Son Haberler
29.05.2012 Salı 14:33
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

PONTIKI: "CASUS BELLİ"SİZ NE YAPACAĞIZ?
26.08.2010 19:00

ATİNA, 26/08(BYE)---Tirajı haftada 14.908 olan haftalık Pontiki gazetesinin 26 Ağustos 2010 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:

Yunanistan-İsrail "yakınlaşması" bağlamında ve Türkiye'nin iç konuları açısından kritik olan 26 maddelik anayasa değişikliğiyle ilgili referanduma 20 gün kala Sabah ve Milliyet gazeteleri geçen salı hemen hemen aynı şekilde "12 milin artık savaş nedeni oluşturmayacağı" yönünde bir haber yayımlandı. Gazetelere göre bu haber, "kırmızı kitap" olarak bilinen, bazılarına göre "Türkiye'nin gizli anayasası" olan ve ülkenin "milli güvenlik dogmasını" içeren Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne dayanıyor.

"Kırmızı kitap" her beş yılda bir gözden geçiriliyor ve ekim ayındaki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında değiştirilmesi bekleniyor. Türk basınından edinilen bilgilere göre, söz konusu belgenin düzenlenmesinde İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları, Genelkurmay Başkanlığı ve MİT katkıda bulunuyor.

Yeniden düzenlenme nedeniyle ve Davutoğlu'nun "komşularla sıfır sorun" yönündeki yeni Osmanlı dogması çerçevesinde yeni belgede, Türkiye'ye komşu ülkeler (İran, Irak, Rusya ve Yunanistan) tehdit oluşturmayacak. Özellikle Yunanistan için kara sularını 12 deniz miline genişletmenin artık "casus belli" sayılmayacağından söz ediliyor ve üstelik yeni düzenlemede iki ülke arasında Stratejik İş Birliği Konseyinin kurulmasıyla "iş birliğine" önem verilmesi bekleniyor.

Neden mi? Çünkü Yunanistan'da büyük reklamı yapılan Yunan-İsrail "yakınlaşmasına" rağmen, Türk yetkililerine göre, Yunanistan'ın Ege'de savaşa neden olması ve Türkiye'yi askerî açıdan tehdit etme olasılığı çok az.

Bu fırsatla, kara sularımızı genişletmemiz durumunda TBMM'nin 1995 yılı "casus belli" kararını hatırlatalım:

"Yunanistan, deniz hukukuyla ilgili uluslararası sözleşmenin bazı maddelerinden yararlanarak kısa bir süre önce, kara sularını 12 mile genişletme yönündeki isteğini dile getirdi. Bu gerçekleşirse Yunanistan Ege Denizi'nin yüzde 72'sini egemenliği altına alacak. Böyle bir durumda Türkiye'nin denizlere ve okyanuslara ulaşımı Yunan kara suları içinden olacak ki bunun da kabul edilmesi imkânsızdır.

Türkiye'nin Ege'de yaşamsal çıkarları var. TBMM, Yunanistan'ın; kara sularını 6 deniz milinden daha fazla genişleterek Lozan Antlaşması'yla başarılan dengeleri sarsacak bir karar almayacağını ümit etmesine rağmen, bu olasılık karşısında ve ülkemizin yaşamsal çıkarlarını savunmak ve korumak amacıyla askerî açıdan gerekli sayılacak yetkiler de dâhil olmak üzere, bütün yetkileri Türkiye Cumhuriyeti hükûmetine devretme ve durumu dostluk duygularıyla Yunanistan'a ve uluslararası topluma bildirme kararını alıyor."

Bizimkiler bu değişiklik karşısında ne yaptı? Çekincelerinin altını çizdiler ve bu değişikliğin Yunan tarafının karşılıklar vermesinin gerekli olduğuna dair bir anlam taşıyamayacağını söyleyerek tepki gösterdiler. Haksız da değillerdi, çünkü aslında güç düzeyinde ya da komşumuz ülkenin Yunanistan yönündeki talepleri açısından değişen bir şey yok. Türkiye'nin iç konularına bu kadar kritik bir dönemde karışmak niyetinde olan da yok.

Aslında her şey son derece net:

"Casus belli" var olsa da olmasa da Ege statüsünün düzene sokulması olasılığı bağlamında asıl hesaplanacak olan, tarafların ekonomik ve siyasi gücü, diplomatik ağırlığı ve tabii Yunan hükûmeti tarafından yönetilme tarzı.

"Casus belli" var olsa da olmasa da Ege'deki enerji yataklarının yönetimine yönelik izni sağlayacak Yunan Münhasır Ekonomik Kuşağının sınırları belirsiz kalıyor. Yunanistan, Türkiye, ABD, belki de reklamının yoğun bir şekilde yapıldığı "enerji iş birliği" vasıtasıyla dinamik bir şekilde taleplerde bulunan İsrail'in de katılımıyla "ortak yönetim" modelinin kesinleşmesine kadar da öyle kalacaktır.

Bu çerçevede "casus belli"nin kaldırılması, sonunda yapılırsa eğer, ülke içinde nasıl "satılırsa" satılsın pek de önemli bir olay olmayacak.

--İsrail'in Savaşa Hazırlığı--

Bu arada İsrail'in, İran'a karşı bir savaşa hazırlandığına dair belirtiler gittikçe artıyor. Bu da Yunan-İsrail yakınlaşmasının içeriğine dair ek kaygılara neden oluyor. İsrailli milletvekili Danny Danon'un New York'un 77WABC radyosuna verdiği mülakatta, "İsrail İran'la savaşa hazırlanıyor" ifadesi, ortamı en iyi şekilde yansıtıyor. Bu ifade, İsrail'in planının ne kadar ilerlemiş olduğunu gösteriyor ve milletvekili sözlerine şöyle devam ediyor:

"Bütün senaryolara açığız ve şehirlerdeki nüfusu koruma yeteneğimiz var. Daha ne kadar bekleyeceğimiz yönünde öngörüde bulunamam. Diğer uluslararası güçler bir girişimde bulunacak mı, yoksa 1980'li yılların başında olduğu gibi bütün yükü biz mi kaldıracağız konusu netleşene kadar beklemeyi tercih ediyoruz. O dönemde, büyük lider Menahem Begin, Irak'ın nükleer reaktörünü bombalama kararı almıştı. Ancak sonunda bu savaşın İsraillilerle Müslümanlar arasında bir savaş olarak yozlaşmaması gereğine inanıyoruz. Tam aksine, bütün Batı dünyasıyla Müslümanlar arasında büyük bir savaş boyutu kazanmalıdır."

Demek ki İsrail halkı, İran nükleeri konusuna barışçıl bir çözümün bulunacağını ümit ederken İsrail hükûmeti ve Danon'un da üyesi olduğu Netanyahu'nun partisi savaş çanları çalıyor, hatta bu savaşa "medeniyetler arası savaş" boyutları kazandırıyor.

Biz ilk baştan söylemiştik: Yorgos, ateşle oynuyor ve zaman geçtikçe, hatta günler geçtikçe, haklı olduğumuz ortaya çıkıyor. gönderiyor.

Diğer taraftan Hıristiyan ve Batı ülkesi olan Yunanistan ve Hıristiyan bir ülke olan Rusya'nın listeden çıkarılmasıyla ülke içine ikinci bir mesaj yollamış oluyor. Erdoğan'a yöneltilen, bugünün Türkiyesi'nin Müslüman dünyasıyla tehlikeli bir şekilde birlikte hareket ettiği ve Türkiye'nin istikamet değiştirdiği eleştirilerini zayıflatıyor.

Listeden Irak ve İran gibi ülkelerin çıkarılmasıyla 12 Eylül 2010 halk oylamasını büyük bir heyecanla bekleyen Erdoğan, Batı-Doğu, Hıristiyanlık-İslamiyet arasında denge sağlıyor. Bu tarih, şans eseri seçilmedi. 30 yıl önce 12 Eylül 1980 tarihinde Evren darbesi yapılmıştı. Bu diktatör düzen 1986 yılından sonra kontrollü ve kısıtlı bir demokrasiye dönüştü. Söz konusu referandumla Erdoğan bu durumu değiştirmeye çalışıyor.

Demokratik süreçlere ve insan haklarına saygı, ülkeler arasındaki uluslararası konuların adil çözümü için ön koşul oluşturuyor. Türkiye'de daha fazla demokrasi olmasının Yunanistan'ın da yararına olacağı kesindir. 12 Eylül 2010 tarihindeki referandum için kendisine başarılar dileyelim.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.