,2 milyon olan Newsweek dergisinin 5 Ağustos 2010 tarihli internet sayfasında, Howard Fineman imzalasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
İtalya, Yunanistan, Türkiye ve Karadeniz'e yaptığım üç haftalık bir seyahatin ardından tekrar Washington'dayım ve işte size vereceğim haber: İstanbul'daki yeni Modern Sanatlar Müzesi'ndeki eserler Roma'daki yeni modern sanatlar müzesindeki eserlerden çok daha göz alıcı.
İstanbul'un antik adları Bizans ya da Konstantinopole'nin, Roma'dan daha gözalıcı sanat eserlerine sahip oluşu yeni bir şey değil. Osmanlılara saygımız sonsuz ancak bu durum Rönesans döneminden bu yana böyle değildi. Roma'da İtalyan ressam Dino De Dominicis'in eğri büğrü, kabus gibi olan ve sadece ressamın kendisini atfeden eserleri başarılı, ancak dünyadan soyutlanmış bir biçimde Maxxi'de sergilenmişti ve sergi Andy Warhol'dan ziyade Goya'yı anımsatıyordu. İstanbul Modern Sanatlar Müzesi'ndeki en önemli parça ise tam tersine, Londra'da liste başlarında yer alan ve toplumda kadının rolüyle ilgili gizemli sorular uyandıran ve aynı zamanda da kendi terzilik yeteneğini de yansıtabilen Türk modacı Hüseyin Çağlayan tarafından yapılan muazzam, rengarenk olandı.
Bu, son on yıl içerisinde Türkiye'ye yaptığım üçüncü ziyaretimin sonucunda edindiğim net izlenimleri de yansıtıyor. Homeros dönemini saymazsak, bugün İstanbul olarak bildiğimiz kent ve Türkiye olarak bildiğimiz ülke, son üçbin yıl içerisinde üçüncü kez dünya ekseninde yer almaya başlıyor. Bunun nedeni, her zaman olduğu gibi İstanbul'un bir köprü niteliğinde olması ve bu kez sadece kıtalar arasında değil aynı zamanda uzlaşmazlıkların dünya siyasetinde baskın olduğu günümüzde Yahudi-Hristiyan Batı ile yeniden dirilen İslami Doğu arasında bir köprü vazifesi görmesidir.
Kur'an'a bağlı ancak hâlâ laik olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türk hükûmeti, yedi yıllık iktidarı süresince mollalarla karşılıklı desteği dikkatlice sağladı. Mecliste net bir çoğunluğun desteği ve bir sultan misali güvencesiyle Erdoğan süratle mali anlaşmalar yapabiliyor. Bu konuyla ilgili görüştüğüm Türk iş adamları, Erdoğan'ın bu özelliğini kerhen tasvip ediyorlar. Hem Türk hem ABD vatandaşı olan ve bir dönem Washington'da restoran işleten, bugün ise bir tatil beldesinde işletme sahibi olan Sahir Erozan, "Erdoğan işleri iyi dengeliyor" diyor.
Sonuç olarak, gerek Arap Orta Doğu'dan gerekse Batı'dan gelen yeni yatırım dalgası sayesinde olsun, Türk ekonomisi büyüyor. İnşaat sektöründe ciddi bir patlama var. İstanbul sokaklarında, Boğaz'ın altından geçecek yeni bir alt geçit ve tren yolu çalışmaları nedeniyle kazı çalışmaları sürüyor, kentin Asya yakasının doğu bölümünde her yerde vinçler var. Türkiye'nin borcunun yıllık Gayri Safi Yurtİçi Hasılasına olan oranı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında en az düzeyde hatta bu oran yıllardır Türkiye'nin üyeliğine burun kıvıran Avrupa Birliği üyesi ülkelerindeki oranlardan bile daha düşük. Şimdi gülme sırası Türkiye'de.
Son dönemlerde gündeme oturan bazı konular Türkiye'nin bu yeni konumuyla bağdaştırılarak açıklanabilir: Örneğin, İsraillilerin Gazze yardım filosu olayının bir BM komisyonu tarafından soruşturulması hususunda Türkiye ile anlaşmaya varmış olması ve Başkan Obama'nın Tahran'ın nükleer hırsları konusunda uzlaşmaya varmak üzere İran'a tekrar bir davetiye çıkarmasının arkasındaki nedenler Türkiye'nin ihtiyaçlarının öneminin ağır basmasıyla ilintili.
Ülkede hâlâ önemli bir role sahip ve geçmişte Amerika'nın da desteğiyle darbeler gerçekleştirmiş olan Türk ordusu bu ay üst düzey görevlere kimlerin getirileceğine karar verecek. Bu seçilecekler, Erdoğan ile iş birliği içinde olabilir. ABD yönetiminin bu durumdan endişe duymadığı ve hatta Erdoğan yanlısı atamaları destekleyebileceği kanısındayım. ABD'nin artık bu konuda daha önce olduğu gibi bir etkisi bulunmuyor. Ayrıca gelecek ay tüm dikkatler, ordunun toplum üzerindeki geleneksel büyük rolü ile Atatürk'ün katı laiklik olgusu bağlamında anayasal değişiklik yapılmasını sağlamak amacıyla düzenlenecek referandum üzerine yoğunlaşacaktır. İslamiyet'e yönelen bir Türkiye'nin diğer Müslüman ülkeler arasında temel ara bulucu olabileceğine ilişkin teori konusunda ise ABD'nin dikkatlice adım atmasını beklemek gerekir.
Şimdi Türkiye hakkında gerek kendi gerekse herkesin çıkarına "laiklikten çok fazla mı uzaklaşacak?" diye soruluyor. Şimdiye kadar böyle bir şey olmadı. İsrail'in canlı demokrasisi ve Amerika ile olan derin kültürel bağları nedeniyle bu ülke, ABD'nin dış politika gündeminde önemli bir yer tutuyor. Ancak artık stratejik ve hatta mali ve dinî anlamda Türkiye de bölgedeki düzenin ve barışın korunmasında kilit bir rol oynuyor. Barak Obama yönetime gelirken bu durumu kabullendi, Obama'nın başkanlık görevini devraldıktan sonra Kuzey Amerika dışına gerçekleştirdiği ilk ziyaret, 2009 yılının mart ayında Türkiye'ye yaptığı iki gün süren ziyaretti.
Ancak dostum Sahir Erozan bu durumun olacağını yıllar öncesinden sezmiş. Saygın şair, bilim adamı ve siyasetçilerden oluşan bir aileden gelen Erozan, 1970'li yılların sonlarında tahsil için Washington'a gelerek, 1980 ve 1990'lı yıllarda burada kalmış. "Önceden kokusunu alıyorum" diyen Erozan, bir nevi yönelim takipçisi gibi. Erozan, George W. Bush'un 2005 yılında ikinci kez seçimleri kazanmasıyla Washington'da bir dönem işlettiği "Cities" adlı restoranı bırakıp vatanına dönmeye ve Türkiye'nin güneyinde Bodrum'da ailesine ait oteli geliştirmeye karar verir. Maça Kızı Otel bugün Türkiye'de en çok tutulan ve popüler olan otellerden bir tanesi. Konukları Türkiye, ABD, Avrupa, İsrail ve giderek artan şekilde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Orta Doğu ülkelerinden geliyor.
Müzik seslerinin yükseldiği, barların kalabalık bir şekilde dolu olduğu, yatların limanda demir attığı ve sessizliği daha çok sevenlerin yüksek yerlerde esinti eşliğinde çaylarını yudumladığı Ege sahilleri göz kamaştırıcı. Neden mi? Çünkü burada belki birkaç İskandinavyalının dışında kimsenin nereli olduğunu bilemezsiniz. Ve herkesin iPad'i var.