Son Haberler
29.05.2012 Salı 09:30
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

PEHLİVANOĞLU'NUN AVUKATINDAN BAŞBAKAN'A MEKTUP VAR!
İdam edilen Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nun Ailesinden ve Avukatı Şevket Can Özbay’dan Başbakan Erdoğan’a mesaj geldi.Av. Özbay'ın "Ağlama Sayın Başbakan ağlama, sen bozkurt olamazsın. böyle riya yaparsan sen hakkı bulamazsın diye başlayan mektubunun içeriği ise şöyle: 23.07.2010 09:33

İdam edilen Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nun Ailesinden ve Avukatı Şevket Can Özbay’dan Başbakan Erdoğan’a mesaj var

 

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Grup toplantısında ağlatan o mektubu, İdam edilen Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nun ailesine idamdan sonra veren ve İdam sırasında hazır bulunup dualar okuyan, Pehlivanoğlu’nun Avukatı Şevket Can Özbay ve Pehlivanoğlu’nun Babası-annesi-Kardeşleri Başbakan’ın ağlamasına ve ‘Evet’ oy’u istemesine ne dedi.

 

İdam edilen Mustafa Pehlivanoğlu’nun Avukatı  Şevket Can Özbay, Başbakan’ın ağladığı günün akşamı Pehlivanoğlu ailesini ziyaret etti. İşte Pehlivanoğlu ailesinin ve Avukatı Can Özbay’ın Başbakan ve AK Partiye cevapları.

 AĞLAMA SAYIN BAŞBAKAN AĞLAMA, SEN BOZKURT OLAMAZSIN. BÖYLE RİYA YAPARSAN SEN HAKKI BULAMAZSIN…

( PEHLİVANOĞLU AİLESİ VE TÜM ÜLKÜCÜLER REFANDUMDA ‘HAYIR’ DİYECEK )

AKP Grup Toplantısı… Ben  ancak akşam haberlerinde izleyebildim. Kürsüde Recep Tayyip ERDOĞAN, 12 Eylülde idam edilen solcu Necdet Adalı’ ya yazılan ve daha sonra şarkı yapılan bir şiiri okuyor.

Hemen arkasından yine 12 Eylül sonrası idam edilen müvekkilim ve ülküdaşım Mustafa PEHLİVANOĞLU ‘nun idam öncesi yazdığı, ailesine ve basına benim verdiğim son mektubunu okuyor.

Bozkurt Mustafa’ nın son mektubunu okurken duraksıyor, yutkunuyor, hıçkırıyor ve gözyaşlarını tutamayıp, ağlıyor.

Başbakan ağlarda, ağlamadan sorumlu başbakan yardımcısı boş durur mu?  Bülent ARINÇ ‘ ta her zaman yaptığı gibi ağlamaya başlıyor.

Arkalarından tüm AKP mensupları, yani Recep Tayyip DRDOĞAN’ ın vize verip, meclise doldurduğu parmak kaldırıcılar ağlıyor. Hep birlikte ah çekerek, vah çekerek, iç çekerek ve daha ziyade burunlarını çekerek ağlaşıyorlar. Gözlerinden iplik iplik akan yaşlara mendil dayanmıyor. Kimi meclis sıralarına yumruklarını, kimileri de kafalarını vuruyor. Ağladıkça ağlıyorlar. Adeta aralarında gizli bir ağlama yarışı başlıyor.

Recep Tayyip ERDOĞAN ve AKP’lilerin ülkücü bozkurt Mustafa PEHLİVANOĞLU’ nun idamına toptan ağlaştıklarını TV ekranında gözlerimle görüyor, kulaklarımla işitiyor ve bir türlü inanamıyorum.

Bunlar solculara, bölücülere, yıkıcılara ağlar ama bir ülkücüye asla ağlamazlar.

Ben bunların yapısını saçlarından tırnaklarına kadar çok iyi bilirim. Recep Tayyip Erdoğan ve siyasi yandaşlarının en bariz müşterek özelliklerinden birincisi ülkücü düşmanlığıdır.

Bir mevki ve makama gelince ilk icraatları ülkücü kıyımı olur. Bunlar ülkücülerden nefret eder. Çünkü ülkücü bozkurtların gerçek Müslüman olduğunu, yüce İslam dinini kendileri gibi siyasete alet ve istismar etmediklerini, ülkücülerin İslamiyet’i şekilde ve sözde değil, yürekte ve özde yaşadıklarını iyi bilirler. Yine dünyanın en samimi ve sağlam Müslümanları olan ülkücü bozkurtların Atatürk’e, Atatürk ilkelerine ve Laisizme sapına kadar bağlı olduklarını, ülkücülerin kendileri gibi ordu düşmanlığı yapmadıklarını ; Türk Milleti, Türk Devleti, Türk Bayrağı ve Türk Ordusu için, canlarını seve seve verdiklerini kendilerinden daha yürekli, daha imanlı olduklarını bilir, ülkücüleri daima kıskanır ve ülkücüler karşısında girdikleri kompleks nedeniyle ellerinden gelse ülkücüleri bir kaşık suda boğmak isterler.

Kısaca özetleyecek olursak, ülkücülerin yeryüzündeki en büyük ve acımasız düşmanları Recep Tayyip ERDOĞAN ve AKP’lilerdir.

Peki, ne oldu da ülkücülerin can düşmanları olan Recep Tayyip ERDOĞAN ve adamları suçsuz yere idam edilen ülkücü bozkurt Mustafa PEHLİVANOĞLU için ağlaşıp gözyaşı dökmeye başladılar?

Rüyalarına bir evliya girip, ” Allahın sevgi kulları ülkücülerle uğraşmayın, vatan sevgileri imanlarından gelen bozkurtların kıymetini bilin yoksa kahrolur, gazaba uğrarsınız” diye enselerine bir tokat mı attı?

Bunca yıldır Çankaya’ nın meclisin, hükümetin ve HSYK ile Anayasa Mahkemesi dışında  hemen her kurumun mutlak hakimi olan, başbakan ve adamlarına 12 eylül ihtilal inden 30 yıl geçtikten sonra ne oldu da birdenbire iki gözleri iki çeşme idamlara feryat figan ağlamaya başladılar?

Görünmez bir güç kafalarına sihirli bir değnekle mi dokundu?

Bunlar neden kraldan fazla kralcı, ülkücüden fazla ülkücü kesilip, Bozkurt Mustafa’nın idamına hep birlikte hüngür hüngür ağlamaya başladılar?  

Mustafa PEHLİVANOĞLU’ nun idamını ve bu idamın acısını babası Necmi Ağabey, annesi Zeynep Abla kız kardeşi Sevinç ve tüm yakınlarıyla yaşayan ve paylaşan biri olarak TV ekranlarında gördüklerime ve duyduklarıma bir türlü inanamadım.

Dünya tersine mi döndü, başbakan ve adamları birden ülkücü mü oldu diye hayretler içinde kaldım. 

Yaşadığım şok fazla sürmedi. Recep Tayyip ERDOĞAN Mustafa PEHLİVANOĞLU’ nun mektubunu duraksayarak,  yutkunarak, hıçkırıp, ağlayarak okuyup ; öteki AKP lileri de ağlattıktan sonra ağzından baklayı çıkardı ve “ 12 Eylül idamlarının hesabını 12 Eylül de sorun, aziz MHP’ li kardeşlerim referandumda siz de benim arkamda durun ve referanduma evet mührünü vurun” dedi ve AKP’ nin toplu ağlama programı bitti.

Bu ağlama şovundan hemen sonra ikinci ve daha büyük bir şok yaşadım. Meğer idamdan otuz yıl sonra ülkücü Mustafa PEHLİVANOĞLU için söyledikleri sözlerin hepsi riya, akıttıkları gözyaşlarının hepsi rol icabı imiş.  Recep Tayyip ERDOĞAN ve parmak kaldırıcılar timsahın gözyaşlarını döküyorlarmış. Tek arzuları ülkücüleri ve MHP’lileri tahrik edip, kandırıp, referandumda ülkücülerden evet oyu alabilmekmiş…

Bu ağlama şovundan da açıkça anlaşılacağı gibi Recep Tayyip ve parmak kaldırıcıları referandum sonucundan iyice korkmaya başlamışlar. Solcudan fazla solcu, ülkücüden fazla ülkücü oluyorlar, bukalemun gibi renkten renge, kılıktan kılığa giriyor, evet oyu alabilmek için darağacında şehit olan ülkücü Mustafa PEHLİVANOĞLU’ nun idamını bile tıpkı İslam’ ı istismar ettikleri gibi istismar edip, referandumda evet oyuna tahvile çalışıyorlar. Bu akıl almaz riyakârlıkları nasıl paniklediklerinin en açık kanıtıdır.

Bak Sayın başbakan. Adın Recep diye milleti Şaban sanıyordun. Şimdi de sıra ülkücülere mi geldi?

Ben ülkücülerin yaşayan en kıdemlisiyim. Tüm ülkücülerin de vekiliyim. Ülkücü olduğum için insanlık tarihindeki tüm işkenceler Allahsız komünistler tarafından vücuduma defalarca uygulandı. Ülkücü olduğum için her tür cezaevinde her çeşit zulmü yaşadım.

Ülkücü olduğum için defalarca vatan hainleri tarafından öldürülmek istendim ve her defasında Allah’ ın yardımıyla mucize kabilinden ölümden döndüm. Ülkücü olduğum için 12 Eylül sonrası siyasi yasaklama kapsamında kaldım. Ülkücü olduğum için hayatımı Büyük Türk Milletinin yükselmesi ve yücelmesi ülküsüne adadım.

Senin şimdi evet oyu için gözyaşı döktüğün 12 Eylül idamlarında ben “ Vatan Sağ olsun, Tanrı Türk’ü korusun” naraları ile sehpaya koşarak şahadet şerbetini içen ülkücü şehitlerin karşısında dimdik durdum ve sadece dua okudum.

Sen ve sulu göz adamların gibi  hiç ağlamadım. Sen bozkurt olmadığın ve olamayacağın için bilemezsin. Bozkurtlar ağlamaz. Ülkücüler gözyaşlarını yüreklerine lav gibi akıtır ama sizin gibi burunlarını çeke çeke ikide bir oy avcılığı için rol icabı ağlamazlar.

Sayın Erdoğan, sen 12 Eylül’de bir siyasi partinin gençlik kolları başkanı ve Necmettin ERBAKAN’IN çıraklarından biriydin.

Sen neden tutuklanmadın. ? Neden yasaklanmadın? Neden hapishane, işkence, zulüm görmedin?

Yoksa Kenan EVREN ve ihtilalcilerin torpilli bir adamı mıydın?

12 Eylülden nasıl böyle elini kolunu sallayıp çıkabildin ?

Şimdi 12 Eylülcülerle neden bu kadar uğraşıyorsun.? Sen ne anlarsın 12 Eylül zulmünden. Zulmü biz yaşadık, şikâyeti sen yapıyorsun. Ülkücüler adına ahkam kesme hakkını sana kim verdi ?

Demek 12 Eylül ihtilal ini Kenan EVREN ve arkadaşları yaptı. Demek sağcı solcu ayırmaksızın gençleri bunlar idam etti, Anayasa Paketi de bunlara yargı yolunu açıyor; o halde sağcısı da solcusu da referandum da sen iki şiir okuyup, hıçkırıp ağladın diye evet oyu verecek öyle mi?

Bu iş bu kadar kolay mı ? Eğer ağlamayla istenen sonuç alınabiliyorsa, bizim komşunun her gece sabaha kadar ağlayan çocuğunu başbakan yapalım!

Biz ülkücüler asla ağlamayız ve ağlamalara da aldanmayız. Aradan 30 yıl geçip, dava ve ceza zaman aşımları dolduğu ve ihtilali yapan generallerin yaşları seksenin üzerini bulduğu halde siz neyin ve kimin yargılamasını yapacaksın?  kimi kandırıyorsunuz?

Siz bozkurtlarla dans etmenin ne kadar zor olduğunu bilmiyor musun?

Rahmetli Mustafa PEHLİVANOĞLU’ nun son mektubunu okuyup ağladığın ve bozkurtları kandırmaya kalktığın günün akşamı ben Mustafa’ nın annesiyle babasıyla ve kardeşiyle görüştüm.

Sana olan öfkeleri daha da artmış. Acılarını oy avcılığına tahvile çalışıp istismar ettiğin için seni ne bu alemde ne de öteki alemde asla affetmeyeceklerini ve bu ağlama şovu nedeni ile kapı kapı gezip hatırlarının geçtiği herkese referandumda hayır oyu kullanmalarını söyleyeceklerini bildirdiler.

Sayın başbakan, sen sen ol, olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol ve ülkücülerden ırak ol. İdam edilen şehit bozkurtlarımızın halen yüreğimizde taşıdığımız acılarını deşeleme. Boşu boşuna şehit ülkücülerin mektuplarını okuyup gözyaşı dökme ve evet oyu alabilmek için bu kadar zorlanarak rol yapma.

Referandum da 12 Eylül’ ün her türlü çilesini çekmiş biri olarak ben ve benim gibi gerçek ülkücülerin tümü sizin uygulama şansı olmayan Kenan EVREN tuzağına düşmeyiz.

Hepimizin oyu şimdiden hayır olacak ve hayırlı olacak. Biz bozkurtlar kan içer kızılcık şerbeti deriz ve kendi acımızı kendi yüreğimize gömeriz. Kimsenin bize acımasına ve oy avcılığı için gözyaşı dökmesine aldırmayız ve aldanmayız.

İdam sehpasına koşarken bile Tanrı Türk’ ü Korusun ve Yüceltisin narası son sözlerimiz olur. İşte biz ülkücüler ölürken bile vatan sevgisini yüreğimizde taşır ve bir bozkurt gibi ölmesini biliriz.

Ülkücülerin vatan, bayrak ve Türklük sevdasına ne senin nede bir başkasının aklı ermez. Bu sevdayı anlayabilmek, ancak ülkücü bozkurt olmakla mümkündür ve Allah her kuluna ülkücü bozkurt olmayı nasip etmez.

Yediden yetmişe MHP’ lilerin ve tüm ülkücü bozkurtların referandum da verecekleri hayır oyları Büyük Türk Milletine hayırlı olsun.

 AV.ŞEVKET CAN ÖZBAY- haber2000.com

YORUMLARINIZ
almila umay - 25.02.2011 19:51
hani? 12 eylül geçti.burda yazdınız,çizdiniz.kim yargılandı?geçici 15.maddenin kaldırılması için önerge veren parti MHPdir.tarih 2 Ekim 2007.AKP KABUL ETMEDİ!ve referanduma sunulan anayasa paketine eklemedi.sizler neye dayanarak kenan evrenin yargılanacağı kanısına vardınız.umut dünyası tabi herşey çok pahalı bu memlekette ama hayal kurmak bedava.n'apalım her seçim döneminde dağıtılan kömürü bulguru istala edercesine kapmaya çalışan halkımız sırayı hayallere getirdi.bu iktidarlık döneminde üstelik R.Tayyip Erdoğanın Kenan Evrenin elini öperken çekilmiş fotoğrafıyla biraz zor ama dedim ya hayal kurmak bedava...
Nihal - 03.12.2010 13:26
Arkadaşlar.En başta Mehmet Şahin beyin yazdıklarının hepsi doğrudur çünkü o sıralar bizlerde hukuk fak.öğrenciydik çok sıkıntılar çekti özbay bildiğimiz kadarıyla ailesini heleki anasının gözyaşlarını bile dinlemedi ülkücülük uğruna burda yazılar döşenen sizler onun çektiklerini çekmediniz galiba çoğunuzda AKP lisiniz olabilir.Babam Sayın Türkeşin iyi ark.ordan biliyorum ve kendisi can beye oğlum demiştir hep.Yorumlarınız çok yanlış böyle bir insana karşı yanlışsınız ne biçim o yorumlar yok bıyıklarında benzemiyor v.s. acaba şimdi sorsak can Özbaya yine o yılları yaşarmı tüm malını harcarmı bu uğurda ibrahim çiftçiyi kaç kez idamdan kurtardı kendileri iş adamı oldu hiç arıyormu acaba CAn özbayı hiç sanmam işte biz böyle insanlarız.
Mehmet Şahin - 26.07.2010 10:22
Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1

Şevket Can ÖZBAY

1961 yılında Kıbrısın tümünü gezip, o dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios ile Ledra Palas ta Kıbrıstaki Türk nüfusunu nasıl asümile ettiğini ve hangi tarihte Kıbrısta Türk nüfusunu sıfırlayacağını tartıştı. Yine Cumhurbaşkanı yardımcısı Dr. Fazıl Küçük ve Kıbrıs Türklerinin sözcüsü Rauf Denktaş ile Lefkoşa'daki evlerinde aynı konuda görüşmeler yaptı. Daha önce Ankara Cebeci Ortaokulunda ve Gazi Lisesinde Bayrak isimli duvar gazetesi çıkarıp, 1959-1964 yılları arasında bu gazetede Türkçü ve Milliyetçi makalelerini yayınladı. 1965 yılında Arif Nihat Asya, Osman Yüksel Serdengeçti, Namık Kemal Zeybek, Yılmaz Yalçıner, Mehmet Göktolga, Sezgin Akyazı ve daha birkaç dava büyüğü ve dava arkadaşıyla birlikte MTGT (Milliyetçi Türk Gençlik Teşkilatı)'nı kurdu ve Kuvayi Milliye Gazetesini yayınladı. A.Ü. Hukuk Fakültesine başlayıp, Komünizmle Mücadele Derneğine üye oldu ve faaliyetlerine katıldı. Hukuk Fakültesinde okurken merkezi İstanbul’da bulunan TMTF (Türk Milli Talebe Federasyonu)’nin o dönemde Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisinde öğrenci olan Devlet Bahçeli ile birlikte Ankara temsilciliğini yaptı. 1968 yılında Ankara Hukuk Fakültesinde şimdiki ülkücülerin ilk fakülte temsilciliği seçimine katıldığı seçimlerde

tüm milliyetçi ve maneviyatçı öğrencilerin müşterek adayı olarak, amblemi bozkurt olan Milliyetçi Toplumcular grubunun başkan adayı oldu ve olağanüstü başarılı sonuçla tüm Türkiye Üniversite çevrelerinde dikkat çekti. MHP’nin çekirdeği olan CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) ‘ye üye oldu. Alparslan Türkeş’in Hindistan’da sürgünden dönüp, CKMP’ye müfettiş, daha sonra CKMP Genel Başkanı olması safhalarında, yine Adana’da yapılan kurultayda terazi olan amblemi Üç Hilal ve CKMP olan ismi Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirilmesi esnasında hep bu çalışmaların içinde bulundu. Ülkü Ocaklarının kuruluşunda ve teşkilatlanmasında, yine MHP’nin yurt sathında teşkilatlanmasında hiç durmadan ve yorulmadan gece gündüz çalıştı. Türkiye’nin hemen her bölgesinde karşısına çıkan, gözetim altına alınmasına ve tutuklanmasına kadar varan tüm engellere rağmen bıkmadan, yılmadan, yorulmadan o yörenin milliyetçilerini bir araya getirip MHP ve Ülkü Ocağı kuruluşları yaptı. İlk dönemlerde ülkücülerin kullandığı ve bu nedenle yakalanıp yargılandığı Kalpak için kendisinin de yargıandığı Altındağ Asli Ceza Mahkemesinden (Şiddetli soğuklardan korunmak ve Kuzey Avrupa ülkelerinde herkes tarafından kullanıldığı) gerekçeli savunması ile ilk beraat kararını çıkarıp, Kalpağını geri aldı ve bundan sonra Kalpak yasağı kalktı. 1974 Kıbrıs Harekatından hemen sonra Bülent Ecevit’in Başbakan ve Milli Kahraman Karaoğlan olduğu dönemde yedek subaylık yaptığı Doğu Karadeniz de Rize Pazar MHP ve Ülkü Ocağı Teşkilatlarını kurmak, aynı dönemde Pazar, Çayeli, Ardeşen, Fındıklı, Hemşin, Çamlıhemşin, Arhavi, Hopa, Artvin ve Göktaş’ta yürüttüğü MHP ve Ülkücü teşkilatlanma çalışmaları nedeniyle iktidarda bulunan CHP’nin senatörü Prof. Uğur Alacakaptan’ın raporu doğrultusunda gözetime alındı, Rize Pazar’dan Trabzon’a elleri kelepçe vurularak götürüldü, aylarca tutuklu kaldıktan sonra Trabzon’da yargılandığı Askeri Mahkeme tarafından sorgu ve savunmasını müteakip serbest bırakıldı. Teskeresini alana kadar Trabzon’da sakıncalı personel olarak Askerlik Dairesinde tutuldu ve tüm haftasonlarını oda hapsinde geçirdi.

Hukuk Fakültesindeki Öğrencilik yıllarında mezun olup askere gidene kadar Ülkü Ocağı Başkanlığı ve az satıdaki Milliyetçi-Maneviyatçı öğrencilerin lideri ve sözcüsü oldu. 68 Kuşağının Sağ-Sol çatışmalarında, fakülte ve öğrenci yurdu işgallerinde ve boykotlarda daima ülkücülerin en ön safhında yer aldı. O dönemin Komünistleri olan Dev-Genç militanlarını devletin ve polisin giremediği karargahları olan ODTÜ kampüslerinde ve SBF(Siyasak Bilgiler Fakültesi) Anfisinden kaçırdıkları ve ağır işkenceler yaptıkları bazı ülkücüleri kurtardı. Gazi Üniversitesinde ülkücü öğrenci olan ve komünist Dev-Gençliler tarafından kaçırılarak en ağır işkencelerin sonunda ağzına soktukları hortuma komprasörle hava basarak canlı canlı ciğerlerini patlatıp, şehit ettikleri Dursun Önkuzu’nun cenazesini Ankara Tıp Fakültesi Morgundan alıp, hoca ile birlikte yıkayıp bayrağa sardıktan sonra tüm polis barikatlarını ve engellerini aşarak memleketi olan Zile’ye nakletti. Şiddetli soğuk ve kar serpintisi altında 7’den 70’e tüm Zile’nin Tekbir getirerek katıldığı cenaze töreninden sonra Dursun Önkuzu’yu son yolculuğuna uğurladı. Bu sırada kendisi de sağlıklı değildi. Hukuk Fakültesinde sınava girdiği anfide yüzlerce öğrenci ve onlarca öğretim görevlisinin gözleri önünde, anfiyi basan komünist Dev-Genç militanlarının kafasına ve vücuduna dayadıkları 5-6 silah ile sınav salonundan kaçırılmış, Siyasal Bilgiler anfisinde hap ve uyuşturucu almış özel işkence timi tarafından tam 8 saat işkenceye tabi tutulmuş, Çin, Vietnam, Afrika işkencelerinin hepsi acımasızca uygulanmış, 8 saat boyunca ağzından Allah kelimesinden başka söz çıkmamış, işkencecilerin ülkücüler hakkında bilgi almak için sordukları tüm sorulara karşılık cevap olarak sadece yüzlerine kan tükürmüştür. Bu 8 saatlik işkence orada bulunan ve bilgi almak için kaçırılan Erbakancı birkaç esir öğrenci tarafından da izlenmiş ve bunlar Can Özbay’a uygulanan vahşete dayanamayıp zaman zaman oturdukları ve işkenceyi izledikleri sandalyeden düşüp bayılmışlar, işkenceci komünistler bunların yüzüne su döküp ayılttıklarında ‘’Ulan Vahdettin’in piçleri size ne oluyor da bayılıyorsunuz, bakın şu faşist köpeğe hayvani işkenceler yapıyoruz, neredeyse geberecek, hala direniyor’’ diye tepki koyuyorlardı. Can Özbay’a yapılan bu işkenceyi izleyen esirler halen hayattadır. Gün olur bu yazılanları okuyacak olurlarsa işkence olayını aynen doğrulayacaklardır. Bu işkencede ülkücülere liderlik yaptığı için Şevket Can Özbay’ın mengeneye sıkıştırılarak parmak kemikleri çatır çatır kırılmış, bunun öncesinde tırnaklarına toplu iğneler sokulmuş, daha sonra koltukaltları ve kasıkları paketler dolusu Birinci Sigaralarıyla yakılmış, dizüstü çöktürülüp boynu giyotine vurulur gibi mengeneye sıkıştırılmış, saçları tutam tutam ve çevrilerek Çin işkencesi yapılmak suretiyle koparılmış, bu pozisyonda yan boşluklarına ve kuyruk sokumuna yüzlerce postal darbesi indirilmiş, akşamüstü işkenceyi yöneten Dev-Genç Başkanı Ertuğrul Kürkçü’nün son kontrolünde işkencecilerin kendisine bu faşist tek kelimeyle bilgi vermedi demeleri üzerine gelip çenesinden tutarak mengenede sıkıştırılmış yüzüne bakıp, vurulan kum torbaları nedeniyle ‘’Bu herif geberiyor, ağzından kan gelmeye başlamış, atın bu faşisti’’ demesi üzerine Şevket Can Özbay’ın yanık, kırık ve yaralı vücudu SBF anfisinin 2. katının penceresinden yan sokağa çuval gibi atılmıştır. Pencereden birinin sokağa atıldığını gören bir taksi şoförü şuuru kapalı ve ağır komada olan Şevket Can Özbay’ı tamamen insani duygularla alarak Ankara Hastanesi Acil servise götürmüştür. Burada 2gün komada kalan ve şuuru açılmayan Şevket Can Özbay daha sonra durumu öğrenen ülküdaşları tarfından hastanaden başına kasıtlı bir şey gelmesin diye hastane sedyesiyle birlikte site yurduna kimsenin bilmediği bir odaya kaçırılmış, buradaki ilk ağrı kesici iğneleri ve tedavileri o zaman henüz A.Ü. Tıp Fakültesi 4. sınıf öğrencisi olan Prof. Haydar Çağlayan tarafından yapılmıştır. Şevket Can Özbay’ın yapılan bu işkenceler nedeniyle belden aşağısı uzunca bir süre felç olmuş, ayakları tutmamış, tuvalete dahi ülküdaşları tarafından kucakta götürülüp getirilmiştir. İşte site yurdundaki bu tedaviler sonunda ayağının biri tam basmadığı halde yarı sakat haliyle Dursun Önkuzu’nun cenazesini almış yıkadığı cenazesini bayrağa sardığı tabutuna koymuş ve canını dişine takarak tüm yolları tutan polis barikatlarını aşa aşa şehir ülküdaşı Dursun Önkuzu’nun naaşını memleketi olan Zile’ye kadar götürmüştür. Şevket Can Özbay son 45 yıl zarfında komünist ve bölücü sol örgütlerin sayısız öldürme teşebbüsüne muhatap olmuştur. PKK tetikçileri de Özbay’ı öldürmek için örgütten aldıkları talimat doğrultusunda bürosuna kadar girmişler dörtlü çapraz ateşe almak için beklemişler, Özbay her defasında mucize kabilinden ölümden dönmüştür. AKP’nin bölücü PKK örgütünün istek ve talepleri doğrultusunda ikide bir çıkardığı Eve Dönüş Yasaları ile onlarca PKK tetikçisi cezaevlerinden salıverilmişlerdir. Öğrencilik yıllarında Hukuk Fakültesi Öğrenci Derneği seçimlerindeki başarısını kıskanan MHP Gençlik Kollarında ve Ülkü Ocaklarında yönetici konumundaki içten pazarlıklı ve kötü niyetli kurnazların müdahalesiyle ve kendi kendilerine uydurdukları teşkilatın emri gerekçesiyle Şevket Can Özbay döneminde ülkücülerin hakimiyetine giren A.Ü. Hukuk Fakültesi’nin ülkücüler tarafından boşaltılması istenmiş ve Özbay’ın tüm direnmelerine ve doğacak sakıncalı sonuçları belirterek karşı çıkmalarına rağmen bunların hiçbirine kulak asılmamış ve ülkücüler, hakim oldukları Hukuk Fakültesi gibi son derece kritik ve önemli bir yüksek okulu yine sözüm ona ülkücü teşkilat yöneticisi üç beş kişinin dayatmasıyla boşaltmışlar; ertesi gün meydanı boş bulan Dev-Genç militanı komünistler Ülkü Ocağı panosunu yakmışlar, gelişmelerden habersiz okula gelen birkaç gariban ülkücüyü öldüresiye dövmüşler ve o gün bugündür A.Ü. Hukuk Fakültesini işgal etmişlerdir. Ülkücüler okula alınmamış, sınavlara giremeden sınıfta kalmışlardır. Üniversitelerin özerkliği nedeniyle polis ve güvenlik güçleri bu duruma hiçbir müdahalede bulunamamıştır. Bu şekilde üst üste iki yıl kaybedilince fakültede ülkücülerin önde gelen isimlerinden Şevket Can Özbay, Mehmet Sakarya ve Beyhan Aslan notere giderek Rektörlüğe, Dekanlığa, ilgili Bakanlıklara ve mercilere bir ihtarname çekerek Ankara Hukuk Fakültesindeki sol işgali, sol işgalcileri ve bunlarla birlikte hareket eden öğretim üyelerini bildirip, ya polis refakatinde sınavlara girmelerinin sağlanmasını, bu mümkün olmazsa okul dışında kendilerine sınav hakkı tanınmasını istemişlerdir. 12 Mart 1971 Muhtırasından sonra tüm yüksek okullarda arama yapan askeri görevliler , Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Uğur Alacakaptan’ın odasında Özbay ve arkadaşlarının çektiği bu ihtarnameyide bulmuştur. Birgün Özbay’ın evine gelen askerler kendisinide alarak Merkez Komutanlığına götürmüşler burada Merkez Komutanı Tankçı Albay Yaşar Savaş, Can Özbay’a bu ihtarnameyi gösterip, ihtarnamede yazılı konuları Sıkı Yönetim Askeri Mahkemesinde söylemekten korkup korkmayacağını sormuştur. Can Özbay yazılanların hepsini doğru olduğunu eksiğinin olup fazlasının bulunmadığını altında imzası bulunan iddiaları aynen mahkemede ve heryerde açıklamaktan çekinmeyeceğini bildirmiş, tanık olarak Sıkı Yönetim Mahkemesine çağrılmış ve mahkemede ihtiarnamede yazılı olan iddiaları tekrarlamıştır. Şevket Can Özbay’ın mahkemede tanık olarak yaptığı bu açıklamalardan sonra bir kısım Dev-Genç militanları ile onlara yardım ve yataklık eden Uğur Alacakaptan, Doğu Perinçek, Uğur Mumcu, Adil Özkol ve daha birkaç Hukuk Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi tutuklanarak Mamak Askeri Cezaevine sevk edilmişlerdir.

Daha sonra Erbakan-Ecevit affı ile Dev-Genç ile işbirliği yapan bu öğretim üyeleri serbest bırakılmış ve hepsi birden Şevket Can Özbay’a yüklenip; Mit ajanı, muhbir, ajan provakatör, Cia ajanı ve Kontr Gerilla gibi iftiralar atmışlardır. Oysa Şevket Can Özbay bu karışık dönemde tüm sol örgütlerin hedefi haline gelmiş, etrafındaki ölüm çemberi iyice daralmış, tehdit ve şantajlar aile bireylerine yönelmiş ve tek başına Allahtan başka hiçbir yardımcısı ve koruyanı olmayan Can Özbay, gerçek Bozkurt ve Türk Milliyetçisi olmanın verdiği cesaretle Haçlı Orduları gibi etrafını saran ve kendisini öldürmeyi hedefleyen sol örgütlere karşı sıkı yönetim makamlarından korunma talebinde bulunmuş, Ankara Sıkı Yönetim Komutanı Semih Sancar Paşa Can Özbay’ın korunması için Mit görevlilerine emir vermiştir. Mit görevlileri de kendisine her an öldürülebileceğini, peşinde çok fazla düşmanı olduğunu, bunları kendilerinin de kontrol edemediğini, hiç kimseye haber vermeden derhal Ankara’yı terk edip, kimsenin bilmediği güvenli bir yerde kalmasını bildirmişler ve Can Özbay canını zor kurtarıp bir süre Mengen’in orman köylerinde gizlenmiştir. Bir kısım sol görüşlü entel ve liboşların Can Özbay’ın Mit görevlisi, Mit ajanıi Muhbir ajan, Cia ajanı ve Kontr Gerilla olduğuna dair yazıları tamamen iftiradır. Solun putları sayılan isimlerin Can Özbay’ın tanıklığı ile tutuklanmış olmalarını bir türlü hazmedememişlerdir ve bu iftiralara halen devam etmektedirler. Tutuklanan Öğretim Üyelerinden sadece Uğur Mumcu Can Özbay’ı Cumhuriyet gazetesine davet etmiş, Özbay’dan birlikte giden üç tanık huzurunda özür dilemiş, Can Özbay’ın Mit ajanı olmadığını, gerçek bir vatansever olduğunu tespit ettiğini söyleyip kendisini Mit ajanı diye tanıtıp hedef gösterttiği için çok fazla üzüldüğünü ve Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde bu konuda nasıl bir düzeltme isterse yazacağını hatta Can Özbay’ın yazacağı metni aynen köşesinde yayınlayacağını söyleyip Can Özbay ve yanındakilere kendi eliyle kahve ikram ettikten sonra dış kapıya kadar uğurlamıştır. Can Özbay cevaben; Uğur Mumcu’nun elini sıkmış, kendisine karşı bir kırgınlığının kalmadığını, bundan sonra dost olduklarını söyleyip, Muhbir Mit Ajanı sözünün dahi kendisini çok fazla üzdüğünü ve moralini bozduğunu, bunun ömrünü adadığı MHP ve Ülkü Ocakları bünyesindeki bazı kişilerce istismar edilip aleyhine kullanıldığını böylece kendi camiası tarafından da sırtından hançerlendiğini söyleyip, bu konunun kendi lehine dahi olsa gündeme gelmesini istemediğini Uğur Mumcu’ya bildirmiştir. Bu tarihten Uğur Mumcu’nun arabasına bomba konarak şehit edildiği güne kadar Can Özbay ve Uğur Mumcu gerçek bir dost olarak kalmışlardır. Uğur Mumcu dışındaki solcular ise aslını astarını bilmeden yaklaşık yarım asırdır Can Özbay’a düşmanlık etmeye, iftira ve çamur atmaya devam etmektedir



Şevket Can Özbay, henüz çocuk sayılacak yaştan itibaren Türk Milliyetçiliğine inanmış, Büyük Türk Milletini tüm kalbiyle sevmiş ve Türk olmaktan daima gurur ve onur duymuştur. Kendini bildiği günden başlayıp son nefesini verene kadar Büyük Türk Milletinin yükselmesi ve yücelmesi ülküsü uğruna bıkmadan, usanmadan, atılan çamur ve iftiralara aldırmadan ve önüne her alanda çıkarılan engellerden yılmadan mücadelesine devam edecektir.



Şevket Can Özbay Kıbrıs’ın tamamında, Bulgaristan, Yugoslavya, Avusturya, İsviçre, Almanya, Belçika, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya, Rusya, İtalya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde bulunmuş buralarda çok çeşitli konularda inceleme ve araştırmalar yapıp, bu ülkelerin iyi ve kötü yönleriyle Türkiye’yi mukayese etmiş ve Türkiye’de nelerin yapılırsa daha verimli ve faydalı sonuçlar alınacağını kendi kendine notlar halinde rapor etmiştir. Kıbrısta Makarios ve Bulgaristanda Todorjivkov ile yüzyüze görüşüp, Türklere uyguladıkları asimilasyonu enine boyuna tartışmıştır. Komünist Rusya Çekoslavakya’yı işgal ettiği sırada İngiltere’de bulunduğundan, İngilteredeki Çekoslavak gençleri organize ederek Rusya Aleyhine Rus Elçilikleri önünde protesto eylemleri gerçekleştirmiştir. Başta Danimarka, İsveç ve Fransa olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerindeki Türklerle temasa geçip milliyetçi çalışmalarını, solcularla ve bölücülerle mücadelesini buralarda da sürdürmüştür.



1978 yılında başladığı serbest avukatlık hayatı, genelde ülkücüleri savunmakla geçmiştir. Alparslan Türkeş, Gün Sazak, Muhsin Yazıcıoğlu, Abdullah Çatlı, İsa Armağan, İbrahim Çiftçi gibi isimler milliyetçi mücadelesi boyunca savunmasını yaptığı binlerce ülkücüden ilk akla gelen isimlerdir. 12 Eylül ihtilalinden sonra Sıkı Yönetim Askeri Mahkemelerindeki aşırı solcu hakim ve savcılara karşı Ankara Mamakta, İzmir Üçkuyularda, Konya Dutkırında, Erzincanda, Elazığda, Erzurumda, Kayseride kısaca tüm Sıkı Yönetim Askeri Mahkemelerinde yargılanan binlerce ülkücünün savunmasını yapmış; aynı mahkemelerde toplu sol örgüt davalarında ise komünistlerin öldürdükleri ülkücülerin müdahil vekilliğini üstlenmiştir. Bu davaların dosya hacmi ise milyonlarca sayfayı bulmaktadır. Yine Diyarbakır Cezaevindeki PKK isyanında güvenlik güçleri ile girdikleri çatışmada ölen 10 PKK’lının ölümünden sorumlu tutulan 65 asker ve polisin savunmasını henüz Öcalan’ın yakalanmadığı dönemde 198 PKK müdahil vekiline karşı tek başına üstlenmiştir. Diyarbakırda asker ve polisleri savunacak Can Özbay’dan başka bir avukatın bulunamadığını o dönemin Diyarbakır İl Jandarma Alay Komutanı olan Mecit Korkut Paşa çok iyi bilmektedir. Şevket Can Özbay savunmasını ve müdahilliğini yaptığı binlerce ülkücüden tek kuruş almamış; bunların noter, dosya ve yol masraflarını da kendi cebinden karşılamıştır. İdamla yargılanan ülkücülerin ana babalarının kendisine getirdiği ücreti vekaletleri de kabul etmemiş, bu bayrağı biz açtık, yargılanan gençler bizim arkamızdan yürüdüler, gerekirse yatağımızı yorganımızı satacak ve ülküdaşlarımıza karşı vefa borcumuzu ödeyeceğiz diyerek kendisine getirilen paraların götürülüp cezaevinde yatan ülkücülere vermesini söylemiştir. Ankarada idam edilen ülkücülerden Fikri Arkan’ın idam gecesi kendisine kasıtlı olarak haber verilmemiş, Mustafa Pehlivanoğlu ve Ali Bülent Orkan’ın idam infazlarında bulunmuş ve idamları durdurmak için hiç kimsenin aklının alamayacağı bir mücadele vermiştir. 12 Eylül Askeri Mahkemelerinde ki MHP ve Ülkücü kuruluşlar davalarının başından sonuna kadar hemen tüm ülkücüleri gönüllü olarak savunmuş, inanılmaz başarılı sonuçlar almış, kesinleşen 6. idamdan sonra infazın yapılacağı günün akşamı baştan itibaren savunmasını üstlendiği İbrahim Çiftçi’nin beş buçuk yıl süren ölüm hücresine beraat ve tahliye telgrafını çektirmiştir. Bu davanın ve alınan sonucun Dünya Ceza Hukukunda başka bir örneği yoktur. Şevket Can Özbay 12 Eylül yargılamaların sonunda maddi olarak varını yoğunu yitirmiş ancak manevi yönden binlerce ülkücünün ve milyonlarca ülkücü yakınının hayır duasını, sevgisini ve güvenini kazanmıştır. Şevket Can Özbay’ın avukatlık mesleğindeki en büyük onuru ve gururu; ülkücülerden sonra İmralıda Abdullah Öcalan davasında Şehit Ailelerinin ve Gazilerin avukatlığını yapmak olmuştur. Bu vesileyle yine yüzbinlerce şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin ve gazi yakınlarımızın sevgi, saygı, güven ve hayır dualarına mazhar olmuştur.İmralıdaki yargılamadan sonra Abdullah Öcalan’ın avukatlarının şikayeti üzerine Ankara Barosu ve Türkiye Barolar Birliği resen ve meslekten ihraç istemi ile Şevket Can Özbay’ı yargılamış, bu yargılamada Can Dündar gibi liboşlar Şehit Aileleri Vekili Şevket Can Özbay’ın aleyhine, Öcalan’ın avukatlarının lehine tanıklık yapmışlar, bu duruma ziyadesiyle öfkelenen şehit anaları kendi aralarında toplanarak Ankara Adliye Sarayı’nda duruşmanın yapıldığı gün öfke seli halindeki tepkilerini koymuşlar ve sonuçta Şevket Can Özbay şehitleri ve gazileri savunduğu için meslekten temelli ihraçtan zorlukla kurtulmuş ve Ankara Barosu Dsiplin Kurulu Şevket Can Özbay’a 500 TL para cezası vermekle yetinmek zorunda kalmıştır. (yalnızca başı)
ateşdağlı - 24.07.2010 16:45
Buraya yorum yazıp MHP'yi CHP ile aynı safa koyanlar şunu sormak istiyorum. Sizin partinizin genel başkanı Sayın Recep Bey MSP-CHP koaliasyonunda neredeydi acaba? Veyahut Bülent Arınç neredeyi? Biz bu koaliasyonu istemeyizzzzzz diye feryat mı ediyordular? Siz CHP ile ortak hükümet kurarken çok iyii MHP böyle birşey yapmadığı halde olmayan şeyle suçlamak çok iyi. Sizin Müslümanlık anlıyışınız bu mu? Siz böyle mi Müslümansınız? Toplumun hiç bir kesimi bu Anayasa'dan memnun değil. Bütün kesimlerle birlikte ortak bir Anayasa yaparsınız, bir kerede herşeyi bitirirsiniz. Öyle işinize gelmeyen şeyleri Anayasa'dan çıkarıp vay efendim öyle oldu vay efendim böyle oldu mantığı ile yasa değiştirilmez. 12 Eylül'den hesap soranlar 28 Şubat'tan 27 Nisan'dan niçin hesap sormuyorlar? 28 Şubat'ın başı olan Çevik biri hükümetine danışman yapanlar kim? Damadının Genel Müdür olduğu holdingte danışman olarak görev yapan 28 Şubat'çı kim? Yazın bakalım bunları burayada herkes görsün.
DEĞERLENDİRME YÖNÜ. - 23.07.2010 21:12
ilk görüşte evet güzel görünüyor evet için bula bula ülkücü şehitleri istismarımı buldunuz okadar evet meraklı iseniz istediniz kadar pkklı eşkiyave cesetleri var onları kullanın vtanmillet bayrak diyerek canını veren ülkücüleri sakın kullanmayın bırakın yattıkları yerde rahat kalsınlar bizim dinde ölüye saygı vardır üzerinden politika yapıp alamak değil dua vardır.onlar için kaçgefa fatiha okudunuz onu düşünün ve konuşun her konuşmalarda her ş.eyi söyleyip onları istismar edip samimiyetten bahsetmek sayğısızlıktır onun için HAYIR.
D E M O K RA T - 23.07.2010 21:06
akp chp nin onerisine rağmen 15. madde de zaman aşımı ile ilgili düzenleme yapmayarak dava acılmasının onune geçti.

kimsenin 12 eylulle hesaplaştıgı filan yok.

kendinizi kandırabilirsiniz ama biz kanmayız.
avni çelik - 23.07.2010 20:24
Önce ben bir ülkücü olarak refarandumda evet oyu kullanacağım.hayır oyu verecekler MHP lilerdir.bunlar ülkücü değildir.12 eylülcü parti mhp seçimlerde baraj altı kalacaktır.mhp ikdidara gelirse milleti şiddetle yönetir.tavırlarında hep şiddet ve küfür var.bunlardan bu millete hayır gelmez.MHP iktidarda iken dsp li metin bostancıoğlu bir sürü ülküçü öğretmeni mağdur etti mhp sesini çıkarmadı.Bu arkadaşların hakkını bu hükümet korudu.ALLAH ŞİMDİKİ MHP YÖNETİMİNE İKTİDAR NASİP ETMEZ İNŞAALLAH.AMİN
öner - 23.07.2010 20:13
şevket can özbay denilen avukat bozuntusuna.. seninde ne mal oldoğunu en iyi bilenlerden birisi benim.. söylesene pehlivanoğlu idam edildikten sonra 2002 yılına kadar dikmendeki gecekonduya kaç defa gittin?. söylesene kaç ülkücüyü ipten aldın kaçına faydan oldu.. sende küçük insanlar gibi ona buna çamur atarak gündemde tutunmaya çalışanlardan olduğunu belli ettin.. sen şimdi pehlivanoğluna idam kararı verip o garibin kalemini kıran "ali fahri kayacan" ile aynı safta duracaksan fazla söze ne hacet.. şunu bilki tarih sen ve senin gibileri hiçbirzaman hatırlamayacak..
ilhan - 23.07.2010 20:03
Yüce TÜRK milleti butür timsah göz yaşlarına aman vermeyecek ülkücüyüm diye eski ülkücü dönmelerinede boyun eğmeyecek nerden nemalandıklarını soracaktır.Bu zavatlar TÜRKÜM diyemeyenler ülkücülerin canlarını veririken nerdelerdi hangi emperyal güçlerin kolarındaydı şimdi kalkmış ülkücüler üzerinden siyaset yapıyorlar.
Abukat - 23.07.2010 17:42
Bu avukat abukluk etmis, haddini asmis cok ileri gitmis.

Bu arada D E M O (-K-) R A T 'ligi sahiplenen kisinin demokratlikla bir nebze ilgisi varsa referandumda hayir degil EVET der, demokrasinin anlamini bilen gercek butun demokratlar gibi...
oktay bozkurt - 23.07.2010 16:50
yazdıkların dıkkatle okunsun bende 12 eylüde izmir askeri şirinyer ceza veinde yattım bizler nedidk ne olduk ceken bilir derlerya şimdide kalkmışız chp nin arkasında yuruyoruz bein oyum evet kiser hikaye okumasınneidik ne olduk yazık lar olsun devlet bahçrlının keyfile üğaşiyoru ilkin ülkücüye sahip len sin sanra bizler de arkasıda köşalım.
Mustafa BERBER - 23.07.2010 16:40
Rahmetli başbuğ Türkeş bugün sağ olsaydı sanırım bu avukat ve bahçeli gibi olanları ilk olarak partiden uzaklaştırıdı.. Ülkücülüğe mhp ye bu kadar çok zarar veren bir kişi daha görmedim Syn Bahçeli az akıllı olmuş olsaydı mhp bugün burada değil AKP nin yerinde olurdu..Öyle meydanlarda ahkam kesmekle ülkücü tabana bağırıp çağırmakla yürümüyor bu işler.Tükrüdüğü yalamaklada olmaz bu işler. Ülkücü özü sözü bir dürüst olandır.Syn Bahçeli en başında DSP ile ittifak kurarken kaybetmiştir.Baş örtüsü için destek verip verdikten sonra ürkek davranmakla kaybetmiştir..Aklını başına alıp bir an önce MHP yi terketmelidir..

Refarnduma gelince eminimki bu yolrumları yazanların bir çoğu referandum paketini okuma bile okumamıştır..Doğru yönleri olmakla birlite zayıf yönleride bulunmakta ama buna rağmen Darbe anayasasından iyi olduğu için EVET denilmelidir.
yörükoğlu - 23.07.2010 16:20
anlayana TOKAT gibi cevap. Riyakarlığın zirvesini gördük. Ülkücünün dirisine SÖV, ölüsünü ÖV.
xxx - 23.07.2010 16:16
D E M O K R A T - 23.07.2010 15:59
palavra atmayın kimsenin 12 eylul darbesi ile hesaplaştıgı filan yok.

***

Palavra değil, sahi.
15.madde kaldırıldığı an dava açma hakkınız var.
Bunu sağlamak için de "evet" demek gerekir, tabi.
Bunu deneyenler olmuş fakat avukatlık bile yapmaları
engellenmişti.O bekleyen dosyalar değişiklikle beraber
tekrar devreye girip, sonuçlanacak.Tamam ceza verilecek
kişiler aradan geçen zaman sebebiyle bulunamayabilir ama
en azından bundan sonra gelmesi muhtemel olan darbeciler
gelmeden iki kere düşünür.

D E M O K R A T - 23.07.2010 15:59
palavra atmayın kimsenin 12 eylul darbesi ile hesaplaştıgı filan yok.

o anayasanın yarısı değişti zaten.

12 eylule bu sefer "hayır"
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1 2 3