Son Haberler
29.05.2012 Salı 13:53
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

"Özel bir ordu kurmuyoruz"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''İstiyoruz ki sınır boylarında ve riskli bölgelerde tamamen profesyonellerden oluşan ekipler görev yapsın. Bunlar ayrı bir ordu, özel bir ordu değil. Basına sızan böyle şeyler de var. Biz özel bir ordu kurmuyoruz'' dedi. 16.07.2010 13:11

 

ANKARA (A.A) - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bunlar özel bir ordu değil, bunlar hudut birlikleri olacak. Özel hudut birlikleri mevcut bünye içinde farklı statüde 5 yıl ve daha üzeri bir süre görev yapacak. Uzmanlaşmış bir personel olacak. Bu 5 artı 1 olur, 5 artı 4 olur bunların değerlendirmeleri yapılıyor ve kararı verildikten sonra da oturacağız, yasal düzenlemesi ne ise inşallah gerekli adımı atacağız. Kritik ve hassas bölgelerde belli bir süre ile sınırlı olarak profesyonel güvenlik gücü şeklinde terörle mücadele edecekler'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terör gibi siyaset üstü bir meselede siyasi partilerin bir araya gelmesi ve partiler arasında demokratik diyalog kanallarının kurulmasının önemli olduğunu belirterek, ''Partilerin birbirine kapılarını kapatması, liderlerin yüz yüze bakamayacakları bir üslup içinde olmaları demokratik olgunluğun olmadığını gösterir'' dedi. 
     Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında yaptığı konuşmada, hala gündemdeki yerini koruyan terörle mücadele konusunda sağlıklı teşhisler ortaya koymaya ve çözüm politikaları üretmeye azami hassasiyet gösterdiklerini söyledi. 
     Türkiye'de terörün bu boyutlara ulaşmasının sorunun en başında teşhisin doğru konulmaması ve çözüm önerilerinin de doğru üretilmemesinden kaynaklandığını belirten Erdoğan, ''Biz hem terör örgütü ve teröristle, hem de terörizmle çok boyutlu bir mücadele ortaya koyuyoruz. Terörle mücadelenin salt güvenlik tedbirleriyle yapılamayacağını, terörü doğuran, besleyen şartların da ortadan kaldırılması gerektiğini en başından itibaren samimi bir şekilde vurguladık ve mücadelemizi de bu zemin üzerinde yürüttük'' diye konuştu. 
     ''Terörle mücadelenin salt güvenlik tedbirleriyle sonuç getirmeyeceği gibi, salt hükümetin sadece iktidar partilerinin, belli kurum ve kuruluşların gayretleriyle de neticeye ulaşamaz, ulaşamaz'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 
     ''İktidar terörle ve terörü doğuran nedenlerle mücadele ederken, muhalefetin sırf oy kaygısıyla, sırf popülizm uğruna sadece ve sadece şahsi hırslar uğruna süreci baltalaması, iktidar partisine değil, en başta Türkiye'ye zarar verir. AK Parti başarılı olmasın diye Türkiye ekonomisinin krize girmesi için elinden geleni yapanlar var. Aynı şekilde, sırf AK Parti başarılı olmasın diye terörle mücadeleyi, milli birlik ve kardeşlik projesini başarısızlığa mahkum etmek isteyenler de ne yazık ki ülkemizde var.'' 
     
     -''BİR KEZ DAHA TEŞEKKÜR EDİYORUM''- 
     
     Terörle mücadelede askerin, polisin, geçici köy korucularının güvenlik boyutunda yer aldığını, ancak işin bir de sosyolojik, psikolojik, sosyo-ekonomik, diplomatik boyutlarının bulunduğunu ifade eden Erdoğan, iktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, akademisyenleriyle, medyasıyla her kesimin katkı vermesi, iktidara nasıl yardımcı olabilirim düşüncesi içinde bulunması gerektiğini kaydetti. 
     Erdoğan, ''İktidar başarılı olmasın diye bu konuda her gün kalkar ileri geri beyanlarda bulunulursa bu sadece terör örgütünü güçlendirir, terörle mücadeleyi değil...'' diye konuştu. 
     Bu mücadeleyi dünyada yürütenlerin de böyle başardığını, Türkiye'nin de bunu başarması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, hem hükümetin çalışmalarını aktarmak, hem de siyasi partilerin görüş ve önerilerini almak amacıyla yürüttükleri turu dün tamamladıklarını anımsattı. Bu kapsamda DSP, Saadet Partisi, BBP ve CHP ile görüştüklerini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti: 
     ''Öncelikle davetimize olumlu cevap verdikleri için değerli liderlere ve çalışma arkadaşlarına bir kez daha teşekkür ediyorum. Salı günü partimizin grup toplantısında da ifade ettim. Terörle mücadele gibi milli bir meseleyi görüşmek amacıyla bir araya gelmemiz, istişarede bulunmamız, hiç kuşkusuz, ülkemiz ve milletimiz adına son derece yararlı olmuştur. Benzeri görüşmeleri, benzeri diyalog tablosunu biz her milli meselede, ülkemizin her kronik meselesinde görmek istiyoruz. Bunu samimi şekilde arzuluyoruz. 
     Siyasi partiler arasında görüşmeler, liderler arasında diyalog ve istişarenin olması demokrasinin en önemli gereklerinden biridir. Terör gibi siyaset üstü bir meselede bir araya gelmemiz ne kadar önemliyse partiler arasında demokratik diyalog kanallarının kurulmuş olması da bir o kadar önemlidir. Siyasi partiler arasında elbette rekabet, siyasi mücadele olacaktır. Ancak bu durum partilerin bir araya gelmesine, görüş alışverişinde bulunmasına, milli meselelerde ortak hareket etmesine mani değildir, olmamalıdır. Partilerin birbirine kapılarını kapatması, liderlerin yüz yüze bakamayacakları bir üslup içinde olmaları demokratik olgunluğun olmadığını gösterir. Oysa, diyalog ve tahammül, demokrasinin olmazsa olmazıdır.

 

YORUMLARINIZ
kenan pervane - 16.07.2010 15:35
’12 EYLÜLLERDEN VE BATI VESAYETİNDEN KURTUL!’ ‘OYUNA GELME!’Hayır hayır hayır de......................
1- Ortaya atılan bu sözcüklerin hepsinin içi boştur. Bunlar Amerikan istihbarat kuruluşlarının Türkiye dahil, çeşitli ülkelere RUHSAL propaganda amacıyla enjekte ettikleri sözcükler. Buna ‘politik psikoloji’ diyorlar.Bir ülkede Özgürlük, demokrasi, hukuk var mı diye bakarken önce geniş çoğunluğun, halkın yaşam düzeyine bakılır. Örgütlenme özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne, sendikal hakların düzeyine, siyasi partilerin sınıfsal bazda ortaya çıkıp çıkamıyor oluşuna, seçim yasalarına bakılır. Bunlara bakıldığında, Türkiye’de ne demokrasi, ne ifade özgürlüğü ne işçi hakları, ne geniş halk yığınlarının refahı vardır. Bu ülke vatandaşının yüzde 20si (gizli ve açık) işsiz, yarısından fazlası çok yoksuldur.Bu ülkede uzun yıllardır, Hukuk cinayetleri kalın bir liste oluşturmaktadır. Bu listenin kalınlığı son 8 yılda katmerlenmiştir.Bu ülkede özellikle son 5 yıldır, ifade özgürlüğünün durumu en alt düzeye inmiştir. Bunu, sadece basına ve tv ekranlarına bakarak tespit etmek bile mümkündür. Bakın ben, Amerikan ve İsrail büyükelçiliğinin aktif müdahalesiyle TRT’den atıldığımı bizzat TRT üst yönetiminden öğrenmiş biriyim. O gün bugün 'iktidarı kızdırmamak isteyen' medya patronları tarafından çalışmam engellenmektedir. Küçücük bir örnek. Yüzlerce basın çalışanı aynı kaderi paylaşıyor. Bu mu ‘daha çok demokrasi’?MF ve Dünya bankası emriyle 4C köleliğine mahkum edilen işçilere sıkılan biber gazı mıdır demokrasi?Batılı devletlerce beslenen PKK’yı meclise sokup, 'açıldık' açılıyoruz' diye her gün çoğalan şehitleri seyretmek midir demokrasi?gazetecileri, ülkenin askerini uyduruk bir davadan Silivri’ye tıkmak ve aylarca neden tıktığını söylememek midir demokrasi, özgürlük, HUKUK?!Şimdi ‘referandum’ adı altında Yedi Düvel’in emrini yerine getirmek mi Özgürlük? Bakın iktidarla yetinmiyor, ABD ve AB yetkilileri, muhalefete bile ‘EVET de!’ emri geliyor her yandan? Neden? Düşünelim…
2-Türkiye Clinton’un deyişiyle ‘Asya’nın Kilididir’. Dünyanın merkezidir. Bunu ben söylemiyorum. Batılı küresel aktörler söylüyor. Hem de 100 yıldır. Bu kilit ‘kırılmazsa’, batı, küresel güç, enerji ve doğal kaynakları ele geçiremez, enerji yollarını kontrol edememez… Gerisi boş laf. Ülkemizde oynanan oyunların tümü, referandum diye adlandırılan Karagöz Hacivat oyunu dahil, bu küresel hedefin adımlarıdır.
3-Halk referandumun ne olduğunu bilmez. Neye oy verdiğini de bilmiyor. Çıkın sokaktaki vatandaşa sorun. Kimsenin bir bilgisi olmadığını göreceksiniz. Zaten referandum her yerde bu şartlarda yapılır. İrlanda böyle bir kaosta 'düşürülmüş', normal şartlarda ‘hayır’ dediği AB Anayasasına, istihbarat ‘çalışmaları’ sonucu ‘evet’ dedirtilmiştir. Şimdi de can çekişmektedir.Daha önemli bir örnek, şimdi adı bile kalmamış Yugoslavya’da Batı zoruyla yapılan referandumlardır. Sonucu ortadadır.Burada Mümtaz Soysal'ın sözlerini hatırlatmak isterim:“DEMOKRASİ ile demagoji arasındaki çizgi genellikle sanıldığından da incedir; hatta Eski Yunan filozoflarına bakarsanız ikisi de aynı şeydir. Hele büyük halk yığınlarını oyalamak ya da aldatmak söz konusuysa, daha demokratik olsun diye yapılan işin içine bir halkoylaması sokulabilir ve istenen sonucun elde edilmesi iyice kolaylaşır.' Dolayısıyla, Atlantik ötesi güçlerin kucağındaki iktidarların sofraya koyduğu, Anayasa referandumu, bir sonraki öldürücü ‘altın vuruş’un başlangıcıdır.Memurlara sendikal hak, kadınlara çocuklara pozitif ayrımcılık gibi balonlar arasında sırtlan dişleriyle sırıtan bir güç saklıdır.Bu güç, Türkiye’de ‘fiilen’ parçalanmaya başlanmış hukuku, toptan yok etmeyi, sonraki aşamada da ilk taslakta Prof. Özbudun’un önerdiği gibi, Anayasa’nın ilk maddelerini, yani Türkiye’nin ‘bölünmez bütünlüğünü’ ortadan kaldırmayı halka refere etmeyi hedeflemektedir. Bunu açıkça ifade etmişlerdir. ‘Yedi Düvelin Anayasası’ adlı yazıma bakılabilir.
3- ’12 EYLÜLLERDEN VE BATI VESAYETİNDEN KURTUL!’

‘OYUNA GELME!’sonuna kadar hayır hayır hayır


Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1