Önce yönetenler dürüst olacak
25 yıl bürokraside görev yaptık…
Devlete çeyrek asır müfettiş-başmüfettiş ve teftiş kurulu başkanı olarak onurumuzla hizmet ettik… Bunu yeri geldikçe yazılarımızda belirtmek durumunda kalıyoruz… Çünkü ortam ve yaşananlar gerektiriyor…
Peki… Geldiğimiz noktada ülkede ve gidişatta tabloyu nasıl görüyoruz…
Şu kesin, geç de olsa anladık ki ömrümüzden 25 yılı boşuna harcamışız!..
Geceler boyu, evimizden barkımızdan kilometrelerce uzakta masa başında ve dosyaların arasında boşuna ter dökmüşüz!..
Ailemizden, çocuklarımızdan her yıl aylar boyu boşuna ayrı kalmışız!..
Görevimizi gerektirdiği gibi yerine getirmek için, onun bunun hışmına boş yere uğramışız!
Devletin hakkını, hukukunu koruyalım, uğursuza, soysuza, soyguncuya fırsat verilmesin diye boşuna kendimizi yıpratmış, çeşitli risk ve tehlikeleri göze almışız!
Çeyrek asır sonra bugün; ülkesi adına hayalleri, idealleri, beklentileri çökmüş, içi hüzün dolu bahtsız bir vatandaş olmanın psikolojik yıkımı içerisindeyiz…
X
İddia ediyoruz ki, devlette uzun süre müfettişlik yapmış ya da yapmak talihsizliğini yaşamış, pek çok dürüst ve onurlu meslektaşımız; bugün bizim gibi ruh ve umut çökkünlüğü içerisindedir!.
Hiçbir meslektaşımız; görev yaptığı süre içerisinde hak, hukuk ve adaletin hakkıyla işlediğini, yaptığı inceleme, soruşturmalar ya da teftişler sonucu yazmış olduğu raporların gereğinin bağlı olduğu makamlarca yerine getirildiğini iddia edemez…
Tabi ki bütünüyle durumun belirttiğimiz gibi olduğunu iddia etmiyoruz…
Ancak, şu da kesin ki, dikkate alınan müfettiş raporlarının pek çoğu, yönetimlerin işine geldiği için gereği yapılmış raporlardır…
X
Bir anımız…
Unvanı genel müdür… Çalıştığımız kurumun üst noktada ki yöneticisi…
Kendisiyle kurumun başmüfettişi olarak, zaman zaman çeşitli konularda konuşurduk. Göreve atandığı ilk yıllarda, bize söyledikleri şöyleydi;
“Devlette en küçük hırsızlığa, yolsuzluğa tolerans göstermeyin.
Devletin, milletin bugün ‘bir kuruşunu’ çalan yarın eline fırsat geçtiğinde bir trilyonunu alır götürür…”
Bu söyleme ne denir? Şapka çıkarılır…
Bay genel müdürden böyle şeyler duydukça, içimizden diyorduk ki, “hele şükür düzgün, dürüst bir adam/yönetici sonunda karşımıza çıktı.” Tabi seviniyorduk…
Aradan çok geçmedi, bay genel müdür, tam anlamıyla iktidarın, kuklası durumuna geldi…
Bir teftiş sırasında iktidar partisinden torpilli bir yöneticinin çok ciddi bir yolsuzluğunu yakalamıştık. Tabi normal olarak kişi hakkında soruşturma açtırdık. Soruşturmayı yürüttüğümüz süreç içerisinde, bizim “sözde dürüst(!)” bay genel müdür bir gün bizi makamına çağırdı. Gittik.
Makam odasına girdiğimizde, ayağa kalkıp elimizi sıktıktan sonra bir koltuğu göstererek “buyurun oturun” derken, şahsımıza “ hoş geldiniz, saygılar…” diye hitap edince, anladık ki bay genel müdür zor durumda… Bir iki hoş sohbetten sonra çözüldü….
Devletin tepesinde ki pek çok makam sahibinin trilyonları götürdüğünü, onlara bir şey yapılmadığı halde, kimi memurların, geçim zorluğu içerisinde olduğu için, üç beş kuruşu zimmetine geçirmiş olmaları karşısında o zavallıları cezalandırmanın ne vicdana ve ne de hakkaniyete uymayacağını söyleyemeye başladı…
Geldiği ilk günlerde söylediği, “Bugün devletin bir kuruşunu çalan yarın trilyonu alır götürür…” şeklinde ki söylemini unuttu. Tabi unutmadı da, “dündür, bugün bugündür…” ilkesine sarıldı…
Ne konuştuysa sessizce dinledik. Soruşturma yaptığımız kişinin aslında dürüst bir yönetici olduğunu söyleyerek, durumu buna göre takdir etmemiz yönünde imalı telkinlerde bulundu. Kendisine tek kelime yanıt vermedik.
Bir süre sonra, önüne yolsuzluğu yapan, bu sayede mal varlığını ciddi ölçüde artırdığı tespit edilen kişi hakkında düzenlediğimiz, görevden alma ve gereken yasal işlemlerin yapılmasını içeren raporumuz gelince, bay genel müdürün indinde o tarihten sonra “tu kaka” müfettiş olduk…
Ama, yolsuzluğu yapan, yaptıkları görülmeyerek baş tacı olmaya devam etti… Peki. Sadece bu muydu yaşadıklarımız ve umutlarımızı tüketen? Onu ne siz sorun ne de biz söyleyelim!...
X
Sevgili okurlar:
Ülkeyi yönetenler, önce kendileri dürüst olacak… Vatandaşın önünde ekonomik kazanımları açısından her zaman ve her konuda başları dik olacak!.. Söylemleriyle değil, eylemleriyle dürüst ve namuslu olduklarını halka kanıtlayacaklar!...
Mal varlıklarının, servetlerinin hesabını her yerde; kıvırtmadan, rakamlara atraksiyon yaptırmadan, nereden nasıl kazandıklarını ve ne kadar vergi ödediklerini açıklayarak, eşlerininki de dahil, bugün ki rayiç değerlerini açıkça belirtecek şekilde vermeleri gerekir…
Yukarıda sözünü ettiğimiz “bay genel müdür”, beş vakit namazında, orucunda, hatta Haç’ça da gitmiş bir zatı muhteremdi. Demek ki, namaz, oruç, Haç bir kimsenin dürüst olmasında aranılacak kıstas değilmiş!...
Yazımızı Hacı Bektaş Veli’den anlamlı bir dörtlükle noktalıyoruz.
Hararet sacda değil nardadır
Keramet tacda değil baştadır
Her ne ararsan kendinde ara
Kudüs’te, Mekke’de, hacda değil…
Daha ne diyelim?...
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com
burhanozbey21@hotmail.com