Son Haberler
29.05.2012 Salı 14:05
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

"Paçaları kanlı pantolonun hikayesi"
12 Eylül'de işkence gören gençlerin annelerinin gözüyle yazılmış etkileyici bir yazı kaleme almış, Yeni Şafak'tan Dücane Cündioğlu... 07.08.2010 10:21

Yenişafak- Dücane Cündioğlu

Paçaları kanlı pantolonun hikayesi

— "Karşı kapı açıldı. Ondört kişilik tomsonlu asker eşliğinde yavrumu çıkardılar, götürdüler. Az sonra da bizi götürdüler. Hepimiz bir tuhaf olduk.

Neydi bu korku? Benim çocuğum hırsız değil, katil değildi. Ailesini görmeye bunca askerle mi çıkacaktı?

Az sonra da bizi götürdüler. Selimiye'nin üst katında bir oda: Sağda solda birer masa, üst rütbeli subaylar oturuyor. Münir'i oturtmuşlar bir koltuğa, bizi de karşısına oturttular. (...) O arada ben, "Yavrum, pencereden deniz görünüyor, ona bak. Ananın mihnetli, yaşlı, kederli yüzüne bakma!" diyorum, gülümsüyor.

10-15 dakika sonra "Görüş tamam!" dediler. Önce onu aldılar götürmek için, ben arkasından fırladım. Merdivenden inileceği sıra sordum:

— Çok mu işkence yaptılar?

Başını salladı 'evet' yerine. Çünkü yüzü gözü bir tuhaftı, gözler doluydu. Demek ki beş-altı ay görüştürmeme nedeni işkence izlerinin geçmesini beklemekmiş."

Bu sahneyi bize, bu ülkenin bahtsız analarından biri, 68'li yılların devrimcilerinden Münir Ramazan Aktolga'nın annesi Muazzez Aktolga Hanımefendi aktarıyor. (Bir Annenin 68 Anıları, s. 113, İstanbul, 2000)

 

* * *

Bu satırların sizlerde ne tür düşünceler, ne tür hisler uyandırdığını/uyandıracağını bilemiyorum; fakat itiraf etmeliyim ki beni fevkalâde etkiledi. Yukarıdaki satırları okurken kitabı elimden bıraktım, bir süre odamda dolaşıp durdum; hüzünlenmiştim çünkü. Uzun uzun düşündüm, geçmişi hatırladım, öyle ki kâh gülümsedim, kâh hüzünlendim. Sonra tekrar okumaya başladım ve sayfaları çevirdikçe içimdeki düğüm daha da buruldu. Sabah ezanları okunmaya başladığında kitabın sonuna gelmiştim.

Muazzez Hanım bana çok yakından tanıdığım bir gencin annesini hatırlatmıştı; işkence sırasında geçici felç geçiren bir gencin annesini. Yıllarca cezaevi cezaevi dolaşan, oğlu yüzünden korkutulan, incitilen, acı çeken başka bir anneyi.

Hikâyesi şöyleydi aklımda kaldığı kadarıyla.

 

* * *

1979 kışında onbeş gün boyunca işkence gören genç, cezaevine gönderilmek üzere Selimiye Kışlasına (mahkeme) sevkedilir ve nöbetçi savcı tarafından sorgusu yapılır. Henüz 17 yaşındadır. İşkence gördüğünü söyler. Elbiselerini çıkarır. Askerî savcı vücudundaki morluklara, yaralara, yanıklara bakar. Yüzü gözü zaten şiştir delikanlının. Ayakları lime lime edilmiştir.

— "Ben birşey göremiyorum" der askerî savcı tebessüm ederek.

Genç dehşet içinde savcının gözlerine bakar "Nasıl göremiyorsunuz?!" der gibi.

Evet, "der gibi" bakar ama demez, diyemez. Bilinen numaradır: görülmemesi gerekenler görülmez, görülmeyenler yazılmaz. Dolayısıyla tutuklanıp Maltepe Askerî Cezaevi'ne yollanır. Cezaevinde rapor almak için yetkililere müracaatta bulunursa da ancak üç ay sonra muayene edilmesine izin verilir.

Cezaevindeki ilk ziyaret günü, gözü yaşlı annesinin de ziyaretçiler arasında olduğunu öğrenir. Annesi henüz kabine girmeden önce, arkadaşları, ayakta zor duran gencin kollarına girerek onu kabine götürürler. Kabin camına yaslanarak annesini beklemeye başlar. Oğlunun başına gelenleri şöyle böyle duyan ve fakat bir türlü inanmak istemeyen kadıncağız heyecanla ve yaşlı gözlerle içeri girer.

Oğluna sarılmak hissiyle ellerini cama doğru uzatır ve merakla, şefkatle sorar:

— "Yavrum nasılsın?"

Oğlu tebessüm eder, "Gördüğün gibi gayet iyiyim anacığım" diye cevap verir.

"Sana işkence yaptılar mı oğlum?" sualine cevap alamaz. "Çok mu?.." diye yineler sualini.

Delikanlı susar, yan tarafta dikilen askerlere bakar, sonra —biraz da dudak bükerek— "Yok canım" der; "işte bilirsin birkaç tokat."

Annesinin meraklı gözleri, oğlunun üzerinde izler arar; meşum izler... Fakat evlâdını yalancı çıkarmak istemez ve "Bu yüzünün gözünün hali nedir o halde?" demez. Sadece kısa bir süre bakışırlar.

Görünen değil, görünmeyenler merak edilir ya bu durumlarda, kadıncağız da heyecanla "Niye dik durmuyorsun? Ayaklarında birşey mi var?" diye sormaktan kendisini alamaz.

Delikanlı gayr-ı iradî hemen doğrulur; "Bak birşeyim yok!" der kızgın bir tonla; "Anacığım sen de amma evhamlısın, sana birşeyim yok diyorum ya!"

Sonra bildik hatır sormalar, oradan buradan havadisler, selamlar, istekler ve ziyaretin bittiğini bildiren uğursuz zil sesi.

Oğul yerinden kıpırdamaz; ziyaretin bittiğine sevinmiş gibidir. Anne ise bu kısa görüşmeden hiçbir şey anlamamıştır. Oradan ayrılmak, oğlunu terketmek istemezse de askerlerin uyarısıyla hemen toparlanır; çaresiz, o yaşlı gözleriyle oğluna baka baka dışarı çıkar. Hemen ardından arkadaşları gelir ve gencin kollarına girerek onu koğuşuna götürürler.

 

* * *

O gençten bu hâdiseyi dinlediğimde, "İyi ki anacığın bu durumunu görmemiş. Vartayı iyi atlatmışsın" kabilinden aptalca birşeyler söylemeye çalıştığımı hatırlıyorum. Gözyaşlarını saklamaya çalışıp "Nerede bizde o talih?" diye mukabele etmişti:

— "Öyle büyük bir hata yapmışım ki hâlâ unutamam. Üzerimde neyim varsa, anam görmesin diye çöpe attırmıştım; iç çamaşırlarımı, gömleğimi, kazağımı, hatta çoraplarımı bile. Fakat nasıl olmuşsa eve gönderilmek üzere hazırlattığım torbanın içerisine diğer eşyalarımla birlikte pantolonumu da koymuşlar.

Bir dahaki hafta ziyarete babam tek başına geldi. Meraklanıp annemin niçin ziyarete gelmediğini sordum; önce söylemek istemedi. Israr edince dedi ki:

— "Pantolonun yüzünden. Ağı baştan başa yırtılmış o paçaları kanlı pantolonun yüzünden."

 

* * *

Bir Annenin 68 Anıları adlı hatırattan hareketle siyasî içerikli bir yazı yazmaya karar vermiştim. Fakat niyetlendiğim gibi olmadı; başka bir yazı çıktı ortaya; annelerle ilgili bir yazı.

Kimbilir belki Münir Aktolga'nın "Herkesin annesi güzeldir; bütün anneler güzeldir!" sözünün etkisinde kaldığımdan dolayı ya da kimbilir belki de "Hep yazarlar yazıları yazmaz, bazen de yazılar yazarlarını yazarlar" hurafesi karşı konulamaz bir hakikat olduğundan dolayı.

Evet, kim bilebilir?

 

* * *

Bu yazım ilk kez 12-18 Ocak 2000 tarihli haftalık 'Gerçek Hayat' dergisinde yayımlanmıştı. Daha sonra aynı yazı 'Arasokakların Tarihi'nde yer aldı.

Bakıyorum da yazının üzerinden on, hikâyenin üzerinden ise otuzbir yıl geçmiş.

Şimdi küçük bir ayrıntıyı açıklığa kavuşturmak zamanı.

İlk kez.

12 Eylül'de sandığa gidecekler arasında anneler de olacak. Bir zamanlar yüreği evlat acısıyla kavrulmuş anneler... Çocuklarının saçlarını okşaması gereken o mübarek elleriyle onların kanlı pantolonlarını yıkamak zorunda bırakılan anneler...

Pek tabii ki benim annem de...

Evet, yanlış okumadınız, ağı baştan başa yırtılmış o paçaları kanlı pantolonu yıkamasına bir türlü mâni olamadığım benim o güzel annem de...

Hikâye dediğime bakmayınız, yıllar önce okuduğunuz hikâye benim hakikatimdi.

Onyedi yaşımdaki hakikatim.

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=07.08.2010&y=DucaneCundioglu

YORUMLARINIZ
Yılmaz Güneş - 07.08.2010 18:16
28 Şubatçılara ne oldu, post-modern darbe diye tarihimize geçen kara bir gün daha yaşanmıştı, 28 Şubat paşaları Bodrumda yaşıyor, Çevik Bir neden sorgulanmıyor, Genelkurmay başkanı neden hiç ifade vermedi, ortada darbeciler var rahat rahat geziyor ortalıkta, darbe yapacaklar iddası ile yüzlerce asker hapiste, bu ne kadar saçma bir durum, ben AKP hükümetinin darbe konusundaki görüşlerinin sırf bu yüzden samimi olmadığını düşünüyorum, önce darbe yapanları yargılayın sonra saçma sapan iddaların peşinden gidin, yok ergenekon yok balyoz siz gerçeklerin üstüne gidin öncelikle.
murat ata - 07.08.2010 13:27
bazı insanlar 12 eylülü iyi anlasa buğün yaşadığımız pek çok sıkıntı başımıza gelmezdi darbe hazırlamak için insanları birbirlerine kimler kırdırdı maraşta yapılan jandarma istihbarat elemanlerını oyunu dün dörtyolda tekrarlandı maraş olaylarında şehre gelen piyonga bileti satıcılarını kimler yönetti 12 eylülün pek çok olayı daha aydınlanmamıştır bilgiler kozmik bir yerlerdedir pkk dağ kadrosu bilinçli ve sistemetik bir şekile diyarbakırda işgence yapılan insanlardan oluşturulmuştur sebep bir dahaki darbeni tohumları atılmıştır seyredilen karakol baskınları elbette bu yapılan alçaklığın hesabı çok yakında sorulacaktır az kaldı
saalih - 07.08.2010 11:53
darbesever XXX vatandaş.
soruyu sormuşsun ama cevabını bulamamışsın..
11 eylülde de 12 eylülde de güvenlikten sorumlu yine darbeci kenan paşa ve ekibi idi..
11 eylülde önleyemedikleri olayları 12 eylülde tam da senin itiraf ettiğin gibi BIÇAKLA KESİLİR GİBİ bitirildi..
bizler darbeci askerlerin neden 11 eylülde güvenliği sağlayamazken 12 eylülde birden mesleklerinde TAVAN yaparak büyük başarılar kazandıklarını sorguluyoruz..
yada 12 eylülden önceki olaylar kasıtlı mı çıkarıldı bunun cevabını arıyoruz..
3 yılda sivillere terkedildi diyorsun kenan evren 1989 a kadar başımızdayudı..
yani darbe 9 sene devam etti..
ardından 28 şubat darbesi..
ardından 27 nisan e-muhtırası..
yani bay XXX efendi canı sıkılan yada sabah erken kalkan bu ülkede darbe YAPAMAMALI..
kimsenin işini doğru dürüst yapan askerle bir derdi yok..
ama darbe heveslilerinin HEVESLERİ KURSAKLARINDA KALSIN İSTİYOR ve 12 EYLÜLDE 12 EYLÜLLERE HAYIR DİYORUZ
XXX - 07.08.2010 11:23
Hiç kimse kusura bakmasın, Geçen günler ne çabukda unutuluyor. 12 eylül öncesi ülke kan gölü gibiydi. Hergün bir sürü insan ölüyordu. Askeriye geldi ve bu olaylar bıçak gibi kesildi. O zaman herkes allah razı olsun diyodu. Şimdide bunlar darbeci yargılansınlar diyorlar. Ne kadar saçma. Tutuklananlar kimbilir ne yaptıda tutuklandılar. o zaman yapılan refarandumada yüzde doksanın üzerihnde evet çıktığınıda unutmamak lazım.Şimdide duygu sömürüsü yapılıyor. Yok işkence ypapıldı da bilmem ne. Kardeşim tüm ülkeyemi işkence yaptılar. Ayrıca bunlara darbeciler deniliyor ne alakax darbenin ne olduğuna demek bilmiyorlar. Adamlar güya bu darbeyi yaptıklarında en kısa zamanda sivil yönetime dönülecek dediler ve 3 yıl sonra sivil yönetime dönüldü. Gerçek bir darbe olsa asker bu saltanatı 3 yılda sivillere bırakırmıydı. Kim bunun cevabını verebilirki. Aradan bu kadar zaman geçmiş. Darbecilerden hesap soracaz diyorlar. Geçin bunları kardeşim. Hiç kimse hesap sormıyacak bunlardan. maksat başka. Ama milleti böle kandırıyorlar o başka.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1