TOKYO, 16/08(BYE)--- Tirajı 3 milyon 46 bin olan muhafazakâr eğilimli Nihon Keizai Shimbun'un 14 Ağustos 2010 tarihli sayısında, Kentaro Abe imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan Kahire çıkışlı haber-yorumun çevirisi şöyledir:
Türkiye, uluslararası kamuoyunda varlığını hissettirmeye başladı. Bir yandan BM Güvenlik Konseyinin İran'a ek yaptırım kararına karşı çıkarken, diğer yandan hızla İslam ülkeleri ve Güney Doğu Asya ile ekonomik ilişkilerini güçlendiriyor. Türkiye'nin, AB üyeliğinin gerçekleşmemesi nedeniyle rotasını Avrupa ve ABD'den başka yönlere çevirdiği görüşleri de bulunuyor.
Asya ile Avrupa arasında uzanan bu büyük ülkenin "fikir değiştirmesi"nin bölgenin güç dengelerini etkilemesi kaçınılmaz.
--Başvurudan Bu Yana Yarım Asır--
Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Güney Doğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) bağlantılı bir toplantı nedeniyle -22-23 Temmuz'da- Vietnam'ın başkenti Hanoi'deydi. Sebebi, ASEAN Dostluk ve İş Birliği Antlaşması'nın (TAC) imza törenine katılmaktı. ASEAN Genel Sekreteri Surin Pitsuwan, "Türkiye'nin hızla genişleyen etki alanı Güney Doğu Asya'ya kadar ulaştı" sözleriyle, ilişkilerin güçlenmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ediyordu. Keza, haziran ayında Türkiye, Suriye ve Lübnan arasında serbest ticaret bölgesi fikri gündeme getirildi.
Avrupa ve ABD ile arasına mesafe koyarak, hızla Doğu'ya yönelmekte gibi görünen Türkiye. Bunun en büyük nedeni ise AB'nin Türkiye'nin üyeliğini kabul etmemesi.
Türkiye'nin, AB üyelik başvurusunun üzerinden yarım asırdan uzun bir zaman geçti. İslam ülkesi olmasının yarattığı alerji bir türlü aşılamazken, eski Sovyet bloku ülkeleri bile Türkiye'nin önüne geçti.
Üyelik konusundaki belirsizlik aşılamazken, artık Avrupa'yı hoş tutmanın gerekliliğinin sorgulanması hiç de şaşırtıcı olmasa gerek.
Hâl böyle olunca Türkiye de önceliğini somut ekonomik çıkarlarına verdi. Avrupa'nın, Türkiye'nin ihracatındaki payı son iki yıldır peş peşe yüzde 10 azalarak yüzde 50'nin altına düşerken, Orta Doğu'ya yönelik ihracat payı ise yüzde 20'yi aştı. Bu arada yaptırımlar karşısında itiraz eden Türkiye, doğal gaz ithalatının üçte birini İran'dan yapıyor.
Öte yandan Çin'e yönelik ihracat da son beş yılda dört kat arttı. JP Morgan, Türkiye'nin Avrupa ile olan ticaretiyle, Orta Doğu, Afrika ve Asya ile olan dış ticaretinin önümüzdeki on yılda hemen hemen eşit değerlere gelmesi ihtimaline işaret ediyor.
Başbakanlık Başdanışmanı İbrahim Kalın, "Yeni Türk diplomasisinin başaktörleri iş adamlarımızdır. Orta Doğu ve Orta Asya ile ilişkilerimizi yeniden şekillendiriyoruz" açıklamasıyla, çok yönlü diplomasi yönelimini net bir dille ifade ediyor. Hedef, coğrafi konumunu ve ekonomik gücünü kullanarak, etki alanını İslam ülkeleri ve Orta Asya'ya genişletmiş bölgesel büyük bir güç olmak.
--Uzaklaşmadan Duyulan Endişe--
Afganistan'a lojistik destek bakımından önemli bir üs desteği sağlayan bir NATO üyesinin uzaklaşması karşısında artık Batı da endişe duymaya başladı.
"Türkiye'nin kendisini Avrupa ailesinin bir üyesi gibi hissetmediği takdirde başka müttefikler ve ortaklar araması son derece doğaldır" ABD Başkanı Obama bu sözleriyle, AB'nin Türkiye'yi üyeliğe kabul etmesi gerektiğine olan inancını ortaya koydu.
Mayıs ayında göreve gelen İngiltere Başbakanı Cameron, geçen ay Türkiye'yi ziyaret etti. "2025 yılına kadar Türkiye'nin ekonomik büyüklüğünün İspanya, Kanada ve İtalya'yı geçeceği"nden bahisle, Türkiye'nin AB üyeliğine, bu konuda ihtiyatlı yaklaşan Almanya ve Fransa'nın aksine, açık desteğini ortaya koydu.
Uzaklaşıyor gibi görünse de Avrupa'nın bir parçası olmayı arzulayan Türk halkının bu düşüncesinin değiştiği söylenemez. Hükûmet de hâlen AB üyeliği perspektifini koruyor. O bakımdan, ABD ve İngiltere'nin tepkilerinin beklenildiği gibi olduğu söylenebilir.
Bölgesel büyük güç olma arzusu ile AB üyeliği yolunu açık tutmak... Çelişkili görünse de Türkiye'nin Batılı değerlerin kabul gördüğü demokratik bir İslam ülkesi olmak gibi özgün konumu, buna imkân veriyor.