Nezaket...
Kolay kazanılır bir haslet değildir nezaket... Vazgeçerken iyi düşünmüş olmak gerek...
Diyetini göz kararıyla da olsa kestirmiş olmak demek, inceliği terk etmek...
Ya da hak terazisi şaşmayan biri olmak gerek, icap edenden emin bir zihin sahibi...
Anlamak yahut hiç anlamamak zamanlarının revaçta duygusudur nezaket...
Korkuyla, hata yaptığı, kandırıldığı, önemsenmediği, yenildiği hissiyle hırçınlaşan, kaybolan; kazanma keyfi, başarma hazzı, pohpohlandığı, kıymetlendirildiği ve doğru yaptığı inancıyla çoğalan, çoğaldıkça incelen, inceldikçe kendini bile şaşırtan...
Muameleye göre çarşaflanan, peçelenen yahut sere serpe önüne gelene parça parça payelenen bir histir nezaket...
Ve dahi bu haliyle, giz dolu aşifte bir kadın gibidir, birçok duygudan hamile kalan...
Ya da her kadına ayrı bir yalan söyleyen eski, kart bir çeşmedir, zavallı...
Ama...
Özünü kavrayan için her zaman endişeli, telaşlı bir duygudur ya nezaket, yüksek çarpıntılarla mücadele demek damarlarda...
Bir insan özelliğidir ya, paçavra gibi sıkıştırılamaz dip köşeye...
O yüzden insanlıkta ısrar, inat demek nezaket...
Farklı oranlarda da olsa, bir başkası için, herkesin üzerine düşen bir nezaket vardır koca dünyada...
Ve ne güzel ki, insan sadece onu bırakmakla yükümlü kılınmış ömrü hayatında, ardında...
Vay haline!.. Basit bir isteği karşılayamayan insanoğlunun...
Sana düşeni bırak, gerisine karışma Zilli!..
Sana düşeni bırak, gerisine karışma Deyyus!..
Tövbe tövbe!..