Son Haberler
29.05.2012 Salı 10:30
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

NEZAVISIMAYA GAZETA: İSLAMLAŞTIRMANIN "GRİ KARDİNALLERİ"...TÜRKİYE'NİN RUHANİ LİDERLERİ ESKİ SSCB COĞRAFYASINDA ETKİLİ OLUYOR
02.09.2010 14:00

MOSKOVA, 01/09(BYE)-- Tirajı günde 40 bin olan Nezavisimaya Gazeta'nın 1 Eylül 2010 tarihli sayısının NG Religii ekinde, RF Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Doktoru, Türkolog Nikolay Kireev imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yazının özet çevirisi şöyledir:

NG Religii'nin 2 Haziran 2010 tarihli sayısında, Georgetown Üniversitesi ve Ürdün Krallığı İslam Araştırmalar Enstitüsü tarafından hazırlanan, günümüzün 500 ünlü Müslümanından oluşan listeden bahsedilmişti. Listede 20 Türk vatandaşı da var. Hepsi ünlü politikacı ve toplumsal faaliyet gösteren kişiler değil. "Beş yüz" kişi arasında bulunan iki ruhani lider, "ılımlı İslam"la ilgili dini-aydınlatma alanında yoğun faaliyet gösterdikleri için listeye alınmış. Listenin 13. Sırasında, çok etkili dini cemaat lideri Fethullah Gülen bulunuyor. Ayrıca Türk medyasında ve internette sıkça Harun Yahya ismiyle yazılar yazan Adnan Oktar da listede var.

--Gülen'in Gölge Partisi--

Gülen, şu anda iktidarda olan AK Partinin kurulması aşamasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a danışmanlık yapmasına rağmen, Gülen cemaatine Türkiye'de yaklaşım eskiden ve şimdi hep değişik olmuştur. Cemaatin din ve kültür alanındaki faaliyetinin yoğun reklamı yapılıyor ve Gülen'le ilgili olarak Papa, Konstantinopolis Patriği, ünlü yabancı ve Türk politikacılarla buluşmaları hakkında haberler yayımlanıyor. Ancak Gülen hakkında Türkiye'de eleştirel nitelikte haberler de az değil. Daha 1994'te ortanın solundaki çevreler ve laiklik rejim yanlısı aydınlar, dönemin başbakanı Tansu Çiller'in neredeyse illegal faaliyette bulunan bu İslamcıyla buluşmasını eleştirmişlerdi. Birçok gazete, Gülen'in başbakanlığın resmi binasında kabul edildiğini yazmıştı. Bunu protesto edenler, başbakanlık binası önüne siyah çelenk bile koymuştu.

Bugün Türkiye'nin iktidardaki politikacıları, Said-i Nursi'nin öğretisine olumlu baktıklarını gizlememekle birlikte, Gülen cemaatinin yönetimiyle ilişkilerini pek açıklamıyorlar. Sırası gelmişken kaydedelim ki Nursi'nin eserleri Rusya'da aşırılıkçı nitelik taşıyor diye yasaklanmıştır.

Erdoğan, muhalif politikacı olduğu zaman uzun süredir ABD'de yaşayan Gülen ile Mayıs 2000'de Amerika'da buluşmuştu. Galiba dini liderin tavsiyeleri Erdoğan'ın siyasi kariyeri için faydalı olmuştur. Erdoğan başkanlığındaki hareketin radikalizmden ılımlı tutuma geçmesini ve İslamcılık ideolojisinin yenilenmesinde bu tavsiyelerin önemini kaydetmek gerek. Gerçi tavsiyeler dini değil, siyasi karakter taşıyordu ve Türkiye'de iktidar için mücadeleye doğrudan ilişkiliydi. Tavsiyelerle birlikte maddi yardım da yapılmıştı. Cemaatin finans gücü dikkate alınırsa yardımın miktarını tahmin etmek mümkün. Cemaati şiddetle eleştiren Necip Hablemitoğlu, başta güvenlik kurumları olmak üzere bazı devlet kurumlarında cemaatin yıkıcı faaliyeti hakkındaki "Köstebek" isimli kitabında "Gülen cemaati, sahip olduğu mali kaynakları eğitim gibi en 'zeki', en 'değerli' alanlara yönelttiği için, ülkemizin yalnız şimdiki durumunu değil, geleceğini de tehdit edecek." diye yazmıştı. Hablemitoğlu devamla, "Fethullahçılar muazzam örgüte dönüştü. Örgüt, en az 25 milyar dolar tutarındaki sermayesi, birkaç milyar dolara varan yıllık cirosu ve yüz milyonlarca dolarlık hayırsever bağışları sayesinde herkesi ve her şeyi satın alabilecek durumda." diye belirtmişti.

Cumhuriyet gazetesine göre, Gülen, Türkiye'de dini ilkelere dayalı bir devlet kurmaya yönelik faaliyetleri nedeniyle 1971'de İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından üç yıl süreli hapis cezasına çarptırılmıştı. Güvenlik kurumlarının elindeki bilgilere göre, Nisan 1980'de Gülen, İzmir'de Nurcuların toplantısında yaptığı konuşmada, yakın gelecekte Türkiye'de "İran'daki gibi şeyler" olacağını ve bu amaçla ülkenin bütün illerinde liderlerin belirlendiğini bildirmişti. 13 Eylül 1980'de ordu, Gülen'i gözaltına almaya çalışmışsa da yakalayamadı. 1986'da gözaltına alınan Gülen, yüksek görevli yöneticilerin talebi üzerine serbest bırakıldı. Bu talebin başbakan Turgut Özal tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Gazetedeki yazıya göre, ülkenin askeri yönetiminin girişimi üzerine Gülen'in faaliyeti hakkında rapor hazırlanmıştı. Raporda, cemaatin laik devlet için "tehlikeli" olduğu belirtilmişti. Ayrıca raporda, Gülen'in demokratik toplumun olanaklarından yararlanarak ve adamlarını bütün devlet dairelerine sokarak, Atatürk'ün ilke ve reformlarını yok edeceği, hedefinin şeriata dayalı devletin kurulması ve bilahare Bütün Dünya Türk-İslam Birliği tesis edilmesi olduğu yazılmıştı.

--Avrasya'ya İslam Akımı--

Gülen, Hablemitoğlu'nun sözünü ettiği milyarlarca dolar sayesinde yalnızca Türkiye'de etkili olmuyor. Cemaatin parasıyla onlarca ülkede eğitim kurumu çalışıyor. Gülen, Rusya dahil BDT ülkelerine de yolu açtı. Gülen'in aktif yanlılarından Hulusi Turgut, Gülen'in adamlarının eski SSCB topraklarına gelmesini şöyle anlatmıştı: "Gülen, Berlin Duvarı'nın yıkıldığını duyunca İstanbul'un Süleymaniye Camisi'ne giderek içeride bulunanlara seslenip, parçalanmakta olan SSCB halklarının 'bağımsızlık kazanmalarını' düşünmeye çağırdı." Cemaatin RF topraklarında sözde "aydınlatma" faaliyeti, bazı nedenlerle Rus topraklarında yasaklandı. Zira bu faaliyetleri toplumda etnik gruplar ve dinler arasındaki istikrara ve Rusya'nın toprak bütünlüğüne tehlike teşkil ediyordu.

Gülen, vaazlarında teolojik mütalaaların yanı sıra Türk işadamlarını ve kültür alanında çalışanları Orta Asya'ya hareket etmeye çağırıyordu. Gülen buna "İslam hayrına mukaddes akım" diyerek "atalarımızın vatanına artık dönme zamanı geldi" diye çağrıda bulunuyordu.

Gülen ekonomik, dini ve ideolojik gerekçelere de başvuruyor: "Yatırımcılarımız ortak din, dil, kültür ve tarihimizi göz önüne alarak akıllıca hareket ederlerse ve bu şansı kaçırmazlarsa biz, içinde bulunduğumuz çıkmazdan kurtulacağız ve belki de dünyanın zengin ülkeleri arasına gireceğiz. Ben bunu 1989'da, Rusya'nın erimeye başladığı andan itibaren camilerde anlatmaya başladım." diyor.

Gülen'in yaşadığı ABD'de de kendisini eleştirenler var. Örneğin, Orta Doğu Forumu isimli örgüt tarafından yayımlanan dergide Sharon Crespin imzasıyla yer verilen "Fethullah Gülen'in Büyük Hevesi, Türkiye İçin İslam Tehdididir" adlı araştırmada, Gülen cemaatinin amacının yalnızca devleti etkilemek olmadığı, devleti yönetmek için çabaladığı kaydediliyor. Türkiye'de imam sayısının 90 bin olduğu ve bunun, laik öğretmen ve profesör sayısından fazla olduğu belirtiliyor. Araştırmada, Gülen'in AK Partideki yanlılarının; ellerindeki medya imparatorluğu, bankalar ve "nur evleri" diye adlandırılan okullar aracılığıyla fiiliyatta bu siyasi örgütü yönettiklerine işaret ediliyor.

--Harun Yahya'nın Elektronik İmparatorluğu--

500 etkili Müslüman listesinde yer alan bir başka kişi olan Adnan Oktar veya Harun Yahya, özellikle Türk-İslam birlik görüşünün propagandasını yapan hareketin başını çekiyor. Oktar'ın cemaatinin, faaliyetlerini özellikle internet aracılığıyla tanıtması Türkiye'de göze çarpıyor. Metinler, Rusça dahil çeşitli dillerde yayımlanıyor.

Oktar, Türk dünyasının yalnızca Orta Asya ülkeleriyle sınırlı olmadığını hatırlatarak, "Türk dünyası, Adriyatik Denizi'nden Çin'e kadar uzanıyor, bu coğrafyada yaşayan toplukların etnik kökenleri farklı, ama tarihte hepsi Türk-İslam manevi değerlere dayalı olarak birleştirilmişti. Özbek, Kazak, Uygur, Tatar, Çerkez, Abhaz, Boşnak ve Çeçenler; tek ülkü altında, bu topraklarda hala varlığını sürdüren Türk- İslam medeniyetinin mirası altında birleştirilmiştir." diye hatırlatıyor.

Oktar, Kafkasya ve Orta Asya'daki durumla ilgili olarak şöyle diyor: "Bu bölgede Türkiye açısından büyük potansiyel var. Tarih boyunca Rus baskısından kaçarak Osmanlı İmparatorluğu'na sığınan Kafkasyalılar, Müslüman haklardır. Orta Asya Osmanlı toprağı değildi ama ortak Türk kökenlere sahip oldukları için bu bölge Türkiye'ye sadıktır."

Oktar'ın Türk-İslam birliği hakkındaki düşüncelerinde özellikle Rusya'ya büyük yer ayrılmıştır. Oktar, Rusya'yı "geleneksel yayılmacılık ideolojisine bağlılık", "hegemonyacılık" ve "Rus milliyetçiliği" için eleştiriyor.

Oktar, "Türk dünyasının bağımsızlığa kavuşmasının üzerinden on yıl geçmesine rağmen Rusya hâlâ bölgede etkisini koruyor." diye yakınıyor. Türkiye liderliğinde kurulacak birliğin Rusya'nın etkisini baltalayacağını ve Türk dünyasının dünya liderliği olma yolunu açacağını iddia eden Oktar, "Yalnızca bağımsızlığa kavuşan Türk cumhuriyetler değil, Balkanlar'dan Doğu Kazakistan'a kadar uzanan Türk dünyası Türkiye'nin liderliğinde sabırsızlıkla Türk birliğinin kurulmasını bekliyor." diye belirtiyor.

YORUMLARINIZ
fatih yalçın - 19.09.2010 23:52
Türk İslam Birliği 10 Yıla kadar kurulacak Hz.Mehdi önderliğinde dünyaya barış ve huzur hakim olacak hadislerde bildiriliyor inşaAllah.
Demet Aslan - 18.09.2010 17:31
Ruslar çok şahane insanlardır,Osmanlı ahlakına sahiptirler.Türk İslam Birliği’nin en önemli üyelerinden birisi Rusya olacak ve hepsi de Müslüman olacaklar. Çünkü orada Hıristiyanlık Komünist düşünce devrinde ezildi, şimdi yeniden Hıristiyan olmaları çok zor artık.Bediüzzaman,“hepsi Müslüman olacaklar” diyor. Zaten İslam Birliği’ne girmek için can atıyorlar, Önümüzdeki günleri takip edin Türk İslam Birliği’nin mühim bir gücü olarak devreye girecekler.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1