Paradigmadır Yalnızlık…
Her geçen gün yalnızlaşan bireylerden bir birey oluyor insan, çevredeki birçoğu gibi…
Bazılarının gönüllü, bazılarının da zorunlu olarak seçtiği bir yaşam biçimi olduğu geçiyor zihnimin kılcallarından.
Herkesin tercihi kendine has, kendine ait diyorum kendi aklımla.
Zaman zaman yalnız kalmak istediğimiz anlar olmamış değildir, ama sürekli yalnız olma duygusu ne kadar ürperticidir
değil mi?
Kalabalıklar arasında yalnız kaldığımız çok olmuştur, büyük gürültülerin arasında sessizlikten başka bir şey duymadığımız anlar olmuştur.
İnsanlar hayatın cenderesinde med-cezirler yaşarken, herkes herkese bağırıp çağırırken, bazen zevk bazen da acı veren yalnızlık ne büyük paradigmadır.
Öte yandan, nispeten daha azdır yalnız olduğumuz anlarda kalabalığı yakaladığımız anlar…
Aslında zaman ve mekâna bağlı değildir yalnızlık, insan her zaman her yerde bulabilir ya da kaybedebilir yalnızlığı.
Özdemir Asaf’a yalnızlığı mı yoksa yalnızlığımı istersin diye sorulduğunda ben ikisini de almayayım dediği gibi düşünen bir insan değilseniz.
Hep çoğuldur yalnızlığın dışında kalanlar ve hep tekildir yalnızlık…
Yoksun kalınan çoğul öznelerdir dışındakiler, birinci tekil şahıstır içindeki. Ve asla çoğul eki almazlar zaten alsalar yalnızlık olmaz adı…
Yeisle kardeştir bir anlamda yalnızlık. Umudu karanlık bir köşede bırakma sürecidir.
Kimi zaman gıda, kimi zaman ilaç, kimi zaman da hastalık gibidir.
Kimi için gıda gibidir çünkü onsuz yapamazlar, onsuz açtırlar duygudan yana.
Kimine göre ilaçtır hasta olunca elde etmek isterler. Sadece hastalık zamanında zaruridir onlar için.
Kimi için de hastalık gibidir.
Asla buluşmak istemezler hatta her gördükleri yerde kaçmaya çalışırlar.
Tabii yalnızlık zorunlu olarak kendilerini bulmadıkça…
Tek kişilik bir oyundur yalnızlık ve perdeyi hep yalnız kapatmaktır.
En acı tarafı da kalabalık seyircilerin olduğu nadir anlarda bile hepsiniz eşzamanlı olarak gözlerini kapamasıdır.
Yalnızlık, aynadakine âşık olmaktır, ötesi olmadığından…
Sessiz bir duygu devrimidir bir başka anlamda.
Her birey yalnız doğar, yalnız ölür. Ama önemli olan doğum-ölüm arasında neler yaşadığıdır ama kimsesizdir o süreçte, tıp kı sahibi gibi…
Dünyaya meydan okumak ya da dünyanın restini kabul edip boyun eğmektir yalnızlık.
Hayal kurmaktır yalnızlık, ama en acı çekmişinden…
Dönüp duran dünyanın kapsama alanı dışında kalmaktır yalnızlık, ortada asılı bir hükümlü olmaktır cezası infaz edilmiş…
Bazen özgürlüktür, bazen keder, bazen de kendimizle eğlendiğimiz andır. Kendimize attığımız kazıktır zaman zaman da…
Bazen de huzura attığı bir adımdır, en büyük sırdaşıdır insanın.”Ben” i tek terk etmeyendir bazen çok istesen bile…
Yalnızlık içimizde ve dışımızdakinin birebir maçıdır. Bazen kendine kaybetme, bazen de kazanmadır.
Özetle, yalnızlık bütün kelimeleri içine alan fakat kendi hep dışarıda kalan kocaman bir öznedir.