HÜLYA OKUR- HABERX
CNN TÜRK Haber Koordinatörü Yavuz Oğhan;

Başbakan’ın taşeron vurgusu doğrudan İsrail’i işaret ediyor. Bu konuda şüphe yok. Zaten Ankara’dan son dönemde gelen haberler özellikle “Reşadiye” saldırısının arkasında İsrail’in olduğuna inancı gösteriyor. Ankara Türkiye’nin İsrail’e yönelen ve artan eleştirilerinin ardından PKK’nın İsrail istihbarat teşkilatı ile bağlantılı bir grubunun harekete geçtiğine inanıyor. Reşadiye saldırısının Mossad’ın motivasyonu ile gerçekleştirildiği düşünülüyor. İskenderun sonrasında da “taşeron” vurgusunun öne çıktığını görüyoruz. Bunun iki gerekçesi olabilir.
Gerçekten Başbakan’ın elinde PKK’yı İsrail’in motive ettiğine ilişkin bilgi olabilir. Milli istihbarat teşkilatının böyle bir bulgusu olabilir. Ancak eldeki bilgilerin kanıtlanma olasılığı yoktur ve Başbakan artan terör olaylarını anlatırken üstü örtülü bir biçimde İsrail’i işaret ediyor olabilir.
Başarısızlığı örtmek için “taşeron” vurgusunun ardına saklanılıyor olabilir. Açılım süreci bir yere gidemedi. Açılımın altı tam olarak doldurulamadı. Bu süreçte kapalı kapılar ardında PKK ile en azından mesajlaşma olduğunu, Öcalan ile bağlantı kurulduğunu biliyoruz. Türkiye’deki siyasi atmosfer bu sürecin ilerletilmesini mümkün kılmadığından, yada siyasi iktidar bu riski almaktan vazgeçtiğinden süreci durdurunca terör de kontrolden çıkmış görünüyor. Ancak bu süreç tüm çıplaklığıyla konuşulamayacağından Başbakan düşman için dışarıyı işaret edip bütün sıkıntıları gölgede bırakmak istiyor olabilir.
Benim fikrim ikinci şıkka daha yakın. Açılım konusunda Akp siyasi olarak tek başına kaldı. Seçime giderken bütün bu yükü tek başına taşımak da istemedi. Ve süreç biraz da farklı toplumsal gruplara genişletilerek sulandırıldı. Sonuçta eskiye geri döndük ve Türkiye’nin gündemi yine terör oldu. Doğru yada yanlış bu yolu seçen başbakan süreci açıklarken hem örgütü suçluyor hem de İsrail’i işaret ederek açılım süreci tartışmalardan uzak tutmak istiyor. Bu İsrail’in işin içinde olmadığını göstermez. Ancak dağda askere saldıranlar İsrail’liler değil…
***
Güneş Gazetesi Yazarı Rıza Zelyut;

PKK olgusunu doğru anlamadan doğru çözüm bulunamaz.
PKK, yüzyıl kadar önce devreye sokulan Kürdistan projesinin temsilcisidir. Yani; taşeron değil, asli terör örgütüdür. Bunun ucu ta Kürdistan Teali Cemiyeti’ne (1919) dayanır. Sevres Antlaşması ile (1920) resmileştirilmek istenilen Kürdistan için mücadele ettiğini her şeyi ile ortaya koyan bir örgüte taşeron demek; gerçeğin üstünü örtmektir ve son derece tehlikelidir. Kürtçü/Kürdistancı örgütlerle ilgili ayrıntılı bir analizi, DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RIZA GERÇEĞİ isimli son kitabımın girişinde sunmuş bulunuyorum.
Devletlerarası ilişkilerde; her devlet; kendisini haklı ve avantajlı kılacak biçimde davranır. PKK’nın amacını bilen komşularımız; bu örgüte; Türkiye’yi dize getirecek veya meşgul edecek desteği vermişlerdir; vereceklerdir de. Bu anlamda İsrail’in de PKK ile bağlantılı olduğu düşünülebilir. Lakin; PKK’nın bu saldırısını götürüp İsrail ile gerginleşen ilişkilere bağlamak; PKK’nın varlık nedenini gizlemek olur ki işte bu yanlıştır.
Diğer devletler; PKK’yı destekleyebilirler; bunu bilip ona göre politika geliştirmek de hükümetlerin görevidir.
Ama sorun; Kürtüçülük sorunu olup Kürdistan projesinin yansımasından ibarettir.
***
Vakit Gazetesi Yazarı Nusret Çiçek;

PKK'lıları geçmişte hem yargılayan hem de cezaevlerindeki konumlarını bildiğim için aynı düzeydeki soruyu ben de hep düşünmüşümdür. PKK militanları gerçekten çok fakir.
Sabaha yiyecek ekmekleri yok. Ama ellerindeki silahların parasal olarak hacmi çok yüksek. Nasıl oluyor, fakir insanlar pahalı silahlarla geçim endeksinde bitmeyen mühimmata sahip?
O zaman demektir ki bu örgütü zengin bir istihbarat besliyor. En basit mantıkla, bu örgütü finanse edenlerin bu coğrafyada emelleri olması lazım değil mi? Petrol, yeraltı kaynakları ve de lojistik bölge gibi... En başta ABD'nın geldiğini yapmış olduğu işgallerden öğreniyoruz, İsrail'e sıra gelince o bir jandarma. Kimin jandarması sorusu ise gayet berrak. ABD'nın.
O halde Başbakan açık söyleyemezse de "Kızım sana söylüyorum gelinim sen duy" kabilinden bana göre bu konuda taşı gediğine koydu. Şu anda taş gediğindedir.
Evet, terörün bitmesi için MOSSAD'ın disipline edilmesi lazım ve bir de Birleşmiş Milletler sadece İran'a karşı değil, İsrail'e de Birleşmiş Milletler olduğunu göstermelidir.
***
Türkiye Gazetesi Yazarı Metiner Sezer;

PKK'nın taşeron olduğunu bilmiyoruz ama geçmiş iyi analiz edildiğinde; PKK'nın bu tür işlerin içinde olabileceği ihtimalinin oldukça güçlü olduğu görülür. De... bendeniz bu eylemin karşılıklı yapıldığı kanaatindeyim.
Günyazı Köyü'ne hiçbir engele takılmadan ve sıcak temasa girmeden gelmek bir mesele, çarpışmadan sonra geri çekilmek ayrı bir mesele. Acaba, 250 PKK'lıya uydudan yol gösteren ve istihbarat veren mi vardı?
Şayet, PKK İsrail'e taşeronluk yapmışsa, kendi idealine de uygun düştüğü için yapmıştır. "Bir taşla iki kuş" durumu yani.
Fotoğrafı biraz daha büyütelim isterseniz. Türkiye son çıkışlarıyla sadece İsrail'i değil, ABD'yi de karşısına almış oldu bir yerde. ABD, "Ya benim yanımdasın, ya da karşımdasın" diyeli seneler oldu. Mavi Marmara ile İsrail, İran ile de ABD zora sokulmuşsa, iki mağdurun birleşip PKK ile Türkiye'yi zora sokmuş olması düşünülebilir tabii.
Haliyle kuş iki iken üç olmuş olur!..
Bunların hepsi varsayım ama kendi içinde bir tutarlılığı var. Bekleyip göreceğiz.
***
Türkiye Gazetesi Yazarı Ünal Bolat;
Taşeron kavramı yeni kullanılmış değil. Bu kavram PKK'nın gücünü büyük görmemek, onu muhatap almamak adına söylenen bir kavramdır. Yoksa herkes biliyor ki, hiçbir şekilde hiçbir hükümet bu gücün arkasında şu devlet var diyemez. Bunun için elde somut deliller olmalıdır sözü de anlamsızdır. Güçlü olmak yeterlidir ve kafidir. Siz güçlü olmadığınız zaman gücü elinde bulunduran her devlet gücü kadar bölgede rol almaya ve taşeron denilen örgütü amaçları doğrultusunda kullanmaya devam edecektir. Bu son saldırılar bir kırılma noktasıdır. Büyük ve süper güç olma yolunda ilerleyen ve dünyaya artık ben de varım mesajı vermeye çalışan bir Türkiye'ye, hadi bakalım göster gücünü anlamında bir test mahiyetindedir.
Türkiye ya var gücü ne ise gösterip sonucunu görecektir. Ya da istese de istemese de test sınavından geçemeyerek tekrar kendine biçilen eksendeki eski rolüne dönecektir. Bunun dışındaki her söylem iç kamuoyuna söylenmiş hamasi nutuklardır. Bu arada Erdoğan'ın yine kendi siyasi birikim ve tecrübelerinden yola çıkarak yaptığı bir fark ki, sıfır noktasına kadar saldırı mahalline gitmek, orada en alt rütbedeki askerinin sırtını sıvazlamak, devlet törenine bizzat katılmak suretiyle şehitlerini ve dolayısıyla askerini ve genel anlamda da hükümet olarak takip ettiği politikaya uyum içinde olan tüm kurum ve kuruluşlarını bizzat sahiplenme mesajını iç ve dış kamuoyuna vermiş olmasıdır. Bu fotoğraf dış güçlerin en azından içeride hükümete duyulacak öfke planlamasını en aza indirmiştir. Çok isabetli bir karardır.
İkinci sorunuza ilişkin bu iki olayın paralelliği belki de kamuoyunda iki gücün birbirini desteklediği imajını vermek için denk düşürülmüştür. Belki gerçekten lojistik destek verilebilmektedir. Ama fotoğraf şudur. Türkiye Mavi Marmara sebebiyle yaptığı açıklamalarda da aynı measjı vermek istemiştir. "Bu coğrafyada artık herkes istediği gibi at oynatamaz. Buna müsade etmeyeceğiz... Artık tarihten gelen bağlarımızla bu coğrafyadaki insanlar hakkında bizler de söz sahibiyiz" Dolayısıyla sonuç aynı noktaya çıkmaktadır. Türkiye bölgede bölgesel güç olacağını, hatta olduğunu bu sebeple de bölgesindeki gelişmelere seyirci kalamayacağını Mavi Marmara olayıyla bir kez daha dünya platformunda gündeme getirmiştir. Türkiye'nin bu dik duruşu karşısında Türkiye'ye yumuşak karnı olan bölücü örgüt ile ikazda bulunulmaktadır. İkaz şudur: "Sen bizim stratajimize ters düşen stratejiler geliştirmeye kalkışırsan, bu konuda sonucuna da katlanırsın"
Türkiye ya sonuca katlanacak, ya da çok uluslu güçlerin stratejilerine paralel hareket etmek zorunda kalacaktır. Nitekim bu mesajı en iyi okuyan Erdoğan da "Bedel ödemeye hazır" diyerek reste rest çekmiştir.
***
Uludağ Üniversitesi Uluslar arası ilişkiler öğretim üyesi Prof. Dr. Tayyar Arı;

PKK benzeri uluslararası terör örgütlerinin temel özelliği, uluslararası çevreden destek almadan varlığını sürdürememeleridir. Bu tür terör örgütleri diğer terör örgütleriyle taşeron usulü eylemlerde bulunabilecekleri gibi diğer gizli servisler tarafından da kendi siyasal amaçları için kullanılabilirler. Bunun karşılığında mali, siyasi, lojistik ve örgütsel destek alırlar. Bu durum, geçmişte olduğu gibi günümüzde de bilinen bir gerçektir. PKK da bu türün en bilinen örneklerinden biridir. Bu tür terör örgütleriyle devletler gizli ilişki içindedirler; açıktan desteklenmezler. Çünkü böyle bir durum hem uluslararası camia karşısında suçlu duruma düşmesine hem de ilgili ülkeyle ciddi sorunlar yaşamasına yol açar. Dolayısıyla teorik anlamda doğru olan bu durumun pratikte nasıl işlediğine ilişkin tahminde bulunmak mümkünse de kesin bir şey söylemek ancak ellerinde bu konuda kesin istihbarat bulunanlar için söz konusudur. Başbakan veya Cumhurbaşkanının tahminde bulunmaları söz konusu olmayacağına göre büyük olasılıkla ellerinde istihbari bilgiler var. PKK’nın kime hizmet ettiğine gelince, Türkiye ile problemi olan her kese, onlara verecekleri destek oranında hizmet verirler. Probleminiz olan ülkelere bakın.
Türkiye, kendisinin terör örgütü olarak görmediği ancak İsrail tarafından terör örgütü olarak görülen Hamas’a açıkça destek verdi. Her ne kadar Türkiye yapılan yardımı Gazze’ye yardım olarak nitelese de bunun Hamas’a yardım olarak algılandığı ortada. Zaten İsrail, her fırsatta Hamas’ı PKK’dan daha tehlikeli bir terör örgütü olarak nitelemektedir. Bununla beraber, Hamas’ın PKK gibi bir terör örgütü olmadığını söyleyebiliriz. Kullandığı yöntemlere bakıldığında zaman zaman şiddete başvurmasının dışında başka bir ortak yönleri yok. Şiddete başvurmak tüm direniş örgütlerinin de başvurduğu bir yöntemdir. Zira, uluslararası terör örgütleri, faaliyetlerini belli bir coğrafya ile sınırlamadıkları gibi, belli bir hedefle de sınırlamazlar. Gerektiğinde sivil halkı da muhatap alan bu tür örgütlerin hedefinde kendiyle aynı ideolojik ve etnik özellikleri paylaşan halklar da bulunabilir. Yani zaman zaman bu tür örgütlerin hedefinde kendi halkları da bulunabilir. Ayrıca hedefleri net değildir. Konjonktüre göre hedeflerinde ve yöntemlerinde değişiklik olabilir. Ayrıca diğer uluslar arası terör örgütleriyle dönüşümlü eylemlerde bulunabilirler ve birbirlerinin desteğinden ve imkânlarından yararlanırlar. Diğer ülkeler her zaman bu tür terör örgütlerini kendi amaçları çerçevesinde kullanmak için bunlar üzerinde kontrol sağlamaya çalışırlar. Bunun karşılığında siyasal sığınma ve gerekli desteği sağlarlar. Başbakanın kimi işaret ettiğine gelince bunu ancak Başbakan’ın kendisi bilebilir. Biz ancak bir analiz yapabiliriz. Az önce söz ettiğim gibi bunu Başbakan söylüyorsa elinde mutlaka kesin bilgiler vardır.
***
Yeni Çağ Gazetesi Yazarı Savaş Suzal;
Başbakan taşeron vurgusu yaparken kimin patron olduguna açıklık getirmedi/ patron Başbakanın da patronu. PKK Erdogan’ı iktidara taşıyan ABD'ye hizmet ediyor. Nasıl zaman zaman ABD Erdogan’ın kulağını çekiyorsa PKK'nında kulağını çekiyor. İki yaramazlık yapan cocuklardan birini ötekine izin vererek terbiye ediyor.
Olayda İsrail’in payı olması dogal o da aynı gurup ve patron şemsiyesi altında. Kendimizi kandırmayalım Erdogan-İsrail-ABD aynı aile çatısı altındalar. Erdoğan, bu ailede kendisini güçlü hissederek ailenın izni olmadan bir kız kacırmaya çalışan asi cocuk rolündedır. Henüz ergenlik aşamasında olduğu için de bir şekilde terbiye ediyorlar. Dönüp herkes bir hükümete ve AKP'ye baksın suçlu Ankarada. Şahsiyetsız ve milliyetsiz politikaların sonu budur.
***