Bu bayram yine İstanbul’da kalmak ile Ankara’ya gitmek arasındayım. Nallıhan ile Bolu arasında kalan Seben Köyünde bulunan kayınvalidem ile kayınpederimin mezarını ziyaret etmek, bayrama daha yakışır bir hareket olur gibime geliyor. Ama diğer yandan yolculukla, bayram süresini öldürmek de, arabanın içine sıkışık birkaç saatten sonra günlerimi yorgun geçirmek de istemiyorum. Bilmiyorum ne yapsam?
Sanırım mezar ziyareti daha baskın duruyor. Onları orada kendi hallerine terk etmek içimi acıtıyor. Her gidişimde üzerlerindeki toprağı eşip, kuru yada dağılmış bedenlerine sarılmak istiyorum. Çünkü sesimin ulaşmadığı yerden ‘Sizi özledim’ demek yetmiyor, kesmiyor.
Onların ikisi de hayata çok sıkı tutunan insanlardı, kayınvalidem hücrelerini gençleştirmek için taze sebzelere sarılır, ot olarak bulduğu her şeyi yerdi. Kayınpederim ise pekmezin bir kasesini tüm koyuluğuna rağmen kana kana içerdi. Ufacık bir ağrılarında soluğu doktorda alır, kaloriferli ev lüksünden kopmamak için evlerinden kolay kolay uzaklaşmazlardı. Tarhanasını, yoğurdunu, kışlık erzakını vaktinden önce hazırlar, yemek öğünlerini atlamazlardı.
Onlara baktığım zaman, hayatımın ne kadar yapay ve mekanik olduğunu düşündürdüm. Çünkü bizim öğünlerimizin yerini bazı zamanlarda simit ve sandviç alırken, onlar için bunlar yiyecekten bile sayılmazdı. Benim yaşamım çok kıymetsiz kalırdı onların yanında. Bazen iyileşmek veya ömürlerini uzatmak için gösterdikleri çaba karşısında, “Allah’a dua ediyorum, benim ömrümden alıp size versin, siz daha çok yaşayın, çünkü yaşamak nedir bunu benden çok daha iyi biliyorsunuz, iyi bildiğiniz şey de sizin olsun” derdim. Onlar da, “Olur mu kızım, sen daha gençsin, bir çocuğun var, o nasıl dua öyle, Allah uzun ömür versin, bizi de ele ayağa düşürmeden vakti gelince alsın” derlerdi. Zaten benim duam da tutmadı. Ben onların yaşama olan tutkularının gerisinde kalsam da, yaşça sayılmasa da, kader çizgimizle de yetişemeyeceğim bir noktadaydım. Ama gerçekten isterdim. Bilirdim ki, kendileri için yaşamsal garantileri sağlarken oğlum ve eşim için de bunu yapacaklardı. Ben ne yazık ki, hazır gıdalar yada sağlıksız besinler konusunda onlar kadar çağımıza kafa tutamıyorum.
Şimdi gidip, “Bu dünyayı bırakıp gideceğiniz aklıma gelmezdi ama acaba o dünyada size ne kadar hoş gelen şeyler vardı ki, bu tercihi yaptınız?” diyesim var. Belki oradaki yaşamlarına sıkı sıkıya daha çok bağlıdırlar. Belki orada ömürlerini uzatmak gibi bir dertleri olmadığı için, bu kez de kısaltmanın derdine düşmüşlerdir, kısalsın ki mahşer çabuk gelsin, “evlatlarımıza kavuşalım” diyorlardır.
Hakikaten çok özledim onları. Bayramın bizi onlara götürmesini beklemeden, orada olmalıyım….
hulyaokur@haberx.com