Ankara’yı tedirgin eden Siyah kasklı sapığın adı, Şahin Öğüt’tü, küçük bir kıza tacizle suçlanan Vakit yazarının ismi ise Hüseyin Üzmez, bunlardan en vahimi kız arkadaşını bıçaklayarak bir çöp konteynırına atan Cem Garipoğlu….Dikkat ediyorum da, ne kadar da güzel, manidar isimlere sahipler; Öğüt, Üzmez, Garipoğlu…İsimlerinin tersine bir hayat sürmeleri, ona uygun davranmamaları bence sadece tesadüf değil. Bu insanlar işledikleri suçlarda, isimlerinin ne kadar sık tekrarlanacağını, cinayetle, garipoğlu gibi birbiriyle örtüşmeyen ibarelerin yan yana geleceğini biliyorlar. Sen bir ‘Garibin oğlu’ysan, sen insanları ‘Üzme’yen biriysen, sen ‘Öğüt’ veren, öğüt alansan bunlar başına gelmemeli diyen biri oluyordur eminim çevrelerinde. Kimse ismi ne olursa olsun ona leke sürülsün istemez ama bunun gibi bir çok insan sırf ismi ona bu yükümlülüğü veriyor diye aykırı davranmayı seçiyor.
Şu Münevver olayında, her,” Cem Garipoğlu” dendiğinde, ilk aklımdan geçen nasıl bir garibe kıyabilmiş, daha sonra onu öldürmenin ötesine geçip, hunharca, parça parça etmekle hangi duygusunu tatmin etmiş, hele hele bir gitar kılıfına gizlediğin o başın bir konçerto olarak her zaman kulağında inleyeceğini nasıl düşünmemiş, bunu da geçtim kullanılan maddelerin işe yaramayan kısımlarının, kullanılmaz hale gelen eşyaların ve değerini yitiren katı atık maddelerin yerinin onun layığı olduğu yer olarak nasıl düşünmüş ve maalesef Garipoğlu’nun hesaba katmadığı şey elindeki oyuncağı patlayıcı, ositleyici, tutuşabilen, tehlikeli bir atık haline getirmiş olduğuydu.
Aslında ne çocuk psikolojisi ne de isminin ona taşıyamayacağı bir yük bindirmiş olması…Bu olayı açıklayabilecek bir şey bulunacağını sanmıyorum. Başsız doğan çocukların yaşayabildiği mahşer ortamında normallikleri iyiden iyiye yitirmemize şaşmıyorum. Şu an da yakalan bu katil zanlısından duymayı istediğim tek şey var, kız arkadaşı kendi ellerinde öleceğini anladığında ona ne demiş? Ve sonra şunu bilmeyi salık veririm, Maide süresinde belirtildiği gibi, "Biz (Tevrat’ta) onların üzerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılıktır. Hülasa bütün) yaralar birbirine kısastır." Münevver’in hangi yaptığı fenalık, Garipoğlu için onu bu sona götürmeye yetmiştir? Kıskançlık demesin bana, buna kimse inanmaz…Buna çok çabuk bir cevap bulsun ama benden kendisine bir tavsiye, sorusunun cevabını çöplüklerde arayabilir!