TIP DERNEKLERİNİN NESİ ÇIKTI?
07.02.2012, 10:56
Tıp dernekleri bana göre ilaç firmalarının “pazarlama kuruluşları” dır. Onların desteği ile kurulur, hayatını onlar sayesinde sürdürür ve böyle olunca da elbette onların istekleri doğrultusunda faaliyet gösterir. Bunun aksi de zaten eşyanın tabiatına aykırıdır.
Bu dernekler aynı zamanda ilaç firmalarının hatta endüstrinin diğer firmalarının reklamlarını da yaparlar. Dolaylı veya dolaysız.
|
|
ERKEK ÇOCUKLARA KIZLARIN AŞISI YAPILIYOR
05.02.2012, 22:44
HPV virüslerinin rahim ağzı kanserinin sebebi olamayacağı, aşının bir işe yaramayacağı bir kere daha kanıtlanırken, hâlâ aşı rahim ağzı kanserini önlüyor diye ortada gezenlere, bir de bunu oğlan çocuklarına tavsiye edenlere hayret ediyorum. En çok da Amerikalı çocuklara acıyorum.
|
|
ÖLÜM UYKUDA GELİYOR
05.02.2012, 00:44
Zehirlenen bazen tek başına yaşayan bir köy ebesi veya evin orta ikiye giden genç kızı olur. Bazen yeni evlenmiş karı kocalar ölür, kadın çoğu zaman birkaç aylık da hâmiledir. Bazen de bir aile çoluğu ile çocuğu ile tümüyle yok oluverir.
Katil olarak kimi zaman lodosun adı geçer gazetelerde, kimi zaman bir kömür sobasının, kimi zaman bir şofbenin, kimi zaman da sönmemiş bir mangalın. Kombiyi bacaya bağlayan 10 liralık bir soba borusu da suçlu ilan edilebilir ama asıl bilgisizliğimiz, eğitimsizliğimiz veya vurdumduymazlığımızdır suçlu olan.
|
|
MEME KANSERİ TARAMALARI HAKKINDA SON BİR DEĞERLENDİRME
04.02.2012, 02:19
Dünyada da mamografilerin hangi yaştan itibaren ne sıklıkla yapılması konusunda uzmanlar arasında fikir birliği yoktur.
Başlıca iki görüş var: Bazı ekoller tüm kadınlara 40 yaşından 70 yaşına kadar her sene mamografi yapılmasını tavsiye ederken, bunun 50 yaşından itibaren iki senede bir yapılmasının yeterli olduğunu savunanlar da var.
Bizde de Türk Radyoloji Derneği ilk görüşü destekliyor. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi ise 55 yaşından itibaren 2 senede bir mamografi yeterlidir diyor.
|
|
MEME KANSERİ TARAMALARI NASIL YAPILMALI
03.02.2012, 20:34
Bir tarafta mamografi taramalarının aşırı teşhis ve yanlış pozitiflik yüzünden gereksiz biyopsi, ameliyat, ışın tedavileri ve ekonomik kayıplara yol açtığı gerekçesiyle 50 yaşından sonra başlanmasını ve iki senede bir tekrarlanmasını tavsiye edenler var. Bir tarafta ise 40 yaşından itibaren her yıl yapılsın diyenler bulunuyor.
|
|
MAMOGRAFİLER MODERN TIBBIN SKANDALLARINDAN BİRİ Mİ
02.02.2012, 02:11
Amerikan Klinik Kanser Derneğinin (ASCO) San Fransisko’ da yapılan son Meme Kanseri Sempozyumunda, düzenli olarak yapılan mamografilerin İsveç’ de meme kanserinden ölümlerdeki yüzde 14 azalmanın önemli faktörlerinden biri olmadığı bildirildi.
Norveç Halk Sağlığı Enstitüsü’ nden Dr. Per-Henrik Zahl tarafından yapılan çalışmada ölüm oranındaki azalmanın mamografilerle değil tedavinin daha iyi yapılmasıyla ilgili olabileceği ileri sürüldü.
|
|
TARAMA İLE HAYATLARININ KURTULDUĞUNU SANAN KADINLAR YANILIYOR
01.02.2012, 11:51
Kadınları mamografi taramalarına en çok yönlendiren şey çoğu zaman doğru olmayan “Tarama sayesinde hayatım kurtuldu” sözüdür.
Elbette mamografilerin kadın sağlığında önemli bir yeri vardır ama bu birçok kadının sandığı gibi tarama meme kanserini önleyen sihirli bir değnek değildir.
Bilinçlendirme kampanyaları ve mamografiler için harcanan yüz milyonlarca liranın kanseri önlemede ve tedavi için kullanılması daha akılcı olabilir.
|
|
TARAMALAR MEME KANSERİNDEN ÖLÜMLERİ ÖNLEMİYOR
31.01.2012, 11:44
Araştırma sonuçlarını destekleyen uzmanlar şu görüşleri dile getiriyorlar: “Mamografilerin az sayıda kadında erken teşhisi sağlamış olması elbette mümkün ama genel olarak bakıldığında taramaya katılan kadınların hayatta kalma şanslarının artmadığı ortada. Hatta bu programların birçok kadında gereksiz biyopsilere, gereksiz uzun süreli takiplere ve hatta bazılarında gereksiz mastektomilere (memenin cerrahi olarak alınması) yol açtığına da şüphe yok.’’
|
|
MEME KANSERİ TARAMALARI İŞE YARAMIYOR
30.01.2012, 18:23
Amerika’ da ve gelişmiş ülkelerde meme kanserine bağlı ölümlerin giderek azalmasının erken teşhisten mi, daha iyi tedaviden mi yoksa sağlık hizmetlerindeki ilerlemelerden mi kaynaklandığını ortaya koyan araştırmalardan bahsetmek istiyorum.
Bunlardan biri, sosyo-ekonomik faktörler, tıbbi hizmetlere ulaşma ve meme kanseri riskleri bakımından birbirlerine benzeyen ama meme kanseri tarama programları arasında 10-15 sene fark olan iki komşu ülkeye ait verilerin değerlendirilmesiyle yapılan araştırma. Bu amaçla Kuzey İrlanda-İrlanda Cumhuriyeti; Hollanda-Belçika ve İsveç-Norveç seçildi.
|
|
MAMOGRAFİLERİN FAYDADAN ÇOK ZARARI VAR
29.01.2012, 21:11
Türk Radyoloji Derneği (TRD) de kadınlarımıza 40’ tan 70 yaşına kadar her sene mamografi çektirmeleri tavsiyesinde bulunuyor ama erken teşhis için mamografilerin gerekli olup olmadığı, hangi yaştan itibaren ve hangi sıklıkla yapılmasının doğru olduğu konusunda farklı görüşler var.
Mamografilerin meme kanserinden ölümleri azaltmada sanıldığı kadar etkili olmadığını, hatta zararının daha fazla olabileceğini ortaya koyan çalışmaların sayısı giderek artıyor.
|
|
MAMOGRAFİLERİN FAYDADAN ÇOK ZARARI MI VAR
28.01.2012, 02:17
Mamografilerin meme kanserinden ölümleri azaltmada sanıldığı kadar etkili olmadığını, hatta zararının daha fazla olabileceğini ortaya koyan çalışmaların sayısı giderek artıyor; erken teşhis için mamografilerin hangi yaştan itibaren ve hangi sıklıkla yapılması gerektiği tüm dünyada tartışılıyor.
Türk Kardiyoloji Derneğinden sonra şimdi de TRD beni mamografilere karşı çıkarak kadınların aklını karıştırmakla ve onların meme kanseri olmalarına sebep olmakla suçlayabilir ama canları sağ olsun. Amacım kafa karıştırmak değil, halkımızı tam ve doğru olarak bilgilendirmek. Onların her zaman olduğu gibi doğru seçimi yapacaklarından da hiç şüphem yok.
|
|
OKÜLO-SEREBRAL REFLÜ
27.01.2012, 17:46
Gastorözofagal ve larengofarengeal reflüden sonra yeni bir reflü çeşidi daha keşfedildi: Okülo-serebral reflü! (OSR)
Yemek borusu, farenks ve larenksi kısa zamanda geçtiği için bu dokularla ilgili hiçbir belirtiye sebep olmayan mide asidinin beyin ve göze kadar ulaşabileceği; şaşılık, göz yorgunluğu, saç dökülmesi, kepek, unutkanlık, dalgınlık gibi şikâyetlere yol açabileceği bildirildi.
Okülo-serebral reflünün de proton pompası inhibitörleri ile düzeldiğini bildiren Amerikalı uzmanlar tedavinin ömür boyu sürmesi gerektiğinin altını ısrarla çiziyorlar.
|
|
REFLÜ İLAÇLARI BİR İŞE YARAMIYOR
25.01.2012, 15:53
Modern tıbbın son senelerdeki en büyük uydurma buluşlarından biri de “reflü-astım” ilişkisidir.
Ben bu seviyeli ilişkiye ilk günden itibaren karşı çıkarken ve reflünün ne öksürük nöbetlerinin ne astım krizlerinin sebebi olamayacağını iddia ederken tıp dünyası reflüye adeta bir can simidi gibi sarıldı.
Her öksürene, sesi kısılana, boğazı ağrıyana, nefesi daralana reflü hastası muamelesi yapılmaya ve reflü ilaçları yazılmaya başlandı.
|
|
İPEK YOLU HASTALIĞI
21.01.2012, 21:44
Behçet Hastalığı, ilk kez 1889-1948 yılları arasında yaşayan ve bir deri hastalıkları uzmanı olan Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından tanımlanarak tıp literatürüne de onun adıyla giren, vücudun değişik organlarında çeşitli belirtilere sebep olan bir hastalıktır.
|
|
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ’ Nİ ALKIŞLIYORUM
20.01.2012, 01:28
Türk Kardiyoloji Derneği' ni (TKD) her zaman tenkit edecek değilim; bu sefer de onları takdir ettiğimi bildirmek için bu yazıyı kaleme alıyorum.
Medyada yer alan haberlere göre TKD, Mart 2012' de ilk "e-kongre"sini yapacakmış. Senelerdir "bayi toplantıları" yerine tavsiye ettiğim e-kongrelerin gerçekleşmeye başladığını görmek beni gerçekten çok mutlu etti. İnşallah, diğer derneklerin de e-kongrelerine methiyeler yazmak kısa zamanda nasip olur bana.
|
|
KOLESTEROL İLAÇLARI ŞEKER HASTALIĞINA YOL AÇIYOR
16.01.2012, 07:55
Yeni yayınlanan bir araştırma, menopoz dönemi sonrasında “21. yüzyılın aspirini” olarak da bilinen kolesterol düşürücü ilaç (statin) kullanan kadınlarda şeker hastalığı riskinin önemi derecede arttığını ortaya koydu.
Kadın Sağlık Girişimi’ne (Woman’s Health İnitiative) ait verilerden yapılan değerlendirmede kolesterol ilacı kullanan kadınlarda riski etkileyebilecek yaş, ırk, vücut kitle endeksi gibi faktörlerin düzeltilmesinden sonra “diyabet riskinin yüzde 48 arttığı” ortaya çıktı.
|
|
BİLİNMEYEN BİR HASTALIK: SOĞUK ÜRTİKERİ
15.01.2012, 00:48
İnsanlar soğuklardan çok farklı şekilde etkilenirler. Kiminin elleri üşür, kiminin ayakları buz gibidir, kiminin içi titrer. Kışın ortasında kısa kollu atletle gezenler de var, yedi kat giyinse de tir tir titreyenler de. Soğuktan etkilenme daha çok kalıtsal ve yapısal bir özelliktir, bir hastalık belirtisi değildir.
İnsanların üşüyen yerleri de değişiktir. Kiminin elleri buz gibidir. Kiminin başı soğuğa hassastır. Kimi ayaklarından, kimi kulaklarından, kimi burnundan üşür. Kiminin de içi yanar, ama dışarısı serindir türküdeki gibi:
|
|
DOKUNMAYIN BENİM KOLESTEROLÜME
12.01.2012, 23:52
İki yeni araştırmaya göre total ve LDL-kolesterolleri yüksek olan kişilerde atrial fibrilasyona daha seyrek rastlanıyor ve kolesterol ilacı kullanmak atrial fibrilasyonu engellemiyor. Böyle olunca da kılavuzlara sıkı sıkıya bağlı etibbaya “Dokunmayın benim kolesterolüme!” diye seslenmek istiyorum.
|
|
KOLESTEROL İLAÇLARINA NEDEN GÜVENMİYORUM
11.01.2012, 12:00
Bana göre statinlerin primer korunmada hem etkinliklerini gösteren yeterli kanıt olmadığı için ve hem de aksi tesirleri sebebiyle kullanmak doğru değildir.
Sekonder korunmaya gelince: Aterosklerozun fizyo-patolojisini ve statinlerin etki mekanizmalarını, aksi tesirlerini, mutlak faydalarının azlığını düşündüğümde bu ilaçları herkese değil de yukarıda bahsettiğim tedbirlerin uygulanamadığı veya işe yaramadığı durumlarda tavsiye etmek doğru olur diye düşünüyorum.
|
|
DÜŞÜK KOLESTEROL ÖLÜM RİSKİNİ ARTIRIYOR
09.01.2012, 23:43
Kolesterol yüksekliğinin genel olarak çok tehlikeli olduğu ve ölüm riskini artırdığı kabul edilir ama kolesterol düşüklüğünün riskleri hakkında çok fazla bilgi yoktur.
Japonya’ da yapılan bir araştırmada kolesterol düşüklüğü ile beyin kanaması riskinin arttığının gösterilmesinden sonra birçok gözlemsel çalışmada düşük kolesterolü olanlarda kanser, intihar, yaralanma ve koroner kalp hastalıkları dışındaki ölümlerin daha fazla görüldüğü belirlendi.
|
|
BAHÇELERDE MOR MENİ VEREM ETTİN SEN BENİ
08.01.2012, 10:08
Veremin genel olarak toplumdan ısrarla gizlenmeye çalışılması yanında bu hastalığı şarkılarında, türkülerinde bizim kadar çok işleyen başka bir millet de yoktur herhâlde. Meselâ ‘Aşkından verem oldum’ diye gitarını inleten bir Amerikalı, ‘Verem oldum, eridim bittim’ diye tamtam çalıp ağlayan bir Afrikalı veya ‘Verem ettin sen beni’ diye piyanosunun tuşlarına gözyaşları damlayan bir Alman genci var mıdır, bilemiyorum.
|
|
İLAÇ KILAVUZLARINI ENDÜSTRİYLE ÇIKAR İLİŞKİLERİ OLANLAR HAZIRLIYOR
06.01.2012, 08:02
İlaç endüstrisiyle doktorlar ve tıp dernekleri arasında karşılıklı çıkar ilişkileri var ve bu ilişki giderek daha da kuvvetleniyor.
Bunlar aslında “kanuni” ilişkiler olmakla beraber bu alış-verişe tüm dünya çok haklı olarak şüpheyle bakıyor.
Son senelerde tıp dergilerinde, makalelerin altında yazarların hangi firmalarla ilişkilerinin olduğunun tek tek belirtilmesinin sebebi bu.
Bir bilim adamı bir ilaç hakkında araştırma yaptığında veya görüşlerini açıkladığında endüstri ile olan ilişkilerini de tam olarak bildirmek zorunda; çünkü bu ilişkileri bilmeden makalenin doğru olarak değerlendirilmesi mümkün olmaz.
|
|
DOKTORLAR KOLESTEROL İLAÇLARINA ARTIK TEMKİNLİ YAKLAŞIYOR
05.01.2012, 09:41
İlaç endüstrisinin hükümranlığı altındaki modern tıp eğitimi, sağlığı koruma ve hastalıkları önleme temel prensibine değil, hastalıkları mutlaka ilaçla veya bir takım girişimlerle tedavi etmeye odaklanmıştır.
Doktor olma unvanını kazananlar “gerçek bir hekim” olana kadar her muayene ettikleri hastayı ilaçla tedavi etmeye yeltenirler, hatta bunu marifet sayarlar.
Bu durumun tek sebebi elbette tıp eğitimindeki zaaflar değildir.
|
|
RAHİM AĞZI KANSERİ AŞISI İÇİN UZMANLAR NE DİYOR
02.01.2012, 20:00
Rahim ağzı kanseri aşısı olarak reklâmı yapılan HPV aşısı hakkındaki görüşlerim için çok sayıda jinekolog meslekdaşımdan itirazlar geldi ve gelmeye de devam ediyor.
Bana karşı çıkanlar rahim ağzı kanseri ve aşısı hakkında yanlış veya eksik bilgi vermeme değil benim görüş bildirmeme kızıyorlar. Söyledikleri özetle şu: “Sen ne anlarsın rahim ağzı kanserinden, aşısından be adam?”
Uzmanlık alanımın göğüs hastalıkları olduğu dikkate alınacak olursa bu itirazlar elbette çok yerinde ve haklı. Benimki “hariçten gazel okumaktan başka bir şey değil.”
|
|
TIPTA, YILIN UMUT VEREN BULUŞLARI
01.01.2012, 02:41
Önümüzdeki senelerde kök hücre tedavisinin adını daha çok duyacağız. Bunlar, vücudumuzda bütün dokuları ve organları oluşturan ana hücrelerdir. Henüz farklılaşmamış olan kök hücreler sınırsız bölünebilme ve kendini yenileme, organ ve dokulara dönüşebilme kabiliyetine sahiptir. Bu özellikleri ile kanser, alzheimer, diyabet, romatizma, kalp yetersizliği başta olmak üzere birçok hastalığın tedavileri de kökten değişecektir. Bozulan doku ve organlarımız da organ nakline gerek kalmadan kök hücre tedavisiyle yenilenebilecektir.
|
|
RAHİM AĞZI KANSERİ AŞISINDA OYUNA GELMEYELİM
29.12.2011, 01:27
Hürriyet gazetesi internet sitesinde "Rahim ağzı kanseri her gün iki can alıyor" başlıklı haberin kadınları rahim ağzı kanseri için bilgilendirmek olduğunu sanmayın sakın.
Bu, bir rahim ağzı kanseri aşısı reklâmıdır.
Bu haberin iki gizli amacı vardır.
|
|
BU YAZIYI OKUMADAN KOLESTEROL İLACI İÇMEYİN
27.12.2011, 21:35
Tüm dünyada milyonlarca insan gereksiz yere kolesterol hapı içiyor. Bu, bir taraftan milyarlarca liranın çöpe atılması bir taraftan da milyonlarca insanın yok yere ilaç yan etkilerinden zarar görmesi demek.
Eğer kalp krizi ve felç geçirmemişseniz, sağlıklı bir insansanız ve sadece kolesterolünüz yüksek olduğu için kalp-damar hastalıklarından korunmak amacıyla ilaç içiyorsanız sağlığınız tehlikede olabilir.
Kalp krizi, felç gibi ölümcül kalp damar hastalıklarından korunmanız için kolesterol ilaçlarına “ömür boyu abonelik kaydı” yaptırmadan önce yapmanız gereken çok daha önemli şeyler var.
|
|
NAMUSSUZ DEĞİL, BAŞINI KUMA GÖMMÜŞ HEKİMLER
26.12.2011, 19:40
Dr. Ceyhun Balcı’ nın “Hekim ve Endüstri” başlıklı mektubunda elektronik ortamda dolaştığını bildirdiği iletinin bana ait olduğunu sanıyorum.
Çünkü tıp kongreleri için bayi toplantısı benzetmesini yapan ve bunu pek çok yazımda da tekrarlayan benim. Bu metaforu benden başka birisi veya birileri de kullanmışsa onu bilemem.
Sayın Balcı, ana fikri “Tıp kongreleri bayi toplantısıdır” olan yazıma sadece “Kuşkusuz hekimlerin ilaç firmalarının etkisi altında olmaması gerekir” ifadesiyle değinip yazıda bahsi geçmeyen bambaşka hususları tenkit etmektedir.
|
|
|
|
KARDİYOLOJİ DERNEĞİ İŞİ ALLAH’A HAVALE ETTİ
24.12.2011, 21:47
Kardiyoloji Derneği genel sekreteri Prof. Dr. Mehmet Aksoy diyor ki: Evet, (kolesterol) vücutta bulunması muhakkak gerekiyor ama tartışmalarda olduğu gibi o kadar da iyi değil. Allah’ın çizdiği sınırdan ne aşağı düşmeli ne yukarı çıkmalı.” İyi güzel ama Allah’ ın çizdiği sınırı habire aşağı çeken kim o zaman?
|
|
DOKTORLAR BAYİ TOPLANTILARINDAN NASIL KURTARILABİLİR
23.12.2011, 22:08
Senelerdir bilgiye ulaşmanın yollarının değiştiğini, tıp kongrelerinin bayi toplantısı’ ndan başka bir şey olmadığını söyler dururum.
Bazı meslekdaşlarımın bu “acı gerçeğin” farkına bile varmayan “figüranlar” olduklarını, bazılarının ise bile bile bu “oyunda rol aldıklarını” ve hallerinden pek de memnun olduklarını görür üzülürüm.
İşin özeti şudur ki tıp kongreleri, ilaç endüstrisinin doktorları “acımasızca” kullandıkları “ahlâk dışı toplantılar” dan başka bir şey değildir ve bu rezillikten bir an önce kurtulmamız şarttır.
|
|
NE DEMİŞTİN NİÇİN CAYDIN SÖZÜNDEN?
19.12.2011, 19:54
Prof. Dr. Bingür Sönmez tam bir sene önceki bir televizyon sohbetinde diyor ki: Bu kitap çok değerli bir kitap. Profesör Doktor Ahmet Aydın hocamızın yazdığı 8- 9 baskı yaptığı taş devri diyeti. 1930 yılından beri taş devri diyeti konuşuluyor.
Bu konuda çıkan çok güzel yabancı yayınlar var. Hocamız bu konuda araştırma yapan Profesör Ahmet Rasim Küçükusta gibi çok değerli bilim adamları da yaklaşık 10 yıldır bu konuyu konuşuyor ama seslerini duyuramıyor.
Ben burada göğsümü gererek bu bilim adamlarının adına diyorum ki taş devri diyeti aslında bizim bedenimize en uygun diyet.
|
|
TARTIŞMALAR KOLESTEROL İLAÇLARINDAN DAHA FAYDALI OLDU
18.12.2011, 10:48
İki haftadan beri kolesterol ve ilaçları üzerinde gazete, televizyon ve internet sitelerinde sürdürülen hararetli tartışmaların çok doğru ve de faydalı olduğuna inanıyorum.
Bu sayede halktan gizlenen pek çok gerçek gözler önüne serilmiş oldu. Ülkemizde 20 seneden beri kullanılan, milyonlarca kutu satılan ve baş tacı edilen ilaçların etkinliklerini kanıtlayan doğru dürüst bir araştırma yapılmadığı da bunların aksi tesirlerinin sistematik olarak izlenmediği de ortaya çıktı.
|
|
|
|
KOLESTEROL TARTIŞMALARI: BİLİM KİME HİZMET EDİYOR?
13.12.2011, 20:36
Prof. Dr. Tayfun Özkaya’ nın yazısı:
Geçen ilkbaharda bir tıp kongresine GDO’ların tarım üzerindeki etkileri konusunda konuşmacı olarak davet edildim. Kongre Ege’de bir tatil köyünde gerçekleştiriliyordu. Stantlarda ilaç şirketleri ilaçlarını tanıtıyorlardı. Kongreye gelmişken dört-beş bildiri dinledim. Bunlardan biri beni çok şaşırttı. Bir öğretim üyesi sağlıklı insanlara, besinlerle de kolayca alınabilecek bir vitamin için tabletleri salık verdi.
Konuşmasının sonunda oturum başkanı çay/kahve arası verdi. Daha yerimizden kalmamıştık ki ekrana bu vitaminleri pazarlayan ilaç şirketinin saydamları yansımaya başladı. Tuhaf bir mantıkla yoğurtta, sütte de bulunan bu vitamini tablet olarak almanın daha ucuza geldiği ileri sürülüyordu. İleri sürülen mantık çok sakattı. Bu yiyeceklerde sadece sözü geçen vitamin yoktu. Sağlıklı insanların bu vitamin tabletlerine ihtiyaçları olup olmayacağı konusu bir yana, bu hesap çok yanlış idi.
|
|
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ İLAÇ ENDÜSTRİSİYLE İLİŞKİLERİNİ AÇIKLAMALIDIR
12.12.2011, 07:08
Archives of Internal Medicine’ de yayınlanan bir araştırmaya Amerika’ da doktorların yüzde 84’ ünün ilaç firmaları ile çıkar ilişkileri içinde olduğunu ortaya koydu. Bu ilişkilerden eşantiyon ilaç ve küçük büyük çeşitli hediyeler almak; yol, konaklama ve diğer tüm masrafları firma tarafından karşılanan kongre davetleri; danışmanlık, eğitim ve seminer adı altında nakit para ödenmesi gibi şeyler kastediliyor.
Bu tür çıkar ilişkileri başka alanlarda “rüşvet” adı altında değerlendiriliyor ve ağır şekilde de cezalandırılıyor: Bir hâkimin bilgi ve görgüsünü artırması için cebinden bir kuruş çıkmadan bir toplantıya götürülmesi, bir polise cep telefonu hediye edilmesi, bir memura çeşitli mesleki harcamalarına karşılık para verilmesi gibi.
|
|
HALKIN SAĞLIĞINI KORUMAYA DEVAM
11.12.2011, 10:14
“Bağımsız doktorlar” olduklarını belirten Prof. Canan Efendigil Karatay, Prof. Ahmet Aydın ve Prof. Ahmet Rasim Küçükusta, kolesterol tartışmalarının ardından yeni bir açıklamada bulundular. Profesörler yaptıkları yazılı açıklamada şu sözlere yer verdi.
Bizler kamusal sorumluluk gereği fikirlerimizi açıkladık. Kolesterol olgusuna şüpheyle yaklaştığımızı belirttik. TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Sayın Cevdet Erdöl’ün çağrısına uyarak konuyla ilgili bilimsel araştırma ve kanıtları Sağlık Bakanlığı’na ve Sağlık Komisyonu’na iletiyoruz.
h
|
|
HASTANIN KAFASI KARIŞMAZ, HASTA BİLGİLENİR
10.12.2011, 08:46
Bugüne kadar gereksiz ve yanlış ilaç kullanımına dikkat çeken, çözümler tavsiye eden sayısız yazım ve birkaç da kitabım var.
Geçtiğimiz günlerde bu durumun halk arasında kolesterol ilaçları olarak bilinen “statinler” için de geçerli olduğu bir defa daha dile getirilince adeta “kıyamet koptu”.
Güya halkı düşündüklerini ileri süren ama asıl niyetlerinin ne olduğunu halkın çok iyi anladığı kişiler, bilimsel kaynaklara dayanan haklı iddialara cevap vermeyerek meseleyi başka taraflara çekme gayretine girişti.
|
|
'BENİM KAFASINI KAŞIYAN ADAMIM' İŞİNİ BİLİR!
08.12.2011, 10:53
On günden beri gazete, televizyon ve internet sitelerinde daha çok ‘kolesterol savaşları’ adı verilen hararetli tartışmalar yapılıyor.
Ben bu tür tartışmaların kongrelerde, sempozyumlarda, tıbbi toplantılarda değil, şimdi olduğu gibi tam da ‘halkın gözü önünde’ yapılmasını çok doğru ve de faydalı buluyorum.
‘Çok güzel tartışmalar bunlar’ diyorum!
|
|
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ' NDEN ŞAŞIRTAN AÇIKLAMA
05.12.2011, 18:13
TKD’ nin ”SGK’ yi ilaca devam edenler ile yapılan yayınlar etkisiyle statin almaktan vazgeçenlerin karşılaşacakları tıbbi olayları özellikle izlemeye ve dünyanın hiçbir yerinde hiçbir etik kurul tarafından izin verilemeyecek olan bu tür bir Mengele tarzı araştırmanın gönüllüleştirilmiş deneklerinin başlarına gelenleri diğer hastalara ve tıbba yol göstermek üzere mutlaka izleyip sonuç raporlarını yayınlamaya çağırıyoruz.” sözleri gerçekten hem şaşırtıcı hem ibretlik.
Böyle bir tıbbi bilimsel araştırmayı benim bildiğim Sosyal Güvenlik Kurumu değil TKD’ nin kendisi veya onun örgütleyeceği üniversite, eğitim hastaneleri ve diğer sağlık kuruluşlarının yapması gerekir.
|
|
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ' NDEN ŞAŞIRTAN AÇIKLAMA
05.12.2011, 07:50
Türk Kardiyoloji Derneği üyelerne gönderdiği yazıda Sosyal Güvenli Kurumu' nun ilaca devam edenler ile yapılan yayınlar etkisiyle statin almaktan vazgeçenlerin karşılacakları tıbbi olayları özellikle izlemeye ve Mengele tarzı araştırmanın gönülleştirilmiş deneklerinin başlarına gelenleri tıbba yol göstermek üzere sonuç raporlarını yayınlamaya çağırıyor.Böyle bir tıbbi bilimsel araştırmayı benim bildiğim Sosyal Güvenlik Kurumu değil TKD' nin kendisi veya onun örgütleyeceği üniversite, eğitim hastaneleri ve diğer sağlık kuruluşlarının yapması gerekir.
|
|
KOLESTEROL İLAÇLARI VÜCUDUN TEMEL AYARLARINI BOZUYOR
04.12.2011, 15:48
“Herhangi bir ilacı kullanan bir kimsede yan etkiler ortaya çıktığında tedavinin fayda-zarar dengesinin yeniden değerlendirilmesi gerekir. Statinler bugün için kalp-damar hastalıklarından korunmada temel ilaçlar olmakla beraber bunların yan etkileri ne yok denecek kadar azdır ve ne de önemsizdir. Tüm diğer ilaçlar için olduğu gibi statinlerin de potansiyel yan etkilerine karşı uyanık olunmalıdır.”
|
|
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ KOLESTEROLÜN RİSK FAKTÖRÜ OLMADIĞINI AÇIKLADI
03.12.2011, 02:20
Kalp krizi geçirenlerin yarısının kolesterolleri yüksek yarısının ise normaldir. Bu bilgi “kolesterolün kalp krizi için bir risk faktörü olmadığının çok güzel bir kanıtıdır”.
Kolesterolü normal olanın da yüksek olanın da kalp krizi geçirme ihtimalleri aynı olduğuna göre kolesterolün risk faktörü olması mümkün değildir.
|
|
LOKUM GİBİ KOLESTEROL
29.11.2011, 10:45
Dün akşam Habertürk televizyonunda Yiğit Bulut’ un sunduğu Sansürsüz isimli programda kolesterol hastalık mıdır, kolesterol ilaçları ne kadar işe yarıyor soruları etrafında güzel ve faydalı bir tartışma oldu.
Programa benden başka kardiyolog Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, Prof. Dr. Bingür Sönmez ve kardiyolog Dr. Deniz Şener katıldı.
|
|
HEMŞİRE DEĞİL, HEKİM!
27.11.2011, 12:01
Ülkemizde tıp eğitiminin çok sorunlu olduğunu, bunun kişisel çabalarla düzeltilmesinin mümkün olmadığını ve kısa zamanda mutlaka yeniden düzenlenmesi gerektiğini anlatmaya çalışan pek çok yazı kaleme aldım.
Bununla ilgili olarak ne iktidarın, ne muhalefet partilerinin ve ne de bu işin asıl sorumlusu üniversiteler ve YÖK' ün hiçbir çalışmasından haberdar değilim. Eğitimdeki yanlışları, eksiklikleri, başıbozukluğu umursayan yok görünürde. Demekki herkes halinden memnun.
Sadece zaman zaman aklı başında tıp fakültesi öğrencilerinin sesi daha doğrusu feryadı duyuluyor.
|
|
BÜTÜN DÜNYA BU İLAÇLARI YANLIŞ KULLANIYOR
26.11.2011, 09:06
Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi'nin (ECDC) doktorlara bir uyarısı var: Antibiyotik yazmadan önce iki kere daha düşünün!
Antibiyotik Farkındalık Günü sebebiyle Sağlık Bakanlığı'nın düzenlediği toplantıda konuşan Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanı Mustafa Ertek de "Direnç gelişiminin sadece hastayı değil, tüm toplumu olumsuz etkilediğine" işaret ederek şunları söylüyor: "Türkiye'deki direnç oranları diğer ülkelerden yüksek. Antibiyotik kullanımı Avrupa ülkelerinde 4. sıradayken bizde ilk sırada yer alıyor. Bunun sonucu bize direnç olarak yansıyor."
|
|
KOLESTEROL İLACI HAYRANLARINA BİR TAVSİYE
25.11.2011, 07:49
“Kolesterol düşüren ilaçlar damar sertliğini gideriyor” başlıklı haberi sitemde yayınlamıştım. Bu haber için benim yorumum şöyle:
Ateroskleroz kronik bir enflamatuar bir hastalıktır; kolesterol yüksekliği ile bir alâkası yoktur.
Bu kişilerde kolesterol yüksekliği bir iltihapta (mesela pnömoni) lökositlerin artması veya ateşin çıkmasına benzer bir durumdur. Kemik iliğinde lökosit sentezinin önlenmesi veya antipiretikler ile ateşin düşürülmesinin pnömoninin iyileşmesine hiçbir katkısı olmadığı gibi kolesterol sentezini inhibe etmenin de kalp-damar hastalıklarının iyileşmesi üzerine bir faydası yoktur.
|
|
MURAT TUZCU’ DAN KARDİYOLOGLARA “TOKAT” GİBİ CEVAP
24.11.2011, 07:47
Dün Habertürk gazetesinde Ceyda Erenoğlu’ nun “Kolesterol düşüren ilaçlar damar sertliğini gideriyor” başlıklı haberinde bizim statin meftunu kardiyologların yorumlarını gülerek okudum.
Habertürk’ ün sağlık editörü Ceyda Erenoğlu da bu açıklamalara benim gibi şaşırmış olmalı ki Murat Tuzcu ile tekrar görüşmüş ve gerçek bir gazeteciye yakışan sorularla yüksek doz statin yazmayı kardiyologluk yapmak sananlar için harika bir “rehber” hazırlamış.
|
|
GAZETECİLERİN BEDAVA GEZİLERE KATILMASI ETİK Mİ?
22.11.2011, 16:49
Ülkemizin iki ünlü ekonomi yazarı birkaç gün süreyle bir ilaç firması tarafından götürüldükleri Amerika seyahati ile ilgili yazılar kaleme aldılar.
Yazıları, bakalım ilaç dünyasının hangi ekonomik sorunlarını dile getirecek diye merakla okudum ama büyük bir hayâl kırıklığına uğradım.
Yazılar neredeyse tamamen çanak sorular, bunlara verilen cevaplar, firmanın methedilmesi (bunlar bilgilendirme diye kimseyi kandırmaya kalkmasınlar) ve oradaki yetkililer tarafından verilen tıbbi bilgilerin yazıya dökülmesinden ibaretti.
|
|
TÜRKİYE’ DE BİLİMSEL ARAŞTIRMA DA YAPILMIYOR BİLİMSEL YAYIN DA
19.11.2011, 09:34
Abdullah Gül Üniversitesi’nin temel atma törenine katılan YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, burada yaptığı konuşmada şunları söylüyor:
“Bilimsel yayın artışında üçüncü ülke durumundayız. Geçen yıl 17′nci sıradaydık. Bu yıl sırada yükselme olacak. Layık olduğumuz seviyeye ulaşacağız. Layıkıyla yapamadığımız tek konu ise elimizdeki bilgileri teknolojiye çevirememek. Bizde 27 bin makale basılıyor. Bunlardan patent alınan makale sayısı 85 civarında. İsrail’de 4 bin civarında makale basılıyor. Bin 500′üne patent alınıyor.”
|
|
KOLESTEROL İLAÇLARI FASO FİSO MU?
17.11.2011, 23:20
Tüm dünyada en çok satılan ilaçların başında halk arasında kolesterol ilacı olarak bilinen statinler geliyor.
Karaciğerde kolesterol yapımını yüzde 30-50 oranında azaltarak etki gösteren bu ilaçlar hem bilinen kalp hastalığı olan ve hem de kalp damar hastalıkları bakımından yüksek risk grubunda yer alan kişilerde bu hastalıklarının tedavisi ve önlenmesi için yaygın olarak kullanılıyor.
|
|
GÜZELLİĞİN ON PAR ETMEZ BU BENDEKİ AŞK OLMASA
16.11.2011, 01:49
“Bir güzelliği oluşturan özellik, o nesnenin elemanları arasındaki oranlardır. Eğer bu elemanlar oranlı bir şekilde bir araya gelmişse birbirleriyle bütünlük içindedir. Buna uyum diyoruz. Estetik bir uyum için de doğada birçok canlıda bulunan altın oran geçerlidir. Estetik uyum planlanırken altın oran da göz önüne alınmalıdır.”
|
|
KOLESTEROL İLAÇLARI BİR İŞE YARAMIYOR
14.11.2011, 00:24
Kolesterol düşürücü ilaçların (statinler) kalp-damar hastalıklarıyla ilgili komplikasyon ve ölümleri azaltmadığını gösteren pek çok araştırma olmasına karşılık bu ilaçlara tapanların çok sık kaynak gösterdikleri, kısa adı JÜPİTER olan bir araştırma vardır.
Metodu ve sonuçları ciddi şekilde tenkit edilen bu çalışma statinlerin sağlıklı insanlarda da kalp-damar sorunlarını azalttığını göstermiştir. Buna dayanarak da birçok sağlıklı kişiye uzun süre statin tedavisi uygulanmıştır.
|
|
ÇÖLYAK HASTALIĞI NEDEN ARTIYOR?
13.11.2011, 10:16
Görülme sıklığı giderek artan ve adı ülkemizde de her geçen gün daha çok duyulan modern zaman hastalıklardan biri de Celiac (Çölyak okunur) hastalığıdır. Bu kelime Yunanca karın manasına gelen ‘koilliakos’ kelimesinden gelir.
Mayo Klinik tarafından yapılan yeni bir araştırma Çölyak hastalığının Amerika’ da geçmiş senelere göre 4 misli fazla rastlandığını gösteriyor.
|
|
ALZHEİMER İLAÇLARINDAKİ BÜYÜK OYUN
12.11.2011, 02:00
Bu yıl ilaç harcamaları için ayrılan 15.6 milyar liranın daha yıl bitmeden aşılması üzerine hükümet her gün yeni arayışlara yöneliyor. Son karar dün gece yürürlüğe girdi ve ilaç fiyatları düşürüldü. Bu sayede bir buçuk milyar liranın üzerinde tasarrufun mümkün olacağı tahmin ediliyor.
Hatırlarsanız daha birkaç gün önce de gereksiz ilaç yazan hekimlere “negatif performans” verilmesi, aile hekimliğinde hastalardan reçete bedeli ve 3 kutu ilaç sonrası katkı payı alınması gibi tedbirler gündeme gelmişti.
|
|
SİGARA BIRAKTIRMA İLACI İNTİHAR RİSKİNİ ARTIRIYOR
11.11.2011, 01:34
Ülkemizde de sigara bıraktırma tedavisinde yaygın olarak kullanılan ve Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz olarak dağıtılan varenicline etken maddeli Champix isimli ilacın intihar ve depresyon riskini artırdığı ortaya çıktı.PLoS One isimli tıp dergisinin son sayısında yayınlanan ve 13 senelik sürede sigara bırakma tedavisi ile ilgili 13 bin yan tesirin incelendiği araştırma, intihar teşebbüsü ve depresyon gibi olumsuzlukların yüzde 90’ ının Champix’ ten, yüzde 7’ sinin bupropion’ dan ve yüzde 3’ ünün ise nikotin yerine koyma tedavisinden kaynaklandığını gösterdi.
|
|
GRİP AŞISI OBEZLERDE DE İŞE YARAMIYOR
04.11.2011, 07:02
North Carolina Üniversitesi tarafından yapılan ve ‘International Journal of Obesity’ isimli tıp dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre grip aşısı obezlerde fazla işe yaramıyor.
Grip için risk yaratan hastalıklardan biri de obezitedir. Nitekim iki sene önceki domuz gribi salgınında obezlerin gribe yakalanma ve gripten ölüm ihtimallerinin yüksek olduğu ortaya çıkmıştı. Bunun sebebi ise obezitenin kalp-damar hastalıkları, diyabet, kanser, astım, uyku-apne sendromu gibi pek çok hastalığa zemin hazırlaması yanında bu kişilerde bağışıklığın da ciddi şekilde baskılanmış olmasıdır.
|
|
GRİP AŞILARININ ETKİLİ OLMADIKLARI ORTAYA ÇIKTI
02.11.2011, 19:50
Her sene milyonlarca insana yapılan grip aşılarının etkinliğinin sanıldığı kadar yüksek olmadığını gösteren araştırmalara bir yenisi eklendi.
Minnesota Üniversitesi uzmanları tarafından yapılan bir analiz, bugüne kadar aşı olanların gripten yüzde 70-90 oranında korunduğu iddialarının gerçek olmadığını ortaya koydu.
1967 senesinden beri grip aşılarıyla alâkalı 5.707 makalenin tarandığı ve bunlar içinde bilimsel bakımdan tam yeterli bulunan 31 tanesinin değerlendirdiği analize göre, grip aşılarının 18-65 yaş arasındaki sağlıklı erişkinlerdeki etkinliği yüzde 59!
|
|
İNTERNET YOLUYLA YAPILAN GRİP AŞILARINI BEKLİYORUM
01.11.2011, 01:40
Grip aşısı hayranı bir okuyucumun mektubunu yayınlıyorum:
“Değerli Hocam,
Sizin gibi grip aşısı muhalifi bazı kendini bilmezlerin iddialarına itibar edilmemesi gerektiğine inanıyorum.
Ben sizin açıklamalarınıza karşılık, her sene gidip ‘inadına’ aşımı oluyorum ve çok da memnunum.
Grip aşısı üreticileri de sizlerin kösteğine rağmen yılmadan çalışıyorlar.
“Mikro grip aşısından” haberiniz var mı bilmem. Bu sayede iğneden korkanlar da artık canları yanmadan aşı olabilecekler.
“Mikro grip aşısı” nın endüstrinin ille de herkese grip aşısı yapma kaygısından kaynaklanmadığını bilmenizi isterim.
Bu mucize ürün hiç şüpheniz olmasın ki üreticilerin tüketicilerin hassasiyetlerine verdikleri önemin bir eseridir; başka bir şey değildir.
|
|
GRİP AŞISI REZALETİ
31.10.2011, 00:59
Grip aşılarının kahraman savunucusu, viroloji profesörü Selim Badur’ un ağzından grip aşısı ile “ticari” kelimelerini yan yana duymak bir başka keyifli oluyor.
Türkiye'de grip mevsiminin ocak, şubat, mart aylarına kaydığını, buna karşın grip aşısının hiçbir Batı ülkesinde örneği olmadığı şekilde, ağustos sonunda piyasaya verildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Badur şunları söylüyor:
"Tamamen ticari kaygıyla yapılıyor. Bir firma diğerinden bir hafta önce getirirse mal fazlası olarak depolara, eczanelere yığar ve piyasayı kapatır. Bu böyle giderse temmuz ayında grip aşısı çıkacak Türkiye'de. Fransa bu yıl grip aşısını 9 Kasım'da çıkarıyor, toplumunu da o gün için bilgilendiriyor. Bizde, aşıyı bir gün önce piyasaya vereyim demek, bizi komik durumlara düşürüyor, böyle olmaması gerekir.
|
|
HASTA MEMNUNİYETİ NE OLMALIDIR?
29.10.2011, 07:46
"Hastaların yüzde 80'inin sağlık hizmetlerinden memnun olması" o ülkede ne tıp eğitiminin ne de sağlık sisteminin başarılı olduğunun iyi bir göstergesi değildir.
Çünkü herhangi bir doktora giden kişilerin yüzde 80'inin memnun olması zaten beklenen bir orandır. Bu oran, aynı zamanda bir sağlık ocağı veya bir genel hastane polikliniğine başvuran ama önemli bir sağlık sorunu olmayan kişilerin de oranıdır.
Bunların bir kısmı ilaç yazdırmak için, bir kısmı önemli olmayan gelip geçici birtakım şikâyetler (soğuk algınlığı, boğaz ağrısı, kabızlık, hazımsızlık, hâlsizlik...) için, bir kısmı tansiyon ölçtürmek için, bir kısmı muayene ücretsiz olduğu için, hatta bir kısmı canı sıkıldığı için sağlık kuruluşuna başvurur.
Bu yüzde 80'lik kısmın sorunlarını iyi bir eğitim almış veya almamış olsun her birinci basamak hekimi rahatlıkla halleder. Örnek vermeye bile gerek yok; bu kişilere üç aşağı beş yukarı hep aynı reçeteler yazılır.
|
|
BÜYÜKLERE KOLESTEROL MASALLARI (4) KOLESTEROL TEORİLERİ BİRER BİRER İFLAS EDİYOR
27.10.2011, 00:01
Kötü kolesterol (LDL-kolesterol) ve trigliserit yüksekliğinin kalp damar hastalıklarına bağlı kalp krizi, felç ve ölümleri artırdığı, buna karşılık iyi kolesterol (HDL-kolesterol) yüksekliğinin ise koruyucu etkisi olduğu iddia edilir.
Kötü kolesterolü ve trigliseritleri azaltmanın, iyi kolesterolü yükseltmenin kalp damar hastalıklarına bağlı kalp krizi, felç ve ölümleri azaltacağı umuduyla planlanan ve kısa adı AIM-HIGH olan bu araştırma da tıpkı ACCORD araştırması gibi fiyaskoyla sonlandı.
|
|
BÜYÜKLERE KOLESTEROL MASALLARI (3) HAYDA... İYİ KOLESTEROL DE ASLINDA İYİ DEĞİLMİŞ
26.10.2011, 07:41
Kolesterol mafyasının masallarında “iyi kolesterol” ne kadar yüksekse ve “kötü kolesterol” ne kadar düşükse damar sertliğinin ve bunun sebep olduğu kalp krizi, felç ve ölümlerin o kadar az olacağı ballandıra ballandıra anlatılır. “İyi kolesterolü” artıran, “kötü kolesterolü” azaltan ilaçlara methiyeler düzülür.
ABD hükümeti tarafından finanse edilen ve yaşları 40 ile 79 yaş arasında olan 10 binden fazla tip 2 şeker hastası üzerinde yapılan “Action to Control Cardiovascular Risk in Diabetes” (ACCORD) adlı araştırma kolesterol dünyasında büyük şaşkınlık yarattı.
|
|
BÜYÜKLERE KOLESTEROL MASALLARI (2) KOLESTEROLÜN ZARARLI OLMADIĞI NASIL İSPATLANDI
25.10.2011, 11:01
Senelerden beri birkaç kişi kolesterolün “görüldüğü yerde vurulması gereken bir terörist” olmadığını, sağlıklı bir hayat için elzem bir madde olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.
Karşımızdaki hayli kalabalık ve de zengin “kolesterol mafyası” ise tam aksini iddia ediyor, kolesterolü yerden yere vuruyorlar. Tam yağlı inek sütünü, tereyağını, yoğurdu, kırmızı eti karalamadıkları bir gün geçmiyor.
Amaçlarını biliyorsunuz: Toplumda “kolesterol fobisi” yaratarak bir taraftan kolesterol ilaçlarının diğer taraftan da yağı alınarak beş para etmez hale getirilmiş, kutulara doldurulmuş hazır gıdaların satışını artırmak!
|
|
BÜYÜKLERE KOLESTEROL MASALLARI(1) MEĞERSE KÖTÜ KOLESTEROLÜN DAHA KÖTÜSÜ VARMIŞ
23.10.2011, 21:13
Son senelerde ilaç ve hazır gıda endüstrisi el ele verdi ve kısa zamanda tüm dünyada müthiş bir ‘kolesterol fobisi’ oluşturuldu. İnsanlar sistemli bir şekilde ‘kolesterol manyağı’ yapıldı.
Kolesterol, topluma ve maalesef aynı zamanda doktorlara da türlü pazarlama taktikleriyle kalp krizi ve inme gibi ölümcül hastalıkların tek sebebiymiş gibi tanıtıldı.
Korkutma kampanyası son sürat devam ediyor, çünkü kolesterol pazarında müthiş para var. Sadece kolesterol düşürücü ilaçların yıllık satışları 25 milyar doları geçiyor.
|
|
SEZARYEN Mİ, NORMAL DOĞUM MU?
22.10.2011, 08:35
Ben üniversite hastanelerinde uzmanlık eğitimi almış kadın-doğumcuların doğumevlerinde ihtisas yapmış olanlara göre sezaryene daha meyyal olduklarını düşünüyorum. Üniversite hastanelerinde sezaryen oranları kaçınılmaz olarak daha yüksektir çünkü genellikle daha karmaşık ve ağır vakalar vardır. Bu sebeple de üniversite asistanları normal doğumu doğum evlerindekilere göre çok daha az görür ve uygularlar.
Bu arada unutulmaması gereken bir durum daha var: Tarlada çalışan, evinin suyunu çeşmeden, odununu ormandan getiren güçlü kuvvetli, acı çekmeye alışmış çilekeş köylü kadınlar rahatlıkla normal doğum yapabilirler ama bunu nazenin metropol kadınlarından beklemek biraz da haksızlıktır.
|
|
SAĞLIĞIN ANAYASASI NASIL OLMALIDIR?
20.10.2011, 21:06
Habertürk televizyonunda Didem Arslan Yılmaz’ ın sunduğu “Türkiye’ nin Nabzı” programında Tam Gün Kanununu ve onunla ilgili sağlık sorunlarını tartıştık.
Orada da ifade ettiğim görüşlerimi burada da özet olarak tekrarlamak istiyorum.
BİR: Tam Gün Kanununu tek başına değil Sağlık Dönüşüm Programı çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Bu kanuna kökten karşı çıkan hekim veya öğretim üyesi neredeyse yok denecek kadar azdır; anlaşmazlığın temel sebebi aylık kazançla ilgilidir.
|
|
SAĞLIKTA SUÇLU KİM?
19.10.2011, 23:06
Küreselleşen dünyada hekimlik mesleği, hastalıkları önleyen ve sağlığı koruyan bir sanat olmaktan çıkarak hastalara ilaç ve yüksek teknoloji giydiren bir konfeksiyona dönüşüyor. Hekimin ilgisi ve iyileştirici gücü ise ilaç, teknoloji ve paraya devrediliyor. Artık hekimin saygınlığı bile kariyeri, şöhreti ve aldığı ücreti kadar…
Sevilen, sayılan ve kutsal bir otorite gibi duran hekim algısı artık yok! Hekim yüzünüze değil bilgisayarın ekranına bakarken sizinle değil bürokratik işlemlerle ilgileniyor. Soğuk makinaların içinde, bilgisayarların teşhis ve tedavisine sunulan, ölçülüp biçilen, borsada işlem gören ve menkul değerlere çevrilebilen hastalık dünyasında yaşıyoruz. Sağlık ise paranın gücüne göre alınıp satılan tüketim malzemesi oldu.
|
|
HASTAYI SAĞLIK SİSTEMİ TEPTİ!
18.10.2011, 22:24
Hasta sahibi doktor babası çok sevgi ve saygı duyduğumuz bir arkadaşımız. Telefon etti ve annesinde hafif şuur bozukluğu olduğunu söyledi. Acilen en yakın doktora başvurmasını ve nörolojik bir problem düşünürse beni aramasını söyledim. Ardından başka profesör arkadaşını aradığını ve hastaneye yatırdıklarını söyledi. 3 gün sonra ziyaret amacıyla gittiğimde hastanın yoğun bakım servisinde şuuru hafif kapalı olarak yattığını gördüm. Üriner infeksiyon tanısı ile tedavisi görüyordu. Kısa bir muayenede sağ hemiparezi farkettim ve acilen beyin MR çekilmesini ve nöroloji ile görüşülmesini talep ettim. Hatta ziyaretçi rolünden çıkıp resmi bir konsültasyon notu da yazdım. Yoğun bakım nöbetçisi arkadaş telaşlandı ve büyük çabalarla hastane MR teknisyenine ulaştı. Hafta sonu nedeniyle evinden gelen teknisyen beyin MR çekti ve beyin damar tıkanıklığı tesbit edildi. Nöroloji bölümüne devredildikten sonra hasta ziyaretini bitirdim. karşılaştıklarım beni çok üzdü
|
|
TIPTA SANAL KONGRE OLUR MU?
17.10.2011, 23:49
Tıpta sanal kongre olur hem de bal gibi olur.
Senelerden beri ilaç firmalarının hekimleri ezmek, sindirmek için kullandıkları tıp kongrelerine karşı mücadele ediyorum.
İç Hastalıkları Derneğini ve değerli yönetcilerini tebrik ediyorum.
Dileğim bu ve benzeri uygulamaların tüm bilim dallarına yayılması.
Artık ilaç firmalarının kucağına oturmak istemiyoruz.
|
|
CHP’ DEN MÜTHİŞ SAĞLIK HAMLESİ
16.10.2011, 01:40
CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a, “Türkiye’ye getirilmeye çalışılan yabancı doktorlar Türk hastayla empati kurabilir mi?” diye sordu.Soru, sağlıkla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi ve Danıştaya’ a itiraz etmek dışında doğru dürüst bir planı, programı, politikası olmayan, şayet varsa bunu topluma anlatmayı bile beceremeyen CHP’ nin doktor milletvekiline çok yakışmış.
Muhalefet etmek sadece tenkitle olmaz; CHP çözümlerini de alternatiflerini de ortaya koymak zorundadır.
|
|
VİTAMİNLER ÖLDÜRÜYOR
15.10.2011, 09:15
Zaman gazetesindeki yazım:
Bu hafta başında Archives of Internal Medicine isimli muteber tıp dergisinde yayımlanan araştırmada da her gün multivitamin, folik asit, B6 ve çinko, demir, bakır, magnezyum gibi mineral haplarını içen kadınların ölüm risklerinin artmış olduğu ortaya çıktı.
Araştırma, ortalama yaşları 62 olan 40 bin kadının 19 sene takip edilmesiyle gerçekleştirildi. Doktor Jaakko Mursu ve ekibi, “Şu anki verilere bakarak, vitaminlerin genel ve yaygın kullanımını meşru kılacak bir sebep göremiyoruz.” diyor.
|
|
GENÇ BİR HEKİMİN MEKTUBUNDAN ALINACAK DERSLER VAR
13.10.2011, 20:38
"Tıp kongresi mi, bayi toplantısı mı?" başlıklı yazıma 100' den fazla yorum geldi. Herkesin fikrine saygılıyım; her zaman olduğu gibi gelen tüm yorumları aynen yayınladım.
Beni üzen ve hayretlere düşüren en önemli şey daha sonra yazımın sonuna eklediğim notta da belirttiğim gibi çok değerli meslektaşlarımdan bazılarının bu yazımı "hekim eleştirisi" olarak değerlendirmeleri oldu.
Özellikle de öğrencilikleri döneminde sosyalist-komünist görüşü benimsediklerini bildiğim bazı arkadaşlarımın herkesten çok kapitalist düzen savunucularına dönüşmüş olmalarına da çok şaşırdım.
|
|
TIP KONGRESİ Mİ BAYİ TOPLANTISI MI?
12.10.2011, 00:54
Ben Tıp Kongrelerine temelden karşıyım ve senelerdir de bunun yanlışlığını anlatmaya çalışıyorum.
Hemen hemen herkesin cebinden ‘beş kuruş çıkmadan’ katıldıkları bu toplantılar benim gözümde “bayi toplantısı’ ndan başka bir şey değildir.
Sağlık Bakanlığı’ nın bu son kararını fırsat bilerek bu mevzudaki görüşlerimi tekrar paylaşmak istiyorum.
|
|
İLAÇ İSRAFININ SEBEPLERİ NELERDİR, ÖNLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR
10.10.2011, 22:27
Altı ay önce yayınladığım “İlaç israfının önlenmesi için SGK’ ye bir tavsiye” isimli yazımda Bakan Çelik’ in dile getirdiği fazla ilaç yazan doktora negatif performans uygulamasının bir benzerini “pozitif performans” şeklinde tavsiye etmiştim. Bence benim teklifim daha doğrudur.
Yazımın ilgili paragrafı aynen şöyle:
“SGK doktorların reçetelerini takip ederek az sayıda, düşük dozda ve ucuz ilaç yazan hekimleri ödüllendirmelidir. Bu sayede gereksiz ilaç kullanımı kontrol altına alınarak önemli ekonomik kazançlar elde edileceği gibi hastaların gereksiz ilaçlar yüzünden karşılaşacağı komplikasyonlar ve riskler de ortadan kalkacaktır.”
|
|
YALNIZ SÜTLERİ DEĞİL İNEKLERİ DE BOZMUŞLAR
08.10.2011, 09:10
“Açık süt mü, kutu sütü mü?” başlıklı yazıma pek çok okuyucumdan ve bu arada ‘isimlerinin açıklanmasını istemeyen bazı ineklerden’ de tepkiler geldi.
Ben de gittim; bir süt fabrikasında çalışan bu ineklerle ‘off the record’ çok samimi bir görüşme yaptım.
Biliyorum, şimdi konuştuklarımızı açıkladığım için bana belki ‘ineklik ediyorsun’ diyeceksiniz, ama bu davranışımı haklı kılacak sebebim var: Tüm öğrenim hayatım boyunca ben hep ‘inek’ olarak adlandırıldım. Herhâlde bu yüzden de kendimi onlara çok yakın hissediyorum; meselâ çayıra, çimene, yeşile yemesem bile ben de bayılırım. Dolayısıyla ineklik etmek meşrebime aykırı değil.
|
|
AÇIK SÜT MÜ, ŞİŞE SÜTÜ MÜ, KUTU SÜTÜ MÜ..HANGİSİ?
06.10.2011, 09:08
Benim çocukluğumda, bırakın ‘kutu sütlerini’ ‘şişe sütü’ bile icat edilmemişti. Sütü de bir çok başka şeyi de, meselâ yoğurdu, hatta balığı bile kapıdan geçen seyyar satıcılardan alırdık.
Sütçüler genellikle atlarının iki tarafına astıkları güğümlerle satış yaparlardı. Kupa şeklinde galvanizli tenekeden değişik boylarda ölçekleri olurdu; biz evden tencere ile gider annemizin istediği kadar süt alırdık.
|
|
BU SORULARIMA CEVAP ALMADAN GRİP AŞISI YAPTIRMAM
05.10.2011, 00:09
Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Gaye Usluer’ le yapılan ve medyada “Grip kapıda, aşınızı olun” başlığı ile yer alan, grip aşısı reklâmı yapılan haberi okudum.
Prof. Dr. Gaye Usluer, “Grip ile nezle arasındaki fark nedir? Gripten korunmanın yolları neler? Grip nasıl tedavi ediliyor? Antibiyotikler tedavide etkili oluyor mu? Bağışıklık sistemini güçlendirmek gripten korunmada etkili oluyor mu?” … gibi “sade suya tirit sorulara” cevaplar vermiş.
|
|
TIP FAKÜLTELERİ YAN GELİP YATMA YERİ OLDU
01.10.2011, 00:23
26 Ağustosta yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname’ nin (KHK) ertesi günü yayınlanan yazımda Tam Gün Kanunu’ na tam destek verdiğimi belirtmiştim.
O yazımda da belirttiğim gibi “öğretim üyelerinin döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen faaliyetlerde bulunmayacak ve hiçbir biçimde ek ödeme almayacakları” şeklindeki ifadenin “hasta muayenesi, ameliyat veya diğer tıbbi girişimleri yapabilecekleri fakat bunlardan hiçbir şekilde maddi bir menfaat temin edemeyecekleri” şeklinde anlaşılması gerektiğini yazmıştım.
|
|
GRİP AŞISI HAKKINDA AKLA ZİYAN SORULAR
27.09.2011, 21:27
Şu günlerde “Grip aşısı alarmı” başlıklı yazıları okuyup da heyecanlanmamak mümkün değil.
Bu sene grip salgını olacak mı, yoksa toplumda panik mi yaratılmak isteniyor? Grip aşısı olmak şart mı? Grip aşısı üreten firmaların ya da ilaç endüstrisinin bu işte rolleri var mı? Bu yıl piyasada olan grip aşısı bizi bu salgından koruyabilecek mi? Grip aşısı para tuzağı mı? gibi pek çok soruya cevap arıyorlar.
Sorular bizden cevaplar sizden.
|
|
İLAÇLARA BAĞLI ÖLÜMLER TRAFİK KAZALARI ÖLÜMLERİNİ GEÇTİ
25.09.2011, 01:22
Amerika’ nın ünlü Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC)’ nin verileri, 2009 senesinde en az 37 bin 485 kişinin ölümüne yol açan ilaçların trafik kazasına bağlı ölümlerin önüne geçtiğini gösteriyor.
İlaçlara bağlı ölümler bu ülkede 1979 senesinden beri takip ediliyor ve araştırmaya göre de ilk defa trafik kazalarının önüne geçiyor.
Los Angeles Times gazetesindeki habere göre önlenebilir ölüm sebeplerinin çoğunda bir azalma olurken ilaçlar buna bir istisna oluşturuyor.
|
|
HEKİMLİK, DOKTORLUK VE HEKİM ÖĞRETMENLİĞİ (1. BÖLÜM)
24.09.2011, 20:43
Dr. M. Özgür Niflioğlu' nun yazısı:
Dünyada bazı meslekler vardır ki, hakkını vermeden yapamazsınız.
Öğretmenlik, liderlik, askerlik ve hekimlik…
Listeyi uzatmak mümkün…
Kötü öğretmen gençleri, kötü asker orduyu, kötü lider de devleti tehlikeye sürükler.
Kötü hekimlik ise öldürür. Gayet açık ve net: öldürür.
Hekimlere doktor da denir.
|
|
İNCE HASTALIĞIN İNCE TARAFLARI
24.09.2011, 06:03
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından geçen hafta yapılan açıklamada, Avrupa'da ilaca dirençli tüberküloz vakalarında yaşanan artışın endişe verici boyutlara ulaştığı ve gerekli tedbirler alınmazsa hastalığın binlerce kişinin ölümüne yol açabileceği kaydedildi.
DSÖ’ nün verilerine göre dünya nüfusunun üçte biri, yani 2 milyar insan tüberküloz mikrobu taşıyor ve bu sayıya her yıl 100-200 milyon kişi ekleniyor. Dünyada her sene 8 milyon kişi tüberküloz hastalığına yakalanıyor ve bunların 2 milyona yakını da ölüyor.
|
|
İLAÇLARA BAĞLI ÖLÜMLER TRAFİK KAZALARI ÖLÜMLERİNİ GEÇTİ
23.09.2011, 22:46
Amerika’ nın ünlü Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC)’ nin verileri, 2009 senesinde en az 37 bin 485 kişinin ölümüne yol açan ilaçların trafik kazasına bağlı ölümlerin önüne geçtiğini gösteriyor. İlaçlara bağlı ölümler bu ülkede 1979 senesinden beri takip ediliyor ve araştırmaya göre de ilk defa trafik kazalarının önüne geçiyor.
|
|
DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE TEŞHİSLERİNİN ÇOĞU YANLIŞ OLABİLİR
22.09.2011, 00:22
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Sendromu veya kısa adıyla DEHS modern zaman hastalıklardan biri. Elbette daha önceki senelerde böyle bir klinik tablo mutlaka vardı ama özellikle son senelerde DEHS teşhisi konan çocukların sayısının inanılmaz boyutlarda arttığı da bir gerçek.
Bizim zamanımızda ‘Akıllı çocuk yaramaz olur’ sözü geçerliydi. Anne ve babalar şimdikinin tam tersine yemeğini yiyen, dersini aksatmayan, otur diyince oturan, kalk deyince kalkan çocuklarından ‘Acaba bizim çocuk geri zekâlı mı’ diye endişe ederlerdi.
|
|
İSTİHARELERİN DEĞİŞMEZ MEKANINDAN ALINACAK DERSLER VAR
19.09.2011, 07:57
Tüm üniversite öğretim üyelerine Fatih Altaylı’ nın bugünkü “En iyi tıp sistemi nasıl çalışıyor” başlıklı yazısını dikkatle okumalarını tavsiye ediyorum.
Aynı tavsiyem sağlık konusunda Danıştay’a veya Anayasa Mahkemesine gitmekten başka bir faaliyeti ve politikası olmayan CHP yöneticileri için de geçerli.
Fatih Bey, “istiharelerin değişmez mekânı” Cleveland Kliniğinin kardiyoloji bölümü yöneticilerinden Prof. Dr. Murat Tuzcu’ nun ağzından oradaki sistemin nasıl çalıştığını anlatıyor.
|
|
ANTİPSİKOTİK İLAÇLARIN YARIDAN FAZLASI BOŞUNA YAZILIYOR
18.09.2011, 15:55
Amerika’ da (ABD) Stanford ve Chicago Üniversiteleri tarafından yapılan yeni bir araştırma, “atipik antipsikotik ilaçlar”ın etkinliğinin ispatlanmadığı hastalıklar için de yaygın olarak reçete edildiğini ortaya çıkardı.
Araştırmaya göre, atipik antipsikotik ilaçlar doğru endikasyonda kullanılmış olsa bile, bunların çok daha ucuz olan tipik antipsikotik ilaçlardan tedavi ve yan etkiler bakımından hiçbir üstünlükleri yok. Atipik antipsikotik ilaçların en önemli yan etkileri içinde diyabet, kalp hastalıkları ve aşırı kilo alınması var.
|
|
NEDEN OTA ÇÖPE SAPA PÜSKÜLE DÜŞKÜN OLDUK
17.09.2011, 07:53
Son zamanlarda insanlarımızda giderek de yaygınlaşan şöyle bir temayül var: Tomografiden endoskopiye, eforlu elektrodan anjiyoya, alerji testlerinden sintigrafiye kadar modern tıbbın tüm teşhis imkânlarından cömertçe faydalanıyor ama sıra tedaviye gelince çareyi otta, çöpte, sapta, püskülde aramaya başlıyor.
Amerikalının Avrupalının bir tanesini yaptırmak için aylarca sıra beklediği, teknolojinin en son teşhis yöntemlerinden hem de beş kuruş ödemeden yararlananlar neden modern tıbba sırtlarını dönüp alternatif tıptan medet umuyorlar dersiniz?
|
|
İLAÇ FİYATLARI NASIL KONTROL ALTINA ALINABİLİR?
16.09.2011, 08:46
Dünyadaki tüm ülkelerin ilaca ödedikleri para her geçen sene katlanarak artıyor. Türkiye’ de ilaca yapılan ödemelerin yüzde 85’ den fazlasını üstlenen Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)’ nin 2002’ de ödediği para 4.4 milyar iken bu rakam 2010’ da 3 mislinden fazla artarak 16 milyara ulaştı.
Oysa SGK 2010 yılı ilaç harcamaları için toplam 14.6 milyar TL’lik kaynak ayırmıştı. SGK, bütçenin tutturulması için ilaç bedellerinin ortalama yüzde 9.5 ıskontoyla ödenmesi kararı aldı ve bütçe 2010 için 14.8 milyar liraya bağlandı.
|
|
HASTALIĞINIZ UYDURMA OLMASIN?
15.09.2011, 00:05
Metin Münir Milliyet’ teki köşesinde “Psikiyatrinin uydurma hastalıkları” başlıklı yazısında “Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından yayınlanan ve bütün dünyada kabul gören kitabın 1968 baskısında 182 hastalık varken bu sayının 1980’ de 365’ e ve 2000’ de ise 365’ e çıktığını belirterek birçok psikiyatrik hastalığın uydurma olduğunu” ileri sürüyor.
Bu yazıyı okuyunca “Biri Bizi Hasta Ediyor” isimli kitabımda yer alan “Uydurma Hastalıklar” başlıklı yazımı hatırladım.
|
|
KASA FİŞLERİ VE BANKAMATİK ÇIKTILARINDAKİ SİNSİ TEHLİKEDEN HABERİNİZ VAR MI
14.09.2011, 16:31
Bundan önceki yazımda bisfenol A (BPA) ihtiva eden sert plastikten yapılmış biberon, bardak, şişe ve yiyecek saklama kaplarının sağlığımız üzerine olan olumsuz etkilerinden bahsetmiştim.
BPA sadece bu kaplarda değil, günlük hayatta kullandığımız sayısız üründe de bulunuyor. Belki size inanması zor gelecek ama hergün hepimizin elinden düşmeyen kasa fişleri, bankamatik çıktıları, faks belgeleri gibi termal kağıtlarda da çok yüksek miktarlarda BPA var. Termal kâğıt madeni bir parayla çizildiğinde rengi değişen kâğıttır.
|
|
PET ŞİŞELER VE DAMACANALAR GERÇEKTEN ZARARLI MI, KANSER YAPIYOR MU?
12.09.2011, 00:42
Sert plastik ürünleri zararlı kılan şişenin plastiğindeki “bisfenol A” veya kısaca “BPA” dediğimiz maddedir.
Her gün kullandığımız sayısız üründe bulunan BPA'nın tehlikesi daha çok bardak, şişe, saklama kabı gibi yiyecek ve içeceklerin muhafazasında kullanılan sert plastik kaplardan kaynaklanıyor. Bunlar içinde en önemlisi de BPA ihtiva eden biberonlardır.
Sayısız araştırma, bebek ve çocuk sağlığının BPA yüzünden ciddi tehlikelerle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü BPA ihtiva eden plastik biberon, şişe ve yiyecek kaplarına sıcak bir sıvı veya yiyecek konduğunda BPA kaptaki sıvıya geçiyor.
|
|
SOĞUK ALGINLIĞI İLACI AGUMENTİN ŞURUP NEDEN TOPLATILDI?
10.09.2011, 15:39
Sabah gazetesinde yer alan “Şurup değil kanser içiyormuşuz” başlıklı haberde Türkiye'de de yaygın olarak kullanılan Augmentin adlı şurubun kapağında tehlikeli boyutlarda plastikleştirici "Diisopdecyl Ftalat" maddesi bulunması nedeniyle toplatıldığı bildiriliyor. Haberde, şurubun karaciğere olumsuz etki yaptığının haziran ayında Hong-Kong'da tespit edildiği, Sağlık Bakanlığı da karaciğeri tehdit eden Augmentin şurubun eczane ve hastanelerden toplatma kararı aldığı bilgisi de var.
|
|
BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ
09.09.2011, 18:12
Gazetelerde sağlıkla ilgili skandal haberler hiç eksik olmaz ve büyük bir merakla da okunur. İşte son günlerde sizin de gözünüze çarpmış olduğunu tahmin ettiğim birkaç örnek:
“77 yaşındaki bir kadına kürtaj yapılmış gibi sahte belge düzenlendiğinin tespit edilmesinden sonra şubat ayında yapılan ''Neşter'' adlı operasyonun ardından hazırlanan iddianame tamamlandı.
Bacağı kesilecek hastanın karaciğeri alındı. Karaciğeri alınacak hastanın da bacağı kesildi.
Hastaya verilecek oksijen gazı ile azot gazı karıştırıldığı, hastanın öldüğü anlaşıldı.
Kütahya'nın Simav ilçesinde, hastaneden taburcu edildikten 8 saat sonra ölen 28 yaşındaki sara hastası kadının eşi, olayda doktorların ihmali bulunduğunu ileri sürdü.
|
|
REFLÜ NEDEN RÖFLE KADAR MODA OLDU?
08.09.2011, 19:07
Birçok şeyin olduğu gibi hastalıkların da modası var. Özellikle de kadınları ilgilendiren hastalıkların. Çünkü erkek milleti ‘iktidarında bir sorun yoksa’ öyle astımmış, kemik erimesiymiş, hatta kansermiş, her hastalığı kendine dert edinmez.
Kadınlar ise eteklerinin boyu, çoraplarının deseni, eşarplarının rengi, ayakkabı topuklarının yüksekliği gibi, hangi hastalıkların moda olduğunu da yakından takip ederler.
|
|
ANTİBAKTERİYEL SABUN VE DİŞ MACUNLARINA DİKKAT
05.09.2011, 03:02
Antibakteriyel, anneler için adeta sihirli bir kelime. Bunlar sayesinde çocuklarını mikroplara karşı koruduklarını zannederler. Oysa bu ürünlerin günlük hayatta kullanılması düşündüğümüz kadar faydalı değil.
Ev temizlik ürünlerinde, parfümlerde, kırtasiye malzemelerinde, hatta ilaçlarda, yiyeceklerde ve içeceklerimizde bulunan binlerce katkı maddesinin insan sağlığına zararları her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Hepimizin her gün kullandığı sayısız üründe bulunan ve insan sağlığı için ciddi tehlike oluşturduğundan şüphe edilen maddelerden biri de "triklosan" isimli kimyasaldır.
|
|
SABRİ' NİN SIRRINDAN HERKESİN ALMASI GEREKEN DERLER
01.09.2011, 19:45
“Sabri’ nin sırrı çözüldü” başlıklı haber adeta bir ibret vesikası gibi. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de denge ve güç sağladığı iddia edilen ve özellikle gençler arasında çok popüler olan renkli plastik bileziklerin foyası ortaya çıkmış.
Habere göre, Mayo Clinic ve Bağımsız Araştırmacılar Grubu bilekliğin, 90’larda kullanılan stres bileziği gibi psikolojik güç verdiğini ve plasebo etkisi yarattığını açıklamış. İngiltere’deki Cork Üniversitesi Profesörü Dylan Evans da “Tanıtımı çok iyi yapılan bir ürün. Tamamen plasebo etkisi yaratıyor” demiş.
|
|
NEDEN HER İKİ İLAÇTAN BİRİ GEREKSİZ YAZILIYOR?
31.08.2011, 19:06
Türkiye’de de tüm dünyada olduğu gibi gereksiz ilaç kullanımının çok büyük boyutlarda olduğundan kimsenin şüphesi olduğunu sanmıyorum. Her iki ilaçtan birinin hatta daha fazlasının bile gereksiz olması bence de mümkündür.
Bugün genel bir poliklinik veya muayenehaneden çıkan hastalara baktığınızda tümünün de elinde birere reçete olduğunu ve bunların çoğunda da 4-5 kalem ilaç olduğunu görürsünüz. Oysa bir hekime giden herkesin ilaç tedavisi gerektirecek kadar hasta olması pratik olarak mümkün değildir. Birçok şikâyetin hatta hastalığın bir takım tavsiyelerle, bazı hayat tarzı düzenlemeleri ile hâlledilmesi mümkün iken ilaç yazmak hekimin de kolayına gelmekte ve hasta da zaten bunu arzu etmektedir.
|
|
AĞIZ KOKUSU HASTALIK HABERCİSİ
28.08.2011, 00:58
Ağız kokuları çoğu zaman, hoşa gitmeyen, itici, mide bulandırıcı, berbat kokulardır hatta birisinin çekilmez davranışları için 'ağız kokusu çekmek' şeklinde bir deyim bile vardır dilimizde.
Tıpta, hastanın ağzında veya nefesinde kötü koku hissedilmesine halitozis ismi verilir. Ağızları kokanlar çoğu zaman bu kokunun farkında değillerdir, esas rahatsız olanlar anne, baba, eş, arkadaş gibi bunların yakın çevresinde yaşayanlardır. Ama onlar da belki çekindiklerinden, belki o kişiyi gücendirmek istemediklerinden bunu açıkça ifade etmekten kaçınırlar.
|
|
TAM GÜNE TAM DESTEK
27.08.2011, 01:39
Habertürk' deki “Sessiz sedasız tam gün” başlıklı habere göre bugün Resmi gazete’ de yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa bağlı olarak kamu sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin mesai dışında muayenehane açarak ya da bir kuruluşta çalışarak meslek icra etmeleri yasaklandı.
Buna göre üniversite öğretim üyesi, muayenehane açması durumunda kendi üniversitesinde sadece eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunabilecek, hasta bakamayacak ve ameliyat yapamayacak. Daha önce sadece devlet hastaneleri başhekimlerine getirilen "muayenehane açamama" yasağı genişletilerek rektör, dekan, enstitü, bölüm, anabilim ve bilim dalı başkanları ile GATA' daki doktorlar için de geçerli olacak.
|
|
OT ÇÖP TİCARETİNE KİM DUR DİYECEK?
26.08.2011, 02:03
Güntay Şimşek www.haberturk.com’ da “Ot ticareti” başlıklı yazısında şunları söylüyor(1) :
“Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, bitkilere dikkat çekmiş, ama taşlarla tedaviyi unutmuş. Küçükusta “Bitkisel ilaç sahtekârlarına kanmayın” uyarısını yanlış yere yapıyor. Ayrıca Küçükusta‘ya hatırlatmakta fayda var. Tıp profesörleri de bu işin ticaretini yapıyor. Evet, tıp profesörü ya da eczacılık kökeninin olması gerekir ki bitkileri, otları, ağaçları tedavi için referans göstersin. Fakat bu zevatın yıllarca reçetelerine yazdıkları ilaçların kaçının ne olduğunu, yan etkilerini ne kadar biliyorlar?”
|
|
ENERJİ İÇECEKLERİ GENÇLERİMİZİN SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR
24.08.2011, 02:27
Enerji içecekleri gençlerimizin sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Amerika’ da yapılan bir araştırma 12-17 yaş arası gençlerin üçte birinin düzenli olarak enerji içecekleri içtiklerini gösteriyor. Bunları kahvaltıda, öğle ve akşam yemeklerinde ve aralardaki atıştırmalarda adeta su veya soda gibi içenler var. İster inanın ister inanmayın, 4 yaşındaki çocuklar için pazarlanan enerji içecekleri bile var!
|
|
OLMAZ OLSUN BÖYLE SAĞLIK SİSTEMİ
23.08.2011, 01:56
Bir memleket düşünün ki… ‘tıbbi yanlışlar’ her sene 100 bine yakın insanın ölümlerine yol açsın.
Bir memleket düşünün ki… her sene bir milyon 700 bin insanda ‘hastane enfeksiyonu’ ortaya çıksın ve bunların da 90 bine yakını bu yüzden ölsünler. Bunun için 11 milyar dolar harcanmış olsun.
Bir memleket düşünün ki… ‘ilaç tedavisindeki yanlışlardan’ her sene 1 milyon 500 bin kişi etkilensin ve bunların 7 bini de bu sebeple hayatını kaybetsin. Bunun için 3 milyar 500 bin dolar harcanmış olsun.
Bir memleket düşünün ki… her sene 2 bin 600 kişi ‘yanlış ameliyat kurbanı’ olsun.
|
|
BİTKİSEL İLAÇ SAHTEKARLARINA KANMAYIN
20.08.2011, 02:56
Son senelerde fitoterapinin büyük bir kazanç kapısı olduğunu gören bazıları doktor, çoğu ise tıp dışı mesleklerden olan “kerameti kendinden menkul uyanıklar” türemeye başlamıştır. Duygu sömürüsü yanında din sömürüsünü de mükemmel becerirler. “Evelallah” veya “Allah’ ın izniyle” gibi ifadeler ağızlarından hiç düşmez. Araştırmalarının ve ürünlerinin onlarca internet sitesinde yayınlandığını, bütün dünyada kabul gördüğünü, milyonlarca kişi tarafından kullanıldığını üfürürler. Bazıları göbek havaları veya kahkahalarıyla meşhur sarışın kadın programlarında, bazıları ise uydu üzerinden yayın yapan kanallarda sıkça boy gösterirler.
|
|
TIPTA UZMANLIK TEZLERİ KALDIRILMALIDIR (pAZARCI DOKTOR VAKASI MÜNASEBETİYLE)
19.08.2011, 11:27
Uzmanlık tezi özellikle eğitim hastanelerinde “yapılmış olmak için yapılan" gereksiz çalışmalardır. Bir kere bunların hemen hiçbir zaman gerçek manada bir “tez” değildir. Bunların kimi daha önce yapılmış klinik çalışmaların kötü tekrarları veya geriye dönük dosya taramaları ve hatta derlemeler şeklindedir.
Bu tezler içinde bazıları bilimsel yayın olarak dergilerde yayınlanabilir veya kongrelerde bildiri olarak sunulabilir ama çoğu, kimse tarafından doğru dürüst okunmadan arşivlerin tozlu raflarında yerini alır.
|
|
PROFESÖRLER BİLİM ADAMI DEĞİLDİR
17.08.2011, 12:46
Bilim adamı, profesör, öğretim üyesi çoğu zaman birbiriyle karıştırılan, birbirinin yerine de kullanılan tabirlerdir. Gelin bugün bunların esasında ne manaya geldiğine bakalım; sıkça duyduğumuz “Bu adam nasıl profesör olmuş?” veya “Bu adamı kim profesör yapmış?” gibi sorulara cevaplar arayalım.
Bilim adamı herhangi bir bilim dalında bilimle uğraşan kişilere verilen geniş kapsamlı bir isimdir. Bu bilim dalı fizik, kimya, astronomi, biyoloji, tıp ya da başka bir şey olabilir.
|
|
EKONOMİK KRİZİN KEYFİNİ ÇIKARIN
15.08.2011, 01:03
Ekonomi cephesinden birbiri ardına gelen haberler yazın şu sıcak ve nemli günlerini daha da dayanılmaz yapıyor. Altın önlenemez şekilde yükseliyor, dolar ve avroyu fren tutmuyor, borsalar çöküyor, hatta ABD’ nin bile kredi notu düşürülüyor…
Ekonominin çıkmaza girdiği, fabrikaların kapandığı, insanların işsiz kaldığı bu günlerde insan sağlığının da bu durumdan etkilenmemesi mantıken kaçınılmaz görünüyor. Gerçekten de araştırmalar ekonomik krizlerin, başta depresyon ve panik atak olmak üzere ruhsal hastalıklar ve intiharları artırdığını gösteriyor.
|
|
İTHAL HEKİME EVET Mİ HAYIR MI?
13.08.2011, 03:36
İlk bakışta, gelininden damadına, futbolcusundan öğretim üyesine, genel müdüründen hayat kadınına, her mesleğin ithalinin bulunduğu ülkemizde ithal doktor olması hiç de yadırganacak bir durum değil gibi görünüyor ama çeşitli kesimlerin farklı görüşleri var.
Önce “ithal doktor gelsincileri” dinleyelim:
|
|
LÜKÜS HAYAT MI ANTROPOSOFİK HAYAT MI?
12.08.2011, 00:22
Hürriyet gazetesinde Mesude Erşan imzalı “Zeynep Casallini’ nin çocuğuna aşı yaptırmama kararı tartışılıyor” başlıklı haber şöyle başlıyor:
“Geçtiğimiz günlerde ikinci kere anne olan Zeynep Casallini’ nin eşi Tahsin Berk hastane çıkışında “Çocuğa hastanede aşı yaptırmadık ve ilaç verdirmedik. Çocuk felci, verem ve menenjit gibi birkaç aşı dışında gerekli olmayan aşıları yaptırmayacağız. Mesela ateşi çıkıp iyileşebileceği hastalıklarla ilgili aşıları olmayacak” dedi. Aile kararlarına gerekçe olarak her şeyin doğal seyrinde olması gerektiğini gösteriyor. Uzmanlarsa bu konuda farklı düşünüyor.”
|
|
EKONOMİK KRİZ ERKEKLERİ PISTIRIR MI, AZDIRIR MI?
10.08.2011, 02:23
Psikologlar ekonomik krizin cinsel hayatı da olumsuz etkileyeceği, cinsel isteksizliğe ve cinsel işlev bozukluğuna sebep olacağı kanaatindeler.
Genel olarak söyledikleri şunlar:
“Ekonomik krizlerde toplumsal anlamda genel ve yaygın bir umutsuzluk, ilgi kaybı, gelecekle ilgili kaygıların arttığı görülür. İş yaşamındaki olumsuzluklar özellikle kadına karşı şiddete, ilişkide problemlerin artmasına yol açabiliyor.
|
|
ANTİDEPRESANLAR LEBLEBİ GİBİ YAZILIYOR
08.08.2011, 23:16
Depresyon mutlaka bir psikiyatri uzmanı tarafından teşhis edilmeli ve tedavisi de onun tarafından yapılmalıdır.
Göz doktoru prostattan, ortopedist astımdan ne anlarsa, genel cerrah da her şeyden anlaması gereken pratisyen hekim de depresyondan işte o kadar anlar.
Hadi ondan da vazgeçtik; bu ilaçları parasını ödedikten sonra reçetesiz olarak istediğiniz kadar almanız da mümkün. Bir de buna ilaç endüstrisinin müthiş pazarlama oyunlarını ve gizli reklâmları ilave edin.
Bunun için de kadınların kabul günlerinde birbirlerine kek, börek, kurabiye yanında artık antidepresan da tavsiye, hatta ikram etmelerine de hiç mi hiç şaşırmayın.
|
|
EKONOMİK KRİZ VEREMLE VURABİLİR
07.08.2011, 13:41
Tüm dünyayı etkileyen ekonomik kriz kendine özgü hastalıkları da beraberinde getiriyor. İnsanları depresyon, panik atak, tükenmişlik sendromu, intihar eğilimi gibi ruhsal hastalıklar, astım, kalp ve hipertansiyon krizleri gibi hastalıklar yanında bekleyen bir önemli tehlike de verem.Dengesiz ve bilinçsiz beslenme, ağır ve stresli hayat şartları, fazla alkol ve sigara kullanımı, madde bağımlılığı, aşırı ruhsal ve bedensel yorgunluklar veremin ortaya çıkmasında başta gelen etkenlerdir.
|
|
KÜRESEL ISINMA KADAR ÖNEMLİ BİR SORUN DA LOKAL ISINMA
06.08.2011, 22:36
Dertlerine çare bulmak için doktorlar, tüp bebek merkezleri ve türbeler arasında mekik dokuyan erkeklere bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: Eğer büyük şehirlerde yaşıyorsanız kısırlığınızın trafikle alâkalı olabileceğini de hesaba katın.
Durun, hemen trafikle kısırlığın ne alakası var demeyin; çünkü yeni araştırmalar uzun süre direksiyon başında hareketsiz oturmanın testis torbasının ısısını artırarak sperm sayısında azalmaya ve sperm kalitesinde bozulmaya yol açabileceğini gösteriyor.
|
|
YEDİNCİ EL DUMAN
05.08.2011, 00:27
Sigara dumanını yakın zamanlara kadar iki türü olduğu biliniyor ve bunlar “birinci el duman” ve “ikinci el duman” olarak isimlendiriliyordu.
Birinci el duman diyince sigara içen kişiyi etkileyen kendi sigarasının dumanını anlıyoruz.
İkinci el duman ise sigara içilen ortamda o anda bulunanları etkileyen duman olarak biliniyor.
|
|
EKONOMİK KRİZİN İYİ TARAFLARI DA VAFR
03.08.2011, 23:30
www.haberturk.com’ daki “Piyasalarda kara yaz” başlıklı haber özellikle de şu sıcak ve nemli havada insanın içini feci şekilde karartıyor ama durun acele etmeyin. Bu haberin bir de içinizde serin rüzgarlar estirecek kısmı da var.
Aslında, işsizlik ve fakirliğin arttığı, ekonomik sorunlar yaşanan dönemlerde insan sağlığının bozulması, hastalıkların ve ölümlerin artması çok akla yatkın ama her şey mantık kuralları içinde gerçekleşmiyor.
|
|
YENİ GRİP AŞISI UMUDU
02.08.2011, 22:09
Science Express isimli tıp dergisinde yayınlanan ve grip virüsü ile enfekte edilen fareler üzerinde yapılan araştırmada tüm A tipi grip virüslerine karşı etkili olan bir antikor tespit edildi ve bu antikorun tedavide de işe yarayabileceği ortaya çıktı.
Domuz gribi geçiren bazı kişilerin diğer enfeksiyonlara karşı da korunmalarını sağlayan “süper bağışıklık” kazanmalarını esas alan İngiliz ve İsviçreli uzmanlar grip geçiren veya aşı olan kişilere ait 100 binden fazla bağışıklık hücresini x-ışınlı kristalografi ile incelediler.
|
|
VÜCUDUNUZ SUSUZ KALMASIN
01.08.2011, 23:29
Mevsimin en sıcak ve nemli günlerini yaşadığımız şu günlerde yaz aylarına özgü hastalıklar, rahatsızlıklar ve kazalar da iyice artmaya başladı. Bunların bazıları isilik, güneş yanıkları, sıcak krampları, sıcak bitkinliği gibi sağlığımız için ciddi bir tehlike yaratmayan gelip geçici rahatsızlıklar ama bir de sıcak çarpması gibi hayati önemi olan hastalık tabloları var.
|
|
BOĞULANLARA İLK YARDIM NASIL YAPILMALI?
31.07.2011, 23:15
Havaların ısınmasıyla beraber, insanlar serinlemek için deniz, havuz, nehir, göl sularına girmeye başladılar ve gazetelerde de hemen her gün suda boğulanların acıklı haberleri yer almaya başladı.
Bu olayların bir kısmı açık denizde değil sahile yakın yerlerde, hatta birçoğu da evlerin müstakil havuzlarında gerçekleşir. Kurban bazen boğulmak üzere olan kişiyi kurtarmak için suya atlayan masum bir kimse de olabilir.
|
|
TIPTA DA ŞİKE VAR NEŞTER YARASI HEPİMİZİN CANINI YAKACAK
19.07.2011, 23:57
Habertürk internet sayfasındaki “Neşter Yarası” başlıklı haber 7’ den 77’ ye herkesi ilgilendiriyor. TTB’ nin anketine göre doktorların yüzde 56’ sı defansif tıp yöntemini benimsediklerini, yüzde 53.1'i ise hasta muayene veya tedavi ederken kendilerini yetersiz hissettiklerini bildirmişler.
İnsanın sağlığımız kimlerin eline düşmüş diye endişelenmemesi imkânsız. Özellikle de önümüzdeki senelerde adını her geçen gün daha çok duyacağımız defansif tıp tam manasıyla tıbbın en büyük sorunlarından biri.
|
|
HAMBURGERCİLERE 70 DERECELİK MEYİL VE 40 SANTİMLİK KAPI ZORUNLU OLMALI
17.07.2011, 08:00
Acil bir yönetmelik çıkarılarak hamburgerci dükkânlarına 70 derecelik meyille çıkılması ve kapılarının genişliğinin de 40 santimden fazla olmaması zorunlu hâle getirilmelidir.
Çünkü yüzde 70’ lik bir meyli nefesi tıkanmadan çıktıktan sonra bir şeyler yiyebilecek durumda olan bir kimse 40 santimlik kapıdan da geçebiliyorsa ona hamburger de kola da pizza da patates kızartması da anasının ak sütü gibi helâldir. İstediği şeyi istediği kadar yiyebilir; afiyet şeker olsun!
|
|
SÖZLEŞMELİ ÖĞRETİM ÜYELİĞİ "ÇARE" OLABİLİR
16.07.2011, 01:28
Sağlık Bakanlığı üniversite ve devlet hastanelerinde çalışan hekimlerin muayenehane veya özel hastanelerde çalışmasına “kesin” olarak karşı. Bu uğurda elinden geleni ardına koymayacağı da net olarak anlaşılıyor.
Yanlış veya iyimser mi düşünüyorum bilmiyorum ama özel muayenehanesi olan hekimlerden yerine getirilmesi neredeyse imkânsız olan özel şartlar talep edilmesinin altında yatan esas sebep muayenehanelerinde çalışan hekimleri zora sokmak değil hem kamuda hem muayenehanede çalışmanın önüne geçmektir.
|
|
SICAK ÇARPMASI ÖNCÜ BİR BELİRTİ OLMADAN BİRDENBİRE BAŞLAR
14.07.2011, 22:17
Her sene bu mevsimde binlerce insanın ölümüne yol açan sıcak çarpması aslında önlenmesi ve erken tanındığında da tedavisi mümkün olan bir tablodur. Bu sebeple de sıcak çarpmasının belirtileri ve neler yapılması gerektiğinin herkes tarafından bilinmesi gerekir.
|
|
ÇOCUKLARIMIZI CEP TELEFONLARINA KARŞI KORUMAK İÇİN GEÇ KALMAYALIM
13.07.2011, 23:49
Cep telefonlarının bilinçsiz ve uzun süreli olarak kullanımının özellikle çocuk ve hamile kadınların sağlıklarını büyük risklere soktuğunu ve bunun için mutlaka ciddi tedbirler alınması gerektiğini ifade eden pek çok yazı kale aldım.
Bugün Cumhuriyet gazetesinde Şükran Kıraç imzasıyla yer alan haberi okuyunca da yazdıklarının dikkate alındığını gören bir hekim olarak çok mutlu oldum.
“Selocanlar için perde kapanıyor” başlıklı haberde Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi’ nin cep telefonu reklâmlarındaki sınırsız konuşma vurgusunun halk sağlığı için zararlı olduğunu ve reklamlarda çocukların oynatılmasının engellenmesi gerektiğini belirttiği bildiriliyor.
|
|
BİR TÜRK NOBEL ALABİLİR AMA TÜRKİYE' DEN BİRİRNE NOBEL VERMEZLER
11.07.2011, 10:37
“Bir Türk tıp alanında Nobel alabilir mi?” sorusu hep sorulur.
Bu soruya verilebilecek en doğru cevap bence şudur: Evet, bir Türk’ ün Nobel alması pek âlâ mümkündür ama bu kişinin Türkiye’ de çalışan bir Türk olması imkânsızdır!
Zaman zaman medyada Amerika’ da veya bazı ileri Avrupa ülkelerinde yaşayan ve oralarda çalışan Türklerin adı Nobel için geçer.
Mesela Gökhan Hotamışlıgil, Kutluk Oktay, Murat Günel, Cezmi Akdiş… ilk anda aklıma gelen isimler ve inanıyorum ki bu isimler sizlere de yabancı değildir.
|
|
İLAÇ ÜRETİCİLERİ ALEMİ KÖR HERKESİ SERSEM Mİ SANIYOR
07.07.2011, 09:05
Pfizer ilaç firmasının Medimagazin’ de yayınlanan “Sigarayı bıraktıran Champix, kalp krizi olasılığını artırıyor'' başlıklı habere gönderdiği açıklamayı cevaplamak istiyorum.
Pfizer’ in bu açıklamada Champix’ in sebep olduğu riskleri ortaya koyanları sanki sigara firmalarının adamı, sigarayı bırakmak isteyenlerin düşmanı gibi göstermeye kalkması büyük bir talihsizlik olmuştur.
|
|
CEP TELEFONU KADINLARIN STATÜSÜNÜ YÜKSELTİYOR
06.07.2011, 11:08
Habertürk Pazar ekinde Ayşe Özek Karasu “Cep telefofonu kadını öldürülmekten de korusun Cherie” başlıklı yazısında şunları yazmış:
“Cherie Blair geldi geçen hafta. Gelişmekte olan ülkelerde kadınları cep telefonu sahibi yaparak, statülerini yükseltmeyi hedefleyen bir hareket yürütüyor kendisi. Ve şunu öğreniyoruz: Dünyada cep telefonlu kadın sayısı erkeklerden 300 milyon geride. Uçurumu kapatmaya çalışmak iyi bir çaba tabii. Ama bir bilse, o cep telefonları Türkiye’ de kadınların hayatını daha güvenli kılmıyor, hatta bazen öldürülmelerine neden olabiliyor.
…
|
|
SOLUNUM TESTLERİYLE ZORLA ASTIM TEŞHİSİ KONUYOR
04.07.2011, 19:59
Solunum fonksiyonlarını ölçen aletler son senelerde giderek yaygınlaştı. Bunlardan artık neredeyse her hastanede var.
Solunum fonksiyon testlerinin doğru teknikle, iyi kalibre edilmiş aletlerle uygulandığında ve doğru yorumlandığında işe yaradığına hiç şüphe yoktur ama şu da bir gerçektir ki bu testler yüzünden “sayısız” insana da astım ve KOAH teşhisi konarak gereksiz tedaviler yapılıyor.
Oysa bu testlerin tek başına bir manası yoktur ve asla o kişinin tedavi edilmesi gereken bir hasta olduğunu da göstermez.
|
|
ANKARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ DÖNEM BİRİNCİSİ DR. AHMET KADERLİ' NİN KONUŞMASI
04.07.2011, 00:18
Bu gün, ağır bir öğrenim dönemini tamamlayarak uzmanlık sürecine ve hocalarımızın her tavrından biriktirdiklerimizi toplum sağlığına yönlendirme çabası içine gireceğimiz yolun ilk adımlarını atıyoruz.
Cumhuriyetimizin ilk tıp fakültesi olan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmanın gururunu taşırken, bu zorlu yolda, benimle birlikte yürüyen sevgili arkadaşlarıma, bilgi, beceri ve deneyimlerini, bizden esirgemeyen kıymetli hocalarıma minnettarlık duyuyorum.
|
|
ALZHEİMER İLAÇLARINDAKİ BÜYÜK OYUN
02.07.2011, 10:53
Nöroloji uzmanı olduğunu bildiren bir meslektaşımdan aldığım mektubu yayınlıyorum. Bunu her hekimin özellikle de nöroloji ve psikiyatri uzmanı olanların okumalarını ve görüşlerini bildirmelerini diliyorum.Geçen gün Skytürk TV'de katıldığınız ilaç terörü konulu tartışma programını beğenerek izledim.
Nöroloji uzmanıyım. Alzheimer ilaçlarının satışındaki artışı, sizin belirttiğiniz gibi sadece nüfusta yaşlanma ile açıklamak mümkün değildir.
Bir kere, yaşlanma ile görülen mental yetersizliklerin ve unutkanlıkların çoğu “demans” değildir. Bu, çoğu fizyolojik semptomların sadece dar bir kısmı demanstır; daha da ötesi demansın sadece daha da dar bir kısmı Alzheimer hastalığı olarak tanılanır.
|
|
DOĞUM KONTROL HAPI İÇEN KADINLAR YANLIŞ EŞ SEÇİYOR
01.07.2011, 00:28
Henüz kendilerine hayat arkadaşlarını seçmemiş olan hanımlara önemli bir uyarım var. Herhangi bir sebeple doğum kontrol hapı kullanıyorlarsa çok dikkatli olmalılar çünkü yeni bir araştırmaya göre “Doğum kontrol hapı (DKH) kullanan kadınlar yanlış eş seçiyorlar.”
Kadınlarımızın “Ne alâka” dediklerini duyar gibiyim ama bu Liverpool Üniversitesi tarafından yapılan bilimsel bir araştırmadan çıkan bir sonuç; benim buluşum değil.
|
|
GÜNEŞ BANYOSU YAPARKEN GÖZ BANYOSU YAPANLAR, AMAN DİKKAT
29.06.2011, 17:49
Gazeteler, dergiler ve televizyonlar şu günlerde klima reklâmlarından sağlık öğütlerinden geçilmiyor. Bunlar hep parası pulu olan ama derdi olmayan Beyaz Türkler için; vatandaşı düşünen yok.
Oysa serinlemenin ucuz ve hatta bedava pek çok yolu var.
Tatil nedir bilmeyen; hayatında hiç yüksek faktörlü güneş kremi kullanmamış, köpük banyosu yapmamış olan; kliması olmayan vatandaşlarımız için yaz öğütleri hazırladım.
|
|
NEDİR BU KADINLARDAKİ "ERKEK DÜŞMANLIĞI" ALLAH AŞKINA?
28.06.2011, 00:07
Kendimi son günlerde, bıçaklayarak öldürdüğü sevgilisinin üzerine kapanıp “Onu çok seviyordum” diye hıçkırarak ağlayan “çizgili tişörtlü adam” gibi hissediyorum.
Bendeki bu bir yazımla birdenbire ortaya çıkan sinsi-gizli kadın düşmanlığının sebeplerini düşünmeye başlıyorum.
Aklıma ilk önce okulum geliyor.
|
|
ÜMİT BOYNER İŞADAMI MI İŞKADINI MI
26.06.2011, 17:28
Bugünkü Hürriyet gazetesinin manşetinde Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner’ in resmiyle beraber verilen “Diyalogla çözülür” haberi yer alıyor.
Haberin ayrıntılarına girmek, siyasi yorum yapmak ve züccaciye dükkânına girmiş fil gibi “çarşıyı karıştırmak” istemiyorum.
Bu haberden yola çıkarak dilimizle ilgili birkaç hususa dikkatinizi çekmek istiyorum:
|
|
NEDEN KADIN DÂHİ YOK?
23.06.2011, 01:22
“Ben bir bilim travestisiyim” başlıklı yazım çok ilgi çekti, çok tenkit aldı. Herkes konuyu kendi açısından başka taraflara çekti de çekti. “Profesör travesti olduğunu açıkladı” şeklinde yorumlayanlar bile oldu diyeyim gerisini siz tasavvur edin.
Bilim adamı tabirinin tıpkı, yazar, ressam, edebiyatçı, başbakan, futbolcu, sporcu gibi cinsiyet bildirmeyen bir tabir olduğunu, bu sebeple de kadınlar için özellikle ve ayrıca “bilim kadını” demenin gereksiz olduğunu yazmıştım.
|
|
BALGAM SÖKTÜRÜCÜ İLAÇLAR İŞE YARIYOR MU
20.06.2011, 00:36
Dr. Tuncay Çalışkan isimli bir meslektaşım gönderdiği e-mektupta SGK’ nin balgam sökücü ilaçlardan olan ambroksolu ödeme kapsamın dışında tuttuğunu buna karşılık benzeri özellikler taşıyan N-asetil-sistein ihtiva eden ve daha pahalı olan ilaçları ise ödeme kapsamında bulundurduğunu bildiriyor ve benden konuyu araştırmamı istiyor.
Değerli meslektaşıma ve bu ilaçları kullanan hastalarıma şunları söyleyebilirim:
|
|
BEN BİR BİLİM TRAVESTİSİYİM
16.06.2011, 21:51
Son senelerde ‘bilim adamı’ yerine kulakları tırmalayan, son derecede kötü ‘bilim insanı’ ve ‘bilim kadını’ terimleri icat edildi.
Mesele kadınların başının altından çıkıyor olmalı. Çünkü çevremden biliyorum; bilimle uğraşan kadınlar kendilerine bilim adamı değil ‘bilim kadını’ densin istiyorlar. Açıkçası, bilim adamı teriminden ‘kıllanıyorlar’.
|
|
KOLESTEROL İLACINA SINIRLAMA GETİRİLDİ
14.06.2011, 11:13
Amerika’ nın kısa adı FDA olan meşhur İlaç ve Gıda Dairesi birkaç gün önce simvastatin sınıfından kolesterol düşürücü ilaç ile ilgili olarak çok önemli uyarılarda bulundu:
BİR: Simvastatin yüksek dozlarda kas hasarı ve böbrek yetersizliği riskini çok artırmaktadır.
İKİ: Bu ilaç bundan böyle hiçbir hastaya günde 80 miligram dozda başlanmamalıdır.
ÜÇ: Simvastatini bir seneden fazla süredir kullanan ve herhangi bir kas hasarı göstermeyen hastalar tedavilerine devam edebilirler.
DÖRT: Simvastatin itraconazole, ketoconazole
|
|
KOLESTEROL İLAÇLARI HİKAYEDEN TEYYARE
12.06.2011, 23:53
Modern tıbbın en önemli yanlışlarından biri de hastaları değil laboratuar bulgularını tedavi etmeyi hedeflemesi. Bu, aslında bilinçli yapılan bir hata; çünkü bu sayede hiç gerekmediği halde milyonlarca insanın ilaç kullanması için kapılar açılmış oluyor. İlaçların faydasızlığı bir tarafa bunların telafisi mümkün olmayan yan tesirlerinin birçok insanın hayatını karartması da işin cabası!
|
|
İSTANBUL'A 9 BİN BEDAVACI TURİST GELDİ
11.06.2011, 00:25
Ben senelerdir böyle binlerce insanın katıldığı tıp kongrelerinin asla bilimsel amaçlı olmadığını bunların sadece sıradan turistik geziler olduğunu iddia etmeye devam ediyorum. Kimse kimseyi kandırmasın!
Yarın İstanbul’ da başlayacak olan ve 9 bin kişin katılmasının beklendiği Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisinin (EAACI) kongresi de bu tür turistik toplantılardan biridir.
Zaten gazetelerde bu kongre ile ilgili gördüğüm 3 haber de beni doğruluyor:
|
|
NOBEL TIP ÖDÜLÜ ESASINDA BİZİM HAKKIMIZDI
08.06.2011, 10:58
Geçen gün televizyonda bundan belki 30, belki 40 yıl önce çevrilmiş bir film seyrediyordum:
“Hülya Koçyiğit her geçen gün serpilen büyüyen ve güzelleşen bir genç kızdır. Babası fabrikatör Hulusi Kentmen ile mutlu bir hayatları vardır. Bir köşkte oturmaktadırlar, çok zengindirler.
Köşkün bahçıvanının yakışıklı oğlu ise Ediz Hun’ dur. Tıp Fakültesi’nde okuyan çok parlak bir öğrencidir. Hülya ve Ediz birbirlerini gizli gizli sevmekte, ama sadece bakışmaktadırlar.
Her şey güllük gülistanlık iken… Hulusi Bey aniden iflas eder. Kurtuluşu için tek çare Hülya’ nın komşu köşkün sahibinin oğlu ile evlenmesidir. O, ince bıyıklı, hain gülüşü çocuk ise Önder Somer’ den başkası değildir.
|
|
MUHABİRLERİN SON MOHİKANI
06.06.2011, 22:40
Cahit Sıtkı’ nın deyişi ile bu tatsız akşam saatinde e-postalarıma bakarken İstanbul Erkek Liseliler Derneği’nden gelen “vefat haberi” başlıklı yazı çok sevdiğim bir büyüğümün ölümünü bildiriyordu.
“Sevgili Sarı Siyahlılar,
Okulumuz mezunlarında Basın Şeref Kartı sahibi Doğan Katırcıoğlu'56 vefat etmiştir. Cenazesi 07.06.2011 Salı günü Sultanahmet Camisi'nde kılınacak öğle namazının ardından, Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verilecektir.”
Hey gidi koca Doğan Ağabey hey. Gün batar, kuşlar döner, dönmez bu yoldan beklenenlerden oldun sen de.
|
|
SAĞLIK İŞLETMECİLERE TESLİM EDİLEBİLİR Mİ
06.06.2011, 08:55
Medimagazin sitesinde yayınlanan “El değmeden hasta muayenesi” başlıklı yazım için pek çok yorum yapılmış(1). Ben bunlar içinde sağlık işletmecisi olduğu yazan F. Ertosun’ a cevap vermek istiyorum.
Benim yazdıklarımdan ziyade F. Ertosun’ un ifadelerinin daha çok ilgi çekmesini, daha çok yorumlanmasını kıskanmadım desem yalan olur. Bir de hiç tanımadığım hatta ismini bile duyduğumu sanmadığım F. Ertosun’ un bu âlemde çok meşhur olduğunu, isminin bile tepki çekmeye yettiğini anladım.
Ben bu tür “çılgın görüşlere” sinirlenmiyor, aksine dikkatle okuyorum. Bu tür görüşlerden faydalandığım da oluyor.
|
|
EL DEĞMEDEN HASTA MUAYENESİ
05.06.2011, 00:38
Marketlerin yiyecek içecek satılan reyonlarında görmeye alışık olduğumuz “ürünlerimiz el değmeden hazırlanmış ve paketlenmiştir” şeklindeki bir ifadenin benzerini yakında hastanelerimizde de görmeye hazırlıklı olun.
Modern tıbbın modern doktorları hastalarını çoktandır el değmeden muayene etmeye başladılar. Başınız mı ağrıyor hemen bir MR çekiliyor. Midenizde şişkinlik mi var endoskopisiz teşhis konmuyor. Öksürdüğünüz için akciğer tomografisi Allahın emri oluyor. Çarpıntınız varsa anjiyo yapılmadan hastaneden çıkmanız adeta imkânsız. Onlarca çeşit kan tahlilini saymıyorum bile.
|
|
DEFNE' Yİ ASTIM İLAÇLARI ÖLDÜRMÜŞ
04.06.2011, 01:04
Yaklaşık 4 ay önce hayatını kaybeden sunucu ve oyuncu Defne Joy Foster' ın ölüm nedeni Adli Tıp raporuyla kesinleşti. NTV'nin haberine göre, aylardır süren incelemelerin sonucunda hazırlanan raporda, “Astım, alkol ve ilaçlar reaksiyon oluşturarak müşterek nedenle ölüme neden olmuş” ifadesi yer aldı.
Adli Tıp Kurumu Başkanı Doçent Doktor Haluk İnce "İlaçları kanında bulduk, içkiyle birleştiğinde kalbi durdurabileceği sonucuna ulaştık'' dedi.
|
|
CEP TELEFONLARINDAN KORUNMA REHBERİ
02.06.2011, 00:25
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Kanser Araştırmaları Kurumunun cep telefonu kullanımının beyin kanseri yapabileceğini bildirmesi tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Çünkü dünya nüfusunun 2/3’ ü yani 5 milyar insan cep telefonu kullanıyor.
DSÖ’ nün cep telefonlarını “muhtemel karsinojenler” den biri olarak kabul etmesini çok önemli buluyorum. Bence cep telefonlarının beyin kanserine sebep olduğuna hiç şüphe kalmamıştır.
Dünyanın en güçlü şirketlerinin her gün milyonlarca satılan ürünlerinin kanser yaptığı kanıtlanmış olsa bile bunun hemen ifade edilemeyeceğini unutmayın.
|
|
YÜZDE 40 İNCELTEN İSTANBUL MÜJDESİ
01.06.2011, 11:18
Haber Hürriyet gazetesinden:
İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda geçen çarşamba günü başlayan ve dün sona eren 18’inci Avrupa Obezite Kongresi’nden obez hastalarına müjde çıktı. bine yakın delegenin katıldığı kongrede ABD’li bilim insanları, yüzde 40’a varan oranda kilo kaybı sağlayan ilaçla ilgili çalışmalarını sundu. “Mucize diyet ilacını” anlatan çalışma, 7 bin 500’den fazla kişinin gönüllü olarak katıldığı üç ayrı araştırmanın analizlerinden oluşturuldu.
|
|
ALERJİYE BAL' LI TEDAVİ
30.05.2011, 21:34
Alerjik hastalıklar için modern tıp dışı tedavi yöntemleri değerlendiren plasebo kontrollü-randomize araştırmaların sayısı çok azdır.
Bunlar ilaç endüstrisinin esiri olmuş modern tıp mensupları tarafından üzerinde bir saniye bile düşünülmeden, herhangi bir araştırma yapmaya gerek duyulmadan peşinen “tu-kaka” edilir.
Oysa yüzlerce hatta bazıları belki binlerce yılın tecrübelerinden süzülerek günümüze kadar ulaşmış modern tıp dışı tedaviler içinde pek ala bugün kullanılan ilaçların yerini alabilecek olanlar çıkabilir.
|
|
KOKTEYL İLAÇ PAZARLAMA NUMARASIDIR
28.05.2011, 21:19
BBC Türkçe sitesinde “Kalp hastalığına karşı tek hapla önlem” başlıklı haberi (1) ibretle okudum.
Haberde kalp ve damar hastalıklarını önlemek amacıyla aspirin, kolesterol ve tansiyon düşürücü dört ayı ilacın karışımından oluşan bir kokteylin 400 kişi üzerinde denendiği bildiriliyor. Habere göre bazı uzmanlar bu hapın kalp ve damar hastalığı riskini yüzde 50'ye varan oranda azaltacağını ileri sürerken, bazıları ise bunun 55 yaşın üzerinde herkes tarafından alınmasını salık veriyor. Araştırmanın sponsorluğunu yapan hayır kurumu Wellcome Trust sonucu “heyecan verici” diye nitelemiş.
|
|
AÇIK HAVADA DA SİGARA İÇİLMESİN
28.05.2011, 08:16
New York Belediye Meclisi tarafından şubat ayında alınan bir karar bu hafta başından itibaren yürürlüğe girdi. Buna göre New Yorklular artık yalnız kapalı mekânlarda değil; parklar, yayalara açık meydanlar, stadyumlar, golf sahaları, iskeleler, plaj ve sahillerde de sigara içemeyecekler.
Buna göre içlerinde Central ve Prospect Park ile Times ve Herald Meydanı gibi dünyaca ünlü alanların da bulunduğu 1.700 park ve meydan bu haftadan itibaren dumansız hava sahası kapsamına girdi. Tiryakiler sigaralarını artık yaya kaldırımları, refüjler, caddeler ve evlerinde yakabilecekler.
|
|
5 SENEDEN BERİ ÖKSÜREN BİR HASTANIN SERENCAMI
26.05.2011, 22:12
Eşim beş yılı aşkın bir süredir öksürmekteydi. Bu beş yıl içinde gitmediğimiz doktor, yaptırmadığımız test kalmadı dersem asla abartmış olmam.
İlk gittiğimiz doktor bir göğüs hastalıkları uzmanıydı. Akciğer filmi çekildi bir şey çıkmadı. Alerji testi yapıldı ve ev akarlarına karşı hassasiyet çıktı. İlaçlar verildi kullandık.
|
|
MEME KANSERİNİN SEBEBİ KOZMETİKLER OLABİLİR Mİ
25.05.2011, 20:57
Fransız Le Monde gazetesi pek çok ilaç, gıda ve kozmetikte bakteri üremesini engellemek için kullanılan paraben isimli maddenin kanser yapıcı etkisi olduğundan dolayı yasaklanması noktasına gelindiğini açıkladı.Parabenlerin en çok korkulan etkisi meme kanserine yol açma riskidir. Bir araştırmada 20 meme kanseri dokusunun 18’ inde gram başına 20 nanogram paraben olduğu gösterilmiştir. Bazı paraben türlerinin hayvan deneylerinde hafif derecede de olsa östrojen benzeri etkilerinin olduğunun anlaşılmasıyla bu kimyasalın meme kanserine sebep olabileceği iddiaları artmıştır.
|
|
YENİ İLAÇLARIN DAYANILMAZ CAZİBESİ
21.05.2011, 08:35
Senelerden beri birçok ilacın yeterli klinik tecrübe kazanılmadan piyasaya sürüldüğünü söyler dururum.
Benim için yeni ilaç patlamaya hazır bir bombadan farklı değildir. Göğüs hastalıkları ile ilgili literatürü günü gününe takip etmeme karşılık yeni çıkan bir ilacı kullanmakta hiç aceleci olmam.
Çeşitli vesilelerle, çok bilen meslektaşlarımın ‘Aaa, Ahmet Hoca hâlâ bu ilacı mı yazıyor, bunun yenisi çıkalı yıllar oldu’ sözünü hemen her gün hastalarımdan duyarım ve güler geçerim.
|
|
SİZ HANGİ TÜR TİRYAKİSİNİZ?
14.05.2011, 10:08
Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı "Sigara yasaları ile eli kolu bağlanan sigara endüstrisi kendine hedef olarak gençleri seçti. Maalesef her üniversiteye girdiler. Adeta üniversiteleri mekân tuttular. Ayrıca bağımlılığı ve cazibeyi artırmak için sigaraya katkı maddesi kattılar. Satış noktalarında gizli reklamlar koydular. Ülkemizin ve uluslararası yasaların hiçe sayılarak gençlerin endüstriye teslim edilmesi çok üzücü" dedi.
|
|
SAĞLIKTA VE TIP EĞİTİMİNDE ÇILGIN PROJELER
12.05.2011, 00:13
Sağlık hizmetlerinin bir takım çalışması olduğu gerçeği yeni bir şey değil ve buna kimsenin itiraz edeceğini de sanmam. Teknolojideki gelişmelere paralel olarak yeni tıp dalları ve hatta yeni “meslekler” ortaya çıkması da tabiidir ama “doktor odaklı olmayan bir sağlık sistemi” Başbakanımız kıskanmasın gerçekten de “çılgın bir proje”den başka bir şey değildir.
Sağlık hizmetlerinin bir takım çalışması olduğu ne kadar doğru ise hekim odaklı olmayan bir hizmet de o kadar yanlıştır. Bu ifadenin hiçbir şekilde yardımcı mesleklerin daha az önemli olduğu manasına da gelmediğini özellikle hatırlatmak isterim.
|
|
GİZLİ KAMERAYA YAKALANALARA MÜTHİŞ BİR TAVSİYEM VAR
10.05.2011, 02:10
Özel hayatları gizli kameraya takılanları bu yazımı dikkatle okumaya davet ediyorum çünkü onları bu zor durumlarından kurtaracak müthiş bir bilimsel araştırmadan bahsedeceğim.
Önce yazımı takdim etmek istiyorum:
Japonya'da yapılan bilimsel bir araştırmada öpüşmenin, duygusal durumumuzdan etkilenen saman nezlesi, astım, egzama gibi alerjik kökenli hastalıklara iyi geldiği ortaya çıktı.
Öpüşmenin, bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceğini açıklayan Japon bilim adamı Kimata, bunun bir annenin çocuğunun yanağına ya da öğretmenin öğrencisinin alnına kondurduğu cinsten masum bir öpücük değil, dudaktan dudağa yani bir 'french kiss' olması gerektiğinin altını çiziyor.
|
|
DOKTORLAR NEDEN HER GÜN DAYAK YİYOR?
09.05.2011, 00:30
Habertürk gazetesinden Şükran Özçakmak’ ın “Hekime şiddet Türkiye’ de salgına dönüştü” başlıklı haberi şöyle:
“Acil servisten polikliniğe, hastane bahçesinden ameliyathanelere kadar, hiçbir yer artık doktor ve sağlık çalışanları için güvenli değil. Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) kayıtlarına göre 2009 ve 2010 yılında 65 doktor darp edildi, 1 doktor hayatını kaybetti. 2011 yılının son 4 ayında ise 40’tan fazla doktor ve sağlık çalışanı, hasta ve hasta yakınının saldırısına uğradı.
|
|
PATATES KIZARTMASI KANSER YAPAR MI?
07.05.2011, 10:00
Her şey 2002 senesinde İsveçli bilim adamlarının bazı besinlerde akrilamit isimli kimyasal maddenin bulunduğunu göstermeleri ile başladı.
Böylece birçoğumuzun bayılarak yediği çıtır çıtır kızarmış patatesler, baharatlı cipsler, tahıl gevrekleri, nar gibi kızarmış çift kaşarlı tostlar, bisküviler, kekler, krakerler ve daha pek çok yiyecek sağlığa zararlı damgası yemekle karşı karşıya kaldı.
Çünkü akrilamit’ in yüksek dozlarının farelerde çeşitli kanserlere yol açtığı ve sinir sistemine zarar verdiği biliniyor ve aynı tehlikenin insanlar için de geçerli olmasından endişe ediliyor.
|
|
DAHİLİYECİMİ İSTİYORUM
06.05.2011, 08:41
Geçen gün Medimagazin’ de “Tıp öğrencilerinin iç hastalıklarıyla ilgili görüşleri değişti” başlıklı bir yazı vardı.
Archives of Internal Medicine” dergisinin 25 Nisan 2011’de yayınlanan sayısında yer alan bir makalenin haberleştirildiği yazıda özetle söylenen şu:
“ABD’de dâhiliyede uzmanlık yapmak isteyen tıp öğrencisi sayısı azaldı. 1990’da dâhiliye alanında uzmanlık yapmak isteyen öğrenci oranı yüzde 9 iken, 2007’de bu oran yüzde 2’ye düştü.”
Halinden hiç de memnun olmadığı ifadesinden belli olan iç hastalıkları uzmanı Dr. Erkan Cüre bu habere şu yorumu göndermiş:
|
|
ÖPÜCÜK HASTALIĞI
04.05.2011, 22:53
Belki bu hastalığın adını ilk defa duyuyor olabilirsiniz ama bu çok sık rastlanan ve dünyanın tüm ülkelerinde insanların yüzde 90-95'inin geçirdikleri bir enfeksiyondur. Hastalık insandan insana öpüşme ile bulaştığı için halk arasında daha çok Öpücük Hastalığı adı ile tanınır. Etkeni Herpes ailesinden Epstein-Barr virüsüdür.
Tıptaki adı enfeksiyöz mononükleoz olan hastalığa İngilizcede kısaca “mono” denir.
|
|
TÜM ÇOCUKLARIMIZA ÇİKOLATA HEDİYE EDİYORUM
01.05.2011, 11:33
Astımlı çocuklarda yapılan en büyük yanlışlardan biri de bunlara hem genel vücut sağlığı hem astımın iyileşmesi için elzem olan bir takım besinlerin bilinçsizce yasaklanmasıdır.
Birçok anne elinde astımlı evlâdının yemesi yasak olan listelerle dolaşır:
- Süt içmesin balgam yapar.
- Balda polen var; zinhar olmaz.
- Balık, midye, karides kesinlikle yenmeyecek.
- Kuruyemişlerin adı bile ağza alınmayacak.
- Domates, çilek, portakal kesinlikle yasak.
Bunlar hiçbir bilimsel temeli olmayan üstelik de hem çocuğun gelişimini bozan ve hem de üstelik astımının düzelmesini geciktiren çok tehlikeli yasaklardır.
|
|
FARMAKOGNOZİ VE FİTOTERAPİ HOCASINA CEVABIMDIR
30.04.2011, 01:49
Prof. Dr. Erdem Yeşilada Star gazetesinde “Bitkiler, ilaç şekline getirildiklerinde zararlı hale dönüşür mü?” başlıklı yazısında adımı vermeden bir yazımdan aldığı iki cümlemi tenkit ediyor ve Konfüçyüs’ un “Bilmiyorsa öğretiniz; Bildiğini bilmiyorsa hatırlatınız; Bilmediğini bilmiyorsa kaçınız!” cümlesiyle de son noktayı koyuyor.
Yazımın tümünden bahsetmemiş ve ne demek istediğimi de tam olarak anlayamamış veya anlamak istememiş olduğundan okuyucunun olayı tam kavraması mümkün olmuyor.
Bunun için ben kendisine isim, tarih ve kaynak vererek cevap vermek istiyorum.
|
|
DÜNYA ASTIM GÜNÜ DOLAYISIYLA TORAKS DERNEĞİNE BİR TAVSİYE
28.04.2011, 10:52
Türk Toraks Derneği Astım ve Alerji Çalışma Grubu’ nun 3 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla yaptığı açıklama astımlı hastaları krize sokacak kadar korkutucu geldi bana:
“Dünyada ve Türkiye'de bu hastalığın tedavisi ile ilgili gereken her türlü ilaç ve tedavi bulunuyor, ancak buna rağmen Türkiye'de astımlı hastaların yalnızca yüzde 1,25'inde bir yıl boyunca tam kontrol sağlanabiliyor.
Son bir yılda her 4 astım hastasından biri hastaneye yatarken, yarısı acil servislere başvuruda bulundu. Astım hastalarının yüzde 80'i günlük yaşamının bu hastalıktan etkilendiğini belirtirken, ancak yüzde 43 gibi yüksek bir oranı iyimser bir algılama sonucu, hastalığının kontrol altında olduğunu düşünüyor.”
|
|
YALANMIŞ BÜLBÜLÜN SEVGİSİ GÜLE
26.04.2011, 00:39
Bu yağmurlu puslu Nisan gününe Nuri Halil Poyraz’ ın Tülûn Korman’ ın sesinden dinlediğim hicaz şarkısı ile başladım. Tülûn Hoca her zamanki gibi bülbül gibi şakıyordu. Bu güzel sesi ve müthiş yorumu defalarca dinledim.Sonra eserin notasına ulaştım.Şarkıyı birkaç kere de notadan takip ederek dinledim. Tülûn Korman’ ın gırtlak nağmelerini, yorumunu hiçbir işaretle notaya aktarmanın mümkün olmadığını düşündüm.
Bütün gün bu şarkıyla dolaştım.
|
|
ŞİFA BULAYIM DERKEN HAYATINIZDAN OLMAYIN!
24.04.2011, 18:21
Çeşitli hastalıkların tedavisinde bitkisel ürünlere olan talebin giderek attığını belirten uzmanlar, bu durumu istismar eden kimilerinin sahte ürünler satarak, halkın sağlığıyla oynadığını bildirdi.
”Bitkisel Sağlık Rehberi” kitabının yazarı Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda bitkisel ürünlere olan talebin attığını belirterek, bir çok kişinin de şifalı bitkileri bilinçsizce satın aldığını söyledi.
Bu durumun kimileri tarafından istismar edildiği uyarısında bulunan Prof. Dr. Saraçoğlu, son dönemde ”yaban mersi” bitkisinin satışında insanların aldatıldığını belirterek, şunları kaydetti:
|
|
YENİ NESİL DOĞUM KONTROL HAPLARI PIHTILAŞMA RİSKİNİ ARTIRIYOR
23.04.2011, 22:02
BMJ isimli tıp dergisinde yayınlanan iki ayrı araştırmaya göre 3. nesil doğum kontrol hapları adıyla bilinen ilaçların pıhtı oluşturma risklerinin daha yüksek olduğu ortaya çıktı.
Amerika’ da yapılan ilk araştırmada bacak damarlarında pıhtı oluşma riskinin drospirenone kullanan kadınların levonorgestrel kullanan kadınlara göre 2 misli yüksek olduğu bulundu.
İngiltere’ de yapılan ikinci araştırmada ise bu riskin drospirenone kullanan kadınlarda 3 misli fazla olduğu belirlendi.
|
|
AVRUPA' DA KIZAMIK SALGINI VAR!
22.04.2011, 22:33
Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan açıklamaya göre Avrupa ülkelerinde kızamık salgını var. Nisan ayının ortasına kadar 33 ülkede 6 bin 500’ den fazla kişide kızamık görüldü. Başta Fransa olmak üzere İspanya, Makedonya, İngiltere, Almanya, Hollanda, Norveç, Romanya, İsviçre ve Rusya en çok kızamık vakası görülen ülkeler.
DSÖ’ nün verdiği bilgilere göre yılbaşından bu yana Fransa’ da 4.937 kişide kızamık tespit edildi ve bunların on kadarında nörolojik komplikasyonlar gelişti ve bir kişi de kızamık zatürreesinden vefat etti.
|
|
KOAH ATAKLARI NASIL TEDAVİ EDİLİR
20.04.2011, 01:07
KOAH mümkünse mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanı tarafından tedavi edilmelidir. Göğüs hastalıkları uzmanının olmadığı durumlarda dahiliyeci ve pratisyen hekimler de tedaviyi üstlenebilirler.
Önce KOAH ataklarının ilaç tedavisinden bahsetmek istiyorum. Daha sonra oksijen tedavisi ve yardımcı solunum tedavilerine değinmek isterim.
KOAH’ ta tedavisinde kullanılan ilaçların başlıcaları antibiyotikler, nefes açıcı ilaçlar, kortizon, oksijen ve balgam söktürücü ilaçlar şeklinde gruplanabilir.
|
|
ASTIMLI BİR HASTADAN ASTIM UZMANLARININ ALACAĞI DERSLER VAR
19.04.2011, 00:31
Biz astmatikleri en çok ilgilendiren şey sanırım sırf kota doldurmak için gerekmeyen hastaya bile kombine tedavi uygulayan, basamak tedavisi bile uygulamaktan bihaber hekim grubudur.” sözlerinizi tüm göğüs hastalıkları uzmanlarına ve özellikle de üniversitelerimizin göğüs hastalıkları öğretim üyelerinin dikkatlerine sunuyorum.
İnşallah bir astımlının bu sözlerinden kendilerine bir ders çıkaranlar olur.
|
|
BOĞAZ AĞRISI NEDEN OLUR?
18.04.2011, 09:49
Halkımızın anjin, boğaz ağrısı, boğaz iltihabı gibi isimlerle bildiği, biz doktorların ‘akut farenjit’ diye isimlendirdiği hastalık, işte tam da bu değişken havaların hastalığıdır.
Farenks boğaz demektir. Farenjit de boğaz iltihabı anlamına gelir. Aslında boğazın, biri burun boşluğunun arkasında kalan ve geniz diye de isimlendirdiğimiz bir kısmı ve bir de ağız boşluğunun tam arkasında yer alan kısmı (orofarenks) vardır. Farenjit diyince anlaşılan, boğazın ağzımızı açtığımız zaman görülen kısmının iltihabıdır.
|
|
DALAKSIZ YAŞAMAK MÜMKÜN MÜ?
16.04.2011, 07:42
Gazeteci Ahmet Hakan’ ın sırf askerlikten kaçmak için aldırdığı iddia edilen dalağı sebebiyle son zamanlarda dillerden düşmeyen bir tabir var: Dalaksız!
Türk Dil Kurumu Büyük Sözlüğüne göre “nikâhsız” manasına gelen dalaksız kelimesi günümüz medyasında cibilliyetsiz, korkak, dönek, karaktersiz, kansız veya benzeri kavramları çağrıştırıyor ve sadece hakaret manası taşıyor.
Okumadım ama internette gezerken rastladım: Ceyhun Emre Teoman tarafından yazılan “Dalaksız Nikola” diye bir hikâye kitabı da var. Tanıtım yazısında dalaksızlar ezen, harcayan, yıkan, yakan, yutan şeklinde tarif ediliyor.
|
|
ASTRAZENECA HEKİMLERLE VE HASTALARLA DALGA GEÇİYOR
14.04.2011, 23:31
Geçen hafta yayınlanan PULMİCORT İNHALER’İN ÜRETİLMİYECEĞENİ DUYAN VE SEBEBİNİ BİLEN VAR MI? başlıklı yazıma AstraZeneca’ nın Ruhsatlandırma Müdürü Ebru Güzel ve Medikal ve Ruhsatlandırma Direktörü Dr. Müjgan Ateş’ den aldığım 13.04.2011 tarihli cevap mektubu aynen şöyle:
“Sayın Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta,
Sağlık Aktüel adlı haber sitesinde 8 Nisan 2011 tarihli Türkiye’ de Pulmicort inhaler üretiminin durdurulmasına ilişkin yazınıza istinaden aşağıdaki açıklamayı sizinle paylaşmak istiyoruz.
|
|
İLAÇ İSRAFININ ÖNLENMESİ İÇİN SGK' YE BİR TAVSİYE
13.04.2011, 00:35
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de müthiş bir ilaç israfı var. Bugün özel veya kamuya ait bir hastanenin iç hastalıkları veya çocuk hastalıkları polikliniğinden çıkan herkesin elinde mutlaka bir reçete vardır. Üstelik bu reçeteler kanunların izin verdiği azami miktarda ilaçla doludur.
Oysa genel bir polikliniğe başvuranların tümünün 3-4 kalem ilaç yazılacak hastalar olması akla ve mantığa uygun değildir ve pratik olarak da imkânsızdır. Bunların kahir ekseriyeti hasta bile değildir; nezle, üşütme, hazımsızlık, gaz, kabızlık, baş ağrısı gibi ilaç tedavisini gerektirmeyen bir takım gelir geçer şikâyeti olan kişilerdir.
|
|
AĞIZ ALERJİSİ MEVSİMİ BAŞLADI
12.04.2011, 11:29
Son senelerde tanınan alerjik hastalıklardan biri de baharın gelmesiyle beraber pek çok insanı etkileyen “Ağız Alerji Sendromu” veya kısaca “Ağız Alerjisi” olarak bilinen hastalıktır.
Duyarlı insanlarda bir takım sebze ve meyvelerin yenmesinden hemen sonra ortaya çıkan ağız alerjisi dudak, dil ve yanak mukozasının sızlaması ve kaşınmasıyla başlar. Hastaların yüzde 50’sinde dudaklar şişer. Birçok hastada boğazda da kaşıntı, sızlanma ve sertlik hissi vardır. Bazen, yüzde kızarma, yanak mukozasında kabarcıklar da görülebilir.
|
|
SAĞLIK YAZILARI SAĞLIĞINIZI BOZABİLİR
11.04.2011, 04:23
Gazetelerde, dergilerde, internet sitelerinde sağlık konusundaki yazıları ve insanların bilgilendirmelerini çok faydalı buluyorum. Hemen her gazetenin sağlık köşeleri hatta sağlık sayfalarının olması da bu yazıların ne kadar çok alâka gördüğünün açık delili.
Bu yazılarda herkes tarafından kolayca uygulanabilecek çeşitli tavsiyelerde bulunulabilir ama ilaç veya mineral, vitamin, antioksidan adı altında da olsa bir takım kimyasal maddelerin ismini vermek hele de bunların dozu ve sürelerini bildirmek hiç de doğru değil.
|
|
ZIKKIMIN KÖKÜ MÜ RHODİOLA KÖKÜ MÜ?
10.04.2011, 01:41
Bitkilerle tedavide her geçen gün müthiş ilerlemeler kaydediliyor.
Hürriyet gazetesinde sağlık köşesinde yer alan bir yazı, işin artık mesleklere göre bitki tavsiye etme aşamasına eriştiğini gösteriyor.
Buyurun “Rhodiola güç verir mi?” başlıklı yazıyı aynen okuyalım:
“Adaptojen bitkilerden biri olan rhodiola köklerinin enerji arttırdığı, özellikle strese karşı direnci güçlendirdiğini gösteren bazı çalışmalar var.
Batıda birçok işadamı bu desteği kürler halinde kullanıyor. Rhodiola özellikle işadamları, siyasetçiler, finans sektöründe çalışanlar tarafından çok sevilen bir enerji sağlayıcı ve stres savar.”
|
|
İLAÇ İSRAFININ SORUMLULARI KİM?
09.04.2011, 01:29
Türk Eczacılar Birliği Genel Sekreteri Uzm. Ecz. Harun Kızılay’dan Zaman gazetesinde yayınlanan “Antibiyotik Kullanımı Nasıl Olmalı?” başlıklı yazım için bir mektup aldım.
Sayın Kızılay, “Türkiye’ de gereksiz antibiyotik kullanımında asıl suçlu, her ateşi olan hastaya antibiyotik yazmayı görev bilen biz doktorlar ve her isteyene istediği ilacı vermekte sakınca görmeyen eczacılardır” ifademin direkt olarak örgütlerini ve meslektaşlarını hedef aldığını ve 30 bin eczacıyı töhmet altında bıraktığımı söylüyor ve diyor ki:
|
|
PULMİCORT İNHALER’İN ÜRETİLMİYECEĞENİ DUYAN VE SEBEBİNİ BİLEN VAR MI
07.04.2011, 22:15
Ucuz ve etkili ilaçlar bir bir piyasadan çekiliyor. Daha birkaç gün önce eritromisin etken maddeli çok önemli bir antibiyotiğin artık eczanelerde bulunmadığını yazmıştım. Ne Sağlık Bakanlığı Eczacılık Genel Müdürlüğünden ne ilacı üreten firmadan bir ses çıktı.
Birkaç hafta önce bir hastam sayesinde Pulmicort isimli ilacın sprey şeklinde solunum yoluyla kullanılan formunun da artık üretilmeyeceğini öğrendim.
Senelerden beri kullandığım bir ilacın böyle birden bire artık üretilmeyecek olmasına doğrusu çok şaşırdım.
|
|
BOĞAZ AĞRISI NEDEN OLUR?
03.04.2011, 08:34
Halkımızın anjin, boğaz ağrısı, boğaz iltihabı gibi isimlerle bildiği, biz doktorların ‘akut farenjit’ diye isimlendirdiği hastalık, işte tam da bu değişken havaların hastalığıdır.
|
|
EKŞİ SÖZLÜĞÜ PUBMED' E TERCİH EDERİM
02.04.2011, 03:11
Ülkemizin değerli bilim adamları işi gücü bırakmış benim PubMed’ de kaç yayınım olduğunu araştırıyorlar.
Öyle ki, bu değerli uğraşlarından PubMed’ de kayıtlı bir yayın bile çıkarırlarsa şaşmam.
Hayır, bir teşekkür falan da beklemiyorum. Onların bir yayınımız daha oldu sevinci benim de sevincimdir ki bu da bana yeter.
Bu çok merkezli araştırmanın “preliminary” sonuçlarının bile bilim dünyamızda ne büyük bir mutluluk yarattığını tahmin edebiliyorum.
PubMed’ te adımın sadece bir yayında o da 5. isim olarak geçtiğinin belli olmasından sonra ilaç firmalarının sponsorluğunda kutlama törenleri yapıldığını duydum.
|
|
İLAÇLARIN EFENDİSİ
31.03.2011, 01:58
Kortizon, yerinde, uygun doz ve sürelerde kullanıldığında hayat kurtaran, ama elbette bazıları ölümcül, pek çok yan etkileri de olan bir ilaçtır. Kortizon ilaçların efendisidir. Milyonlarca hasta hayatlarını ve sağlıklarını kortizona borçludur.
Kortizon elektrik gibidir, bilinçsiz kullanılan elektrik de insanı öldürür ama elektrik olmadan şu rahat hayatımız da mümkün değildir. Kortizon da öyledir bazı hastalar için. Ne elektriksiz bir dünyada yaşanabilir, ne kortizonsuz. Önemli olan, tedavi kurallarına tamı tamına uymak, gereken tedbirleri almaktır.
|
|
ERİTROMİSİN NEDEN BULUNMUYOR
29.03.2011, 02:56
Eritromisin, dünyanın her ülkesinde her zaman bulunması gereken temel ilaçlardan biridir. Bu ilaç uzun süredir bulunmuyor. Envai çeşit kedi, köpek mamasının, türlü çeşitli kuşyeminin bulunduğu ülkemizde eritromisinin bulunmamasını kabul edemiyorum.
|
|
BU DA TIBBİ TEMİZ ELLER OPERASYONU
26.03.2011, 09:12
El hijyeni veya el temizliği ellerdeki mikropların uzaklaştırılması veya imha edilmesidir. Özellikle salgınlar sırasında hastalık yapan bakteri ve virüslerin yayılmasını önlemede en etkili yöntem el yıkamadır.
El yıkama, elin tüm yüzeylerinin ılık su altında sabun köpükleri ile güçlü bir şekilde ovuşturulması ve akarsu altında iyice durulanmasını ifade eder.
Sabun yüzey gerilimini azaltıcı ve kir, yağ ve bakterilere bağlanma özellikleri sayesinde etkili olur.
|
|
SAĞLIK HABERLERİ KAFA KARIŞTIRIYOR
25.03.2011, 10:44
“Sağlık haberlerine dikkat edin!
Sağlık haberleri müthiş ilgi görüyor. Bu haberlere dayanarak sağlığına yön vermeye çalışanlar bile var.
Bu son derecede tehlikeli bir yaklaşımdır. Benim önerim bu konuda ciddi bir “filtre” mekanizması oluşturmanız, her okuduğunuza inanmamanızdır.”
Bunlar Osman Müftüoğlu’ nun 23 Mart 2011 tarihli Hürriyet gazetesindeki yazısının başlangıç cümleleri(1).
|
|
ÖPÜŞME ALERJİSİ
24.03.2011, 01:55
Her gün yeni bir marifeti ortaya çıkan allerjilerin son yıllarda tanına en son türü öpüşmeye bağlı alerjilerdir. Bugüne kadar pek çok insanda görülen bu alerji türü, anaflaksiye (alerji koması) bile sebep olabilecek ölüm riski taşıyan ciddi reaksiyonlardır.
Öpüşmeye bağlı alerjiler daha çok besin alerjisi olan kadınlarda ve çocuklarda görülür. Araştırmalar, besin alerjisi olanların yüzde 5 kadarında, öpüşme ile ciddi alerjik reaksiyonların meydana gelebileceğini göstermektedir.
En çok alerji yapan dudaktan öpüşmelerdir;İ fakat yanak, boyun, yüz ve hatta gözden öpmelerde de allerji gelişebildiği bildirilmiştir. Öpen kişinin sevgili, anne baba ya da başka bir kimse olması mümkündür.
|
|
MUĞLA' DA KUŞ GRİBİ VAR MI?
22.03.2011, 10:28
Dün medyada “Kuş gribi yeniden mi hortladı” başlıklı haber üzerine pek çok gazete ve televizyon kanalı bu konudaki düşüncelerimi sormak için aradı. Hastalarım ve okuyucularımın da pek çok sorusu ile karşılaştım. Haber özetle şöyle:
|
|
DEFNE' NİN ÖLÜM SEBEBİ KOAH MI KUSMUK MU
20.03.2011, 23:29
Defne’ nin ölümü için iki sebep gösteriliyor. Bunlardan biri KOAH, diğeri de nefes borusuna kusmuk kaçması.
Bir kere Defne’ de KOAH yani kronik obstrüktif akciğer hastalığı olması pek mümkün değil. KOAH daha çok uzun seneler sigara içen kişilerde görülen ve çoğu zaman da ileri yaşlarda (genellikle 50 yaşından sonra) belirti vermeye başlayan bir hastalıktır.
|
|
NE MUTLU BİZE Kİ RADYASYONU TAKMAYAN BİR IRKIN AHFADIYIZ
20.03.2011, 00:34
Amerikalı ve İngilizlere acıyorum. Adamlar radyasyondan değil radyasyon korkusundan telef olacaklar.
Ne mutlu bize ki “Asker adama AİDİS mikrobu işlemez” diyen askerleri olan bir milletin çocuklarıyız.
Ne mutlu bize ki “Biraz radyasyon iyidir” diyerek canlı yayında çay içen Cahit Aral gibi bir Enerji Bakanı, “Radyasyonlu çay daha lezzetlidir” diyen Turgut Özal gibi bir Başbakan, “Radyasyon kemiklere yararlıdır ” diyen Kenan Evren gibi Cumhurbaşkanı yetiştirmiş olan bir ırkın ahfadıyız.
|
|
NE OLACAK BU DOKTORLARIN HALİ?
19.03.2011, 00:23
www.medimagazin.com’ da yayınlanan bir yorum hekimler için çok düşündürücü idi.
İŞTE O YORUM: F. Ertosun (Sağlık İşletmecisi):
“Doktorlarda zoruma giden bir kendini beğenmişlik ve çok iyi paralara layık oldukları şeklinde saplantılı bir düşünce var. Hâlbuki hepimiz aynı gemideyiz ve bu ülkenin iyiliği için çalışıyoruz. Ben sağlık sektörünün yatırımcı tarafında bulunuyorum ve epeydir burayı izliyorum. Açık konuşacağım.. Tepki çok çekeceğimi biliyorum ama kimseyi kırmak gücendirmek gibi bir amaç gütmediğimi, sadece büyük resme bakmamız gerektiğini belirtmek istiyorum.
|
|
HERKESİN GÖZÜ DOKTORLARIN KAZANCINDA
17.03.2011, 22:40
14 mart Tıp Bayramı sebebiyle Yozgat Valisi Necati Şentürk’ ün konuşmasından bir hatırayı nakletmek istiyorum:
“7 yıl kadar önce İstanbul Vali Yardımcısı iken Sağlı Bakanı Recep Akdağ bir toplantı sırasında “Doktorlara döner sermaye olarak 7 bin liraya kadar para vereceğim” dedi. Ben de “Üff be paraya bak, İstanbul valisi bile bu kadar maaş almıyor” deyince Sayın Bakan “Doktorların bunu hak ettiğini” söyledi.
Birkaç ay sonra bir hastane açılışında Sayın Bakan ile ameliyathaneye girerek bir hastanın açık kalp ameliyatını seyrettim. Ameliyattan çıkınca Sayın Bakana şunu söyledim: “ Doktorlara 7 bin değil 14 bin verseniz azdır.”
|
|
BİZ DE POTASYUM İYODÜR ALALIM MI
16.03.2011, 16:39
Japonya’ daki nükleer santrallerden radyasyon sızıntısı tüm dünyayı endişelendirdi ama Amerika bu konuda da başı çekiyor.
Yetkililerin Amerika için radyoaktif iyot tehlikesinin söz konusu olmadığını, iki ülke arasındaki mesafenin çok uzak ve iyodun yarılanma ömrü de 8 gün olduğunu söylemelerine rağmen Amerikalıları tutabilene aşk olsun!
Milyonlarca Amerikalı radyasyona karşı koruyucu etkisi olduğu bilenen tek ilaç olan potasyum iyodür satın alabilmek için adeta çırpınıyor ama bu kimyasal maddeyi eczanelerde bulmak mümkün değil.
Radyasyon ölçümünde kullanılan Geiger sayaçları da yok satıyor.
|
|
BAKIN ŞU FARENİN YAPTIKLARINA
15.03.2011, 00:53
Teknolojideki ilerlemelerin hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını
anlatmaya sanırım hiç gerek yok. Başta mikrodalga fırınlar, cep telefonları, bilgisayarlar, yazıcılar, DVD’ler olmak üzere pek çok alet hayatımızın ‘olmazsa olmaz’ları olup çıkıverdiler. Bilgisayar ve internet olmadan yaşaması mümkün olmayan bir toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz.
Ancak, hayatımızı inanılmaz ölçüde değiştiren teknolojinin ödememiz gereken bir faturası da var; atalarımız “Her nimetin bir külfeti var” sözünü boşuna söylememişler.
|
|
BİR YEMİN ETTİM Kİ DÖNEMEM
14.03.2011, 02:07
Doktorlarla ilgili bir olumsuzluk oldu mu, akla gelen ilk söz Hipokrat Yemini’ dir. “Bunlar nasıl Hipokrat Yemini etmiş doktorlar? “ diye başlayan sözler başladı mı, bitmek bilmez.
Peki, ama siz Hipokrat’ın kim olduğunu, Hipokrat Yemini’ nin ne olduğunu biliyor musunuz?
|
|
YENİ GRİP AŞISI PARLATMA KAMPANYASI BAŞLADI
12.03.2011, 00:26
Tüm korkutma kampanyalarına karşılık büyük bir fiyasko ile sonlanan domuz gribi virüsü (H1N1) salgınından sonra yeni bir “pandemi virüsü” yaratma ve parlatma çalışmaları başladı.
İlk işaret fişeği de “Nature” dergisinde çıkan bir yazı ile geldi.
Önümüzdeki günlerde adından çok söz ettirecek olan yeni virüsümüzün adını şimdiden not edin:H2N2!
|
|
DSÖ DOMUZ GRİBİ SALGININI ELİNE YÜZÜNE BULAŞTIRDI
11.03.2011, 00:56
Dünya Sağlık Örgütü’ nün (DSÖ) “Domuz Gribi Salgını”’ ndaki tutumunu inceleyen bağımsız uzmanlar grubu tarafından hazırlanan taslak raporda, ilaç endüstrisinin DSÖ’ nün aldığı kararlara etkisinin olmadığı kanaatine varıldığı bildirildi.
27 uzmandan oluşan grup son toplantısını mart ayı sonunda yapacak ve nihai raporu DSÖ’ nün mayıs ayındaki toplantısında bildirecek.
Hatırlanacağı gibi, DSÖ’ nün aşı üreticileri tarafından yönlendirildiği konusunda pek çok ciddi iddialar ileri sürülmüştü.
|
|
GRİP KALP KRİZİNE SEBEP OLUR MU
10.03.2011, 07:52
Bu hafta medyada yer alan genç bir insanın ölüm haberi hepimizi üzdü:
“TV dizileri ve reklamların tanınmış yüzlerinden Erkan Aydoğan Oflu, dün sabah saatlerinde evinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti.
39 yaşındaki Oflu'nun son günlerde çok ağır bir grip geçirdiği ve rahatsızlığının kalp krizini tetiklemiş olacağı belirtildi. 1972 yılında İstanbul Fatih'te doğan Oflu, "Ezel", "Sıkı Dostlar", "Plajda", "Pars Narkoterör" ve "Korkuyorum Anne" gibi projelerde rol almıştı.”
Elbette her ölüm erken ölümdür ama genç insanların hele de şahsen veya gıyaben tanıdık olanların ölüm haberleri daha bir sarsıcı oluyor.
|
|
JAPONYA' DA BAZI ÇOCUK AŞILARININ YAPILMASI DURDURULDU
09.03.2011, 00:28
Japonya Sağlık Bakanlığı Pfizer tarafından üretilen Prevnar ve Sanofi tarafından üretilen ActHIB isimli aşıların kullanılmalarını 4 çocuğun ölümlerinin aşı ile ilgisi olup olmadığını belirlenene kadar geçici olarak durdurdu.
Bakanlığın açıklamasına göre, yaşları 6 ay ile 2 yaş arasında değişen çocuklar Prevnar, ActHIB veya bunların kombinasyonundan oluşan aşıyı olduktan sonra öldüler.
|
|
AYAK TIRNAĞINDAN AKCİĞER KANSERİ TEŞHİSİ
08.03.2011, 01:40
Ayak tırnağınızdan alınan küçücük bir parçada yapılan bir incelemenin akciğer kanseri riskinizi gösterebileceği hiç aklınıza gelir miydi?
San Diego Üniversitesi tarafından bir araştırmaya göre ayak tırnağından yapılan nikotin ölçümleri ile bir kişide akciğer kanseri gelişip gelişmeyeceği tahmin edilebilecek.
Araştırmada 1987’ de ayak tırnaklarından kesilen parçalarda nikotin miktarları ölçülen ve her iki senede bir değerlendirilen 40 ve 75 yaş arası erkeklerin 120’ sinde 1988-2000 seneleri arasında akciğer kanseri geliştiği ortaya çıktı.
|
|
HER RÖNTGENİ ÇEKTİRMEK GEREKLİ Mİ?
05.03.2011, 08:28
Amerika’ da 355 bin çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada 18 yaşına gelene kadar çocuklara ortalama olarak 7 kez röntgen, ultrason, tomografi, manyetik rezonans gibi çeşitli radyolojik incelemeler yapıldığı ortaya çıktı.
Bu araştırmaya göre, çocukların yüzde 12’ sine tomografi; ilk 3 yaşa kadar her 4 çocuktan birine iki veya daha fazla ve her 7 çocuktan birine üç veya daha fazla röntgen çekilmiş olması uzmanları ciddi şekilde endişelendiriyor.
|
|
IŞIK ALERJİSİ
04.03.2011, 08:20
Parlak bir ışıkla veya güneş ışınlarıyla karşılaştıklarında aniden hapşırma nöbetlerine tutulan kişilerin hastalığı halk arasında ışık alerjisi adıyla bilinir.
Çeşitli çalışmalara göre insanların yüzde 18 ila 33’ ünde görülen bu tablonun tıp literatüründeki ismi ACHOO Sendromu’ dur. Bu kişiler özellikle karanlık bir yerden aniden parlak ışık veya güneş ışınları olan bir ortama geçtiklerinde birçok kereler hapşırırlar. Bu sayı bazen 30-40’ı bulabilir.
|
|
HASTALIĞINIZ SAKIN SİNSİ ZATÜRREE OLMASIN!
02.03.2011, 19:51
Siz de zatürree, zatürree başlangıcı, bronşit başlangıcı, keçi gribi, reflü, geçmeyen öksürük gibi teşhislerle doktor doktor dolaşan, en azından birkaç akciğer röntgeni hatta tomografi çektirmiş olan, türlü çeşitli antibiyotik ve öksürük şuruplarına rağmen şikayetleri bir türlü geçmeyen pek çok kişiden biri iseniz bu yazıyı dikkatle okuyun.
Hastalığınız “sinsi zatürree” olabilir!
|
|
MISIR ŞURUBU BEYİNDEKİ SİNYALLERİ DE AZALTIYOR
01.03.2011, 01:28
Son senelerde tüm dünyada hızla artan obezitenin ve bununla ilgili hastalıkların bir numaralı sebebinin neredeyse tatlandırılmış tüm yiyecek ve içeceklerde bulunan yüksek früktoz ihtiva eden “mısır şurubu” olduğundan artık kimse şüphe duymuyor.
|
|
AMERİKA'DA DA KIZAMIK SALGINI ENDİŞESİ VAR
28.02.2011, 00:04
Şu günlerde bizde olduğu gibi Amerika’ da da kızamık sağlık gündeminin baş sıralarında yer alıyor. Sebebi de uçakla Londra’ dan Amerika’ ya gelen ve burada üç havaalanı değiştiren bir yolcunun kızamık olduğunun belirlenmesi.
Dini inanışından dolayı kızamık aşısı yaptırmamış olduğu bilinen ve kimliği açıklanmayan 27 yaşındaki New Mexico’ lu kadının, aynı uçaklarda seyahat ettiği, aynı havaalanlarını kullandığı yüzlerce yolcuya kızamık virüsü bulaştırmış olmasından endişe ediliyor.
|
|
KIZAMIK AŞISI HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN HER ŞEY
27.02.2011, 12:38
Ülkemizde son iki ay içinde 24 kişide kızamık görülmesi, bu adını unutmaya başladığımız hastalığı tekrar sağlık gündemimizin başköşesine taşıdı. Anne-babalar arasında büyük endişe yaşanmaya başlandı.
Bu konuda hastalarımdan o kadar çok soru geldi ki kızamık aşısı ile ilgili temel bilgileri soru-cevap şeklinde derleyip toparladım.
|
|
KIZAMIK YENİDEN KAPIMIZI ÇALDI
26.02.2011, 10:14
Yılbaşından bugüne kadar iki ayda 20’den fazla kişide kızamık görülmesi bu çok bulaşıcı ve ölümcül ihtilatları da olan hastalığı sağlık gündeminin ilk sırasına oturttu. Yeni bir salgın ihtimali anne ve babaların uykularını kaçırsa da hastaların tümümün de iyileşmeleri ve ölüm olmaması yürekleri ferahlatıyor.
Kızamık, etkili ve emniyetli bir aşısı olmasına rağmen tüm dünyada küçük çocuk ölümlerinin başta gelen sebeplerinden biridir.
|
|
FISTIK ALERJİSİ HAKKINDA BİLMENİZ GEREKENLER
25.02.2011, 00:27
Son yıllarda giderek daha çok insanda görülmeye başlayan yer fıstığı alerjisi, özellikle Amerika ve diğer gelişmiş ülkelerde rastlanan bir sorun olmakla beraber, Türkiye’de son yıllarda astım ve alerjik hastalıklarda büyük artışlar olması yanında, fıstık tüketiminin de giderek artmakta olması, fıstık alerjisine karşı dikkatli olmamız gerektiğini göstermektedir.
|
|
YUMUŞAK ATIN ÇİFTESİ PEK OLUR
23.02.2011, 23:43
Soğuk algınlığı, aynı zamanda dünyada en çok işgücü kaybı ve okul devamsızlığına, yani “kaytarmaya’’ yol açan hastalıktır. Çoğu zaman tedaviye bile gerek kalmadan, kendi kendine iyileşir ama bazen de insanın başına beklenmedik ciddi sorunlar da çıkarabilir. Bunun için “yumuşak atın çiftesi pek olur’’ da diyebiliriz. Tabii, yumuşak at diyince aman yanlış anlaşılmasın, bu huyu yumuşak, munis anlamındadır.
Bizim tıp dilinde “komplikasyon’’ dediğimiz bu ‘pek çifteler’ şunlardır.
|
|
İYİ HEKİM OLMANIN PÜF NOKTALARI NELERDİR
22.02.2011, 00:40
Hasta ile hekim arasında karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı bir ilişki olmadığı takdirde doğru teşhis konsa ve doğru ilaçlar yazılmış olsa bile bu işten ne hastanın ne de hekimin mutlu olması mümkündür.
Bir hekimin hastasını hangi şartlarda, nasıl karşılaması, nasıl konuşması, nasıl davranması ve nasıl muayene etmesi gerektiğini on maddede özetlemeye çalıştım.
|
|
DOKTORLAR ÇOK İYİ GÖZLEMCİ OLMALIDIR
20.02.2011, 13:15
Tıp fakültesindeki öğrencilerime hastaların dikkatle sorgulanmalarının, şikâyetlerinin ayrıntılı olarak öğrenilmesinin ve sabırla titiz bir şekilde muayene edilmelerinin ne kadar önemli olduğunu bıkmadan usanmadan anlatırdım her zaman. Çünkü sadece hastanın dinlenmesi ve muayenesi ile hiçbir laboratuar incelemesine gerek kalmadan hastaların yüzde 90’ında kesin teşhise ulaşabiliriz.
|
|
ÇOCUKLARINIZN CEBİNE FINDIK KOYUN
19.02.2011, 06:31
Dünya çapında bir salgınla karşı karşıyayız. Hem de gelmiş geçmiş tüm virüsleri kıskandıracak boyutta bir salgınla. Ama bunun sebebi ne grip, ne HIV, ne hepatit B ve ne de bir başka virüs. Sözünü ettiğim cep telefonu salgını!
Ceplerin ne kadar işe yaradığını, hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını, hatta kimi zaman can kurtarıcı bile olabildiğini söylemeye gerek yok. Ancak, bu mucize aletlerin bilinçsiz ve aşırı kullanımının sağlığımızı ciddi şekilde etkilemesi de muhtemel.
|
|
KOLALI İÇECEKLER KANSER Mİ YAPIYOR
18.02.2011, 01:03
Yüksek kalorili, mısır şurubu ile tatlandırılmış, birçok katkı maddesi ihtiva eden gazlı içeceklerin pek çok hastalığa yol açabileceği biliniyordu. Bundan sonra kolalı içeceklerden uzak durmak için çok önemli bir sebep daha var.
CSPI isimli kuruluş başta Coca-Cola ve Pepsi gibi kolalı içecekler olmak üzere birçok yiyecek ve içecekte renklendirici olarak kullanılan karamel boyasının kansere yol açtığını ileri sürerek bu kimyasal maddenin yasaklanması için FDA’ ya (Gıda ve İlaç Dairesi) başvurdu.
Kısa adı CSPI olan Center for Science Public İnterest merkezi Washington’ da bulunan ve kamu yararına çalışan bir kuruluş.
|
|
UZMAN HEKİMLER NEDEN PRATİSYENLERDEN DAHA BAŞARILI
16.02.2011, 23:56
Pratisyen ve aile hekimi meslektaşlarımın bana gene kızacaklarını biliyorum ama gerçek şudur ki: “Sıradan bir uzman hekim kendisine başvuran hastaları memnun etmede birinci basamak hekimlere göre çok daha başarılıdır.”
Bu beklenen bir durumdur ve başlıca iki sebebi vardır:
BİR: Ülkemiz tıp fakültelerinde verilen eğitimle kaliteli pratisyen hekim yetişmesi asla mümkün değildir. Tıp eğitiminin hâlâ 2. Dünya Savaşı Döneminden kalma yöntemlerle yapılması bir tarafa eğitim birçok öğretim üyesi için angaryadan başka bir şey değildir; birçoğunun da eğitimcilikle uzaktan yakından alâkası yoktur.
|
|
PRATİSYENLER SAĞLIK SİSTEMİNİN TEMEL DİREKLERİDİR
16.02.2011, 08:57
“İyi hekim olmanın kriteri nedir?” başlıklı yazıma çok sayıda tenkit aldım. Bunların büyük çoğunluğu pratisyen veya aile hekimi meslektaşlarımdan geldi.
Olumsuz görüş bildirenlerin hemen hepsi “Aile hekimi ve pratisyen meslektaşlarım bana kızmasınlar ama bu yüzde 80’ lik kısmı aklı başında bir sağlık memuru bile memnun edebilir.” sözüme takılmışlar.
|
|
ENERJİ İÇECEKLERİ ÇOCUK VE GENÇLERİ TEHDİT EDİYOR
15.02.2011, 01:55
Bundan birkaç gün önce enerji içeceklerinin çocuk ve gençlerin sağlığı için çok bir tehdit oluşturduğunu yazmıştım.
Miami Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırma enerji içeceklerinin ciddi kalp ritim bozuklularından havale, felç ve hatta ölüme kadar gidebilen zararları olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
|
|
İYİ HEKİM OLMANIN KRİTERİ NEDİR?
13.02.2011, 22:14
Sağlık Bakanlığı tarafından yaptırılan Hasta Memnuniyet Anketinde halkın yüzde 80’ inin birinci basamak sağlık hizmetlerinden memnun oldukları ortaya çıktı.
Birileri çıkıp da “Hastaların yüzde 80’ i sağlık hizmetlerinden memnun” diye öğünmesin. Bu oran ne tıp eğitiminin ne de o ülkenin sağlık sisteminin başarılı olduğunun bir göstergesi değildir.
Çünkü herhangi bir doktora giden kişilerin yüzde 80’ inin memnun olması zaten beklenen bir orandır.
|
|
SAYIN ÖCALAN SORUNUNA ÇÖZÜM
11.02.2011, 23:00
Abdullah Öcalana’ a sayın denmesi hep tartışma yaratıyor. Kimisi sayın sözünü Öcalan’ ın bu sıfatı gerçekten hak ettiğini düşündüğü için kimi de sadece ağız alışkanlığı olarak kullanıyor. Her iki durumda da huzursuzluk çıkıyor. Benim bu probleme kalıcı çözüm sağlayacak ve kimsenin başını ağrıtmayacak bir tavsiyem var.
|
|
LEGO ASTIMI
11.02.2011, 01:16
Küçük çocuklarda solunum yollarına kaçan küçük LEGO parçalarının sebep olduğu klinik tablo özel olarak LEGO astımı olarak adlandırılır.
Bir bronşu kısmi olarak tıkayan bu yabancı madde öksürük, balgam, hırıltı ve nefes darlığı gibi astımlılarda da rastlanan belirtilere sebep olur.
Solunum yollarına kaçan LEGO yüzünden senelerce astım ilaçları uygulanan pek çok çocuk vardır. Bunlar antibiyotiklerden ve nefes açıcı ilaçlardan kısmen fayda da görebilirler.
Oysa bu şikâyetlerin yabancı bir cisim yüzünden ortaya çıktığı bilinirse bunun solunum yollarından uzaklaştırılması ile hastalık tamamen ortadan kaldırılmış olur.
|
|
ENERJİ İÇECEKLERİ ÖLDÜRÜR MÜ?
08.02.2011, 23:52
Defne Joy Foster' la birlikte aynı mekanda eğlenen ve ölümünden kısa bir süre öncesine kadar yanında olan modacı Yusuf Kayı’ nın "Eğlencedeydik. Biz eve döndük. Kalp krizi geçirmiş. Enerji içeceği-votka gibi bir şeyler içildi. Şu anda hiç iyi değiliz. Çok üzgünüz..." şeklindeki açıklaması akıllara ünlü televizyon yıldızının ölümüne “Enerji içeceği mi yol açtı” sorusunu getirdi.
Elbette hiç tanımadığım, hakkında medyada yer alanlar dışında bilgiye sahip olmadığım bu genç insanın ölüm sebebi hakkında kesin bir şey söylemek ve enerji içeceklerini suçlamak doğru değil.
|
|
ALERJİ KANSERE KARŞI KORUYOR
08.02.2011, 00:48
Hiç durmadan burnu akanlara, hapşıranlara, nefesi tıkanan astımlılara, kaşınanlara… kısaca alerjisi olan herkese çok iyi bir haberim var. Hatta ne kadar çok maddeye karşı alerjikseniz o kadar fazla sevinebilirsiniz.
Amerika’ da İllinois Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırmada alerjisi olanlarda glioma türü beyin tümörlerinin çok daha az görüldüğü ortaya çıktı. Gliomalar sinir sisteminde sinyalleri ileten nöronları destekleyen glia hücrelerinden kaynaklanan tümörlerdir.
|
|
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ NASIL GÜÇLENDİREBİLİRİZ
06.02.2011, 22:38
Neredeyse her gün “Doktor Bey, bağışıklık sistemini nasıl güçlendirebiliriz? Hangi ilacı alalım, ne yiyelim ne içelim?” sorularıyla karşılaşıyorum. Bilhassa da küçük çocukları çok sık hastalanan anneler mucize bir ilacın, sihirli bir vitaminin, harika bir besin desteğinin adını öğrenmek arzusuyla yanıp tutuşuyorlar.
|
|
BALGAMIN RENGİNE GÖRE HASTALIK
06.02.2011, 11:32
Öksürerek ağız yoluyla çıkarılan akciğer kaynaklı salgılara balgam ismi verilir. Tükürük, geniz akıntısı, boğazdan çıkarılan salgılar ve geğirme ile yemek borusundan gelen sıvı balgam olarak değerlendirilmemelidir.
Akciğerlerin çeşitli hastalıklarında balgamın rengi teşhiste önemli ipuçları sağlayabilir.
|
|
OT ÇÖP TÜCCARLARININ EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEK
05.02.2011, 02:45
Etkinlikleri ve güvenirlikleri bilimsel yöntemlerle kanıtlanmamış bitkisel ilaçların mucize tedaviler olarak sunulmasına ve her zaman yediğimiz sebze, meyve ve otların tablet, şurup haline getirilip ‘fahiş’ fiyatlara satılmasına, insanların aldatılmasına hep karşı çıktım.
Bu konuda Hürriyet’ ten Prof. Osman Müftüoğlu’ nun da altına imzamı atacağım yazıları var.
Mesela, “Hangi kansere hangi bitki” başlıklı yazısında şunları söylüyor:
|
|
ASTIM KRİZİ NEDİR, AĞIR KRİZ NASIL ANLAŞILIR?
04.02.2011, 01:13
Astımın en karakteristik özelliklerinden biri nöbetler şeklinde belirti vermesidir. Bu atak dönemlerinde hastaların temel şikâyetleri öksürük, balgam, hırıltı ve nefes darlığıdır. Genellikle bu şikâyetlerin tümü birlikte görülür, ama bazı hastalarda öksürük bazı hastalarda hırıltı ve nefes darlığı daha ön plandadır.
|
|
DEFNE JOY FOSTER NEDEN ÖLDÜ
03.02.2011, 01:54
Hayat dolu, etrafına neşe saçan, sempatik televizyon sunucusu Defne Joy Foster’ in ani olarak hayatını kaybetmesi hepimizi derin üzüntüye boğdu. Elbette her ölüm erken ölümdür ama genç insanların ölümü daha bir sarsıcı oluyor.
32 yaşındaki bu gencecik kadının ölüm sebebi henüz kesin olarak belli değil ama çocukluğundan beri astım hastası olduğundan, ölmeden önce nefes darlığından şikâyet ettiğinden ve yanında astım ilaçları bulunduğundan daha çok astım krizi ihtimali üzerinde duruluyor.
|
|
BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİNDE HASTA MEMNUNİYETİ 3
02.02.2011, 10:10
Aile hekimliği uygulaması (AHU), topluma yeni bir şeymiş gibi sunulsa da işin aslı hiç de öyle değil. AHU ile sağlık ocağı sistemine yeni bir isim verilmiş oluyor, hepsi bu! Çünkü sağlık ocakları da aynı düşünceye dayanılarak kurulmuştu.
|
|
BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİNDE HASTA MEMNUNİYETİ 2
31.01.2011, 23:24
Dünkü yazımda ''Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinde Hasta Memnuniyeti'' başlıklı anket esasına dayalı araştırmadan bahsetmiştim.
Bugün sıra bu araştırmadan elde edilen sonuçlarda ve araştırmayı yapanların yorumlarında:
|
|
BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİNDE HASTA MEMNUNİYETİ 1
30.01.2011, 23:53
Hıfzıssıhha Mektebi Müdürlüğü tarafından Aile Hekimliği Uygulaması ile Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinden yararlanan vatandaşların memnuniyetlerini belirlemek amacıyla yapılan ''Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinde Hasta Memnuniyeti'' konulu araştırma geçtiğimiz günlerde yayınlandı.
Hedefi, hükümetin 7 seneden beri yürüttüğü Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında yeniden organize edilen Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin işleyişinin değerlendirilmek olan araştırma “EUROPEP Hasta Memnuniyet Ölçeği” kullanılarak gerçekleştirilmiş.
|
|
EGZERSİZ ASTIMI EDİR?
30.01.2011, 00:57
Alerjenler, viral solunum yolları enfeksiyonları, hava kirliliği, sigara dumanı, keskin kokular, soğuk hava gibi astım krizlerini tetikleyebilen pek çok faktör vardır. Egzersiz de bunlardan biridir ve egzersizle tetiklenen astıma egzersiz astımı ismi verilir.
Egzersiz, hastalıkları kontrol altında olmayan astımlılar için tabii ki krizi tetikleyen bir etkendir; ama buna egzersiz astımı demiyoruz. Egzersiz astımı terimi ile astım krizleri özellikle egzersizle ortaya çıkan hastaları kastediyoruz. Bu hastalar, başkalarında astım krizlerini tetikleyen diğer faktörlerden etkilenmezler.
|
|
BİR İSTANBUL BRONŞİTİ HİKAYESİ
28.01.2011, 23:46
Bir yıldan fazla zamandan beri öksürüğü olan ve geçen hafta bana muayeneye gelen bir hastamın hikayesini eşinin ağzından sunuyorum:
Kolay gelsin Ahmet Bey,
Eşimim rahatsızlığından dolayı yaşadıklarımız ve başımıza gelenlerden kısaca bahsedeceğim.
Uzun bir hastane maratonu ve evdeki yapılan maliyetli değişiklerle dolu Eylül 2009'dan Ocak 2011'e kadar süren uzun bir süreç.
Evlenme planları dâhilinde eşim Haziran 2009'da okulların tatil olmasının ardından özel bir okulla yaptığımız anlaşma çerçevesinde İstanbul'a geldi, çalışmaya başladı ve Ağustos 2009'da evlendik, eşim de Eylül 2009'da devlet kadrosuna geçti.
|
|
HAFTA SONLARI UYUMAK ŞİŞMANLIĞI ÖNLÜYOR
27.01.2011, 22:39
Bu hafta Pediatrics isimli muteber tıp dergisinde yayınlanan bir araştırmada hafta sonlarında düzenli olarak uzun süre uyuyan çocuklarda obezitenin daha az görüldüğü; buna karşılık uyku süreleri kısa ve düzensiz olan çocuklarda obezite riskinin 4 misli fazla olduğu bildirildi.
Aslında daha önce yapılan çalışmalardan yetersiz uykunun obeziteye yol açtığı biliniyordu. Bu araştırmada ise uykunun süresi ve düzeni ile Vücut Kitle Endeksi (VKE) ve metabolizma ile ilgili parametreler arasındaki ilişki incelendi.
|
|
TRAFİK GÜRÜLTÜSÜ FELÇ EDİYOR
27.01.2011, 02:44
Artık ne Münir Nurettin’ in İstinye körfezinde söylediği şarkıları Boğazın karşı yakasında dinlemek mümkün ne de
Âheste çek kürekleri, mehtâb uyanmasın
Bir âlemi hayâle dalan âb uyanmasın’’
diyen Yahya Kemal gibi kürek seslerinin mehtabı uyandırmasından endişe eden şairler kaldı.
Giderek daha sesli daha gürültülü bir dünyada yaşadığımızın sanırım siz de farkındasınız. Evlerimizde de dışarıda da hoşlanmadığımız hatta bizi rahatsız eden, sağlığımızı etkileyen sesler her geçen gün artıyor.
|
|
ÇAKMA KEÇİ GRİBİ
25.01.2011, 22:19
Son günlerde medyada “keçi gribi” adıyla anılan bir salgın var. Bu tamamen uydurma ve üstelik de yanıltıcı, kafa karıştırıcı bir isim.
Bir kere bu virüsün keçilerle hiçbir alâkası yok. İkincisi de tıpta keçi gribi adıyla bilinen ama bu griple hiçbir ilgisi olmayan bir hastalık zaten var.
İsim babasına veya anasına, gribin bazı kişilerde uzun sürmesi ve bu hastalığın son senelerde kuş, domuz, at gibi hayvan isimleriyle anılması ilham kaynağı olmuş olabilir.
Bunun için de bu hastalığa olsa olsa “çakma keçi gribi” denebilir.
|
|
SOĞUKTAN DONMALARA DİKKAT
25.01.2011, 02:04
Adı ister Sibirya soğuğu olsun, ister İzlanda alçak basıncı ya da Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası! Günlerdir beklenen soğuklar sonunda kapımızı çaldı.
Sıcak evlerinde oturanlar karın ve kışın keyfini çıkaracak olsalar da, dışarı çıkmak ve özellikle de açık havada çalışmak zorunda olanları ciddi sağlık problemleri bekliyor.
Başta küçük çocuklar ve yaşlılar ile kalp hastaları olmak üzere hepimizin sağlığı tehdit altında. Soğuğa maruz kalanlarda görülen acil durumlar içinde en önemlisi tüm vücudun etkilendiği hipotermi, yani vücut ısısının düşmeye başlamasıdır.
|
|
AKUT BRONŞİT:EN ÇOK GÖRÜLEN KIŞ HASTALIĞI
24.01.2011, 00:18
Akut bronşit, bronşların özellikle sonbahar ve kış mevsiminde ortaya çıkan iltihabıdır. Hastalık çoğu zaman soğuk algınlığını takiben meydana gelirse de, seyrek olarak grip ve kızamık gibi hastalıklardan sonra da görülebilir.
Şu günlerde, geçirdikleri solunum yolları enfeksiyonundan sonra öksürmeye ve balgam çıkarmaya başlayan pek çok insanın ortak derdi işte bu hastalık yani akut bronşittir.
|
|
ŞU GÜNLERDE VİRÜSLER KOL GEZİYOR
23.01.2011, 00:01
Bugünlerde kol gezen bir virüs başta çocuklar olmak üzere pek çok insanı hasta ediyor. Bugünkü yazısından anlaşıldığına göre Balçiçek İlter ve ikizleri de bu virüsle tanışmışlar ve de ciddi şekilde etkilenmişler.
Önce geçmiş olsun diyerek yazısında merak ettiği soruları cevaplamaya çalışacağım.
BİR: Tanımlanan hastalığın adı biz doktorların kısaca “ÜSYE” adını verdikleri viral üst solunum yolları enfeksiyonudur.
|
|
KOLESTEROL İLAÇLARI HERKESE FAYDALI DEĞİL
22.01.2011, 01:23
Dünyada her gün milyonlarca insan boş yere kolesterol düşürücü ilaç (statin) içiyor. Durum bizde de farklı değil; 30’ lu 40’ lı yaşlarda aslanlar gibi sağlıklı insana kanda kolesterolleri biraz yüksek çıktı diye peynir ekmek gibi kolesterol hapı yazılıyor.
Oysa her ilaç için geçerli olduğu gibi kolesterol ilaçları da sadece özel bir grup hastaya faydası ve riskleri çok iyi hesaplanarak verilebilecek ilaçlardır. Bugünkü bilimsel verilere göre de bu ilaçlar yalnızca “Daha önce kalp krizi veya felç geçirmiş yüksek risk grubundaki hastalar” için faydalı olabilir.
Kolesterol ilaçlarının gereksiz kullanımının yaratacağı ekonomik kayıplar bir tarafa bunların ölüme kadar gidebilen, hayat kalitesini yerle bir eden çok ciddi yan etkileri vardır.
|
|
SİZİN ÖKSÜRÜĞÜNÜZ HANGİSİ?
21.01.2011, 02:37
Türlü-çeşitli öksürük türleri var. Bakalım sizinki hangisi?
PSİKOJENİK ÖKSÜRÜK: Genel olarak, öksürük, organik bir hastalığın işaretidir, ama bazen sinirliliğe bağlı olarak psikolojik etkenler de kuru bir öksürüğe sebep olabilirler. Bu öksürük, kişi sinirlenince veya heyecanlanınca daha belirgin olur. Elbette, organik nedenli bir öksürüğün psikolojik etkenlerle artma gösterebileceği de unutulmamalıdır.
|
|
AMERİKA’ DA ERGENEKON’U DA BALYOZ’U DA GÖLGEDE BIRAKACAK DAVA
20.01.2011, 02:09
Önümüzdeki günlerde Amerikan mahkemelerinde görülecek bir davanın sonucunu şimdiden merakla bekliyorum. Dava, New York’ ta yaşayan iki çocuklu Poses ailesinin apartman komşuları Harry Dale’ nin sigara dumanının hayatlarını cehenneme döndürdüğü iddiasıyla açıldı. Poses’ler şunları söylüyor:
|
|
PAPAĞAN HASTALIĞI ARTIYOR
18.01.2011, 22:31
Özellikle son senelerde giderek daha çok görülmeye başlayan bir hastalık var. Tıp dilinde “psittakoz” adıyla bilinen hastalık insanlara daha çok papağan ve benzeri kuşlardan bulaştığı için halk arasında “papağan hastalığı” ismiyle tanınıyor. Hastalığın artışında bir yandan papağan ve benzeri kuşların giderek daha çok beslenmesi ve hastalığın daha iyi bilinmesi, diğer yandan da teşhis imkânlarının kolaylaşmasının rol oynadığı düşünülüyor.
|
|
CHAMPİX RASTGELE KULLANILACAK BİR İLAÇ DEĞİL
17.01.2011, 00:31
Sağlık Bakanlığı bir taraftan sigara içmeyenlerin sağlığını korumak için bir taraftan da sigara içenlerin bu kötü alışkanlıklarından bir an önce kurtulmaları için savaşıyor. Sigara Bıraktırma Merkezleri ve 171 numaralı Sigarayı Bırakma Hattı uygulamalarının da destekçisiyim ancak bu amaçla çok ciddi riskleri olan, güvenilirliği tartışmalı bir ilacın yaygın kullanımının telafisi zor sorunlar yaratabileceğini düşünüyorum.
|
|
DOKTORLARA ARTIK PROMOSYON KALEM BİLE YASAK
16.01.2011, 00:07
Gazetelerde “Promosyon kalem bile aile hekiminin başını yakacak” başlıklı ilginç bir haber vardı. Yeni yürürlüğe giren Aile Hekimleri Yönetmeliği, ilaç firmalarından promosyon ürünleri alan hekimlere ağır cezalar getiriyor. Buna göre, tek bir tükenmez kalem 5 ceza puanına sebep oluyor ve toplamda 100 ceza puanı alan hekimin sözleşmesi de feshediliyor.
|
|
ZATÜRREE BAŞLANGICI
15.01.2011, 19:02
Son senelerde adını her geçen gün daha çok duymaya başladığımız “uydurma” bir hastalık var: Zatürree başlangıcı!
Aslında her hastalığın bir başlangıcı vardır ve bu açıdan zatürree başlangıcı sözü hiç de yanlış değildir.
Ateş, öksürük, balgam, yan ağrısı, nefes darlığı gibi zatürree ile uyumlu şikâyetleri olan bir hastada fizik muayene bulguları da olmasına rağmen akciğer röntgeninde zatürreeye ait bir bulgu yoksa zatürree başlangıcı terimi kullanılabilir.
Gelin görün ki, bizde konan zatürree başlangıcı teşhislerinin yukarıda anlattığım zatürree başlangıcı tablosu ile hiçbir alâkası yok. Bu durum, hastaların dikkatle dinlenip ayrıntılı olarak sorgulanmalarından sonra net olarak ortaya çıkıyor.
|
|
HAMİLE KADINLAR CEP TELEFONU KULLANMAMALI
15.01.2011, 00:16
Hayatımızın su gibi, hava gibi, ekmek gibi adeta ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının sağlığımız üzerine olan olumsuz etkilerine her gün bir yenisi ekleniyor.
Amerika’ da Kaliforniya Los Angeles Üniversitesi (UCLA) Halk Sağlığı Bölümü tarafından yapılan araştırmaya göre gebelikleri süresinde cep telefonu kullanan annelerin çocuklarında hiperaktivite, dikkat eksikliği gibi çeşitli davranış bozuklukları daha çok görülüyor.
2008’ de 13 bin çocuk üzerinde yapılan araştırmanın tekrarı niteliğindeki bu yeni çalışmada bu bozuklukları etkileyebilecek değişkenlerin de dikkate alınmış olması çok önemli.
|
|
GİZLİ ASTIM
11.01.2011, 22:36
Astım, tüm dünyada ve ülkemizde en çok görülen solunum yolları hastalığıdır. İstatistiklere göre, çocukların yüzde 10-15’ i, erişkinlerin yüzde 5’ i astımlıdır ve Türkiye’ de 4-5 milyon kadar astımlı olduğu tahmin edilmektedir.
Çok farklı klinik tablolarla karşımıza çıkan astımın türlerinden biri de gizli astım’dır. Henüz, tipik astım belirtileri göstermeyen, fakat ileri yıllarda astım gelişme riski yüksek olan kişiler gizli astımlı olarak adlandırılır.
|
|
ASTIM: AŞK GİBİ HASTALIK
10.01.2011, 22:30
Astım, şairlere bile, ‘Hissediyorum, ama anlatamıyorum’ ya da ‘Bilmezdim kelimelerin kifayetsiz olduğunu…’ türünden sözler söyleten bir hastalıktır.
Benim tarifim şöyle:
Astım aşk gibidir.
Aşığı gözlerinden tanırız, astımlıyı hışıltısı ele verir.
Aşk astım gibidir; çaresizdir.
Çaresi olduğunda, aşk da aşk değildir, astım da astım.
|
|
ANTİPSİKOTİK İLAÇLARIN YARIDAN FAZLASI BOŞUNA YAZILIYOR
09.01.2011, 12:41
Amerika’ da (ABD) Stanford ve Chicago Üniversiteleri tarafından yapılan yeni bir araştırma, “atipik antipsikotik ilaçlar”ın etkinliğinin ispatlanmadığı hastalıklar için de yaygın olarak reçete edildiğini ortaya çıkardı.
Araştırmaya göre, atipik antipsikotik ilaçlar doğru endikasyonda kullanılmış olsa bile, bunların çok daha ucuz olan tipik antipsikotik ilaçlardan tedavi ve yan etkiler bakımından hiçbir üstünlükleri yok.
|
|
SİGARAYI BIRAKACAĞIM DERKEN...
07.01.2011, 21:55
Medyada “Bu ilaç intihara yol açıyor” başlıklı haber sanırım dikkatinizi çekmiştir:
“Türkiye'de Champix adıyla satılan sigara bıraktırma ilacı hakkında, ABD'de, intihar eğilimine ve intihara yol açtığı gerekçesiyle 1200'den fazla şikayette bulunuldu.
AFP'nin haberine göre, ABD'nin tüm bölgelerinden gelen, Pfizer ilaç firmasının Chantix adıyla piyasaya sürdüğü ilacı kullananlar ya da yakınlarının gönderdiği 1200'den fazla şikayet dilekçesi Alabama Federal Mahkemesinde toplandı.
|
|
OMEGA 3 DE B VİTAMİNLERİ DE İŞE YARAMIYOR
06.01.2011, 22:04
Kalp-damar hastalıklarının ve bunlara bağlı komplikasyon ve ölümlerin önlenmesi için tüm dünyada giderek daha çok rağbet gören bir yaklaşım var: Bu risklerin B vitaminleri ve omega 3 ile azaltılabileceği düşüncesiyle milyonlarca kalp hastası bu maddeleri ihtiva eden besin desteklerini kullanıyor.
|
|
KAPICI ÇOCUKLARI NEDEN ASTIM OLMAZ?
05.01.2011, 18:00
BBC Focus dergisinin son sayısında yer alan haberi okuyunca 2006’ da yayınlanan “Modern Zaman Hastalıkları” isimli kitabımdan “Kapıcı çocukları neden astım olmaz?” başlıklı yazımı hatırladım.
Önce habere kısaca bir göz atalım:
“1980’ lerde batıdaki nüfusun sadece yüzde 10’u alerjik hastalıklar geçirirken şimdi bu sayının tam 3 katına çıktığı belirtiliyor, 2015 yılında da bu oranın dünya nüfusunun yarısı olacağı düşünülüyor.
Montreal Üniversitesi Alerji Araştırmaları Laboratuarı Müdürü Guy Delespesse, alerji vakalarının kırsal kesimden çok kentlerde görüldüğünü bu durumun da en çok sanayileşmiş ülkelerde yaşandığını belirtiyor.
|
|
İSTANBUL BRONŞİTİ ÇOCUKLARIN UZUN SÜREN ÖKSÜRÜĞÜ
04.01.2011, 23:01
İstanbul Bronşiti adı ile tanımladığım klinik tablo özellikle çocuklarda topluma ilk karışmaya başladıkları dönemde (yuvaya veya kreşe gitmek gibi) ortaya çıkıyor. Hastalık nöbetler halinde görülüyor. Hastaların ortalama yüzde 80’ i tedaviye çok iyi cevap veriyor ve belirtiler birkaç gün ile bir hafta arasında tamamen düzeliyor.
|
|
PARASETAMOL ASTIM RİSKİNİ ARTIYOR MU
03.01.2011, 22:17
Tüm dünyada küçük çocuklarda ateş düşürücü ve ağrı kesici olarak en çok kullanılan ilaç parasetamoldur. Son senelerde çocukluk döneminde içilen parasetamolun astım, egzama ve saman nezlesi riskini artırabileceğini gösteren yayınların sayısı da hızla artmaktadır.
Bunlar içinde en önemlisi de kısa adı ISAAC olan ve dünyanın 73 ülkesinden 6-7 yaşlarındaki 205 binden fazla çocuğa ait bilgilerin değerlendirildiği araştırmadır.
|
|
ÜÇÜNCÜ EL DUMAN
02.01.2011, 07:27
Son senelerde tanımlanan üçüncü el duman kavramı var. Bu terim, sigara içen kişilerin elbiselerine, derilerine, saçlarına ve bulundukları ortamdaki mobilya, perde, halı gibi eşyalara bulaşan dumanı tanımlamak için kullanılıyor.Sigara içmeyenler, sigara içen birinin derisinin, saçlarının ve kıyafetinin ’sigara koktuğunu’ hemen fark ederler. Mesela, küçük bir asansöre binen sigara içmiş biri özel kokusuyla kendini hemen ele verir.
|
|
İLAÇ ENDÜSTRSİNİN KÂR HIRSINA KİM DUR DİYECEK
02.01.2011, 00:52
Tüm dünya ülkelerinin ilaca ödedikleri para her geçen gün hızla artıyor. Bundan 5-6 sene kadar önce Türkiye’ nin ilaca harcadığı para birkaç milyar dolar civarındayken geçen sene 20 milyar dolara yaklaştı. Durum gelişmiş ülkelerde bizden de beter. USA reçeteli ilaçlara 1990’ da 40 milyar dolar öderken 2008’ de bu rakam 234 milyar dolara çıktı.
Bu artış insan sağlığının iyileşmesiyle paralel gitse söyleyecek fazla söz olmayacak ama durum hiç de öyle değil. İlaca ödenen paradaki bu hızlı yükselmenin tıbbi bir sebebi yok; bu tamamen ilaç endüstrinin pazarlama faaliyetlerinin başarısı!
|
|
GRİP AŞK GİBİDİR
30.12.2010, 21:12
GRİP DE KOLAY TANINIR AŞK DA
Aşığı gözleri hemen ele verir, gripliyi yüksek ateşi.
GRİP DE AŞK DA ANİ BAŞLAR
Grip de aşk da çok ani olarak başlar. İnsan ne olduğunu daha anlayamadan gribe de tutulmuş olabilir aşka da.
GRİP TERLETİR AŞK ISLATIR
Grip su gibi terletir, aşk sırılsıklam ıslatır.
GRİP DE AŞK DA İNSANI YATAĞA DÜŞÜRÜR
Grip ağır bir hastalıktır. Kişiyi halsiz bırakır, yatağa düşürür, paçavraya çevirir. Aşk da grip gibidir. Bazen insanı öyle fena çarpar ki, insanı hastaneye de düşürebilir tımarhaneye de.
|
|
İNSAN AYAKTAN, AT TIRNAKTAN KAPAR
28.12.2010, 22:55
Dilimizde ‘üşütme’ nin üç farklı anlamı var.
Birincisi, delirmek, aklını yitirmek yani ‘kafayı üşütmek’ anlamına gelir ki, soğukla hiç ilgisi olmayan, hatta tam tersine aşırı sıcaklarda daha çok görülen bu durum psikiyatrinin ilgi alanına girer.
İkincisi, soğukta kalma sonucu üşüme hissi ve titremeyi ifade eder. Bu anlamda üşütme bir hastalık değil, geçici bir rahatsızlıktır. İnsan kıyafeti ince olduğundan veya elleri, ayakları çıplak olduğundan yağmurda ıslanarak veya hava gerçekten çok soğuk olduğu için üşütebilir. Üşütmek bir hastalık olmamakla beraber, üşütenlerde soğuk algınlığı, bronşit, zatürree gibi hastalıkların ortaya çıkma ihtimali yüksektir.
|
|
ANNE KANGRULAR PREMATÜRE BEBEKLERE UMUT OLDU
25.12.2010, 22:32
Dünyada her yıl 24 milyon düşük doğum tartılı bebek dünyaya geliyor ve bunların 7 milyonu 1 yaşına gelmeden ölüyor.
Bebek ölümlerinin çoğu neonatal dönemde, yani doğumdan sonraki ilk ay içinde görülüyor. Prematüre (37 haftadan daha önce doğmuş bebekler) ve doğum tartıları 2000 gramdan düşük olan bebekler ısı kaybına çok dayanıksız olmaları yanında, ciddi solunum ve mide-bağırsak enfeksiyonlarına da çok yatkındırlar.
|
|
İLAÇ DEĞİL DOKTOR İYİ EDER
24.12.2010, 00:16
Hastalara içtikleri hapta etkili bir madde olmadığı kesin bir şekilde anlatılmasına rağmen ilacın iyi gelmesi bana “İlaç değil doktor iyi eder” sözünü hatırlattı. Tedavi başarısı için hastaların doktorlarıyla karşılıklı sevgi-saygı ilişkisi içinde olmaları çok önemli. Öğrencilerime her zaman doktorun hastasının elini sıkmasının, yanağını okşamanın, ona moral vermesinin, güler yüz göstermesinin birçok ilaçtan daha etkili olduğunu söylerdim.
|
|
EKİNEZYA HİÇBİR İŞE YARAMIYOR
22.12.2010, 21:21
Soğuk algınlığı ekonomik açıdan önemsenmesi gereken bir hastalık. Bizim ve başka ülkelerin istatistikleri hakkında bilgim yok ama soğuk algınlığının Amerika’ ya yıllık maliyeti 40 milyar dolardır ve buna göre de dünyanın en pahalı hastalığıdır. Ekinezya satışlarının da bir önceki seneye göre yüzde 7’ lik artışla 132 milyon dolara ulaştığı bildiriliyor.
Soğuk algınlığının zirve yaptığı şu günlerde ekinezyaya methiyeler düzülmesi bir pazarlama stratejisinden başka bir şey değil. Ekinezyanın soğuk algınlığına karşı koruyucu olduğunu gösteren kesin bilimsel bir kanıt olmadığı gibi, bu konuda yapılan ciddi araştırmaların hiçbirisi ekinezyanın bir tedavi aracı olarak kullanılmasını da tavsiye etmez.
Bu kadar ‘ballandırılan’ ekinezya için söylenebilecek en olumlu şey, tedavi edilmeden kendiliğinden geçen bir hastalık olan soğuk algınlığını önlemediği, sadece hastalık süresini ve belirtilerini bir miktar azaltmaya yardımcı olabileceğidir. Oysa tabii olarak yenmeyen bir maddenin tedavi amacıyla tavsiye edilebilmesi için etkinliğinin kesin olarak kanıtlanmış olması gerekir.
|
|
PROF. DR. ALAEDDİN YAVAŞÇA ŞİİRLERİ
22.12.2010, 00:10
Prof. Dr. Alâeddin Yavaşça Hocamız için Beşiktaş Belediyesi ve Kilis Vakfı tarafından 20 Aralık 2010 tarihinde Akatlar Kültür Merkezinde düzenlenen Ustalara Saygı gecesinde Hoca' nın 102 şiirinin yer aldığı bir kitap hediye edildi.
Kitabı Hocamızın değerli eşi Ayten Yavaşça ile beraber Dr. Semra Özgün ve Sinan Sipahi yayına hazırlamış. Kapak tasarımı ve grafikte Tamay Başer Üçok, Erim Uyar ve Can Emre Özkahraman’ ın emekleri var. Bakırköy Musiki Konservatuarı Vakfı da kitabın basımı üstlenerek kültür dünyamıza önemli bir eser kazandırmış.
Kitapta çoğu Hoca tarafından bestelenen 102 şiir var. Bu şarkıların birçoğu hepimizin her zaman dinlemekten söylemekten büyük zevk aldığı eserler. İşte bunlardan birkaçı:
|
|
KEDİ TIRMIĞI HASTALIĞI LENFOMA VE TÜBERKÜLOZLA KARIŞTIRILABİLİR
21.12.2010, 21:19
Kedi tırmığı hastalığı, kedilerin ısırması, tırmalamasıyla meydana gelen ve lenf düğümlerinin şişmesine sebep olan bir hastalıktır. Başta tüberküloz olmak üzere birçok enfeksiyon hastalığı ve lenfomalarla karıştırılabilen hastalık, 14 yaşından küçük çocuklarda ve özellikle de sonbahar ve kış aylarında daha çok görülür. Hastalığın etkeni kedilerde bulunan Bartonella türü bakterilerdir.
Hastalık dünyanın tüm ülkelerinde görülmüştür. Amerika’da her yıl 25 bin insanda rastlanmaktadır. Ülkemizde de saptanan hastalık, kedi besleyen kişilerin sayılarının giderek artması dolayısıyla bizde de sık karşılaşılan bir hastalık olma yolundadır.
|
|
BİR YASTIKTA KOCAMAK SAĞLIĞA AYKIRI MI?
20.12.2010, 22:27
Bizde yeni evlenenlere sanki herkes aynı yastığı paylaşıyorlarmış gibi ‘Bir yastıkta kocayın’ dileğinde bulunmak âdeti vardır. Gerçi evlilerin ekserisi aynı yatakta aynı yorganı kullanırlar, ama çoğu evli çiftin yastığı bildiğim kadarıyla ayrıdır.
Hâlâ, o upuzun kocaman yastığa birlikte baş koyanlar kaldıysa, onlar da bu alışkanlıklarından acilen vazgeçmeliler, çünkü bilimsel araştırmalar ‘bir yastıkta kocamanın’ hiç de sağlıklı bir şey olmadığını gösteriyor. West of England Üniversitesi’ e bağlı Uyku Konseyi tarafından yürütülen araştırmaların sonucunu açıklayan Dr. Chris Alfort şunları söylüyor:
|
|
PROF. DR. ALAEDDİN YAVAŞÇA' YA SAYGI GECESİ
18.12.2010, 22:33
Beşiktaş Belediyesi ve Kilis Vakfı tarafından Prof. Dr. Alâeddin Yavaşça adına Akatlar Kültür Merkezinde tertip edilen bir toplantı var. Kilis 7 Aralık Üniversitesi tarafından 2010 yılı Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça yılı ilan edilmişti ve bu amaçla birçok etkinlik düzenlenmişti. Ustalara Saygı adı altında gerçekleşecek olan gecenin iki önemli özelliği var. Bunlardan biri Hoca' nın eşi Ayten Yavaşça ile olan beraberliklerinin 50. senesinin kutlanması; diğeri de Hoca’ nın şiirlerinin ve bu şiirlerden yapılan şarkıların tanıtılması.
|
|
GRİP AŞISI ASTIMLI ÇOCUKLARDA BEKLENDİĞİ KADAR ETKİLİ DEĞİL
17.12.2010, 01:01
Çocuklardaki astım krizlerinin bir numaralı sebebi solunum yollarının virüslerin sebep olduğu iltihaplarıdır. Grip de bu gruptan bir iltihaptır, dolayısıyla gribin de astım ataklarına yol açması sürpriz bir olay değildir. Bu düşünceden yola çıkılarak 6 aylıktan büyük tüm astımlı çocuklara her sene düzenli olarak grip aşısı olmaları tavsiye edilir (The National Asthma Education and Prevention Program).
Grip aşılarının astımlı çocuklarda koruyucu olduğunu gösteren araştırmalar olduğu gibi tam aksine aşının astım ataklarını tetikleyebileceği (ve hatta olumsuz etkileri olabileceği!) sonucuna varan araştırmalar da vardır.
|
|
POLİTİKACILARA YUMURTA DOKTORLARA YUMRUK
14.12.2010, 21:59
Toplumda doktorlara ve hemşirelere karşı müthiş bir ‘nefret kasırgası’ esiyor. Gazetelerin üçüncü sayfaları neredeyse her gün darp edilen sağlıkçıların haberleri ile dolup taşıyor.
Peki, ne oldu da yakın zamanlara kadar sütünün, yumurtasının, tavuğunun, meyvesinin, sebzesinin en lezzetlilerini yemeyip medyunu şükran oldukları doktorlarına getiren, doktorlarını gördüklerinde ayağa kalkıp önlerini ilikleyen hastalar ve hasta yakınları böylesine saldırgan oldular?
|
|
DARISI BİZİM BAŞIMIZA
14.12.2010, 00:04
İngiliz İlaç Endüstrisi Birliği (Association of the British Pharmaceutical Industry =ABPI) geçtiğimiz günlerde nizamnamesinde birçok değişiklik yaptı.
Bunlar içinde bence en önemlilerinden biri tüm ilaç firmalarına doktorlara konuşma, danışmanlık, kongre sponsorlukları için yaptıkları tüm harcamaların miktarını ve sayısını açıklamak mecburiyeti getirilmesi.
İlk zorunlu açıklama 2013 senesinde 2012’ de yapılan ödemeleri ortaya koymuş olacak ama bu açıklamada ne doktorların isimleri ve ne de uzmanlık alanlarının bildirilmesi şart koşulmuyor. Harcamaların bölgelere göre dağılımının belirtilmesi de mecburi değil.
|
|
ÇOCUĞUNUZU ERKEN YAŞTA KREŞE GÖNDERİN
12.12.2010, 10:05
Çocukların çok küçük yaşlardan itibaren topluma girmelerinin hem beden hem ruh sağlığı bakımından çok faydalı olduğunu savunurum. Bu görüşün doğruluğunu gösteren araştırmalara da her geçen gün bir yenisi ekleniyor.
Bunun son örneği Kanada’ da yapılan ve Archives of Pediatrics & Adolescent Medicine isimli tıp dergisinde yayınlanan araştırma. Buna göre, 2 yaşından önce kreşe gönderilen çocuklarda üst solunum yolları enfeksiyonları evde büyütülen çocuklara göre yüzde 60 oranında fazla görülüyor ama çocuklar ilkokul çağına geldiklerinde durum tersine dönüyor. Bu sefer evde büyüyen ve çok az enfeksiyon geçiren çocuklar çok sık hastalanıyorlar. Bu beklenen bir sonuç; çünkü çocukların bağışıklık sistemleri geçirdikleri enfeksiyonlar sayesinde güçleniyor.
|
|
ATEŞLİ ÇOCUKLARA ASPİRİN VERMEYİN
11.12.2010, 09:02
Grip her sene küçük veya büyük salgınlarla ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu salgınlar kuzey yarıkürede genellikle aralık ayından sonra başlar. Önümüzdeki haftalarda milyonlarca insan grip olacak, yataklara hatta hastanelere düşecekler ve birçokları da bu yüzden hayatlarını kaybedecekler.
Griple ilgili ölümlerin başlıca iki sebebi vardır. Birincisi, grip olan kişilerde altta yatan hastalığın kötüleşmesidir. Mesela, kalp yetersizliği, ileri derecede KOAH, diyabet, böbrek yetersizliği, siroz, kanserler, AİDS gibi hastalığı olanlarda grip ölüme yol açabilir. İkincisi ise griple ilgili çeşitli komplikasyonlardır: Zatürree, menenjit (beyin zarı iltihabı), ensefalit (beyin iltihabı), miyokardit (kalp kası iltihabı), perikardit (kalp zarı iltihabı) ve Reye Sendromu’ dur.
|
|
ÖKSÜRÜK ŞURUBU MU ÖLDÜRDÜ
09.12.2010, 09:50
“Öksürük şurubu mu öldürdü?” başlıklı haber birçok gazete yer aldı:
“ABD’de halası tarafından öksürük şurubu içirilen 4 aylık Daniel Richardson’un ölümü, dikkatleri bu ilaca çekti. New York’ta meydana gelen olayda Richardson, reçetesiz satılan öksürük şurubunu içtikten bir süre sonra yaşamını yitirdi. Gözaltına alınan ve sadece ön ismi “Patricia” olarak açıklanan hala, daha sonra serbest bırakıldı.
Polis, bebeğin kesin ölüm nedeninin otopsiden sonra belirleneceğini açıkladı. Yaşamını yitiren bebeğin diğer yakınları ise öksürük şurubunun üzerinde “kullanılmadan önce en az iki doktora başvurulması” gerektiği yönünde bir uyarı bulunduğunu hatırlatarak halayı suçladı. Büyük üzüntü yaşayan hala Patricia ise gözyaşları içinde, “Daniel’e sadece ilaç verdim” dedi.“
|
|
BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ
08.12.2010, 00:22
Yabancı doktor tartışması devam ediyor.
Gelsin diyen de var gelmesin diyen de.
Kimi sabırsızlıkla “Hemen buyursun gelsin” diyor. Hatta belindeki ağrılara, bağırsaklarındaki şişkinliğe, boğazındaki yanmaya yabancı doktor gelene kadar katlanmayı göze alanlar var.
Kimi hiddetle ve biraz da şiddetle “Asla gelemez, gelmemeli” diyor. Şimdiden, yabancı doktorlara havaalanında atmak üzere yumurta biriktirmeye başlayan gruplardan söz ediliyor.
Çoğunluk ise “Madem memleketin doktora ihtiyacı var; Türkçeyi yeteri kadar biliyorsa, gelişmiş ülkelerden geliyorsa, başımızın üstünde yeri var. Buyursun gelsin.” diyor.
Netice şu ki: Vatandaş Amerikalı, Avrupalı doktorlara sıcak bakıyor. İlk gelenleri çiçeklerle karşılamak, omuzlarda gezdirmek için de inanın ki sabırsızlanıyor.
Peki, ama Amerikalı Avrupalı doktorlar derdimize derman olabilirler mi? Oralarda sağlıkta her şey yolunda mı? Halk memnun mu? Doktorlar mutlu mu?
Amerika’da sağlık hizmetleri nasıl yürüyor?
USA’ da sağlık hizmetleri ile ilgili olan biteni öğrenmek için son bir iki ayda Amerikan basınında sağlıkla ilgili haberlere şöyle bir göz atayım dedim. Okuduklarım WiliLeaks belgelerinden daha ilginç ve şaşırtıcı idi.
|
|
PATLAMIŞ MISIR SEVENLERE KÖTÜ BİR HABERİM VAR
06.12.2010, 23:45
Gazetelerde yiyeceklerin sağlığa etkileri ile ilgili haberler hiç mi hiç eksik olmaz. Bunların bir kısmı ‘olumlu haberler’ dir. Mesela, bir gün acı biberin, bir gün domatesin, bir gün lahananın… prostat kanserine iyi geldiğini okursunuz. Hele de yaşınız ileriyse, sevseniz de sevmeseniz de acı biber yemeye mecbur hissedersiniz kendinizi. Domatesi sofranızdan eksik etmezsiniz. Kapuska yemeden yapamazsınız.
|
|
HAMBURGER, PATATES, PATLAMIŞ MISIR PAKETLERİNDE ÖLÜM TEHLİKESİ
06.12.2010, 01:24
Kanada’ da Toronto Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma hamburger, patates kızartması, patlamış mısır paketlerinde bulunan kimyasal maddelerin yiyeceğe ve buradan da yiyen kişilerin kanına geçtiğini ortaya koydu.
Bugüne kadar paketlerde bulunan bu kimyasalların yiyeceğe geçmeyeceği, insanlarda bulunmayacağı ve insan vücudunda işlem görmeyeceği sanılırdı. Bu araştırma ile bunların tümünün yanlış olduğu ortaya çıktı.
Su ve yağı geçirmedikleri için yiyecek paketlerinde kullanılan ve kısaca PAP adıyla bilinen bu kimyasallar leke tutmaz elbiselerde, yapışmaz tencere ve tavalarda, alev geciktiricilerde, halı ve kumaşlarda da yüzey koruyucu olarak bulunuyor.
|
|
BEYAZ TÜRKLERİN AİLE HEKİMLİĞİ:BUTİK TIP
04.12.2010, 09:10
Ülkemizde henüz çok iyi bilinmeyen ama hiç şüphe yok ki önümüzdeki zamanda kendinden mutlaka çok sık söz ettirecek olan butik tıp veya butik hekimlik isimleriyle bilinen yeni bir tıp dalı hızla gelişiyor.
İlk defa USA’ da Seattle eyaletinde 1996 senesinde Dr. Howard Maron tarafından düşünülerek uygulanmaya başlanan ve her geçen sene daha da yaygınlaşan butik tıp, elit bir sınıfa sunulan bir çeşit first-class sağlık hizmeti veya ‘her şey dâhil sağlık danışmanlığı’ olarak da tanımlanabilir. Bana kalırsa ‘Beyaz Türklerin Aile Hekimliği’ gibi bir yakıştırma daha da uygun olur.
|
|
FACEBOOK ASTIMA YOL AÇIYORSA WİKİLEAK'İN NELERE SEBEP OLACAĞINI SİZ DÜŞÜNÜN
01.12.2010, 10:28
Lancet tıp dergisinde yayınlanan bir makalede Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinin stres kaynağı olabileceği ve astım krizini tetikleyebileceği bildirildi. 18 yaşındaki astımlı bir gencin annesi, oğlunun Facebook’ ta eski kız arkadaşının resmini her gördüğünde astım krizine girdiğini fark ederek doktorlardan yardım istedi. Napoli’ li genci sorgulayan doktorlar delikanlının kız arkadaşından ayrıldığını, kızın da onu Facebook’ taki arkadaş listesinden sildiğini; bunun üzerine gencin başka bir isimle yeni bir hesap açarak eski aşkıyla yeniden arkadaş olduğunu belirlediler. Uzmanlar, yaptıkları incelemede astımlı gencin eski kız arkadaşına ait fotoğraflara her baktığında nefesinin daraldığını ve astım krizine girdiğini ama Facebook' a girmesi yasaklandığında astım krizlerinin durduğunu gösterdiler.
|
|
ÇAKMAK GAZI NEDEN ÖLDÜRÜR?
30.11.2010, 08:32
Çocuk ve gençlerimizi bekleyen yeni bir tehlike ile karşı karşıyayız. Balicilikten sonra şimdi de çakmak gazı koklama yöntemi daha hayatının baharındaki gençleri ölüme götürüyor. Bugün medyada yer alan Doğan Haber Ajansı’ ından Hüseyin Tüccar’ ın “Bir çakmak gazı olayı daha” başlıklı haberi özetle şöyle:
“Bursa'da arkadaşları ile birlikte poşet içerisine doldurdukları çakmak gazını soluduğu öne sürülen 14 yaşındaki B.P. bu sabah yatağında ölü olarak bulundu. Polis, B.P.’ nin gittiği arkadaşının evinde içersindeki gaz olmayan çakmak, gazın içerisinde boşaltıldığı sanılan poşet ve bilgisayarlara el koydu. 3 kız öğrenciyi Çocuk Şubesi'ne getiren polis, ölüm nedeninin belirlenmesi için cesedi otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu Morgu'na kaldırdı.”
|
|
PROFESÖRÜN OYUNUN ÇOBANIN OYU KADAR DEĞERİ YOK
29.11.2010, 08:27
Başbakan Erdoğan’ın dün Dolmabahçe'deki Ofisi'nde rektörlerle bir araya geldiğini ve yaptığı konuşmayı duymuş olmalısınız. Medyada yer alan haberlere göre bu toplantıda başta yeni YÖK kanunu, kılık-kıyafet sorunu olmak üzere üniversitelerimizin çeşitli sorunları tartışılmış. Rektör seçimi de gündeme geldi mi bilemiyorum ama keşke öğretim üyelerini küçük düşüren bu önemli konu da tartışılıp bir çözüme varılabilse çok iyi olurdu.
Biliyorsunuz, bir önceki cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’ in rektör atamalarına seslerini çıkarmayan belirli bir kesim, cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ ün son rektör atamaları üzerine yaygara koparıyor, tantana çıkarıyor.
|
|
UYURKEN ÖLMEYELİM
28.11.2010, 10:48
Türkiye havaların lodoslu olduğu şu günlerde, başka hiçbir ülkede bu kadar çok rastlanmadığını sandığım, önlenmesi kesinlikle çok kolay olan ‘soba zehirlenmesi’ olaylarına gözyaşı döküyor. Okuduğunuzda görürsünüz ki, bunların hepsi de hazin hikâyelerdir. Bazen bir aile çoluğu ile çocuğu ile tümüyle yok oluverir. Bazen yeni evlenmiş karı kocalar ölür ki, kadın çoğu zaman üç aylık da hâmiledir. Zehirlenen bazen tek başına yaşayan bir köy ebesi veya bazen de evin hayat dolu orta ikiye giden genç kızı olur. Katil olarak da kimi zaman lodosun adı geçer gazetelerde, kimi zaman bir kömür sobasının, kimi zaman bir şofbenin, kimi zaman da sönmemiş bir mangalın. Aslında katil bunların hiçbiri değildir; katil bilgisizliğimizdir, eğitimsizliğimizdir.
|
|
AVRUPA' DA BİBERONLARDA BİSFENOL A KULLANIMINA YASAK
26.11.2010, 09:33
Bugün medyada “Avrupa' da biberonlarda Bisfenol A kullanımına yasak” başlıklı haberi okuyunca doğrusu çok mutlu oldum.
Bu maddenin ülkemizde de başta biberonlar olmak üzere tüm yiyecek ve içecek saklama kaplarında acilen yasaklanması gerektiğini bildiren pek çok yazı yazmıştım. İlgi duyanlar bunları www.ahmetrasimkucukusta.com adresindeki sitemde bulabilirler.
İlgili Bakanlıklardan cevap alamayınca da duruma el atması için Başbakanımıza hitaben Zaman gazetesindeki köşemde “Çevreci değilim, insan sağlığını düşünüyorum” başlıklı bir yazı kaleme alarak “Gelin şu BPA' nın hiç değilse yiyecek kapları ve biberonlarda yasaklanması için siz öncü olun.” diye ricada da bulunmuştum.
|
|
YABANCI DOKTORA EVET Mİ HAYIR MI?
25.11.2010, 00:58
Yabancı hekim ve sağlık personeli konusu gene gündemde. TBMM Plân ve Bütçe Komisyonunda, Sağlık Bakanlığı bütçesinin kabul edildiği oturumda Sağlık Bakanı Recep Akdağ “Orta ve uzun vadede kendi personelimizi yetiştirmeliyiz. Kısa vadede bu işi başka yönlere çekmeden yurt dışından sağlık personeli getirilmesinin önünün açılması lazım'' diye konuşmuş. Bu görüş sayın Bakan tarafından daha önce de dile getirilmişti:
|
|
KOAH VE KALP DAMAR HASTALIKLARI
23.11.2010, 23:25
KOAH’ ın sadece akciğerleri ilgilendiren bir hastalık olmadığı ve bunlarda başta kalp-damar hastalıkları ve akciğer kanseri olmak üzere diyabet, osteoporoz, kilo kaybı, iskelet kasları zayıflığı, depresyon gibi pek çok ciddi hastalığın çok sık görüldüğü anlaşılmıştır.
İlk bakışta bu hastalıkların KOAH’ ın bir komplikasyonu olduğu veya tedavide kullanılan ilaçların yan etkilerinden kaynaklandığı düşünülebilir ve bunun için de bazı kanıtlar ileri sürülebilir. Bunların en başında da hipoksemi yani kanda oksijen basıncı düşüklüğü ve hiperkarbi yani kanda karbon dioksit basıncı yüksekliği gelir. Vücudumuzdaki tüm hücrelerin, dokuların ve organların işlevlerini yerine getirebilmeleri için ihtiyaçları olan oksijenin sağlanması ve metabolik olaylar sonucu oluşan karbon dioksit gazının vücut dışına atılması akciğerlerin ana görevidir.
KOAH’ ta olduğu gibi dokuların oksijen ihtiyacının karşılanamadığı ve/veya kanda karbon dioksit miktarının arttığı durumlarda bu organların işlevlerinde bir takım aksaklıklar olması, yapısal hasarlar ortaya çıkması ve bazı hastalıkların gelişmesi beklenebilir.
|
|
MÜZİK SADECE KALBE DEĞİL AKCİĞERLERE DE DOKUNABİLİR
22.11.2010, 22:31
Bir taraftan, depresyon, panik atak, Parkinson, Alzheimer, epilepsi, stres, otizm, madde bağımlılığı gibi pek çok psikiyatrik ve nörolojik hastalıkta, doğum ve kansere bağlı ağrılarda, beyin travmalarında ve birçok organik rahatsızlığın tedavisinde başarı ile kullanılan müzik, uygun şartlarda dinlenmediğinde yaralanmalara, hastalıklara ve hatta ölümlere bile sebep olabiliyor.
|
|
MEDYADA SAĞLIK HABERLERİNİN KAYNAĞI
21.11.2010, 21:11
Sağlık, gazetelerin, dergilerin, televizyonların, internet sitelerinin haber konuları içinde yükselen bir yıldız. Artık neredeyse her gazetenin özel sağlık muhabirleri, sağlık editörleri, sağlık köşeleri, hatta sağlık sayfası ve sayfaları var. Gelin bugün bu haberlerin kaynaklarının neler olduğuna bakalım.
|
|
DOKTORLARLA İLAÇ FİRMALARI ARASINDAKİ SEVİYELİ İLİŞKİ BOZULUYOR
11.11.2010, 11:18
Size iyi ve kötü birkaç haberim var.
Önce kötüden başlayalım:
Yeni yapılan bir araştırma, doktorların yüzde 84’ ünün ilaç firmaları ile çıkar ilişkileri içinde olduğunu ortaya koydu. Bu ilişkilerden eşantiyon ilaç ve küçük büyük çeşitli hediyeler almak; yol, konaklama ve diğer tüm masrafları firma tarafından karşılanan kongre davetleri; danışmanlık, eğitim ve seminer adı altında nakit para ödenmesi gibi şeyler kastediliyor.
|
|
BİR FİNCAN KAHVENİN KIRK YIL HATIRI DA VAR NEFES AÇICI ETKİSİ DE
09.11.2010, 10:57
Bundan 150-200 yıl önce yaşayan astımlıların, Theodore Roosevelt gibi Amerika Başkanı, Charles Dickens gibi dünya çapında ünlü bir yazar da olsalar tedavi için ancak birkaç seçenekleri vardı.
Bu hastaların, her gün bir çay kaşığı hardal tohumu veya civa ve zencefil içmek, sarımsak ve soğan yemek, sülük vurdurup veya toplardamarlarını kestirip kan akıtmak ve bir de çok koyu kahve içmekten başka yapabilecekleri fazla bir şey yoktu.
Oysa şimdiki astımlılar çok şanslılar. Elimizde hem astım krizlerini çok iyi tedavi eden ilaçlar ve hem de bu krizlerin tekrarlamasını önleyen ilaç ve aşılar var. Ancak, gene de hastaların ilaçlarına ulaşamadıkları astım krizlerinde yapılabilecek en iyi şey, hemen her zaman her yerde bulunan kahveden yararlanmak.
|
|
DİŞ GICIRDATMA ALERJİNİN BELİRTİSİ OLABİLİR
07.11.2010, 22:18
Tıp dilinde bruksizm ismiyle bilinen diş gıcırdatma, 7’ den 70’ e her yaştan insanda görülebilen bir durumdur. Uyku sırasında ortaya çıkan hastalıklar içinde uykuda konuşma ve horlamadan sonra üçüncü sırada gelir. Görülme sıklığı kesin olarak bilinmemektedir, ancak insanların yüzde 10-20 kadarında olduğu tahmin edilmektedir. Agresif, sinirli, saldırgan ve hiperaktif kişilerde daha fazla rastlanır. Seyrek olduğu zaman önemli değildir, sık ve şiddetli olduğunda çok önemli komplikasyonlara yol açabilir.
|
|
YANILTICI VİTAMİN REKLAMINA 3.3 MİLYON DOLAR CEZA
06.11.2010, 10:02
Daha birkaç gün önce dünyanın en büyük ilaç üreticisi Pfizer’ in endikasyon dışı ilaç tanıtımı dolayısıyla USA’ da 2.3 milyar dolar ödemeye mahkum edildiğini; hemen ardından da İngiliz ilaç devi GlaxoSmithKline (GSK)’ nin bozuk ilaç satmak suçuna karşı 750 milyon dolar ödemek zorunda kaldığını yazmıştım. İlaç firmaları gerçekten boş durmuyorlar; ilaç üretiminde de dolap çevirmede de nefes almadan çalışıyorlar. Bizim gibi pusuda bekleyenlere de bulunmaz fırsatlar sunuyorlar. Ne diyelim, Allah onlardan razı olsun.
Bugün de sıra Alman ilaç devi Bayer’ de.
|
|
İLAÇ ENDÜSTRİSİNİN DÜŞMANI DEĞİL DESTEKÇİSİYİM
04.11.2010, 08:59
Dr. Enver Göncüoğlu’ nun sitemde yer alan “İlaç mı, davul tozu minare gölgesi mi? başlıklı yazıma gönderdiği cevabı Misafir Yazar köşemde yayınladım.
Değerli meslektaşımın yazısında katıldığım ve katılmadığım hususlar var. Bunları sırasıyla şöyle özetleyebilirim:
|
|
İSTANBUL' DA İKİ AVRUPALI (BİR KONSER DUYURUSU)
03.11.2010, 07:37
Cemal Reşit Rey konser salonunda 11-Kasım-2010 Perşembe günü saat 20’de başlayacak İstanbul' da İki Avrupalı adlı konserin projesi Hakan Talu' ya ait. Bu iki Avrupalı' dan biri bizde bilinen adıyla Ali Ufki Bey, yani Wojciech Bobowski; diğeri ise İstanbul’a teammül gereği rehin olarak gelen Boğdan Prensi Dimitri Kantemir' dir. Konserin solistleri Prof. Erol Deran ve Esma Başbuğ. Türk Musikisine meraklı olan herkesin bu konseri dinlemekten büyük zevk duyacaklarından hiç şüphem yok.
|
|
SABAH GAZETESİNİN İNTERNET SİTESİNDEN EMEK HIRSIZLIĞI
31.10.2010, 11:11
Sabah gazatesinin internet sitesi (www.sabah.com.tr) benim daha önce değişik sitelerde adımla yayınlanan ve BOOP hastalığını anlatan yazımı ismimi vermeden aynen ve üstelik tamamı 9 tıklama ile okunacak bir şekilde yayınladı.
Grip sanılan hastalık BOOP başlıklı haberin yer aldığı adres şöyle: http://www.sabah.com.tr/fotohaber/yasam/grip_sanilan_hastalik_boop?tc=9&albumId=24278&page=9
|
|
ACI BİBER YENİ ASTIM İLACI
31.10.2010, 09:24
Acı, tatlı, ekşi, tuz gibi tat alma reseptörlerinin sadece dilde değil akciğerlerde de bulunduğu ortaya çıktı. Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi’ nde fareler ve insan dokuları üzerinde yapılan ve Nature Medicine dergisinde on-line olarak yayınlanan araştırmada akciğerlerde acıya cevap veren reseptörler olduğu kanıtlandı. Bu araştırmanın en önemli tarafı ise, acıyı hisseden bu reseptörlerin uyarılmasıyla bronşların etrafındaki düz kasların gevşediklerinin anlaşılması. Bu sayede standart astım krizi tedavisine cevap vermeyen hastalarda yeni tedavi yaklaşımları söz konusu olabilecek.
|
|
İNGİLİZ İLAÇ DEVİ GSK BİLEREK BOZUK İLAÇ SATMIŞ
29.10.2010, 01:29
GlaxoSmithKline (GSK), Porto Rico’ daki fabrikasındaki üretim hatalarından kaynaklanan davada USA’ lı yetkililerle 750 milyon dolar ceza ödeme konusunda anlaştı. Bu, bir ilaç firmasının bilerek bozuk ilaç üretimi ve satışı iddiası için ilk başarılı dava olması yanında, aynı zamanda bir ilaç firmasına verilen en büyük dördüncü para cezası.
Bu paranın 94 milyon doları daha önce Glaxo’ da kalite güvence müdürü olarak çalışan ve imalat ihlâllerini ilgililere bildiren Cheryl Eckard ismindeki kişiye verilecek. Bu miktar da USA tarihinde bir ispiyoncuya ödenen en yüksek meblağdır. Üstelik bu bayan Eckard’ ın sadece federal hükümetten alacağı paradır; eyaletlerden de ayrıca milyonlarca dolarlar alması beklenmektedir.
|
|
KOLESTEROL MANYAĞI OLDUK
26.10.2010, 23:51
Amerika’ da Tufts Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan araştırma kolesterol düşürücü ilaç kullananlarda kanser oranının yüksek olduğunu ortaya koydu.Araştırmacılar, ilaçlar ve kanser arasındaki ilişkinin net olmamasına karşılık kolesterolü sert bir şekilde düşürmenin kanser riskini artırdığı konusunda şüphe olmadığını belirtiyorlar. Başka bir deyişle, kolesterol düşürücü ilaçlar doğrudan kansere yol açmıyorlar, ama kolesterolün belirli bir seviyenin altına inmesi kanser oluşumu kolaylaştırıyor.
|
|
TANRIM, SEN DEV İLAÇ FİRMALARINI KORU!
26.10.2010, 00:31
İlaç firmalarını hileli uygulamalardan caydırmadığı için tenkit edilen Amerikan hükümeti daha radikal tedbirler almaya yöneliyor.
Bir konferansta konuşan Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) Başkan Yardımcılarından Eric Blumberg, endikasyon dışı ilaç tanıtımı yapan ilaç şirketlerinin yöneticilerinin de ceza mahkemelerinde yargılanıp ceza alabileceklerini söylüyor ve devam ediyor:
“Sadece ağır para cezaları ile bu işi halledemeyeceğimiz artık belli oldu. Hükümet, şirkette her düzeydeki kişilerin de ceza mahkemelerinde yargılanmaları için daha kararlı olmadığı takdirde endikasyon dışı ilaç tanıtımının önüne geçmede gelişme kaydetmemiz mümkün olmayacaktır. “
|
|
1. ULUSLARARASI YORGO BACANOS UD FESTİVALİ
24.10.2010, 16:51
Türkiye’de bir ilke imza atacak olan İstanbul 1. Uluslararası Yorgo Bacanos Ud Festivali, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti programı kapsamında gerçekleştirilmektedir. Festivale Türkiye ve dünyadan önde gelen Ud üstadları katılacaktır. Atölye çalışmaları, konferanslar, paneller ile Ud’a farklı açılardan bakacak, değerli üstadların konserleri ile unutulmaz müzik ziyafetleri yaşayacağız. Geleneksel hale getirilmesi planlanan festival bu sene, ud sazını hakkıyla icra etmekle kalmayıp udda nadide bir ekol oluşturarak kendinden sonraki bir çok udîyi etkilemiş olan Yorgo Bacanos’a ithaf edilmiştir.
Festivalin Adı : İstanbul 1. Uluslararası Yorgo Bacanos Ud Festivali
Festival Sponsoru : İstanbul 2010 Ajansı
Festival Tarihleri : 25 - 31 Ekim 2010
Festival Yeri : Sepetçiler Kasrı, Sarayburnu-İstanbul
Genel Sanat Yönetmeni : Necati Çelik
Katılım Ücreti : Tüm etkinlikler ücretsizdir
Kayıt Zorunluluğu : Kayıt zorunluluğu bulunmamaktadır
|
|
TIP KİTAPTAN DEĞİL USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİYLE ÖĞRENİLİR
24.10.2010, 11:16
Aile hekimliği uygulaması nasıl başarılı olur? başlıklı yazıma genç meslektaşlarımdan pek çok tenkit aldım. Bunlardan bazılarını sizlere -imlâ hatalarını düzelterek- aynen aktarmak istiyorum:
Dr. Naci: Değerli hocam, fakültenizden mezun olan arkadaşımın hastaneniz dahiliye servisinde çömez asistanın kaç günde bir nöbet tuttuğunu bilmediğini biliyor musunuz? Böyle bir düzen oluşturuyorsunuz, sonra çıkıp eleştiriyorsunuz. Şahsen bir Hacettepeli olarak hocalarımızın tek amacı bizi iyi bir pratisyen olarak mezun etmek, uzman olmamızı bile istemiyorlarmış gibi geliyordu bize okurken…
|
|
TÜRKLERE ÖZGÜ BİR HASTALIK: ALVEOLER MİKTOLİTİAZİS
22.10.2010, 23:05
Biliyorsunuz, Türklere özgü pek çok hastalık var: Yeni atılmış betona tarih ve isim yazma hastalığı, afişlerdeki kadın resimlerine bıyık yapma hastalığı, son model Porsche’ ye tüp taktırma hastalığı, gelin arabasına havlu bağlama hastalığı, trafik levhalarına ateş etme hastalığı… bunlardan sadece birkaçı.
Bugün sizlere adını muhtemelen ilk defa duyacağınız oldukça nadir rastlanan bir hastalıktan bahsedeceğim. Bu hastalığın da en büyük özelliği ‘Türklere özgü olması. Bu hastalık ‘alveoler mikrolitiazis’. Hastalığın Türklerde neden sık görüldüğünün mâkûl ve mantıklı bir açıklaması yok.
|
|
İLAÇ FİRMALARI SORUNLU DOKTORLARI UZMANMIŞ GİBİ KULLANIYOR
21.10.2010, 01:36
İlaç firmaları USA’ da alanlarının en saygıdeğer doktorlarını ürünlerinin tanıtımlarında kullanırlar ve bu ‘kutsal görev’ için de bunlara oldukça yüklü meblağlar öderler. Tabii ki bunların kim olduklarını ve ne kadar ücret aldıklarını kimse bilmez; bu bir ticari sırdır.
USA’ da Propubica isimli kuruluş tarafından yapılan bir araştırmada ise, bir kısmı araştırmacı veya uzmanlık ehliyetleri olmayan, bir kısmı ise denetleme kurulları tarafından cezalandırılmış olan yüzlerce doktorun da ilaç tanıtımında kullanıldıkları ortaya çıktı. Bunlar arasında meslekten tamamen men edilen veya uygulama lisansları askıya alınanlar da var.
|
|
BAŞI BOŞ BIRAKILAN KIZLAR ARTIK DAVULCU VE ZURNACIYA GİTMİYOR
20.10.2010, 12:29
‘Türk kadını ille de doktor koca istiyor’ başlıklı haberi okuyunca bir süre önce yazdığım bir yazım aklıma geldi. Önce www.medimagazin.com’ da yer alan haberin ilgili bölümünü okuyalım:
“Eş ve arkadaşlık arama sitesi olan Siberalem.com’ un kadın kullanıcıları öncelikle karşısına çıkacak erkeklerde “Güvenirlik”, “Dürüstlük” ve “Seviyeli Beraberlik” istiyor. 360 bin kadın üyenin çoğunluğu, sevgilisi olacak erkeğin mesleğine de çok önem veriyor.
Kadınların tercih ettiği meslek grupları arasında Doktorlar ilk sırada yer alırken bunu Subaylar ve Mühendisler izliyor. Üyelerinin yüzde 65’inin üniversite mezunu olan Siberalem’de kadınlara özel astroloji, ilişki danışmanlığı, ilişkilerde ipuçları konusunda ücretsiz destekler de sunuluyor.”
|
|
AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASI NASIL BAŞARILI OLABİLİR
18.10.2010, 10:40
Son birkaç senede sağlık sistemimizde inanılmaz değişiklikler oldu ve olmaya da devam ediyor. Bunların sonuncusu ‘Aile Hekimliği Uygulaması’. Gazetelerde yer alan haberlere göre Ankara ve ardından İzmir'de uygulanmaya başlanan, 1 Kasım'dan itibaren İstanbul'da da faaliyete geçecek olan Aile Hekimliği Uygulaması yılbaşına kadar yurdun büyük kesiminde hizmet veriyor olacak.
Bu uygulama topluma yeni bir şeymiş gibi sunulsa da işin aslı hiç de öyle değil. Aile hekimliği uygulaması ile sağlık ocağı sistemine yeni bir isim verilmiş oluyor, hepsi bu! Çünkü sağlık ocakları da aynı düşünceye dayanılarak kurulmuştu. Sağlık ocakları aracılığıyla koruyucu hekimlik uygulamaları yapılması (doğum kontrolü; çocukluk çağı aşılamaları; gebelik, diyabet, tansiyon, astım gibi kronik hastalıkların takibi) ve basit hastalıkların tedavisi amaçlanıyordu; halledilmeyen sorunları olan hastalar ise hastanelere sevk ediliyordu.
|
|
ÖKSÜRÜK MEVSİMİNE GİRDİK
16.10.2010, 18:21
Öksürük mevsimine girdik. Bugünlerde neredeyse öksürmeyen kimse yok gibi.
Öksürük, esasında akciğerleri mekanik, kimyasal ve termal etkenlere karşı koruyan bir reflekstir ve bu yönüyle solunum sisteminin savunma mekanizmalarından biridir. Amacı, yabancı maddelerin havayollarına girmesini önlemek ve bunların ve havayollarındaki salgıların dışarı atılmalarını sağlamaktır.
Öksürüğün ortaya çıkmasına sebep olan duyarlı bölgelere öksürük reseptörleri denir. Bunların en çok bulundukları yerler gırtlak, ana nefes borusu ve büyük bronşlardır, ama burun, sinüsler, yutak, kulak zarı, dış kulak yolu, kalp zarı ve hatta midede bile öksürük reseptörleri bulunur.
|
|
DOKTOR, NE KADAR ÖMRÜM KALDI
14.10.2010, 23:42
Bugün internet sitelerinde ‘Doktora inanıp her şeyini sattı’ başlıklı ilginç bir haber vardı:
“Birmingham’da karaciğer ultrasonu çekilen Malcolm McMahon’ a (55), doktorlar kanser olduğunu söylediler. Hiç beklemediği bu haber karşısında şaşıran McMahon’a ikinci darbe de 6 aylık ömrünün kaldığına dair yapılan açıklama ile geldi. McMahon hastaneden ayrılır ayrılmaz, bütün mal varlığını satmanın en iyi fikir olduğuna karar verdi. Teşhisin konulmasının ardından 3 gün sonra satışlara başlayan Mcmahon 4 odalı evinden, kişisel eşyalarına kadar her şeyini yok pahasına sattı.
|
|
BİTKİSEL İLAÇLAR ÖLÜDÜREBİLİR
14.10.2010, 01:21
Tüm dünyada bitkisel ilaçlara karşı büyük ilgi var. Giderek daha çok insan hastalıklarının çaresini modern tıpta değil alternatif tıpta arıyor. İlaç yerine bitkisel ürünlerden medet umuyor.
Durum ülkemizde de farklı değil. Önüne gelen alternatif tıp uzmanıyım diye fink attığı gibi, reyting peşindeki medya sayesinde de hem kendilerinin hem abuk-subuk ürünlerinin serbestçe reklâmlarını yapıyorlar.
Neyse ki Sağlık Bakanlığı bu yanlışa ‘dur’ dedi. Bundan böyle Bitkisel tıbbi ürünler sadece eczanelerde satılablecek’ ve ‘Geleneksel tıbba Sağlık Bakanlığının ruhsat verecek’!
Journal of the American College of Cardiology isimli dergide yayınlanan bir araştırma bu kararın ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Bu araştırmaya göre, tüm dünyada zararsız oldukları sanılan birçok bitkisel ilacın ölüme kadar gidebilen riskleri var.
|
|
ÇOCUK MAMALARINA KOLESTEROL HAPI KONACAK GÜNLER UZAKTA DEĞİL
12.10.2010, 23:57
Amerikan Pediatri Akademisi’ nin iki sene kadar önce yayınladığı kılavuzda ‘’Ailesinde yüksek kolesterol, yüksek tansiyon ve erken yaşlarda kalp hastalığı bulunan çocuklar ile obez olan çocuklarda iki yaşından itibaren kolesterol ölçümleri yapılmasını tavsiye etmesi ve çocuklara 8 yaşından itibaren kolesterol düşürücü ilaç verilebileceğinin‘’ bildirilmesi büyük tartışma yaratmıştı.
Pediatrics isimli dergide yayınlanan ve Batı Virjinya’ da 1998’ den beri aile hikâyelerine bakılmaksızın tüm çocukların kolesterol değerlerinin ölçüldüğü araştırmanın yorumları iki sene önceki kılavuzu mumla arattıracak gibi görünüyor.
|
|
HAVA KİRLİLİĞİ DİYABETE DE YOL AÇIYOR
10.10.2010, 21:28
Bugüne kadar hava kirliliğinin astım krizleri ve KOAH alevlenmelerine sebep olduğunu; bronşit, zatürree gibi solunum yolları enfeksiyonlarının oluşumuna zemin hazırladığını; akciğer kanseri için risk yarattığını; kalp ve damar hastalıklarına yol açtığını biliyorduk, ama meğer hava kirliliğinin sağlığımız üzerine olan olumsuz etkileri sadece akciğerler ve kalbimizle sınırlı değilmiş. Yeni yayınlanan iki ayrı araştırma, hava kirliliğinin diyabet riskini artırabileceğini de ortaya koydu.
|
|
ÇİKOLATA KALBİ KORUYOR
09.10.2010, 21:50
Circulation: Heart Failure isimli dergide yayınlanan bir araştırmaya göre az miktarda kakaodan zengin çikolata yenilmesi kadınlarda kalp yetersizliği riskini azaltıyor.
Bu araştırmada orta yaşlı ve orta yaşın üzerinde olan ve diyabet, kalp tersizliği veya kalp krizi hikâyesi olmayan 30 bin İsveçli kadın besinlerle ilgili bir anketi doldurduktan sonra 9 sene süreyle izlendiler. Bu süre içinde yaşları 48-83 arasında değişen toplam 419 kadının kalp yetersizliği sebebiyle hastaneye yatırıldıkları ve bunların 40’ ının yüzden öldükleri belirlendi.
|
|
İLAÇLAR VE HER TÜRLÜ TIBBİ ÜRÜN ECZANELERDE SATILMALIDIR
07.10.2010, 00:09
Bu hafta iki sağlık haberi beni fazlasıyla mutlu etti. Bunlardan biri ‘Bitkisel tıbbi ürünler sadece eczanelerde satılacak’ diğeri ise ‘Geleneksel tıbba Bakanlık ruhsat verecek’ başlıklı haberlerdi.
Senelerden beri reçeteli veya reçetesiz tüm ilaçların, bitkisel tıbbi ürünlerin, doğal beslenme ürünlerinin, antioksidanların, vitaminlerin, tıbbi amaçla kullanılan besin desteklerinin ve benzerlerinin mutlaka ve sadece eczanelerde satılması; bu tür ürünlere Tarım Bakanlığı’ nın değil Sağlık Bakanlığı’ nın ruhsat vermesi gerektiğini anlatan onlarca yazı yazdım. Çünkü kanunlardaki boşluklardan yararlanan uyanıklar bu sayede halkı kandırıyorlardı.
|
|
ÖLÜM SEBEBİ ENERJİ İÇECEĞİ Mİ?
04.10.2010, 19:59
www.ntvmsnbc.com ‘ da Ölüm nedeni enerji içeceği mi? başlıklı haber aynen şöyle:
“Trabzon'da 18 yaşında bir üniversite öğrencisi aniden rahatsızlanarak hayatını kaybetti. Gencin ölümüne, içtiği iki kutu enerji içeceğinin yol açtığı iddia ediliyor. Bu yıl Karadeniz Teknik Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatı bölümünü kazanan Fidan, dün akşam yurtta arkadaşlarıyla biraraya geldi. İddiaya göre iki kutu enerji içeceği içen genç aniden fenalaştı. Arkadaşları tarafından Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan Fidan hayatını kaybetti. Gencin ölüm nedeni otopsi sonucuyla netleşecek.”
|
|
ASTIM MI KOAH MI?
30.09.2010, 22:45
Yeni yapılan bir araştırmada çocukluğunda sürekli-ağır astım tablosu gösteren çocuklarda ileriki yaşlarda KOAH gelişme riski 32 misli yüksek bulundu.
Bu araştırma Melbourne Astım çalışması kapsamında doğdukları 1957 senesinden 50 yaşına kadar takip edilen hastalar üzerinde gerçekleştirildi. Bu kişiler önce 7 yaşında iken o yaşa kadar hırıltı veya başka bir astım belirtisi göstermeyenler, bir viral enfeksiyonla ara sıra tetiklenen astım belirtisi gösterenler, viral enfeksiyonla ilgisi olmayan sürekli astımı olanlar ile sürekli-ağır astımı olanlar şeklinde dört gruba ayrıldılar.
|
|
SGK' Yİ HPV AŞISI İÇİN UYARIYORUM
28.09.2010, 22:29
Medimagazin’ de yer alan “HPV aşısı SGK kapsamına alınacak” başlıklı haberi (1) okuyunca SGK’ yi bu konuda bir kere daha uyarmak ihtiyacını hissettim.
SGK’ nın sokağa atacak parası yok: Gelir-gider açığı son 9 yılda 10'a katlanan, 2000 yılında 2.4 milyar TL açık veren sosyal güvenlik sisteminin zararının 2008 sonu itibarıyla 26 milyar TL'ye ulaştığı biliniyor (2).
Haberde Türkiye Jinekolojik Onkoloji Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Köse, “toplam maliyeti 750 lira olan aşının SGK kapsamına alınması için çalışma başlatıldığını, Bakanlığın belirlediği fiyatla ihaleyi bir firma alırsa 8 milyon kadının ücretsiz olarak aşılanabileceğini” söylüyor.
Ben de zaten birkaç aydır böyle bir haberin çıkmasını bekliyordum. Medyada son zamanlarda HPV aşısını mucize gibi gösteren haberler işaret fişekleriydi(3).
|
|
SAKIN ÇOCUĞUNUZA DUYULMADIK İSİM KOYMAYIN
27.09.2010, 23:57
Aileleler elbette çocuklarına istedikleri isimleri koyabilirler; buna kimsenin karışmaya hakkı da olamaz. Ancak, çocuklara duyulmamış acayip isimler vermenin çok da doğru olduğu kanaatinde değilim. Böyle değişik isimleri olan pek çok çocuk bu yüzünden özellikle okul çağında çok sıkıntı çekebilir. Zaten Arbak ailesi de bundan endişe etmiş olmalı ki bir psikoloğa danışma ihtiyacını hissetmiş.
Danışılan psikoloğun haberi var mı yok mu bilemiyorum ama duyulmamış veya çok az duyulmuş isim konan çocukların daha çok suç işlediklerini ortaya koyan bilimsel bir araştırma var.
|
|
KONYALI ORTOPEDİSTİ TEBRİK EDİYOR VE ÖDÜLLENDİRİLMESİNİ BEKLİYORUM
26.09.2010, 15:17
Medimagazin internet sitesinde birkaç gün önce ‘Hastalara takılan platinler sanayideki tornacılara yaptırılmış’ ve Konyadaki yolsuzluk: Profesörle birlikte 4 kişi adliyeye sevkedildi başlıklı iki ilginç haber vardı (1,2).
Bu olayın adli ve tıbbi olmak üzere iki farklı cephesi var. Bu haberlerde olay tamamen adli özellikleriyle anlatılıyor. Anladığım kadarıyla da bu iş, bu tür tıbbi malzemeleri yurt dışından getiren ithalatçı firmaların ihaleyi kaybetmeleri ve bu yüzden zarara girmeleri sebebiyle yaptıkları şikâyet üzerine ortaya çıkıyor. Yani mesele, ihâleye fesat karıştırılması, usulsüzlük yapılması ve ihâle şartnamesine uyulmamış olması!
|
|
MEME KANSERİNİN SEBEBİ HORMON TEDAVİSİ Mİ?
25.09.2010, 01:23
PloS Medicine isimli tıp dergisinde yayınlanan bir makalede hormon replasman tedavisinin (HRT) ilaç firmaları tarafından para ile tutulan hayalet yazarlar tarafından kaleme alınan yayınlarda HRT’ nin etkinliğinin abartıldığı ve yan etkilerinin görmezden gelindiğinin belirlendiğini ortaya konmuştu.
Kanada’ da yapılan ve Journal of the National Cancer Institute isimli dergide yayınlanan araştırma uzmanlar tarafından meme kanseri-HRT ilişkisini destekleyen yeni bir delil olarak değerlendiriliyor.
Bilindiği gibi, 2002 senesinden önce kalp hastalıkları ve osteoporoz gibi menopozdan sonra görülme sıklığı hızla artan hastalıkların riskini azaltmak için kadınlara yaygın olarak HRT uygulanıyordu.
Kısa adı WHI olan Kadın Sağlığı İnisiyatifi (Women's Health Initiative) çalışmasının, HRT’ nin yumurtalık ve meme kanseri, kalp krizi, inme ve demans (bunama) riskini artırdığının gösterilmesiyle bu Wyeth’ in östrogen ve progestin ihtiva eden ilacı Prempro satışları hızla azalmaya başladı. Bu ilacın yıllık 2 milyar doları bulan cirosu 1 milyar dolara kadar indi.
|
|
MAMOGRAFİLER BOŞUNA MI YAPILIYOR
24.09.2010, 01:05
Hastalıkların önlenmesi ve bu mümkün olmadığında da olabildiğince erken teşhisi tıbbın başta gelen hedeflerindendir. Böylece birçok hastanın hayatını kurtarmanın mümkün olabileceği düşünülür. Erken teşhise yönelik programların tüm dünyada en yaygın olanlarından biri kadınlarda meme kanseri taramalarıdır. Bu amaçla pek çok gelişmiş ülkede 40 yaşın üzerindeki kadınlara her sene mamografi yaptırmaları tavsiye edilmektedir.
Mamografi sırasında yüksek dozda ışına maruz kalınması ve 40 yaşın üzerinde meme kanserlerinin beklenenden çok azının mamografilerle tespit ediliyor olması sebebiyle bu taramalara karşı çıkan pek çok uzman ve kurum var.
|
|
TIBBIN HAYALET YAZARLARI
22.09.2010, 20:50
PloS Medicine isimli tıp dergisinde yayınlanan bir analizde, hayalet yazarlar tarafından kaleme alınan tıbbi makale ve yorumlarda hormon replasman tedavisinin (HRT) faydalarının abartılırken yan etki ve zararlarının ise görmezden gelinerek doktorların yanıltıldığı bildirildi.
Bu bulgu, ilaç firmalarının tıp dergilerinde yayınlanan makalelere pazarlama mesajları eklemek için hayalet yazarları nasıl soktuklarını belirlemek amacıyla Wyeth’ e karşı açılan davalarda 1500 dokümanın analizi ile elde edildi.
Hayalet yazarlar tarafından kaleme alınan ve 1998 ile 2005 seneleri arasında içlerinde The American Journal of Obstetrics and Gynecology ve The International Journal of Cardiology’ nin de bulunduğu 18 tıp dergisinde yayınlanan 26 makalede HRT’ nin bilimsel kanıtları olmadığı hâlde desteklendiği ileri sürülüyor.
|
|
ŞEKER HASTALARINDA KANSER RİSKİ YÜKSEK
20.09.2010, 00:41
Amerikan Diyabet Birliği (ADA) ve Amerikan Kanser Derneği (CS) tarafından ortak yapılan bir açıklamada şeker hastalarında karaciğer, pankreas, rahim, kalın bağırsak, meme ve mesane kanserlerine daha çok rastlandığı; tip 2 şeker hastalığı olanlarda kanser riskinin daha yüksek olduğu bildirildi.
Şeker hastalığı da kanserler de kompleks ve pek çok alt tipleri olan hastalıklar ve bu ikisi arasındaki ilişkinin sebebi henüz kesin olarak bilinmiyor. Burada önemli bir nokta şeker hastalığı olanlarda yukarıda sayılanlar dışında kalan organ kanserlerinde bir artışa rastlanmaması ve hatta diyabetlilerde prostat kanserinin daha az görülmesi.
|
|
ERİK VE ŞEFTALİ İLE OLMUYORSA HADİ VUR KENDİNİ YEŞİL ÇAYA VE ŞARABA
17.09.2010, 23:33
Hafta geçmez ki medyada bir bitkinin veya bir yiyeceğin kanseri önlediğine ya da tedavi ettiğine dair bir haber çıkmasın. Geçtiğimiz günlerde de gene bu tür iki ‘müjdemi isterim haberi’ kanser hastalarını ve yakınlarını heyecanlandırdı. Bu sefer de haber çoğu zaman olduğu gibi Amerika’dan geliyordu, ama adı geçen meyveler öyle Bermuda avokadosu, Sri Lanka ajuru veya Paraguay böğürtleni gibi adını sanını duymadığımız ve bunları şimdi nerden nasıl getirteceğiz diye bizi depresyona sokacak türden değildi. Kanser hücrelerini kısa sürede öldürdüğü ileri sürülen meyveler hepimizin bildiği, ülkemizde birçoğumuzun bağında bahçesinde yetişen erik ve şeftali idi.
|
|
TIP ENDÜSTRİSİNİN DOKTORLARA ÖDEMELERİ TAM AÇIKLANMIYOR
15.09.2010, 01:29
USA’ da yapılan bir araştırmada tıbbi alet üreticilerinden senede 1 milyon dolar ve üzerinde para kazanan ortopedistlerin bu kârlı ticareti tıp dergilerinde yayınlanan makalelerinde tam olarak açıklamadıkları ortaya çıktı. Araştırmada 41 ortopedistin 2007 senesinde kişi başına 1 milyon-8.8 milyon dolar arasında olmak üzere toplamda 114 milyon dolar aldıkları; bu doktorlar tarafından bir sonraki sene yayınlanan makalelerin yarısında bu ödemelerden hiç söz edilmediği belirlendi.
Araştırmayı yapan D. Rothman, “Ortopedik bir malzeme ile ilgili olarak kendisine 1 milyon dolar ödenen bir doktorun bu ürünle ilgili bir makalesinde bu ödemeden hiç bahsedilmemesinin çok yanlış bir şey olduğunu” söylüyor.
|
|
YAYLI YATAKLAR KANSER Mİ YAPIYOR?
13.09.2010, 17:37
Japonya’ da çok az rastlanan meme ve melanoma cinsi deri kanserlerinin Avrupa ülkelerinde giderek artıyor olması ve her iki kanserin de vücudun sol tarafında yüzde 10 oranında daha fazla görülmesi İsveçli iki araştırmacının dikkatini çekmiş.
Journal Pathophysiology isimli tıp dergisinde yayınlanan makalelerinde bu konuda yaptıkları araştırmaları ve vardıkları gerçekten çok şaşırtıcı sonucu açıklıyorlar: Yatağın türü ve yatış şekli bazı kanserlerin oluşumunda belirleyici olabilir!
|
|
KOMŞUDAKİ ŞİDDET OLAYLARI ASTIM RİSKİNİ ARTIRIYOR
10.09.2010, 23:35
European Respiratory Journal dergisinde yayınlanan bir araştırma, astımın çevrelerinde şiddet olaylarına şahit olan çocuklarda daha çok görüldüğünü ortaya koydu. Araştırma, 6 sene boyunca yüzde 80’ den fazlası zenci veya İspanyol kökenli olan 2.071 Chicago’ lu çocuğun anne ve babalarıyla görüşülerek gerçekleştirildi.
Bu görüşmelerin ikincisinde çocuklarının çevrelerinde kaç kere fiziksel veya silahlı saldırıya uğrayan kişi gördükleri veya kaç kere silah sesi duydukları belirlendi. Üçüncü görüşmede ise çocuklarına astım teşhisi konup konmadığı soruldu. Çocukların üçte ikisinin en azından bir kez çevresel şiddet olayı ile karşılaştıkları ve yüzde 19’ unda ise astım olduğu belirlendi.
|
|
DİŞ DOLGULARINDA DA BPA TEHLİKESİ VAR
08.09.2010, 18:55
Sert plastiğin ana maddesi olan bisfenol A(BPA) diş dolgularında ve diş yüzeyi kaplamalarında da bulunuyor. Daha doğrusu dolgu ve kaplamalardaki kimyasal maddeler tükrükteki enzimlerle temaslarında BPA’ ya dönüşebiliyor. Hormon bozucu (endocrine disrupter) bir madde olan BPA’ nın özellikle çocuklarda pek çok hastalığa ve rahatsızlığa sebep olabileceğini gösteren sayısız araştırma mevcut.
Çocuklarda çürümelerinin önlenmesi için dişlerin BPA ihtiva eden özel bir maddeyle kaplanması son senelerde giderek yaygınlaşan bir uygulama. Bizde henüz çok fazla yapılan bir işlem olmamakla beraber USA’ da çocukların yüzde 40’ ında bu tür dolgu ve kaplamaların kullanıldığı biliniyor.
|
|
KISIRLIK İLAÇLARI OTİZM RİSKİNİ ARTIRIYOR
07.09.2010, 23:43
Yeni yapılan bir araştırmada anneleri kısırlık için ilaç kullanan çocuklarda otizm riski 2 misli yüksek bulundu. Harvard Tıp Fakültesi Halk sağlığı Bölümü tarafından gerçekleştirilen araştırmada otistik çocuğu olan annelerin yüzde 34’ ünün, buna karşılık otistik çocuğu olmayan 3.900 annenin ise yüzde 24’ ünün kısırlık için ilaç kullandıkları; otistik çocukların annelerinin yüzde 47’ sinin, olmayanların ise yüzde 33’ünün kısırlık problemi yaşadıkları belirlendi. Araştırmada, kısırlık için ilaç kullanma süresi uzadıkça çocuklarının otistik olma ihtimallerinin bununla orantılı olarak arttığı da ortaya çıktı.
|
|
GÜRÜLTÜ SAĞLIĞIMIZ TEHDİT EDİYOR
06.09.2010, 22:16
Artık ne Münir Nurettin’ in İstinye körfezinde söylediği şarkıları Boğazın karşı yakasında dinlemek mümkün ne de Âheste çek kürekleri, mehtâb uyanmasın/Bir âlemi hayâle dalan âb uyanmasın’’
diyen Yahya Kemal gibi kürek seslerinin mehtabı uyandırmasından endişe eden şairler kaldı.
Giderek daha sesli daha gürültülü bir dünyada yaşadığımızın sanırım siz de farkındasınız. Evlerimizde de dışarıda da hoşlanmadığımız hatta bizi rahatsız eden, sağlığımızı etkileyen sesler her geçen gün artıyor.
|
|
DSÖ AŞI ÜRETİCİLERİNDEN HESAP SORMALIDIR
05.09.2010, 02:21
Gazetelerde yer alan haberlere göre yeni grip aşıları eczanelerde 11 lira 84 kuruştan satışa sunuldu. Bu aşı içinde geçen sene üzerinde günlerce konuşulan H1N1’ den başka bir adet A ve bir adet de B tipi grip virüsüne ait antijenler de var.
Sağlık Bakanlığı’ nın açıklamalarına göre geçen sene 43 milyon doz ısmarladığımız domuz gribi aşısının tek dozuna 5.2 Euro ödemiştik. Üselik bu miktar aşı başına herhangi bir aracı (eczacı, ecza deposu vb) olmadan doğrudan üreticiye ödenecek olan paradır.
Şimdi gelin, içinde bir dozunu geçen yıl 5.2 Euro’ dan aldığımız domuz gribi virüsü antjeninden başka 2 farklı grip virüsünün antijenleri de bulunan grip aşısının fiyatını irdeleyelim:
|
|
OSTEOPOROZ İLAÇLARI YEMEK BORUSU KANSERİNE YOL AÇIYOR
04.09.2010, 03:12
Bundan 1 ay kadar önce Yeni Zelanda Auckland Üniversitesi tarafından yapılan bir meta-analizin kalsiyum haplarının kemik kırıklarını önlemediği gibi, kalp krizi ihtimalini de yüzde 30 oranında artırdığını ortaya çıkardığını yazmıştım.
Yeni yayınlanan bir araştırmaya göre osteoporoz tedavisinde tüm dünyada yaygın olarak kullanılan ve bifosfonatlar olarak bilinen ilaçları 5 seneden fazla süre kullananlarda yemek borusu kanseri riskinin iki misli arttığı gösterildi.
|
|
ALKOL ÖMRÜ UZATIR MI KISALTIR MI
02.09.2010, 02:00
Alcoholism: Clinical and Experimental Research isimli tıp dergisinin son sayısında yayınlanan araştırmayı okurken, bütün kadehlerin ‘Şerefe’ diye birbirine tokuşturulduğu kalabalık bir meyhane gözümün önüne geldi.Tüm alkoliklerin zevkle ve heyecanla okuyacaklarını tahmin ettiğim araştırma yüzde 63’ ü erkek olan 55-65 yaşları arasındaki 1.824 kişi 20 sene takip edilerek gerçekleştirildi.Bu 20 senelik sürede hiç içki içmeyenlerin yüzde 69’ unun, sıkı içenlerin yüzde 60’ ının, orta derecede içenlerin ise sadece yüzde 41’ inin öldükleri belirlendi.Bu araştırma alkoliklerin eline çok önemli bir koz veriyor. Akşamdaaan akşama iki tek atanlar şimdi karılarına bu araştırmayı delil gösterip ‘Vallahi kötü bir niyetim yok, tek amacım uzun yaşamak’ diyebilecekler. Kadınlar kocalarına ne cevap vereceklerini şimdiden düşünmeye başlasalar iyi olur.
|
|
YANILTICI İLAÇ TANITIMINA UYARI GELDİ
01.09.2010, 01:39
Amerika’ nın artık adını bizde de pek çok kimsenin bildiği ünlü İlaç ve Gıda Dairesi(FDA) Baxter İnternational Inc. isimli firmaya yeni bir akciğer ilacının tanıtımında ‘doktorları ve hastaları yanılttığı’ gerekçesiyle uyarıda bulundu.
Akciğer dokusunun parçalanmasını önleyen bir proteinin sentetik şekli olan Aralast adlı ilaç, genetik olarak vücutlarında alfa-1-antitripsin üretilmeyen kişilerde amfizemin önlenmesi amacıyla kullanılıyor.
Uyarıda firmanın yayınladığı broşürde ilacın belli dozlarda koruyucu etkisi olduğu ancak bu faydalarının abartıldığı bildirildi. Broşürde ilacın henüz kanıtlanmayan bazı klinik etkilerinin kanıtlanmış gibi gösterildiği, broşürlerin dağıtımının derhal durdurulması ve firmanın 10 gün içinde FDA’ ya bunu bildirmesi gerektiği görüşlerine de yer verildi.
|
|
EKONOMİK KRİZ YATAK ODALARINI VURDU
31.08.2010, 00:03
Amerika’ da CDC’ ye bağlı Milli Sağlık İstatistikleri Merkezi’ nden yapılan açıklamaya göre USA’ da 2008’ de dünyaya gelen bebeklerin sayısı 4.247.000 iken, geçen sene 4.136.000 bebek doğmuş. Buna göre USA’ da doğumların geçen seneye göre yüzde 2.6 oranında azalmış olduğu ortaya çıkıyor.
Raporda USA’ da doğum oranının binde 16.7 ile zirveye çıktığı 1990’ dan beri her sene giderek azaldığı; 2007 senesinde binde 14.3 olan doğum oranının, 2009’ da 13.5’ a düştüğü ve bunun ülke tarihinin en düşük doğum oranı olduğu da bildiriliyor.
|
|
ASTIM KRİZLERİNİN FASULYEDEN SEBEPLERİ DE OLABİLİR!
30.08.2010, 01:18
Soya fasulyesi işlenen fabrikalarda çalışanlarda soyaya bağlı alerjik tepkilerin astım belirtilerine yol açabileceği bildirildi.
European Respiratory Journal isimli dergide yayınlanan araştırmada CDC’ nin uzmanları önce, Tennessee’ de ezilmiş soya taneciklerinin çeşitli işlemlerle toz haline getirildiği bir fabrikada çalışan işçilerden solunum sistemi belirtilerinin işyerleri ile ilgili olduğunu söyleyen 281 kişi belirlemişler.
Bu 281 kişinin yüzde 9’ unun astımı oldukları, yüzde 29’ unun da geçen sene hırıltılı solunum atakları geçirdikleri belirlenmiş. Buna göre, soya çalışanlarında hem astım hem hırıltılı atak görülme oranları, bunların USA’ da genel nüfustaki sıklıklarına göre sırasıyla yüzde 70 ve yüzde 100 daha yüksek olduğu hesaplanmış.
|
|
BPA' NIN YENİ MARİFETİ
28.08.2010, 00:54
Neredeyse her gün sert plastiğin ana maddesi olan bisfenol A (BPA) isimli kimyasal maddenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkilerini gözler önüne seren yeni bir araştırma yayınlanıyor.
Environmental Health Perspectives isimli dergide yayınlanan geniş çaplı bir araştırmaya göre insanların maruz kaldıkları BPA miktarı arttıkça kandaki erkeklik hormonu olan testosteron düzeyleri de buna uygun olarak artıyor.
Araştırmada, İtalya’ da yaşları 20 ile 74 arasında değişen 715 kişinin serumlarında testosteron ve 17 beta-estradiol ile 24 saatlik idrarlarında BPA miktarları ölçüldü.
|
|
KASA FİŞLERİNDEKİ TEHLİKE
27.08.2010, 11:59
Amerika’ da yapılan yeni bir araştırma BPA’ nın kasa ve bankamatik fişleri gibi termal kâğıtlarda çok daha yüksek miktarlarda bulunduğunu ortaya koydu.
Environmental Working Group (EWG) tarafından görevlendirilen bir laboratuar tarafından test edilen kasa fişlerinin yüzde 40’ ında ağırlıklarının yüzde 0.8 ila 3’ ü kadar BPA bulunduğu anlaşıldı. Termal kâğıtlardan oluşan bu fişler, fast food restoranları, marketler, benzin istasyonları, bankamatikler ve postane gibi kuruluşlardan toplandı. Bunlar, çoğu ülkemizde de tanınan ve şubeleri bulunan McDonald's, CVS, KFC, Whole Foods, Walmart, Safeway ve U.S. Postal Service gibi firmalardı.
|
|
FİNLANDİYA' DA ÇOCUKLARA DOMUZ GRİBİ AŞISI DURDURULDU
25.08.2010, 12:03
Finlandiya Milli Sağlık Enstitüsü (THL) tarafından bugün yapılan açıklamada Pandremix isimli domuz gribi aşısının çocuk ve gençlere uygulanmasının durdurulduğu açıklandı.
Bu karar aşı yapıldıktan sonra yaşları 5 ile 15 arasında değişen 6 çocukta narkolepsi (uyku hastalığı) geliştiğinin bildirilmesi ve 9 da şüpheli vakanın olması sebebiyle alındı. Finlandiya’ da bir senede narkolepsi teşhisi konan çocuk sayısının ortalama olarak 3 olması hasta sayısındaki artışın önemli olduğunu gösteriyor.
|
|
HAMBURGER MENÜLERİNDE ARTIK STATİN HAPI DA OLACAK
24.08.2010, 02:02
American Journal of Cardiology isimli tıp dergisinde yayınlanan araştırmayı okuyunca ‘Allah’ ım bu günleri de mi görecektik? diye hayıflandım.
Öyle böyle değil. Dergi hakem kurulu olan, sahasında itibarlı bir kardiyoloji dergisi; gelişigüzel bir çalışmanın, derme çatma bir araştırmanın burada yayınlanması mümkün değil.
Araştırmayı yapanları da her ne kadar isim olarak tanımıyorsak da bunlar da ‘okumuş yazmış çocuklar’ olmalılar; çünkü hepsi de Londra’ da Imperial College Milli Kalp ve Akciğer Enstitüsü’nde çalışan bilim adamları.
Araştırmanın ayrıntılarını anlatarak sizi sıkacak değilim; hemen neticeye geliyorum: Hamburger, patates kızartması gibi abur-cubur gıdalardan sonra bir adet statin hapı içmek bu yiyeceklerin yarattığı riskleri azaltır.
|
|
BATI NİL VİRÜSÜ TÜRKİYE' YE DE GELEBİLİR
23.08.2010, 11:13
Komşumuz Yunanistan’ ın kuzey bölgelerinde 92 kişide Batı Nil Virüsünün (BNV) görülmesi ve bunların 8’ inin ölmesi bu virüsün ülkemiz için de tehlikeli olabileceğini gösteriyor.
BNV ilk defa 1937’ de Uganda’ da tespit edilmiştir; tropikal ve sıcak iklimlerde görülen bir virüstür. En çok Afrika, Batı Asya ve Orta Doğu’ da rastlanmaktadır. BNV’ nin son senelerde kuzey yarıkürede görülmesi küresel iklim değişikliği (sivrisinek üremesini kolaylaştıran aşırı sıcaklar, yüksek nem ve yağmurlar) ile açıklanmaktadır.
|
|
TEK BİR SİGARA BİLE GENLERİ BOZUYOR
22.08.2010, 02:38
Yeni yayınlanan bir araştırma, çok seyrek sigara içenlerde ve az miktarda da olsa pasif olarak sigara dumanına maruz kalanlarda zararlı genetik değişikliklerin meydana geldiğini ortaya koydu. Gerçi her sene tüm dünyada 600 bin kişinin pasif sigara içiciliğinin yol açtığı hastalıklar yüzünden öldükleri biliniyordu ama bunun mekanizmaları konusunda çok fazla bilgiye sahip değildik.
Weill Cornell Medical College of Cornell Üniversitesi ve Presbyterian hastanesi uzmanları tarafından yapılan araştırma aktif veya pasif olarak maruz kalınan sigara dumanının genleri etkilediğini ortaya koyan ilk araştırma olma özelliğini taşıyor.
|
|
YENİ ÖLDÜRÜCÜ MİKROP KAPIMIZDA
21.08.2010, 01:49
Tam da Dünya Sağlık Örgütü’ nün domuz gribi pandemisinin artık bitmiş olduğunu ilan ettiği günlerde hayatımıza yeni bir mikrop girdi. İlk defa Hindistan’ da görüldüğü için bu yeni mikroba New Delhi metallo-betalactamase-1 veya kısaca NDM-1 adı veriliyor.
Hindistan’dan sonra Pakistan ve Afganistan’da görülen NDM-1 ABD, Kanada ve Avustralya ile İngiltere, Belçika ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde de görülmeye başlandı. Belçika’da bir hastanın NDM-1’e sahip bir bakterinin yol açtığı enfeksiyon sonucu hayatını kaybettiği bildirildi.
|
|
TARIM İLAÇLARI DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTEYE SEBEP OLABİLİR
20.08.2010, 02:05
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Sendromu (DEHS) teşhisi konan çocukların sayısı hızla artıyor. İstatistikler Amerika’ da çocukların yüzde 3 ila 7’ sinde DEHS olduğunu gösteriyor. Bu artış bazı uzmanlar tarafından birçok çocuğa yanlış teşhis konmasına, bazıları tarafından da pestisitlerin yaygın kullanımına bağlanıyor.
Pestisitler, dilimizde tarım ilacı veya zirai ilaç adlarıyla bilinen çeşitli kimyasal maddelerdir. Bunlar, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak veya zararlarını azaltmak için kullanılır.
En çok kullanılan pestisitlerden biri önce kimyasal silah (sarin ve sinir gazları) olarak geliştirilen organofosfatlar olarak bilinen bileşiklerdir. Bunlar asetilkolinesteraz enzimini etkisizleştirerek etki gösteririler.
|
|
DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE TEŞHİSLERİNİN ÇOĞU YANLIŞ OLABİLİR
18.08.2010, 22:20
Bizim zamanımızda ‘Akıllı çocuk yaramaz olur’ sözü geçerliydi. Anne ve babalar şimdikinin tam tersine yemeğini yiyen, dersini aksatmayan, otur diyince oturan, kalk deyince kalkan çocuklarından ‘Acaba bizim çocuk geri zekâlı mı’ diye endişe ederlerdi.
Zamanımızda ise azıcık okulda öğretmeni dinlemeyen, yanındaki çocuğun defterini çiziktiren, dersine çalışmayan, ödevine özen göstermeyen çocuklara vurulacak damga hazır: Dikkat Eksikliği. Çocuk bir de söz dinlemiyorsa, yerinde durmuyorsa, hoplayıp zıplıyorsa, gürültü patırtı yapıyorsa Hiperaktivite teşhisi de buna ekleniyor ve çocuğunuzun nur topu gibi bir hastalığı oluyor: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Sendromu. DEHS’ in yıllarca kullanılması gereken çok pahalı bir ilacının olduğunu söylemeye gerek var mı bilmem.
|
|
ERKEK HASTAYA HAMİLE İLACI
17.08.2010, 01:13
Habertürk gazetesinde Erkek Hastaya Hamile İlacı başlıklı ülkemizde sağlık alanındaki pek çok yanlışlığı ortaya koyan çok ilginç bir sağlık haberi okudum. Alt başlığı da Doktordan Şok Tedavi olan haber özetle şöyle:
İsteyenler haberin tamamını aşağıdaki adresten okuyabilirler: http://www.haberturk.com/saglik/haber/532130-erkek-hastaya-hamile-ilaci
Bir gece önce ‘fenalaştığı’ için yakınları tarafından hastanenin aciline götürülen ancak kendisine bir teşhis konulamayan hasta ertesi gün dâhiliye polikliniğine başvuruyor. Hasta kendisinde gizli şeker olduğunu söyleyerek kan tahlili yapılmasını istiyor. Hastayı muayene eden doktor böyle bir tahlili gerekli görmüyor ama hastanın ısrarı üzerine bunları istiyor.
|
|
İSTEMEM BABACIĞIM, İSTEMEM
15.08.2010, 12:33
Fen-matematik puan şampiyonu İzmir Fen Lisesi mezunu Arman Özdemir Medimagazin’ de yer alan röportajda neden Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Fakültesi’ni tercih ettiğini şu sözlerle açıklıyor:
‘Annem babam doktor ama onların yaşadığı sorunları gördüm, doktorluğu sevmedim, istemedim. Oysa tıp fakültesi, elektrik elektronikten kolay” diyor.
Buca Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi’nde görev yapan jinekoloji uzmanı Dr. Özden Özdemir ile Atatürk Eğitim Hastanesi’nde Ortopedi Kliniği’nde çalışan Dr. Mehmet Özdemir’in oğlu olan Arman gibi pek çok doktorun çocuğu anne veya baba mesleğini seçmiyor artık.
|
|
AKCİĞERLERDE BEZELYE YETİŞİR Mİ
14.08.2010, 12:06
Dün ajanslara Amerika’ dan düşen ilginç bir haber vardı: Massachusetts’ de yaşayan 75 yaşındaki Ron Sveden isimli şahıs öksürük, balgam, hâlsizlik, iştahsızlık şikayetleriyle doktora gidiyor. Uzun yıllardır sigara içen hastanın akciğer filminde bir leke görülüyor ve pek çok tetkik yapılıyor ama hastalığı teşhis edilemiyor. Hasta kanser şüphesiyle ameliyata alınıyor. Ameliyatta hastanın akciğerlerinde ‘filizlenen bir bezelye’ ve buna bağlı akciğer iltihabı yani zatürree gelişmiş olduğu ortaya çıkıyor.
Haberde hastanın başarılı bir ameliyatla sağlığına kavuştuğu, ameliyattan sonra ilk yemekte kendisine bezelye yemeği ikram edildiği ve geçen sene bir Rus doktorun bir hastasının akciğerlerinden köknar ağacı çıkarttığı bilgisi de yer alıyor.
|
|
İLAÇ FİRMALARININ DESTEKLEDİĞİ ARAŞTIRMALARA ŞÜPHEYLE YAKLAŞILMALI
12.08.2010, 23:49
Annals of Internal Medicine isimli tıp dergisinde yayınlanan bir araştırmada, ilaç endüstrisinin sponsorluğunda yapılan araştırmaların böyle bir desteğin olmadığı araştırmalara göre çok daha olumlu sonuçlar verdiği belirlendi.İlaçların, endüstri tarafından desteklenen araştırmaların yüzde 85’ inde etkili oldukları sonucuna varılırken, bu oran hükümet tarafından desteklenen araştırmalarda yüzde 50 ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından desteklenen araştırmalarda ise yüzde 72 olarak bulundu. İlaç endüstrisinden yardım alan kâr amacı gütmeyen kuruluşların araştırmaları da böyle bir yardım almayanlarınkine göre daha etkili idi; yüzde 85’ e karşı yüzde 61. Başka bir ifadeyle, ilaç endüstrisi destek olduğunda veya çeşitli yardımlar sağladığında araştırma sonuçlarının çok olumlu çıkmaya başlıyor.
|
|
RÜŞVETİN BELGESİ İLACIN REKLAMI OLMAZ
11.08.2010, 00:14
Ülkemizde şu an için ilaç reklâmı yasak: Bu eksiklik gizli reklâmlarla halledilmeye çalışılıyor ama ilaçta reklâm kanunun eli kulağında. Yarın bir gün bununla ilgili bir müjdeli haber (!) alırsak şaşırmayalım.
Rekl mcılar Derneği Başkanı Yiğit Şardan 6 ağustos 2010 tarihli Hürriyet gazetesinin ekonomi sayfasında yer alan haberde, ilaç şirketlerinin reklâm verebilmesine ilişkin çalışmalara dair soru üzerine, “Bu konu uzun süredir gündemde. Sektör olarak ilaç, ciro kazanamadığımız bir alan. İlgili kanunun çıkması için uzun zamandır uğraşılıyor. Dünyanın gelişmiş tüm ülkelerinde olan bir kanunun Türkiye’de de çıkmasını arzu ediyoruz. Şimdiye kadar çıkarılmaması, büyük hayal kırıklığı yarattı” diyor. Rekl mcılar Derneği Genel Müdürü Ayşegül Molu ise, Avrupa’da ilaç şirketlerinin reklâmlardaki payının yüzde 30’a kadar çıkabildiğine dikkat çekerek, “AB ile uyumlaşma çerçevesinde kanunun tekrar gündeme gelmesini bekliyoruz. Eğer kanun çıkarsa yüzde 5-10’lik yeni reklam pazarı yaratır” diyor.
|
|
PLASTİK BİBERONLARDAKİ GİZLİ TEHLİKE
09.08.2010, 02:40
Günümüz insanı ciddi bir tehditle karşı karşıya. Söz konusu olan madde bisfenol A veya kısaca BPA adıyla bilinen, vücudumuz için tamamen yabancı olan bir kimyasal madde. Kimya endüstrisi her sene 3 milyon tona yakın BPA üretiyor ve bu miktar giderek artıyor. Hepimizin elinin altında olan, her gün kullandığımız sayısız üründe bulunan BPA’ nın yarattığı tehlike daha çok bardak, şişe, saklama kabı gibi yiyecek ve içeceklerin muhafazasında kullanılan sert plastik kaplardan kaynaklanıyor. Bunlar içinde en önemlisi de BPA ihtiva eden biberonlar. Sayısız araştırma, bebek ve çocuk sağlığının BPA yüzünden çok ciddi tehlikelerle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. USA’ da 5 eyalet, Kanada ile Danimarka ve Fransa gibi bazı Avrupa ülkeleri BPA’ nın biberonlarda kullanılmasını yasaklayan kanunlar çıkardı; birçok ülke de sırada.
|
|
GENETİĞİYLE OYNANMIŞ DOKTORLAR
05.08.2010, 12:03
Son senelerde yeni bir doktor cinsi türemeye başladı; sayıları bölünmek suretiyle hızla artıyor ve bulaşıcılığı çok yüksek bir virüs gibi her tarafa yayılıyorlar.
Ne eğitimleri, ne hekimlik uygulamaları, ne deontoloji anlayışları, ne tarz ve tavırları ve hatta giyim kuşamları, görünümleri bizim zamanımızdakilere hiç benzemeyen bu yeni tür doktorlara ‘Genetiğiyle Oynanmış’ doktorlar ismini veriyorum; kısaca da GOY doktorlar diyorum.
Genetiğiyle oynanmış doktorlar, günlük hayatta hep yorgun, uykusuz, mutsuzlar; hasta başında isteksiz, ürkek, kararsızlar; kanun ve yönetmelikler karşısında zorda, şaşkın, acizler; ekonomik olarak sıfırı tüketmiş, bıçak kemiğe dayanmış durumdalar; ruhsal bakımdan depresyondalar, neredeyse tümü ilaç kullanıyor; ilaç endüstrisi ve tıp teknolojisi tarafından sindirilmiş, bastırılmış, ezilmiş vaziyetteler; hasta ve hasta yakınlarının sözlü veya fiili saldırıları karşısında savunmasız ve çaresizler; medyada günah keçisi olmuş durumdalar.
|
|
KALSİYUM HAPLARI KALP KRİZİNE YOL AÇIYOR
02.08.2010, 08:28
Yeni Zelanda Auckland üniversitesi tarafından yapılan ve British Medical Journal(BMJ) isimli muteber tıp dergisinin son sayısında yayınlanan bir meta-analiz kalsiyum haplarının kemik kırıklarını önlemediği gibi, kalp krizi ihtimalini de yüzde 30 oranında artırdığını orta koydu. Bu sonuç, kalp-damar hastalıkları için asıl risk faktörünün kandaki kolesterol yüksekliğinin değil, damarlarda biriken kalsiyum olduğunu ileri süren araştırmaları doğrulaması bakımından da çok önemli.
|
|
VURUN BAKALIM DOKTORA
31.07.2010, 15:17
Toplumda doktorlara ve hemşirelere karşı müthiş bir ‘nefret kasırgası’ esiyor. Gazetelerin üçüncü sayfaları da her gün darp edilen sağlıkçıların haberleri ile dolup taşıyor:
• Hemşire dayak yedi, yoğun bakım ekibi topluca istifa etti.
• Her yerden hekime darp haberi geliyor
• Sağlıkçılar şiddetten şikâyetçi
• Hasta hakları, sağlıkçıları şikâyet ve fiili saldırı olarak algılanıyor
• Kahramanmaraş’ ta doktora saldırı
• Rapor vermeyen doktora otomobiliyle çarptı
|
|
RAHIM AGZI KANSERI VE HPV ASILARI HAKKINDA BILIMSEL GERCEKLER
23.07.2010, 17:22
Bu yazi Prof, Dr. Sedat Kadanali tarafindan kaleme alinmistir:
Rahim ağzı kanseri yani serviks kanseri ACS(Amerika Kanser Derneği)’in son verilerine göre ne öldürücülükte ne de görülme sıklığı olarak kadınlarda görülen ilk 10 kanser arasına girmez. Beyin ve karaciğer kanserleri tüm kanserler arasında %2 lik oranla ilk 10 a girerken rahim ağzı kanseri girmez. Bu oran İngiltere’de de böyledir; en öldürücü ilk 10 kanser arasına rahim ağzı kanseri girmez. İngiltere’de en sık görülen kanserler arasında tüm kanserlerin yaklaşık % 1 ini oluşturarak 19. sırada yer alır.
|
|
TÜRK JİNEKOLOJİK ONKOLOJİ DERNEĞİNE CEVABIM
16.07.2010, 21:40
Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği (TJOD) Genel Sekreteri Doç. Dr. M. Faruk Köse’ ye cevabımdır:
Değerli meslektaşım zaman ayırıp sorularımı cevapladığınız için size teşekkür ediyorum. Benim de size söylemek istediklerim var.
BİR: Rahim ağzı kanserlerini önlediği henüz kesin olarak kanıtlanmamış HPV aşısına rahim ağız kanseri aşısı demek toplumu aldatmaktır. Cervarix ve Gardasil ticari isimleriyle satılan bu aşıları rahim ağzı kanseri aşısı olarak isimlendirenler(TJOD’ nin de buna dahil olduğunu siz söylüyorsunuz), bilerek veya bilmeyerek üreticilerin pazarlama oyunlarına alet olmaktadırlar.
|
|
TÜRK JİNEKOLOJİK ONKOLOJİ DERNEĞİ’NİN CEVABI
16.07.2010, 07:52
kTürk Jinekolojik Onkoloji Derneği’nden Doç.Dr. M. Faruk Köse’ den aldığım e-mektubu aynen yayınlıyorum. Benim de bu mektuba cevabım olacak.
Sayın Küçükusta,
Bizler Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği (www.trsgo.org) başkan ve genel sekreteri ile diğer yönetim kurulu üyeleri, diğer derneğimiz Servikal Patolojiler ve Kolposkopi Derneği (www.trsccp.org) yönetim kurulu üyeleri Türk Servikal Kanser Çalışma Grubu üyeleriyiz. Çalışma grubumuzda ayrıca; podiatrist ve immünolog üyeler de bulunmaktadır.
|
|
HPV AŞISI HAKKINDA CEVAP BEKLEDİĞİM SORULAR
15.07.2010, 11:54
Size önce SİNSİ SİNSİ YAPILAN BİR HPV AŞISI REKLAMI! reklâmı başlıklı yazıma bir okuyucumdan gelen e-postayı sunmak istiyorum:
’’Hocam, bana Cerrahpaşa’ dan bir hoca rahim ağzı kanseri aşısını önerdi ve mutlaka vurdurmak gerektiğini söyledi, ben de vuruldum ilk dozunu. İkinci dozunda hamile kaldım ve çocuğa hiçbir yan etkisi olmadığını söyledi ve hamileyken de vurdu ve bebek 11. haftada anne karnında öldü. Bunun aşıyla ilgisi var mı sizce, aşının 3. dozunu vurulmasam olur mu?’’
Benim bu soruya cevap vermem hiçbir şekilde mümkün değil, çünkü ben onkolog veya jinekolog değilim, göğüs hastalıkları uzmanıyım. HPV aşısı uzmanlık alanımın konuları içinde yer almıyor.
|
|
ASTIM KOAH'A ÇEVİRİR Mİ?
13.07.2010, 09:37
Yeni yapılan bir araştırmaya göre çocukluğunda sürekli-ağır astım tablosu gösteren çocuklarda ileriki yaşlarda KOAH gelişme riski 32 misli yüksek bulundu.
Bu araştırma Melbourne Astım çalışması kapsamında doğdukları 1957 senesinden 50 yaşına kadar takip edilen hastalar üzerinde gerçekleştirildi. Bu kişiler önce 7 yaşında iken o yaşa kadar hırıltı veya başka bir astım belirtisi göstermeyenler, bir viral enfeksiyonla ara sıra tetiklenen astım belirtisi gösterenler, viral enfeksiyonla ilgisi olmayan sürekli astımı olanlar ile sürekli-ağır astımı olanlar şeklinde dört gruba ayrıldılar.
|
|
DOMUZLUKLAR BİR BİR ORTAYA ÇIKIYOR
11.07.2010, 11:35
British Medical Journal(BMJ) ve Araştırmacı Gazetecilik Bürosu (BIJ) tarafından yayınlanan bir raporda, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’ nün grip politikaları ve tavsiyelerini belirleyen bilim adamlarından bazılarının aşı ve grip ilacı üreten firmalarla çıkar ilişkileri olduğu açıklandı. BMJ ve BIJ’a göre, DSÖ kendi kurallarını ihlal ederek bu ilişkileri kamuoyuna duyurmadığı gibi domuz gribi salgını konusunda tüm dünyayı ilgilendiren kritik kararlar alan danışmanların adlarını da gizledi.
|
|
TIP KONGRESİ Mİ BAYİ TOPLANTISI MI
07.07.2010, 15:04
Elbette bu kongrelerin tümü için hiçbir yararı yok demek akıl ve mantık dışı. Bu toplantılara tamamen bilimsel amaçla ve bir şeyler öğrenmek için katılanlar olduğuna da yürekten inanıyorum. Ancak bunlar, kongrelerle ilgili yanlışları, olumsuzlukları, eksiklikleri dile getirmemize hiçbir şekilde engel de olmamalı!
Ülkemizde ve dünyada özellikle son 10 yıl içinde bilgiye ulaşma yollarında köklü değişiklikler olduğunu, kongrelerin işlevlerini yitirdiklerini, âdeta bir ‘tıp dernekleri ve kongre enflasyonu’ yaşandığını ayrı bir tartışma konusu olarak bir tarafa bırakıyor ve tıp kongrelerinin beni neden rahatsız ettiğini ve bunlara ait çözüm tavsiyelerimi aktarmak istiyorum.
|
|
OMEGA 3 VE KÖPEK BALIĞI KIKIRDAĞI EFSANELERİ BİTİYOR
03.07.2010, 16:08
Vitaminler, antioksidanlar, besin destekleri gibi milyarlarca dolarlık pazarları olan ama etkinliklerine ait güvenilir bilimsel kanıtlar olmayan sayısız ürün var. Bağımsız ve dürüst bilim adamları tarafından yapılan ve bunların bir işe yaramayan para tuzakları olduğunu gösteren araştırmalara her geçen gün yenileri ekleniyor. Bu yazımda bu ürünlerin en ünlülerinden olan omega-3 ve köpek balığı kıkırdağının foyasını çıkaran iki haberden bahsetmek istiyorum.
|
|
KİMSEYE ETMEM ŞİKAYET AĞLARIM BEN HALİME
28.06.2010, 00:31
Önce iki değerli meslektaşımdan gelen e-mektupları -imlâ hatalarını düzeltmek dışında- ‘aynen’ yayınlıyorum. Daha sonra benim bu mektuplara cevabımı okuyabilirsiniz.
İlk e-mektup Dr. Gökhan Ünalan’ dan:
Hocam deli gibi firmaları yeriyorsunuz. Hayatımızda bize mutlu anları sağlayan bu insanlar. Doktor da adam olsun bilgili olsun ve yanıltıcı reklâma kanmasın. AKP de yanıltmıyor mu hep bizi. Tüm medyayı ele geçirmiş. Ve Cem Uzan tek bir kanalla % 8 oy almamış mıydı? Kanmayacaksın, bilgili olacaksın. Bırak sinek gibi gezinsin firmalar. Bırak sponsor olsun firmalar. Yoksa doktorlar ne sosyal olabilecek ne de rehabilite olabilecek. Sizde de ciddi bir patoloji ve garip hezeyanlar hep sezdim, seziyorum.
|
|
MÜMESSİLLERLE İLAÇ TANITIMINA DOKTORLARIN ANCAK YÜZDE 4'Ü TAM İNANIYOR
24.06.2010, 22:32
Medimagazin tıp gazetesinde hâlen devam etmekte olan Mümessillerin ilaç tanıtımlarında verdiği bilgiler ne kadar inandırıcı? sorusuna cevap aranan bir anket var. İlk günden beri merakla takip ettiğim bu ankete bugüne kadar 4462 kişinin katıldı. Anketin sonuçlarının güvenilir olduğunu ve katılımcıların büyük çoğunluğunun da doktor olduğunu düşünüyorum.
Çünkü:
BİR: Ankete teknik olarak ancak bir kere katılmak mümkün; mükerrer oy kullanılamıyor.
İKİ: Ankette oyların dağılımı bir gün hariç (onda da yüzde 6 puan) çok az oynaklık gösterdi. Günlük oynamalar hiçbir gün yüzde 1’ i geçmedi. Bu da anketin maniple edilmediğinin kuvvetli bir göstergesi.
ÜÇ: Bu siteye de bu ankete de doktor olmayanların ilgi duyacaklarına fazla ihtimal vermiyorum.
DÖRT: Kullanılan oy sayısı yeterli. Bu da anket sonuçlarının çoğunluğun görüşlerini yansıttığı manasına geliyor.
|
|
NE OLACAK BU TIP FAKÜLTELERİNİN HALİ?
22.06.2010, 11:14
Politikacıların popülist söylemlerine alışmıştık ama Aydın Valisi Hüseyin Avni Coş, Nazilli ilçesine yeni bir tıp fakültesi açılması gerektiği söyleyerek ‘Kayseri’ ye liman isteyen’ milletvekilini bile kıskandıracak bir açılım yapmış.
Aslına bakarsanız, bu sözlere hiç de şaşırmadım. Siyasetçiler, hatta vali veya başka bürokratlar çeşitli sebeplerle bu tür halkın hoşuma gidecek açıklamalar yapabilirler. Ülke bütünlüğünü bozmayı hedef almadıkça herkes istediği görüşü, gönlündeki arzuları dile getirmekte elbette özgürdür. Ben bu açıklamanın Nazilli’ liler tarafından büyük takdirle karşılanmış olduğundan da hiç şüphe duymuyorum ve bunu, Çetin Altan’ ın her köye bir tenis sahası hedefinin başka türlü bir ifadesi olarak değerlendirip geçiyorum.
|
|
SİNSİ SİNSİ YAPILAN BİR HPV AŞISI REKLAMI!
19.06.2010, 12:49
Bugünkü Hürriyet gazetesinde Ayşe Arman’ ın Prof. Dr. Teksen Çamlıbel ile yaptığı ‘AIDS kadar korkutucu yeni bir hastalık yaygınlaşıyor: HPV ’ başlıklı bir röportaj var.
Ayşe Hanım ‘Sinsi sinsi yayılan bir virüs bu’ diyor ama bu asıl ‘Sinsi sinsi yapılan bir HPV aşısı reklamı.’
Önce http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15070384.asp?yazarid=12&gid=61 adresinden röportajı, arkasından da benim cevap yazımı okuyun.
Bir gazetecinin görevi bir takım kişi veya kurumların reklam yapmalarına aracı olmak değil halkı doğru bilgilendirmek ve bilinçlendirmektir. Bunun için de karşıt görüşleri mutlaka yayınlaması gerekir.
|
|
5 YAŞINNDAN KÜÇÜKLERE GRİP AŞISI TAVSİYE EDİLMİYOR
16.06.2010, 21:56
Avustralya sağlık otoriteleri 5 yaşından küçük sağlıklı çocuklara grip aşısı yapılmamasını tavsiye etti. Bu uyarı, grip aşısından sonra ateşli havale nöbetlerinin beklenenden 9 misli daha fazla görülmesi sebebiyle yapıldı.
Bu sene Avustralya’ da uygulanmaya başlanan mutad grip aşısında biri H1N1 olmak üzere üç tür grip virüsü bulunuyor. Jim Bishop tarafından yapılan açıklamada, 2010 grip aşısı yapılan çocuklarda 24 saat içinde ateşle beraber havale nöbetleri görüldüğü ve bunun da özellikle CSL tarafından üretilen Fluvax isimli grip aşısı ile ilgili olduğu belirtildi. Bunun üzerinde de CSL firması ihtiyati bir tedbir olarak çocuklar için hazırlanan grip aşılarını geri çektiğini açıkladı.
|
|
ŞEFTALİ VE ERİK KANSER TEDAVİSİNDE UMUT VERİYOR
13.06.2010, 19:03
Texas Agrilife Research Merkezi araştırmacıları, sadece şeftali ve erikte çok yüksek oranda bulunan iki fenolik bileşimin kanser hücrelerini kısa sürede öldürdüğünü ispatladılar ve sonuçlarını Journal of Agriculture and Food Chemistry Dergisi’nin son sayısında yayımladılar.
Araştırıcılardan Dr. David Bryne, “Kemoterapi tüm hücreleri öldürebilirken meyve kökenli bileşimler sağlıklı hücreleri hiç etkilemez, fakat kanser hücrelerine toksik yani öldürücü etki yapar” dedi.
Meyvelerdeki antioksidan oranlarını da araştıran bilim adamları, bilinen bütün meyveler içerisinde en yüksek miktarların erikte olduğunu belirlediler.
|
|
ARENA PROGRAMINDAKİ TARTIŞMAYA PROF. DR. COŞKUN ÖZDEMİR' İN ELEŞTİRİLERİ
12.06.2010, 11:14
7 haziran 2010 tarihinde Star televizyonunda Uğur Dündar ve Nedim Şener tarafından hazırlanıp sunulan Arena programına Dr. Eser Alptekin ve ben katıldık. Konu ‘tıp yalanları’ idi. Domuz gribi salgını ile başlayan konuşmalar gereksiz ameliyatlar, gereksiz ilaçlar, uydurma hastalıklar, maniple edilen çalışmalar, ilaç endüstrisinin pazarlama oyunları, promosyon ürünleri, tıp kongreleri, bitkisel ilaçlar… ile devam etti.
Programın ertesi günü beni Prof. Dr. Coşkun Özdemir telefonla aradı; kendisiyle 15 dakika kadar konuştuk. Pek çok konuda benimle aynı düşüncede olduğunu ama bazı noktalarda da eleştirileri olduğunu söyledi. Bunları sizlerle paylaşmak istiyorum:
|
|
DOMUZ GRİBİ SALGINI BİR YAŞINI TAMAMLADI
09.06.2010, 17:46
Geçen sene bugünlerde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından küresel salgın ilan edilen domuz gribi için koparılan yaygaranın boş olduğu ortaya çıktı. İspanyol gribindeki gibi milyonlarca insanın öleceği iddia edilen salgın DSÖ’ nün bildirdiğine göre sadece 18 bin kişinin ölümüne yol açtı. Her sene mutad grip yüzünden en az 250 bin kişinin öldüğünü dikkate alırsanız, ne büyük bir fiyasko ile karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılır.
|
|
ANNENİN FAZLA KİLOLARI ÇOCUĞUNUN ASTIM RİSKİNİ ARTIRIYOR
08.06.2010, 20:21
Obezite ve astım arasındaki ilişkiyi gösteren sayısız çalışma var, ancak annenin obezitesinin çocuklarının astımı üzerine etkisi olup olmadığı konusunda fazla bir şey bilinmiyordu. Yeni yayınlanan bir araştırma, gebelikten önce obez olan kadınların çocuklarında astım riskinin yüksek olduğunu ortaya koydu.
|
|
|
|
BU, OTLARLA ÇÖPLERLE ALDATMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL
03.06.2010, 10:39
Türk Eczacıları Birliği (TEB), ''Gıda takviyesi ürünlerin basın yayın organlarında reklâmının yapılmasının halk sağlığı üzerinde ciddi tehlike yaratabileceğini ve reklâm yoluyla kontrolsüzce kullanımını artırabileceğini vurgulayan Reklam Kurulu kararını sonuna kadar destekliyoruz'' açıklamasında bulunmuş. Ben de TEB’ e katılıyorum:
Son senelerde tüm dünyada başını alıp giden bir ‘bitkisel tedavi modası ‘ var ki tutabilene aşk olsun. Buna moda yerine ‘çılgınlık’ demek belki de daha doğru. Birçok modern zaman insanı artık doktorlarından ‘ilaç’ yerine, faydası olmasa da hiç değilse zararlı olmadığını sandığı ‘bitkisel ilaçlar’ istiyor.
|
|
MİDE İLAÇLARINİN BİR BAŞKA HAYATİ YAN ETKİSİ DE KOLİT
02.06.2010, 11:48
Proton pompası inhibitörleri (PPİ) günümüzde çok kullanılan ilaçların başında geliyor. Mide asit salgısını azaltan bu ilaçlar özellikle ülser ve reflü hastalığı tedavisinde adeta devrim yarattılar. Bunlar sayesinde ülseri ve reflüye bağlı özofajiti olan hastalar dünyaya yeniden gelmiş gibi oldular, mide ve yemek borusu ameliyatları neredeyse hiç yapılmaz oldu ama bunlar, bu ilaçların çok ciddi yan etkileri olabileceğini görmemize de engel olmamalı.
|
|
SALAM, SOSİS, JAMBON KALP VE ŞEKER HASTASI YAPIYOR
30.05.2010, 18:53
Hastalıkların oluşumunda veya mevcut bir hastalığın ilerlemesinde beslenmemizin önemini gösteren araştırmaların sayısı her geçen gün artıyor.
Circulation isimli ünlü tıp dergisinde yeni yayınlanan bir araştırmaya göre, sosis, salam, jambon gibi işlenmiş etler kalp hastalıkları ve diyabet riskini artırıyor.
|
|
YANILTICI İLAÇ TANITIMINA KARŞI NE YAPILABİLİR
28.05.2010, 05:56
Medimagazinde halen devam etmekte olan bir anket var. Mümessil ziyaretleri reçete yazmanızdaki kararlarınızı etkiliyor mu? sorusuna 27 mayıs itibarıyla katılan toplam 1223 kişinin 765’ i (yüzde 62.55) evet, 458’ i ise (yüzde 37.45) hayır demiş. Evet cevabının çokluğu beni hiç de şaşırtmadı. (Elbette bu soruyu cevaplayanların kaçının doktor olduğunu bilemiyorum ama çoğunun doktor olduğundan da şüphe etmiyorum).
Bu anket, hekimlerin ilaç yazmalarında tanıtımın ne kadar önemli olduğunu gösteren çok iyi bir örnek. Zaten dünyada ve Türkiye’de yapılan çeşitli araştırmalarla, hekimlerin büyük bir çoğunluğunun ilaç hakkındaki bilgilerini, firmaların tanıtım etkinlikleri vasıtasıyla edindiği biliniyor.
|
|
MİDE İLAÇLARI KEMİK KIRIKLARINA YOL AÇABİLİYOR
27.05.2010, 09:44
Kısaca PPI adıyla bilinen proton pompası inhibitörleri tüm dünyada en çok kullanılan ilaçlardan. Mide asidinin yapımını azaltarak etki gösteren bu ilaçlar mide ülseri, reflüye bağlı özofajiti yani yemek borusu iltihabı olan hastalar için adeta mucizeler yaratıyor. Ancak şu da bir gerçek ki yerinde kullanıldığı zaman çok değerli olan bu ilaçlar her mide şikâyeti olana da gerekli-gereksiz peynir ekmek gibi yazılıyor. Midenizde biraz yanma veya ekşime varsa, arada sırada geğiriyorsanız, yemeklerden sonra şişkinlikten şikâyetçiyseniz… sizin de gastrit veya reflü damgası yiyip sürekli PPİ tüketen biri olmamanız imkânsız. Araştırmalara göre bu grup ilaçlar yüzde 70’ e varan oranlarda gereksiz yere reçete ediliyor!
|
|
CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ BİRİNCİSİ DR. MİRAY FAİZ' İN DİPLOMA TÖRENİ KONUŞMASI
25.05.2010, 10:22
Bu sene Cerrahpaşa Tıp Fakültesi' ni birinci olarak bitiren Dr. Miray Faiz' in diploma töreninde yaptığı konuşmada Sağlık Bakanlığından öğretim üyelerine, doktorlardan hastalara varana kadar birçok kesime çok önemli uyarılar ve mesajlar var.
Değerli meslektaşımı gönülden tebrik ediyor ve konuşmasını sizlere kendi kaleminden iletmek istiyorum:
|
|
REFLÜ İLAÇLARI BAĞIMLILIK YAPIYOR
23.05.2010, 14:19
Tüm dünyada en çok kullanılan ilaçlardan biri de kısaca PPİ adıyla bilinen proton pompası inhibitörleri. Bu ilaçlara bir yılda ödenen para 10 milyar doların çok üzerinde. Midede asit salgısını azaltarak etki gösteren bu ilaçların ülser ve reflü hastalığı olanlarda son derece yararlı oldukları konusunda kimsenin hiçbir şüphesi yok ancak bu ilaçlar tüm dünyada olduğu gibi bizde de neredeyse hazımsızlık ve mide yanması gibi her sindirim şikâyeti olan hastaya leblebi gibi yazılıyor. Çeşitli ülkelerde yapılan araştırmalar bu ilaçların hastaların yüzde 25 ila 75’ i tarafından gereksiz yere alındıklarını ortaya koyuyor. Bu, en azından 3 milyar doların israf olmasından başka bir şey değil.Bir kere bu ilaçlara başlayanlar da kısa zamanda PPİ-bağımlısı olup çıkıveriyorlar.
|
|
ŞİMDİ DE ÖLDÜRÜCÜ MANTAR PANİĞİ
20.05.2010, 23:33
Amerika’ da Oregon ve Washington eyaletlerinde 21 kişiye bulaşan ve bunların 5’ inin ölümüne yol açan yeni bir mantar türü korku yarattı. SARS, kuş gribi, H1N1’ den tam da kurtulduk derken ortaya çıkan bu mantarın önümüzdeki günlerde başka eyaletlere, başka ülke ve kıtalara da yayılmasından endişe duyuluyor. Esas olarak tropikal bölgelerde görülen bu mantarın kuzeye yayılmasının kürsel ısınmadan kaynaklandığı düşünülüyor.
|
|
İLAÇ TAKİP SİSTEMİNE DANIŞTAY FRENİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
19.05.2010, 09:20
Haber Hürriyet gazetesinden:
‘’Danıştay, Sağlık Bakanlığı’nın İlaç Takip Sistemi’nin bir parçası olan ve 16 Mayıs’ta uygulanmaya başlanan “Karekod genelgesinin” yürütmesini durdurdu. İstanbul Eczacı Odası’nın açtığı dava üzerine Danıştay, karekod genelgesinin getirdiği, “1 Haziran’a kadar piyasada karekodsuz ilaç kalmayacak” ibaresini durdurdu. Genelgenin yönetmeliğe aykırı olduğu bildirildi.’’
Hükümet çok haklı olarak her geçen sene katlanarak artan sağlık giderlerini azaltmak için büyük gayret sarf ediyor.
2009 senesi hesaplarına göre Sosyal Güvenlik Kurumu’ na (SGK) genel bütçeden 57 milyar dolarlık bir transfer görünüyor. Sosyal güvenlik harcamaları 2010 senesi genel bütçe giderlerinde yüzde 19.8 oranındaki faiz ödemlerinden sonra yüzde 19.2 ile ikinci sırada yer alıyor. Bugünlerde uygulanmaya başlanan ilaç takip sisteminin de amacı ilaç harcamalarını azaltmak.
|
|
LÂTEKS ALERJİSİ TEDAVİSİNDE DİLALTI AŞILAR İLE İYİ SONUÇ ALINMAYA BAŞLANDI
18.05.2010, 10:21
Lâteksle ilgili alerjik tepkileri önlemenin temel yolu duyarlı kişinin bu maddeyle temasının kesilmesidir ama lâteksin günlük hayatta yaygın olarak kullanılan bulaşık eldiveni, balon, prezervatif gibi sayısız ürünün içinde yer alması dolayısıyla bu pek de kolay değildir.
Cerrahi girişim uygulanacak hastaların doktorlarına lâteks alerjisi olduğunu bildirmeleri çok önemlidir çünkü lâteks tıpta kullanılan pek çok malzemede de bulunur: çeşitli tüp ve maskeler, yanık bandajları, cerrahi eldivenler, tansiyon aleti, kateterler, idrar ve mide sondaları, lavman şırıngaları, dişçilikte kullanılan ürünler bunların başılacalarıdır. Ameliyathanenin bir gün önceden çok iyi temzilenmesi ve lâteks alerjili hastanın ilk hasta olarak alınması da çok önemlidir.
|
|
ARABA SÜRERKEN GÜNEŞE MARUZ KALMAK DERİ KANSERİNE YOL AÇIYOR
16.05.2010, 09:24
Amerika’ da Saint Louis üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından 1.047 hasta ile yapılan bir araştırmada deri kanserinin özellikle erkeklerde daha belirgin olmak üzere yüzün sol tarafında daha sık görüldüğü ortaya çıktı.
Araştırmaya göre tüm kanserlerin yüzde 52.6’ sının sol, yüzde 47.4’ ünün sağ tarafta olduğu belirlenirken, malin melanomların ise yüzde 74’ ünün sol ve yüzde 26’ sının sağ tarafta görüldüğü ortaya çıktı. Tüm kanserlerin yüzde 82’ si de baş ve boynun güneşe maruz kalan kısımlarında yerleşmişti.
|
|
BARIŞA ÇİÇEKLER: SUREN ASADURYAN VE YANSIMALAR
14.05.2010, 20:53
Anadolu topraklarının ve özellikle de yüzyıllar boyunca siyasi ve kültürel başkent olan İstanbul’un, yüzlerce yıllık bir tarih dilimi içinde “içiçe geçmiş kültürler” potası olduğu bilinir. Türk tarihinin, yüzyıllardan beridir süregelen Anadolu ve İstanbul macerası içinde Ermeniler, kültürel ve sanatsal beraberliğin zirvelerinden birini oluşturur.
İstanbul’da odaklanan Türk Musikisi geleneği içinde Bimen Şen (Derkasparyan), Hamparsum Limonciyan, Nikoğos Ağa, Artaki Candan (Terziyan) ve daha sayılamayacak kadar çok Ermeni müzisyen, “olmazsa olmaz” bir nitelik ve değer taşırlar.
|
|
SAĞLIKLI YAŞAMAK İÇİN HADİN YAYLALARA
13.05.2010, 10:07
Sıcak ve yüksek nem nefesimizi daraltır, tansiyonumuzu çıkarır, kalbimizi hızlandırır, sıkıntı verir. Oysa dağ ve yaylaların havası serindir, nemi azdır; insanı sıkmaz, bunaltmaz.
Dağ ve yaylalar sessizdir. Belki bir kuşun kanat çırpışları bozar bunu bazen, belki rüzgârda hışırdayan ağaç dalları ya da ürkmüş bir tavşanın ayak sesleri. Şehrin, insanların, trafiğin gürültüsünün yerine insanı dinlendiren, huzur veren bir sessizlik vardır yaylalarda. Gürültü, gerginlik yaratır, moral bozar, sinirlendirir insanı. Gürültü, dikkatimizi dağıtır, motivasyonumuzu bozar. Gürültü, çarpıntıya, ritim bozukluklarına, tansiyonda oynamalara neden olur. Oysa, dağlardaki, yaylalardaki sessizlik, insanı rahatlatır, huzur ve mutluluk verir. Tüm dertleri, tasaları, sıkıntıları silip süpürüverir sanki bir anda.
|
|
İLAÇ TEDAVİSİNDEN BEKLENEN FAYDAYI GÖRMEYEN ASTIMLILAR İÇİN YENİ BİR TEDAVİ UMUDU
06.05.2010, 21:17
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), tüm ilaçların azami dozlarda kullanılmasına rağmen kontrol altına alınamayan ağır astımlı hastalar için termoplasti adı verilen ilaçsız tedavi yöntemine onay verdi.
Bu onay, 297 hasta üzerinde yapılan araştırmaların olumlu sonuçlar vermesi ve önemli bir yan etkisinin de görülmemesi üzerine verildi. Bu araştırmalarda termoplasti uygulanan hastalarda astım ataklarında yüzde 32, astım sebebiyle acillere başvurmada yüzde 84, solunum sistemi belirtilerinde yüzde 73 azalma olduğu belirlendi.
Termoplasti, sürekli ilaç kullanmalarına rağmen hastalıkları kontrol altına alınamayan, sık sık acillere gitmek, hastaneye yatmak zorunda kalan, hayat kaliteleri bozulan ağır astımlı hastalar için büyük umut vaat ediyor.
|
|
AMERİKA' DA ÇOCUK MENÜLERİNDEKİ HEDİYE VE OYUNCAKLAR YASAKLANDI
04.05.2010, 01:01
Kuzey Kaliforniya’ da Santa Clara şehrindeki fast-food restaronlarda çocuk menülerinde oyuncak hediye edilmesi yasaklanıyor. Sadece bu şehir için geçerli olan karar Şehir Danışmanlar Kurulu’ nun geçen hafta yaptığı oylamada 3:2’ e oyla alındı. Belli bir miktarın üzerinde yağ, kalori, şeker ve tuz ihtiva eden menülerle beraber oyuncak verilmesine getirilen yasak, çocuklardaki obezite salgınını yavaşlatmayı amaçlıyor.
|
|
DÜNYA ASTIM GÜNÜ
02.05.2010, 12:40
4 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla Türk Toraks Derneği Astım ve Alerji Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Bilun Gemicioğlu’ nun açıklamasındaki bazı ifadeler doğrusu beni çok şaşırttı:
‘Hastalık birçok zaman kolay tedavi edilebilse de Türkiye’de bulunan 4 milyon astım hastasının yalnızca yüzde 1,25’ i hastalığını tam olarak kontrol altında tutabiliyor.
Yapılan araştırmalara göre astım hastalarının yüzde 80’i günlük yaşamlarında astım nedeniyle sıkıntı çekiyorlar.
Geçtiğimiz bir yıl içinde her 4 astımlıdan birinin hastaneye yatırılması ve neredeyse yarısının acil servise başvurması gerekmiş.’
|
|
NE SÖYLESEM NAFİLE GÖNÜL SÖZ DİNLEMEZ
30.04.2010, 10:34
Bu şarkıyı TRT-Nağme’ de Hüseyin İpek tarafından hazırlanıp sunulan ve her hafta perşembe günleri 12′ de yayınlanan ve akşam 11′ de tekrarı olan ‘Ses-Saz ve Gazel’ programında Aslı Pakalınlar’ ın sesinden dinledim. Ustanın neredeyse her bestesini bildiğimi sanırdım; yanılmışım. Bu şarkısını ilk defa duyduğumu itiraf ediyorum. Tam bir Şekip Ayhan şarkısı. Güfte de onun çoğu zaman olduğu gibi.
|
|
PLAVİX KULLANAN HASTALAR İÇİN HAYATİ UYARILAR
29.04.2010, 10:37
Son senelerde ilaç tüketimi korkunç derecede arttı. Günümüzde bırakın hastalığı olanları, sağlıklı insanların bile ilaçları var artık. Geçtiğimiz geçen sene ülkemizin ilaca ödediği para 15 milyar doları geçti ama çok ilaç içmek insanların daha sağlıklı olacakları manasına gelmiyor. Her bir ilacın yaratacağı yan etkiler yanında birden çok ilaç kullanan hastalarda ilaç etkileşimleri de çok ciddi problemlere yol açıyor. Bunun en son örneği tüm dünyada çok yaygın kullanılan iki ilacın birlikte alındığında kalp krizi ve ölümlere yol açtığının ortaya çıkması. Bu yüzden hayatını kaybedenler için yapacak bir şey yok elbette, ama bundan sonrası için tedbirli olunursa milyonlarca insanın hayatı kurtulmuş olacak.
|
|
RESTORANLARDAKİ MENÜLERDE KALORİLER DE YAZILMALI
27.04.2010, 22:12
Obama tarafından imzalanan yeni Sağlık Reformu kanununda yer alan bir hüküm obezitenin ciddi şekilde mücadele edilmesi gereken bir sağlık sorunu olduğunu göstermesi bakımından oldukça önemli. Buna göre gelecek seneden itibaren tüm eyaletlerde restoranlar menülerinde bulunan yiyeceklerin yanına kalori miktarlarını da yazmakla yükümlü olacaklar.
|
|
EMEKLİ ASKERLERİN MUHTIRASI KORKUTTU AMA…
25.04.2010, 09:27
Amerika’ da emekli general ve subayların ‘ülke güvenliğinin tehlikede olduğunu’ bildiren muhtıraları, tüm ülkede ilk anda büyük heyecan yarattı ama açıklamanın devamında bu tehdidinin sebebinin obezite salgını olduğunun ortaya çıkmasıyla Amerikalılar derin bir nefes aldı. Bu uyarı, Mission: Readiness (Misyon: Teyakkuz) adlı bir grup tarafından yapıldı. Misyon: Teyakkuz ülke sorunlarıyla yakından ilgilenen, üst düzey 130 emekli general, amiral ve subaydan oluşan bir grup.
|
|
AŞILAR ASTIMA MI YOL AÇIYOR
21.04.2010, 00:00
Yeni bir araştırma alerjiye yatkın çocuklarda hayatın ilk iki yılında tekrarlayan mide-bağırsak enfeksiyonlarının (gastro-enterit) ve hayatın ilk yılında yapılan kombine difteri ve tetanos aşılarının çocuk 6 yaşında geldiğinde astım riskini artırdığını ortaya koydu.
|
|
KÜL BULUTLARI İNSAN SAĞLIĞINI DA TEHDİT EDİYOR
18.04.2010, 01:35
Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, İzlanda’ daki yanardağ patlamasından kaynaklanan kül bulutlarının salı gününden itibaren ülkemizi de etkileyebileceği bildirildi. Bugüne kadar 9-10 bin metre yükseklikte bulunan bu bulutlarının atmosferin daha aşağı tabakalarına inmesi ve özellikle de asit yağmurlarına yol açması durumunda tabiat ve inan sağlığı için ciddi bir tehlike yaratmasından endişe ediliyor.
|
|
BU MUSİKİYE BİR CUMHURBAŞKANLIĞI FASIL HEYETİ YAKIŞMAZ MI
14.04.2010, 12:47
Akşam İstanbul’ un üzerine çökmüştü. Serhanendenin işareti üzerine Vasilaki’ nin muhteşem kürdîlihicazkâr peşrevi ile başlayan fasıl Mısırlı İbrahim Efendi’ nin ağır aksak şarkısıyla sürüyordu:
Sineler aşkınla inler, dideler mahmur olur
Sen içerken bezmimizde bâdeler hep nûr olur
Sait Halim Paşa Yalısı’ nın denize nazır salonunda sazendeler de hanendeler de başka bir coşkuyla çalıp söylüyorlardı sanki. Tanburun mızrabı gönüllere vuruyor, keman ağlıyor, viyolonsel âh ile inliyordu. Kalpler bendirin vuruşlarıyla atıyordu. Dinleyenler huşû içindeydiler.
|
|
DOĞUM KONTROL HAPI KULLANANLAR HANIMLAR DİKKAT
13.04.2010, 21:27
Bu hafta gazetelerde yer alan bir haber doğum kontrol hapı kullananan milyonlarca kadını endişeye düşürdü. Haber şöyle:
‘’İngiltere’de Jenna Morris, 10 yıl boyunca kullandığı doğum kontrol hapından dolayı hayatını kaybetti.
Ölüm, büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi. Toplardamarlarında oluşan pıhtının akciğerine gitmesi nedeniyle ölen 28 yaşındaki Morris’in Poulton kentinde yaşayan ailesi, “Evlenmeye hazırlanıyordu. Şoktayız” dedi
|
|
SPREY KORTİZON KULLANAN KOAH’LILARDA PNÖMONİ RİSKİ YÜKSEK
11.04.2010, 09:58
23.096 KOAH’ lının katıldığı uzun süreli 24 araştırmanın meta-analizinde uzun süreli kortizon kullanan hastalarda pnömoni riskinin yüksek olduğu, ancak ölüm oranları bakımından bir fark bulunmadığı belirlendi. Pnömoni riski ileri yaşta olanlarda ve ağır KOAH’ lılarda daha fazla idi.
|
|
AKCİĞER KANSERİNİN ERKEN TEŞHİSİNİ SAĞLAYABİLECEK GEN BULUNDU
09.04.2010, 09:32
Amerika’ da Boston ve Utah Üniversiteleri tarafından yapılan ve Science Translational Medicine isimli tıp dergisinde yayınlanan araştırmalarda akciğer kanserli hastalarda PI3K adı verilen bir grup genin aktifleştiğinin gösterilmesi akciğer kanserinin erken teşhisi konusunda umut verdi.
|
|
EKONOMİK KRİZ ERKEKLERİ AZDIRIYOR
05.04.2010, 23:54
Ekonomik krizin bazı insanların seks hayatını olumsuz etkilemesi elbette mümkün ama elinizde güvenilir bir araştırma olmadan bunu genel bir kural olarak söylemek de doğru değil. Ekonomik krizlerin bazıları için tam aksine ‘azgınlık’ vesilesi olması bile mümkün. Bu görüşümü destekleyen en azından iki önemli husus var:
BİR: İşi olmayan insanlar karıları veya sevgilileri ile daha uzun süre birlikte olma şansına sahip olurlar.
İKİ: Bazı insanlar ekonomik krizin moral bozukluğunu seks yaparak gidermeye çalışabilirler.
|
|
KİRLİ HAVA GÜNDE 300 SİGARAYA BEDEL
04.04.2010, 17:54
Tüm dünyada en çok rastlanan kanser türü olan akciğer kanserinin bir numaralı sebebinin sigara olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. İstatistiklere göre, sigara akciğer kanserlerinin yüzde 90’ ından sorumlu olan etken. Ancak, akciğer kanseri ile amfizem, kronik bronşit ve KOAH gibi sigarayla ilişkili hastalıklar seyrek de olsa hayatlarında tek bir sigara içmemiş insanlarda da ortaya çıkabiliyor. Bu durum bugüne kadar genetik yatkınlık, pasif olarak sigara dumanına maruz kalmak, binalarda radon gazı bulunması gibi faktörlerle açıklanmaya çalışılıyordu.
|
|
ARTIK ERKEK HEMŞİRELERİMİZ DE OLACAK
29.03.2010, 23:07
Erkek hemşire de olur mu demeyin, artık oluyor.
Anayasa Mahkemesinin, Hemşirelik Kanunu'nun 1. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "kadınlardan" sözcüğünün iptaline ilişkin gerekçeli kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı. Danıştay Onikinci Dairesi, Kamu Personel Tercih Kılavuzunda hemşire olarak yapılacak atamalarda kadın olma şartını getiren hükmün iptali istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına vararak, iptalleri için başvurmuştu.
|
|
DARISI BAŞIMIZA
28.03.2010, 01:21
Amerika’ da Temsilciler Meclisi tarafından onaylanan sağlık reformunun sadece Amerikalıları değil tüm dünyayı ilgilendiren tarafları var.
Bunlardan biri de 2011 yılından itibaren bütün ilaç, tıbbi alet ve malzeme üreticilerinin doktorlara ve eğitim hastanelerine yaptıkları ödemelerin detaylarını hükümete bildirmekle yükümlü olmaları.
|
|
KOLESTEROL İLAÇLARINDA ÖLÜM TEHLİKESİ VAR
22.03.2010, 00:44
Statinlere harcanan milyarca dolar bir tarafa bu ilaçların karaciğer hasarı, cinsel gücü olumsuz etkileme, uykusuzluk, sinirlilik, saldırganlık, hafıza kaybı, unutkanlık, intihara teşebbüs, polinöropati… gibi pek çok yan tesirleri olduğu biliniyor. Hayvan deneylerinde kanser oluşumunu artırdıkları gösterildi. Yakın zamanlarda statinlerin şeker hastalığına yol açtığı ve enfeksiyon riskini artırdıkları da bildirildi.
|
|
KOLESTEROLÜ ÇOK FAZLA DÜŞÜRMEK FAYDALI OLMADIĞI GİBİ ZARARLI BİLE OLABİLİR
19.03.2010, 01:28
ABD hükümeti tarafından finanse edilen ve yaşları 40 ile 79 yaş arasında olan 10 binden fazla şeker hastası üzerinde yapılan "Action to Control Cardiovascular Risk in Diabetes" (ACCORD) adlı araştırmanın neticeleri tıp dünyasında büyük şaşkınlık yarattı. Çünkü bugüne kadar kolesterol ne kadar düşük olursa kalp hastalıkları riskinin de o kadar az olacağı sanılırdı. Bu araştırma bu varsayımın doğru olmadığını, hatta bunun daha zararlı olabileceği gerçeğini ortaya çıkardı.
|
|
MÜNİP UTANDI VE KUY-İ HİCAZ
17.03.2010, 11:51
Münip Utandı Türk Musikisinin önde gelen yorumcularından biri. Bekir Sıtkı Sezgin, Kâni Karaca, Alâeddin Yavaşça klâsik üslubunu günümüzde sürdüren sanatkârların başında geliyor.
Bugüne kadar Aynalıkavak’ tan Kalamış’ a, Bitmese Sevgi, Gidem Dedim, Boğaziçi, Fikrimin İnce Gülü… gibi pek çok albüm yayınlayan Münip Utandı’ nın son albümü Kuy-i Hicâz Türk Musikisinin en büyük bestekârlarından biri olan İsmail Dede Efendinin eserlerinden oluşuyor.
|
|
14 MART TIP BAYRAMI KUTLAMALARI ÜZERİNE…
15.03.2010, 23:55
Dün 14 Mart Tıp Bayramı idi. Medyadaki haberlere göre ülkemizin çeşitli şehirlerinde çeşitli kutlamalar ve etkinlikler yapılmış.
Ben bunlar içinde, biri ülkemizin en doğusunda biri en batısında yer alan iki güzel şehrimizde yapılan, birbirine ancak bu kadar zıt olabilecek iki toplantıdan bahsetmek istiyorum.
|
|
BİR YEMİN ETTİM Kİ... DÖNEMEM!
14.03.2010, 00:30
Sağlıkta Haklar Sempozyumu ve Çalıştayı' nda konuşan Dr. Ümit Naci Gündoğmuş, "Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de sağlığın ticarileşmesi ciddi bir sorun olarak hekim-hasta ilişkilerini belirliyor" diye konuşmuş.
Hastalarla yüz yüze görüşülerek yapılan bir araştırmada 613 hastadan 418'inin yani yüzde 70'inin ameliyat öncesinde doktorlara bıçak parası ödediği ortaya çıktığına dikkat çeken Doç.Dr. Gündoğmuş, şöyle devam etmiş:
|
|
KEMİKLERİ KUVVETLENDİRMEK İÇİN KULLANILAN İLAÇLAR TAM AKSİNE KEMİKLERİ ZAYIFLATIYOR MU?
11.03.2010, 22:46
Tüm dünyada müthiş bir ilaç israfı var. Milyonlarca insan etkinlikleri kesin olarak kanıtlanmamış veya uzun dönemde ne gibi riskleri oldukları tam olarak bilinmeyen ilaçları peynir ekmek gibi tüketiyor. Şu günlerde bu bakımdan suçlanan ilaçlardan biri de osteoporoz tedavisinde kullanılan ve ‘bifosfonatlar’ adıyla bilinen ilaçlar. Bifosfonatlar dünyada ve ülkemizde Fosamax,Actonel,Boniva, Reclast gibi isimlerle satılıyor. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizde de menopoz döneminde olup da bu ilaçları almayan hanım neredeyse yok desem,inanın abartmış olmam.
|
|
GÖZLER ALTINDAKİ MOR HALKALAR
10.03.2010, 01:37
Gözler altındaki mor halkalar Cahit Sıtkı Tarancı’ nın da 35 Yaş şiirinde dile getirdiği gibi çoğu zaman yaşlanmanın bir belirtisi olarak bilinir.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
|
|
BİTKİSEL İLAÇLAR İÇİN ACİL DÜZENLEME ŞART
05.03.2010, 11:58
Son zamanlarda bitkisel ilaç modası var. Peynir ekmek gibi tüketilen bitkisel ilaçlarda büyük bir denetimsizlik, başıbozukluk ve müthiş bir soygun söz konusu. İnsanlar tüm dünyada olduğu gibi bizde de bitkisel ilaçlar üzerinden feci şekilde aldatılıyor. Bunların çoğu sadece paralarından değil sağlıklarından da oluyorlar.
Bu sözde ilaçlarla ilgili olarak bilinmesi gerekenler çok önemli gerçekler var:
|
|
MESTANE NİGAH ŞUH DURUŞUN CANA CAN KATAR
02.03.2010, 01:31
Bu şarkıyı Alaeddin Yavaşça’ nın doğum günü dolayısıyla TRT tarafından İstanbul Radyosu Mesut Cemil Stüdyosunda düzenlenen özel gecede Güler Basu Şen’ in sesinden dinledik. Kürdilihicazkar makamındaki eseri hemen herkesin ilk defa duyduğunu ve herkesin çok beğendiğini sanıyorum. Şarkının güftekarı Hoca’ nın bir çok şiirini bestelediği yakın arkadaşı Dr. Rahmi Duman.
|
|
ADINDA BİLE MEYMENET OLMAYAN İLAÇLARLA İLGİLİ BİRKAÇ SORUM VAR
01.03.2010, 11:31
Geçen hafta Sağlık Bakanlığı bitkisel içerikli cinsel güç artırıcı beş ilacın piyasadan çekilmesine karar verildiğini açıkladı. İl sağlık müdürlüklerine gönderilen yazıda, ilaçların içinde beyan dışı sentetik madde bulunduğu, ürünlerin ölümlere bile sebep olabileceği bildirildi. İsminde bile meymenet olmayan bu sözde ilaçlar şunlar: Sir Hunter, Romeo-Juliet, Zirool, Grinex ve EFR-X.
|
|
SAĞLIK BAKANLIĞINI UYARIYORUM
24.02.2010, 17:25
Uzun etkili nefes açıcı ilaçların astım teşhisi konan ‘her hastaya’ sürekli olarak kullanması gerekir diye rapor verilmesi kesinlikle önlenmeli. Bu sadece astımlıların sağlığını tehlikeye atması bakımından değil, çok ciddi ekonomik kayıplara yol açtığı için de çok önemli.
Ey Sağlık Bakanlığı yetkilileri, bana kulak asmadığınızı biliyorum, ama lütfen hiç değilse FDA’ nın uyarılarını dinleyin ve ilaç endüstrisinin bizi daha fazla soymasına izin vermeyin.
|
|
ÇİNKO HAPLARI GELİŞİ GÜZEL KULLANILMAMALI
22.02.2010, 12:05
New York Times’ ta, dünyanın önde gelen ilaç üreticilerinden GalxoSmithKline’ nin, Poligrip isimli ürününün yapım ve dağıtımını durduğunu bildiren haberi okurken, hastalarına bilinçsizce ilaç ve besin destekleri yazan doktor ve diyetisyenleri hatırladım. Bu haber vitamin, mineral, antioksidan gibi zararsız oldukları sanılan ‘doğal beslenme ürünlerinin’ gelişi güzel kullanılmasının ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteren iyi bir örnek.
|
|
SİLEMEM BİR GÜN HAYALİMDEN O DİLBER KADINI
21.02.2010, 00:36
Güftesi Nahit Hilmi Özeren' e bestesi Rakım Elkutlu' ya ait olan bu uşşak şarkıyı ilk defa geçen hafta Nurettin Çelik' ten Victoria meyhanesinde dinledim. Nurettin Çelik giderek yozlaşmakta olan musikimizin fasıl formunun en önemli icracılarının başında geliyor.
Serhanende Nurettin Bey bu eseri o gece Dede Efendi’ nin Pür ateşim açtırma sakın ağzımı zinhar esriyle başlayan muhteşem uşşak faslında okudu. Bu çok zarif şarkıyı bilmeyen musikiseverlere hatırlatmak istedim.
|
|
PANDEMİ BİLİM KURULUNDAN BEKLEDİKLERİMİZ
15.02.2010, 19:58
Domuz gribi salgınından bilim dünyasının alacağı pek çok ders var. Salgının en korkutucu yanı, önceki grip salgınlarından farklı olarak ölüm oranlarının gençlerde, sağlıklı insanlarda ve hamilelerde yüksek olmasıydı. Ölen kişilerin sayısını îlan etmek marifet değil; asıl bunun sebeplerinin ortaya konması lazım. Önümüzdeki senelerde daha doğru sağlık politikalarının uygulanabilmesi için bazı soruların cevaplarının mutlaka net olarak bilinmesi gerekiyor.
|
|
DOMUZ GRİBİ AŞISI İÇİN DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜNÜN YAPMASI GEREKEN ÖNEMLİ BİR ŞEY VAR
08.02.2010, 12:10
Dünya Sağlık Örgütü’ nün domuz gribi ile ilgili tahminleri de SARS ve kuş gribinde olduğu gibi doğru çıkmadı. Bu kötü senaryoların gerçekleşmemesi elbette sevindirici, ama DSÖ’ nün telafisi çok zor, büyük bir itibar kaybına uğradığı da bir gerçek. DSÖ, aşı üreticilerinin oyununa geldi ve neticede de yalancı çoban pozisyonuna düştü. Korkum o ki önümüzdeki senelerde gerçek bir pandemi çıktığında kimse DSÖ’ nü de uyarı ve tavsiyelerini de takmayacak.
|
|
TAMİFLU DÖKTÜM YOLLARINA
31.01.2010, 01:09
Muteber tıp dergilerinden British Medical Journal’ in (BMJ) son sayısında Zosia Kmietowicz imzalı haberi okurken Tarkan’ ın bir zamanlar çok meşhur olan ‘Gül döktüm yollarına’ şarkısını hatırladım.
Habere göre, İşçi Partisi milletvekili Paul Flyyn, 20 ocakta Avam kamarasına bir önerge vererek domuz gribi paniğinden geriye kalan Tamiflu tabletlerinin buzlu yollara dökülmesini teklif etmiş.
|
|
BAYRAM DEĞİ SEYRAN DEĞİL, RAHİM AĞZI KANSER AŞISI NEDEN YARI YARIYA UCUZLADI?
28.01.2010, 18:28
Milliyet gazetesinde yer alan habere göre GlaxoSmithKline
firması halk arasında rahim ağzı kanseri aşısı olarak bilinen HPV aşısının fiyatını 250 liradan 130 liraya indirmiş. Aşı üç doz yapıldığına göre firma kişi başına 360 liradan vazgeçmiş oluyor.
Önce firmayı kadın sağlığına gösterdiği bu muazzam ‘hassasiyetten’ ! ötürü tebrik edelim ama aşıyı daha önce yüksek fiyattan alıp yaptıranlara aradaki farkı iade etmeli ki yaptığı ‘mevsim sonu indirimi’ değil, gerçek bir ‘fedakârlık’ olsun.
Şimdi de soralım: Bayram değil seyran değil, bu yarı yarıya ucuzluğun sebebi nedir? Yoksa domuz gribi aşıları gibi rahim ağzı kanseri aşıları da satılmadı da bunları bir an önce elden çıkaralım politikası mı uygulanıyor?
|
|
SOĞUKTAN DONMAMAK İÇİN!
27.01.2010, 15:17
Sibirya soğukları özellikle büyük şehirlerde yaşamımızı ciddi şekilde etkiliyor. Sıcak evlerinde oturanlar karın ve kışın keyfini çıkarıyor olsalar da, dışarı çıkmak ve özellikle de açık havada çalışmak zorunda olanları ciddi sağlık problemleri bekliyor.
Soğuğa maruz kalanlarda en çok görülen acil durumlar soğukta kalan organların özellikle el ve ayak parmaklarının, yüz, burun ve kulak gibi organlarda görülen soğuk ısırması ve lokal donmalar ile tüm vücudun etkilendiği hipotermi, yani vücut ısısının düşmeye başlamasıdır.
|
|
İSTANBUL KÜLTÜR BAŞKENTİ OLDU AMA...
20.01.2010, 14:09
İstanbul’ un Kültür Başkenti ilan edildiği şu günlerde bir okuyucumdan aldığım mektup bu sahada katedeceğimiz mesafenin ne kadar büyük olduğunu gözler önünen seriyor. Dilek Taşçı’ nın mektubunu aynen yayınlıyorum.
|
|
NEDEN SİGARA İÇİYORUZ, NEDEN BAĞIMLI OLUYORUZ
18.01.2010, 00:27
Tiryakilerin büyük çoğunluğu sigaraya gençlik, hatta bazen çocukluk döneminde başlarlar. İlk sigarasını ileri yaşlarda içip de sigaraya bağımlı hâle gelenlerin sayısı çok daha azdır. Bunun için de sigara endüstrisi neredeyse tüm enerjisini gençleri sigaraya başlatmak için harcar.
Herkesin sigaraya başlamada kendine göre farklı sebepleri vardır. Bu, bazen büyüdüğünü ve artık özgür olduğunu çevresine gösterme arzusudur. Bazen özentidir. Bazen arkadaşlarının çoğu içtikleri için onların arasında yer edinmek veya dışlanmamak içindir. Bazen bu nasıl bir şeymiş ben de deneyeyim merakıdır. Bazen sigara içen ünlü kişilere benzeme veya kendini onlarla özdeşleştirme hevesidir. Bazen de sigara reklâmlarından etkilenme sonucudur.
|
|
SİGARA İÇENLER, BU YAZI SİZİN İÇİN
12.01.2010, 19:27
Mâlûm, sigara pek çok hastalığa yol açıyor, ama bunlar içinde en önemlisi akciğer kanseri. Çünkü bu hastalığın teşhisi çoğu zaman gecikiyor ve ölümcül olma ihtimali de bu yüzden oldukça yüksek.
Akciğer kanseri hangi belirtilerle ortaya çıkıyor, erken belirtisi var mı, ne zaman doktora başvurmalı?
Akciğer kanserinin en önemli özelliği, hastalık için tipik ve erken bir belirtinin olmamasıdır. Hastaları doktora götüren kanama, ağrı, nefes darlığı, ses kısıklığı gibi şikayetler ilerlemiş evrede ortaya çıkmaktadır. Bazı hastaların tanı konduğunda hiçbir yakınması da olmayabilir. Bunlar, başka bir sebeple çekilen akciğer röntgeninde saptanan bulgularla tanı konan hastalardır.
Akciğer kanserinin belirtileri, tümörün yerleşim yerine ve hastalığın yaygınlığına bağlı olarak değişir. Bazı hastalar, tümörün kendisinin değil de, sıçramasının neden olduğu belirtilerle doktora başvurabilirler.
|
|
KIŞ GELDİ, FİRAK AÇMADADIR SİNEME YÂRE
04.01.2010, 20:40
Tam da artık domuzdan, domuz gribinden, pandemiden, yoğun bakımdan, aşıdan, Tamiflu’ dan kurtulduk derken, bu sefer de soğuklara yakalandık. İçimiz dışımız, alçak basınçla, karla, rüzgârla, poyrazla, karayelle, donla, buzlanmayla doluverdi.
Gelin bugün meteorolojininkilere değil de şiirlerimizdeki, şarkılarımızdaki kışlara, rüzgârlara, karlara bakalım. Görsün, şu bizi iliğimize kadar üşüten, kanımızı donduran soğuklar, şairlerimizin ne mısraları, bestekârlarımızın ne nağmeleri varmış.
Görsün de kıskansınlar.
|
|
NE YANİ, BEN DE MUAYNEHANEMİ SÜPERMARKETE TAŞIRIM
01.01.2010, 13:05
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile eczacılar arasında anlaşmazlık sürerken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yeni bir ‘One Minüt’ çıkışı yaptı.
Eczanelere SGK ile tek tek masaya oturması için 15 Ocak’a kadar süre tanıdıklarını ifade eden Başbakan, ayrıca ilaç satışını market ve süpermarketlere taşıyacak yeni bir çalışma yaptıklarını açıkladı.
Başbakanın bu çıkışla söylemek istediği iki önemli şey var:
Başbakan önce eczacılara gözdağı veriyor. SGK ile teker teker anlaşmazsanız ocağınıza incir dikerim; aklınızı başınız alın diyor.
İkinci ve asıl önemlisi ise ‘marketlerde ilaç satışı’ sözü ile ‘tezgâh üstü ilaç’ kavramını gündeme getiriyor ve ilaç reklâmının da önünü açıyor.
|
|
ŞİMDİ SIRA KEÇİ GRİBİ’ NDE
30.12.2009, 01:13
Hollanda’ da bu sene 2 binden fazla insanı hasta eden ve bunların 6’ sının da ölümüne yol açan keçi gribinin domuz gribi gibi dünya çapında bir salgına dönüşmesinden endişe ediliyor.
Hollanda’da, Tarım ve Sağlık Bakanlıklarının aldıkları kararla hastalığa yakalanan keçilerin itlafına başlandı. Brabant bölgesinde hastalığın tespit edildiği üç çiftlikte bulunan yüzlerce keçi iğneyle öldürüldü. İtlaf işleminin ülkenin diğer bölgelerinde bulunan çiftliklerde de devam ettiği ve kısa zaman içinde yaklaşık 40 bin keçinin aşılanarak öldürülmesinin planlandığı belirtildi.
Keçi gribi Hollanda ile sınırlı değil. Komşu ülke Almanya’ da da hastalığın şimdiden 200’ e yakın insana bulaştığı ve bunların 2’ sinini de öldüğü bildiriliyor. Belçika’ da da 2 çiftlikte keçi gribine rastlandı.
Keçi gribinin domuz gribi gibi tüm dünyaya yayılıp yayılmayacağı önümüzdeki aylarda ortaya çıkacak. Tarım ve Sağlık bakanlıklarının şimdiden gerekli önlemleri alması gerekiyor.
|
|
DOMUZ GRİBİ DEĞİL TALİH KUŞU GRİBİ
23.12.2009, 00:43
Sağlık Bakanlığı’ nın bugünkü açıklamasına göre bizde 4 milyon insanın domuz gribi geçirdiğinin tahmin edildiği bildirildi. Bu 4 milyon kişiye domuz gribi geçirdi yerine başlarına talih kuşu kondu demek pek de yanlış olmaz. Bakın neden?
BİR: Sayın H1N1’ in öldürücülüğü en azından mutad gribinki kadar olmuş olsaydı bugüne kadar 10 bin değil 100 bin kişi ölmüş olacaktı. 1918 senesindeki İspanyol Gribi salgınına yol açan H1N1 kadar olsaydı on milyonlarca insan dünya değiştirecekti.
İKİ: Bazı epidemiyologlara göre önümüzdeki kış mevsiminde her sene hastalık yapan mutad grip virüsleri ortaya çıkmayacak veya çıksalar da çok etkili olmayacaklar. Bu sayede her sene 250 bin-500 bin insanın ölümüne yol açan bir hastalıktan korunmuş olacağız.
|
|
SAYIN H1N1 VİRÜSÜNE NOBEL EKONOMİ ÖDÜLÜ VERİLMESİNİ TEKLİF EDİYORUM
21.12.2009, 11:43
Domuz gribi salgınının tıbbi tarafı kadar ekonomik tarafının da mutlaka ciddi şekilde tartışılması gerektiği kanaatindeyim. Sağlıkla ilgili bir olaya sadece tıp penceresinden bakarak karar verildiği zaman yanılma ihtimali yüksek oluyor. Hem sağlınızdan hem paranızdan olmanız işten bile değil!
Çünkü ‘Tıp artık sadece tıp değil’; tıbbın içinde politika da ekonomi de var. Sağlık günümüzün en çok kâr getiren sektörlerinin başında geliyor.
‘Tıp ahlâktan soyulduğunda, yeryüzünün en soysuz ticarî vasıtalarından biri olmaya adaydır.’ diyen Prof. Dr. Kemal Sayar bu sözlerinde ne kadar da haklı.
Domuz gribi salgını da aklını kullananlar için bulunmaz bir fırsat oldu. H1N1 virüsünün biyolojik bir silah olup olmadığını bilemem ama ‘etki gücü çok yüksek ekonomik bir silah’ olarak kullanıldığından şüphem yok.
|
|
NE ZAMAN ADAM OLURUZ
18.12.2009, 00:59
Domuz gribi aşılarına dünyanın gösterdiği bu ilgisizlik bence mutlaka sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir durum; bundan çıkarılacak çok önemli dersler olmalı.
Bu olayın temelinde yatan sebeplerin başında dünyanın ‘ilaç ve aşı endüstrisine karşı duyduğu güvensizliğin’ geldiği kanaatinde olduğumu defalarca söyledim; duymayanlar için tekrarlıyorum.
Bir başka üzerinde durulması gereken şey de ‘reyting ve tiraj peşindeki medyanın’ ve Sağlık Bakanlığı’ nın sorumsuz haber ve açıklamaları. Bu iki kurumun da artık insanları korkutarak ve tehdit ederek bir yere varamayacaklarını öğrenmeleri gerekiyor.
16 aralık tarihli Habertürk gazetesinin manşeti aynen şöyle: HAMİLE AŞISINDA ETKİ SORUNU ÇIKTI. TÜRKİYE’ NİN DE HAMİLELER İÇİN FRANSIZ FİRMASINDAN SATIN ALDIĞI 100 BİN DOZ DOMUZ GRİBİ AŞISI, ABD’ DE YAPILAN TESTLERDE ‘ETKİSİZ’ ÇIKTI.
|
|
GRİP GEÇİRMEK Mİ AŞI OLMAK MI: İŞTE BÜTÜN MESELE BU!
13.12.2009, 19:33
Sağlıklı insanların yaşları ne olursa olsun grip aşısı olmalarını gerekli bulmuyorum. 55 yaşındayım, bugüne kadar hiç grip aşısı olmadım.
Bunun birkaç sebebi var:
BİR: Grip sağlıklı insanlar için tehlikeli bir hastalık değil;
ölüme yol açmıyor.
İKİ: Grip aşıları sadece belirli bir tip grip virüsüne karşı ve
üstelik de geçici bir süre bağışıklık sağlıyor. Bunun için de her sene tekrar aşı olmak gerekiyor.
ÜÇ: Grip gibi hastalıklar insanların sağlıklarının kıymetini bilmeleri bakımından da faydalı olabilir.
DÖRT: Üstelik grip olunca öğrenciyseniz okulu kırmak, çalışıyorsanız en azından birkaç gün işe gitmemek için de bulunmaz bir fırsat ortaya çıkıyor.
Sizin de ‘Daha ne olsun’ dediğinizi duyar gibiyim.
|
|
TAMİFLU’YU İÇELİM Mİ BEKLEYELİM Mİ ?
09.12.2009, 21:21
Tamiflu, domuz gribi tedavisinde elimizdeki en önemli iki antiviral ilaçtan biri. Antiviral ilaçlar temelde iki amaçla kullanılıyor. Birincisi profilaktik olarak, yani hasta bir kişi ile temas etmiş olan ama henüz hastalık belirtisi göstermeyen kişileri korumak için. İkincisi ise, virüs bulaşan kişilerde gribe bağlı zatürree ve diğer komplikasyonları önlenmek için.
Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (CDC), eylül ayında yayınladığı raporda antiviral ilaçların sadece hastaneye yatırılmayı gerektirecek kadar ağır hastalık tablosu gösteren hastalarla, grip komplikasyon riski yüksek olanlara verilmesini, sağlıklı olan ve ağır hastalık belirtisi göstermeyen kimselere verilmemesini istedi.
Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) de, antiviral ilaçların profilaktik olarak kullanılmasına karşı idi. Hatta domuz gribi olan bir kişiyle yakın temasta bulunan ve komplikasyon riski yüksek olanlara bile hemen antiviral tedavi başlanmasını uygun bulmuyor, bunların yakından takip edilmelerini ve ancak hastalık belirtileri başladığında ilaç kullanılmasını tavsiye ediyordu.
|
|
ELDE KALAN DOMUZ GRİBİ AŞILARI NE OLACAK?
08.12.2009, 11:48
Bence domuz gribi aşısına gösterilen ilgisizliğin temelinde tüm dünyanın, ilaç endüstrisinin hegemonyası altındaki ‘modern tıbba duyduğu güvensizlik’ yatıyor. Toplum Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’ nün kararlarına da şüpheyle yaklaşıyor.
En büyük ilaç üreticilerinin ‘bilim dünyasını açıkça aldatmak ve bilimsel gerçekleri gizlemek’ gibi taammüden adam öldürmekten farksız suçlamalar ile açılan davalarda cezalandırıldıkları bir dünyada insanları ‘korku’ ve ‘tehditlerle’ bir yere kadar kandırabilirsiniz.
Deniz bir gün biter, yalancının mumu bir gün söner: Tüm dünya bu yapılanların bir ‘grip aşısı pazarlama kampanyası’ olduğunu düşünüyor.
Dünya şimdi elde kalacak olan milyonlarca doz aşının ne olacağını merak ediyor. Focus’ a göre 50 milyon doz aşı siparişi veren Almanya şimdiden bunların bir kısmını satabileceği pazar aramaya başlamış. Bence bu işin tek bir çaresi var:
|
|
HAİN KURTTAN KORKMAYANLAR DOMUZ GRİBİNDEN KORKMALI MI
05.12.2009, 09:50
Bundan önce ‘Domuz gribinden korkmuyorum, çünkü…’ diye başlayan bir yazı yazmış ve bunun bilimsel gerekçelerini açıklamıştım.
Bugün ise domuz gribinden duyduğum endişeleri ve bunun sebeplerini anlatmak istiyorum.
Domuz gribinden korkuyorum, çünkü…
BİR: Bugüne kadar hiçbir insanın bağışık olmadığı, insandan insana kolay bulaşan bir grip virüsünün yaptığı bir pandemi ile karşı karşıyayız. Tek başına pandemi yani dünya çapında salgın ifadesi bile korkmak için yeterli olabilir.
İKİ: Bu virüs, yani H1N1 virüsü mutad gribe göre daha düşük oranda olsa da ölümlere yol açıyor. Şayet salgın mutad gripten farklı olarak çok daha fazla insana bulaşırsa ölen insanların sayısı da elbette çok yüksek olabilecek.
ÜÇ: Bu aşamada H1N1 virüsünün bulaşıcılığı mutad gripten daha fazla ama gene de çok yüksek değil. Virüsünün mutasyon göstererek daha bulaşıcı bir özellik kazanması mümkün olabilir.
|
|
SİZ DE BANA KATILIN
02.12.2009, 23:38
Hatırlarsanız, bundan birkaç ay önce domuz gribinin hac ibadeti için Suudi Arabistan’ a gidecek Müslümanlar arasında büyük bir salgına yol açmasından ciddi endişe duyuluyordu. On binlerce hacının domuz gribine yakalanması, binlercesinin ölümü ihtimalinden söz ediliyordu.
Çünkü dünyanın dört bir tarafından bu ülkeye akın edecek yüz binlerce hacı adayı birkaç hafta boyunca otellerde, camilerde ve diğer kutsal mekânlarda (özellikle üç gün boyunca Mina’ da kalacakları çadırlarda) birbirleri ile çok yakın temas içinde olacaklardı. Bu da grip virüsü gibi özellikle solunum ve yakın temas yoluyla bulaşan bir mikrop için bulunmaz bir fırsattı.
Sağlık Bakanlığımız da bu ihtimali önemseyerek ilk gelen aşıların risk grubunda yer alan hastalardan önce sağlık personeli ile hacı adaylarına yapılacağını duyurmuştu.
|
|
NE OLUR AKŞAMLARI GELSEN OTURSAN YANI BAŞIMA
30.11.2009, 22:21
Kader Akbaş Eşin Kanal 24’ de birbirinden güzel musiki belgeselleri yapmaya devam ediyor. Bir Şarkısın Sen’ de şarkıların hikâyelerini dinlemiş, bestekârlarımızı tanımıştık. Kader Akbaş hâlen devam etmekte olan Bizden Nağmeler’ in de yapımcısı. Dr. Adnan Çoban’ ın sunduğu program her cumartesi 22:15’ de ekranlara geliyor. Türk musikisi sevenlere hararetle tavsiye ediyorum.
Bu akşam da Kanal 24’ de gene bir Kader Akbaş yapımı olan Gönüller Sultanı Gönül Akkor isimli bir belgesel izledik. Genç neslin muhtemelen adını bile bilmediği Gönül Akkor Türk müziğinin önemli seslerinden biri. Gönüller Sultanı tanımlaması da onu çok iyi anlatıyor.
Gönül Akkor benim gençliğimin önde gelen seslerinden biriydi. Birçok şarkıyı onun sesinden dinledik sevdik. Benzeri olmayan çok farklı bir gırtlağı vardı. Belki onun sesini en iyi ‘buğulu ses’ ifadesi ile tanımlayabilir.
|
|
GRİP AŞISI ASTIMLI ÇOCUKLARDA NE KADAR ETKİLİ?
29.11.2009, 11:26
Çocuklardaki astım krizlerinin bir numaralı sebebi solunum yollarının virüslerin sebep olduğu iltihaplarıdır. Grip de bu gruptan bir iltihaptır, dolayısıyla gribin de astım ataklarına yol açması sürpriz bir olay değildir.
Bu düşünceden yola çıkılarak 6 aylıktan büyük tüm astımlı çocuklara her sene düzenli olarak grip aşısı olmaları tavsiye edilir (The National Asthma Education and Prevention Program).
Grip aşılarının astımlı çocuklarda koruyucu olduğunu gösteren araştırmalar olduğu gibi tam aksine aşının astım ataklarını tetikleyebileceği (ve hatta olumsuz etkileri olabileceği!) sonucuna varan araştırmalar da vardır.
|
|
DOMUZ GİRİBİ AŞISINA EVET Mİ HAYIR MI
24.11.2009, 22:03
Yanlış, maksatlı ve dayatmacı ilaç ve aşı politikalarını ‘şiddetle’ ve bazen de ‘hiddetle’ eleştirdiğim için toplumda ‘ilaç karşıtı’ ve ‘aşı karşıtı’ biri olarak tanınıyorum. Medya âlemi de beni domuz gribi aşısı karşıtı olarak biliyor.
Bunun sebebi büyük ölçüde aylarca önce yazdığım ve internet aracılığıyla geniş kitlelere yayılan ‘Domuz gribi aşsısındaki gizli tehlike’ başlıklı yazım. Bu yazımda aşılara eklenen skualen isimli maddenin bir takım yan etkileri olabileceğini kışkırtıcı ifadelerle dile getirmiştim.
Can Dündar da NTV’ deki ‘Canlıgaste’ programına beni ‘domuz gribi aşısı taraftarı’ Prof. Dr. Selim Badur’ un karşısına ‘domuz gribi aşısı karşıtı’ olarak çağırdı.
|
|
DOMUZ GRİBİNDEN KORKMUYORUM. ÇÜNKÜ…
22.11.2009, 16:08
Malumunuz, tüm dünyada domuz gribi aşılarına karşı müthiş bir güvensizlik var. Risk grubunda olanlar bile aşı olma konusunda büyük tereddüt içindeler.
DSÖ de domuz gribi aşılarının büyük bir kısmının elde kalacağını şimdiden görüyor. Korkutmalar da işte bunun için. Ama bu tür ‘aba altından sopa göstermelerin’ aşı olmayı teşvik etmeyeceğini hatta tam aksine aşıya karşı tepkileri artırabileceğini de hesaba katmak lazım.
Tabii ki önümüzdeki aylarda hastaların ve ölenlerin sayılarının artması çok muhtemel. Çünkü grip salgınları asıl aralık hatta ocak ayından sonra görülüyor. Ancak şu andaki verilere göre bunun her sene görülen salgınlar kadar öldürücü olması adeta imkânsız gibi görünüyor.
Domuz gribinden korkmamak için pek çok sebep var.
|
|
MAKAM FARKI
20.11.2009, 22:42
Türk musikisi tutkunu iseniz NTV Radyo’ da iki usta gazeteci Mehmet Barlas ve Oğuz Haksever’ in hazırlayıp sundukları ‘MAKAM FARKI’ isimli programı kaçırmamanızı tavsiye ederim. Bir saat süreli programda lezzetli bir sohbet yanında musikimizden seçkin yorumlar da yer alıyor.
Bu akşam Makam Farkında ilk bölüm Alâeddin Yavaşça’ ya ayrılmıştı.
Orhan Nasuhioğlu Alaeddin Yavaşça’ yı şu dörtlükte ne güzel anlatıyor:
Tıpta sahib-i hazakat musikide misli yok/
Besteler karlar semailer okurken misli yok/
Ruhnüvazdır pek güzeldir yaptığı tüm şarkılar/
Alaeddin Yavaşca vardır amma misli yok.
Mehmet Barlas’ ın haklı olarak ‘yaşayan bir klâsik’ olarak tanımladığı büyük bestekâr ve yorumcu Alâeddin Hocanın eserlerinden örnekler dinledik.
|
|
GRİP SALGININDA HANGİ MASKE NE KADAR İŞE YARIYOR
15.11.2009, 12:23
Bugünlerde sokakta, taşıt araçlarında, kapalı mekânlarda pek çok insan maske takarak dolaşıyor. Amaç domuz gribi virüslerinden korunmak. Bunlar işe yarıyor mu, çeşitleri var mı, ne zaman kullanılmalı, ne kadar süre takılmalı, tekrar kullanmak doğru mu?.. gibi sorulara cevap arıyorsanız yazımı okumalısınız.
|
|
YENİ ÇEVRE SORUNUMUZ
14.11.2009, 09:03
Son senelerde tanımaya başladığımız çevre sorunlarından biri de henüz genel kabul görmüş bir tarifi de büyüklüğünü değerlendirmemizi sağlayacak bir ölçüsü de olmayan görüntü kirliliğidir.
Bu yeni çevre kirliliği türü basitçe tabiatın ve çevrenin insan eliyle oluşturulan değişikliklerinin göz zevkimiz bozması ve bundan bir takım ruhsal sıkıntılar duymamız şeklinde tanımlanabilir.
Görüntü kirliliği çoğu zaman gelip geçici bir rahatsızlık veya mutsuzluk duygusuna sebep olsa da bunun bazen ciddi ve kalıcı ruhsal rahatsızlıklara yol açabileceğini ileri sürenler de var.
|
|
SAĞLIK BAKANI OLSAYDIM!
13.11.2009, 00:01
Sağlık Bakanı olmuş olsaydım, herhalde dünyanın hemen her gelişmiş ülkesinin satın aldığı domuz gribi aşısına benim de ‘kaçınılmaz olarak’ talip olmuş olacağımı açık yüreklilikle ‘itiraf ediyorum’.
‘Ne oldu sen de mi döndün’ demeyin. Evet, bu aşıları Sağlık Bakanı olarak ben de mutlaka alırdım. Alırdım ama halkıma da -onları ‘korkutmadan’ - şu açıklamayı yapardım:
“Ey halkım. Dünya Sağlık Örgütü’ nün kuzey yarı küre için ‘domuz gribi salgını’ iddiası var ama bu salgının ne büyüklükte olacağı, hangi ülkelerin ne oranda etkilenecekleri şu anda belli değil. Hastalığın çoğu zaman hafif, hatta bazen farkına bile varılmadan atlatılabileceğini, genel ölüm oranının on binde 2-3 olduğunu da biliyoruz. Ama şöyle de bir gerçek var: Domuz gribi önceki grip salgınlarının aksine sağlıklı gençlerde, obezlerde ve hamilelerde daha çok ölüme sebep olabiliyor. Bu yüzden bugüne kadar tüm dünyada 6 bin kişi öldü.
|
|
DOMUZ GRİBİ Mİ MEVSİMSEL GRİP Mİ TEHLİKELİ?
11.11.2009, 12:04
Senaryolara çok meraklı bir Sağlık bakanımız var. Benim gibi kahvelerde tavla, pişti oynayarak vakit geçiren ‘emekli profesör’ olsa mesele olmayacak ama sorumluluğu ve yaptırım gücü olan bir mevkide olunca iş değişiyor.
Domuz gribinde tehdit ve korkutmalarla dolu senaryosuna ilk ciddi tepki ‘One minüt’ benzeri bir çıkışla Başbakan Erdoğan’ dan geldi: ‘Sağlık Bakanımla aynı şekilde düşünmüyorum. Ben aşı olmuyorum. Kimseyi de zorlamayın’ dedi.
|
|
KORKUTMA VE TEHDİTDLE AŞI KAMPANYASI YÜRÜMEZ
08.11.2009, 11:35
Hatırlarsanız Sağlık Bakanı domuz gribi aşısının yan etki ve riskleri ile ilgili endişelerini dile getiren bilim adamlarını "Yarın bir vatandaşım bana gelsin desin ki ’Ben televizyondan falanca kişiyi dinledim, etkilendim, onun için astımlı çocuğuma aşı yaptırmadım ve öldü’, ben Sağlık Bakanı olarak suç duyurusunda bulunacağım. Zaten bana lüzum yok. Vatandaşım kendisi suç duyurusunda bulunur.’ sözleriyle tehdit etmişti.
Milliyet gazetesinde Günel Cantak’ ın ‘Korkutan Yan Etkiler’ başlıklı haberini okuyunca ‘Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ demeden kendimi alamadım.
|
|
DOMUZ GRİBİ AŞISINDAN NE BEKLİYORUZ
05.11.2009, 08:22
Domuz gribi aşısı ile 10-15 bin sağlıklı gönüllü üzerinde yapılan araştırmalarda 2-3 hafta sonra H1N1’ e karşı yeterli antikor oluştuğu gösterilmiştir. Bu aşı risk grubunda olan kişilerde henüz denenmiştir.
Çok sayıda sağlıklı insanın aşılanmasının sebebi hem bu kişileri korumak ve hem de salgının yaygınlığını azaltarak riskli kişilere virüs bulaşmasını önlemektir.
Domuz gribi aşısının risk grubunda yer alan bağışıklığı baskılanmış kişilerde ne ölçüde koruyucu olacağı meçhuldür.
Şu günlerde domuz gribi yüzünden ölen kişilere şayet daha önce aşı yapılabilmiş olsaydı belki bu kişilerin bir kısmı bundan fayda görebilecek ama bir kısmı gene de kaybedilebilecekti.
|
|
GRİP HESABINDA BİR GARİPLİK VAR
02.11.2009, 01:44
Sağlık Bakanı Recep Akdağ Hürriyet’ ten Eyüp Can’ ı arayarak domuz gribi ve aşısı ile ilgili bilgiler vermiş.
Eyüp Can’ ın bir sorusu ve Bakanımızın verdiği cevap aynen şöyle:
‘’Fakat buna rağmen kafalar çok karışık. Normal gribin domuz gribinden daha ölümcül olduğunu söyleyenler var...
- Hiç kimse bu meseleyi siyasi istismar konusu yapmasın. Daha önce sağlık bakanlığı yapmış Sayın Osman Durmuş ekranlara çıkıp “Her yıl gripten ölenlerin sayısı on binleri buluyor” diyor, çok net söylüyorum birincisi bu bilgi yanlış, gripten ölen bırakın on bini 100 kişi bile yok, ikincisi sorumsuz bir açıklama.’’
Kim doğru söylüyor?
Sanırım bu cevabı okuyunca sizin de aklınız karışmıştır. On bin nerede yüz nerede? Aralarında ‘dağlar kadar fark’ var. O zaman hangisinin söylediği doğru?
Bana sorarsanız şayet söylemişse Durmuş’ un ‘on binlerce’ rakamı da Akdağ’ ın söylediği de ‘yüzden az’ rakamı da, yani ikisi de doğru değil. Neden mi?
|
|
BİR İNCİ ÇAYIRLI KONSERİ
28.10.2009, 11:24
İnci çayırlı Türk musikisinin yaşayan efsanesi. Sesiyle, tavrıyla, zarafeti ile senelerdir dimdik ayakta. Mehmet Barlas onu şu sözlerle ne güzel anlatmış: ‘Nasıl bir duygu acaba bu kadar güzel bir sese böylesine zengin bir yorumlama gücüne sahip olmak. Acaba İnci Çayırlı diğer insanlardan ne kadar farklı olduğunu biliyor mu?’ O, Enis Batur’ un tarifiyle musikimizin ‘Kutup Yıldızı’.
Dün akşam İnci Çayırlı’ nın bir konserini daha dinlemek mutluluğuna eriştik. Musikiden duyduğu heyecanın konservatuar imtihanına girdiği zamankinden farksız olduğunu hissetmemek mümkün değil. O, Münir Nurettin’ in gözdesi Kadıköy’ lü güzel sarışın kız hâlâ. O, musikimizin bir ‘İnci’ si ve dünya döndükçe de öyle kalacağına hiç şüphe yok.
Konserden sonra Mustafa Keser ile konuştum. İnci Çayırlı’ dan övgü ile söz etti;onu dinlerken gözyaşlarını tutamadığını söyledi.
|
|
SAĞLIK BAKANINA AÇIK MEKTUP
25.10.2009, 18:33
Dün medyada ‘Aşılanmayın sözü Akdağ’ ı çıldırttı’ başlığıyla yer alan haberde Sağlık Bakanımız ismimi vermeden ‘Mesela bir emekli göğüs hastalıkları profesörü çıkıyor, beyanatlarda bulunuyor.’ diyerek beni tarif ediyor. Domuz gribi aşısı ile ilgili yazılarım ve açıklamalarımdan dolayı bana kızıyor, hatta daha da ileri giderek suçluyor ve vatandaşa şikâyet de ediyor.
Sayın Bakanımızın yaptığı bu yanlış değerlendirmeye karşı cevap hakkımı kullanmak istiyorum:
|
|
DOMUZ GRİBİNİN OLAĞAN GRİPTEN FARKI NE
22.10.2009, 01:27
Domuz gribi salgını tüm dünyada devam ediyor. Havaların soğumasıyla beraber bizde de hasta sayısı artmaya başladı. Ankara’ dan sonra Diyarbakır’ da iki okulda 7 kişi, bugün de İstanbul’ da 10 ayrı okulda 16 öğrencide H1N1 tespit edildiği açıklandı.
Bunlar daha bir şey değil; önümüzdeki aylarda H1N bulaşanların sayısı çok artacak, hiç dilemiyoruz ama bu hastalıktan ölenler de olacak.
‘Domuz gribi salgını yok’ veya ‘Domuz gribi önemsiz bir hastalık’ veya ‘Hiçbir tedbir almaya gerek yok, keyfimize bakalım’ densin demiyorum ama halkı korkutacak, toplumda panik havası yaratacak ifadelerden titizlikle kaçınılması lâzım.
Sağlık Bakanımız olağan gribin adını bile anmadan domuz gribi senaryoları ile içimizi kararttı. Televizyonlar da ondan geri kalmıyor. Her gün tüyler ürperten müzikler eşliğinde domuz gribinin hızla yayıldığı haberleri veriliyor. Benim amacım sizi korkutmadan, endişeye sevk etmeden doğru bilgilerle aydınlatmak.
|
|
BU İŞTE BİR DOMUZLUK VAR, AMA NE?
18.10.2009, 19:24
Domuz gribi salgını ve domuz gribi aşısı ile ilgili tartışmalar bütün hızıyla devam ediyor. Başrollerde domuz gribi var, domuz gribi aşısı var ve bir de ben varım.
Heeyt, ben de artık Miss Piggy kadar ünlüyüm!
Şaka bir tarafa (ilerde devam edeceğiz) bir ‘bilim erkeği’ (!) olarak herkesin doğru bildiği şeylerden bile şüphe duymak ve her zaman ‘Acaba bu gerçekten böyle mi’ diye sormak zorundayım. Bu soruyu sormayan bilim adamı değildir, hatta bilim kadını bile olamaz (Bu bir şakadır, hanımlar hemen alınmasın!).
Domuz gribi ve domuz gribi aşısı ile ilgili toplumun bilmediklerini ortaya koymaya çalışıyorum. Bu konuyu tartışmaya açıyorum. Buna ‘milleti uyandırmak’ da diyebilirsiniz.
Bu sayede pek çok kişinin çok şey okuduğuna ve çok şey öğrendiğine hiç şüphem yok. En başta ben. Mutluktan uçuyorum.
|
|
BİZDEN NAĞMELER
18.10.2009, 01:24
Türk musikisini güzel seslerden doğru yorumlarla dinlemek istiyorsanız her hafta cumartesi akşamları Kanal 24’ de saat 22’ de başlayan Bizden Nağmeler’ i kaçırmayın derim.
Dr. Adnan Çoban’ ın hazırlayıp sunduğu programın bu haftaki misafirleri Mehmet Barlas ve Güzin Değişmez idi. Kürdîlihicazkâr faslı ile başlayan program Ermeni, Rum, Musevi bestekârlarımızın eserlerinden örneklerle akıp gitti. Belki de Bizden Nağmeler adına en çok yakışan bir program oldu. Şarkıları dinlerken kültürümüzün en önemli parçalarından olan musikimiz bu gayrimüslim sanatçılar olmadan kim bilir ne kadar eksik, ne kadar öksüz olurdu diye düşünmeden edemedim.
|
|
KİM KORKAR DOMUZ GRİBİNDEN?
14.10.2009, 23:56
Dünya Sağlık Örgütü’nün basın açıklamasını okuyunca korkuya kapılmamak ve ‘Eyvah insanlığın sonu geldi galiba’ dememek mümkün değil:
‘’Önümüzdeki aylarda çıkması beklenen pandemide 2 milyardan fazla insan gribe yakalanacak ve iyimser senaryoda 2-7 milyon, kötümser senaryoda ise100 milyon insanın ölecek.’’
Evet, bu sözler sıradan bir insana değil Dünya Sağlık Örgütü’ nün Asya ve Pasifik Direktörü Shigeru Omi’ ye ait.
|
|
HİÇBİR ŞEYDE GÖZÜM YOK
07.10.2009, 21:05
Bazı şarkılar vardır, ilk çıktığında çok sevilir, çok tutulur, çok çalınır, çok söylenir, ama aradan bir süre geçer ve o şarkılar unutulup gider. Bazı şarkılar ise hem bestelendiği zaman ve hem de yıllar sonra ilk günkü tazeliğinde ve sıcaklığındadır hep.
‘Hiçbir şeyde gözüm yok’ da bu ikinci kategoride olan şarkılardan. Üzerinden 21 yıl geçmiş, ama Milliyet Gazetesi’nin 1988 yılının en sevilen 10 şarkısı yarışmasında birinci olan bu şarkı, hâlâ dillerde, hâlâ gönüllerde… Müziğimizin sevgiyi en güzel anlatan şarkılarından biri. Abartıdan uzak, sade sözler ve su gibi akan bir melodi.
Bugüne kadar kim bilir kaç kişi, sevgilisinin elini tutup kulağına ‘’Hiçbir şeyde gözüm yok, sen yanımda ol yeter’’ diye mırıldandığı bu hicaz şarkının güftesi de bestesi de Fethi Karamahmutoğlu’ na ait.
|
|
SABRIMI GAMZELERİN SİHRİ İLE TARAC EDELİ
05.10.2009, 12:08
Başbakanımızın dünkü parti kongresinde bu topraklarda yetişmiş farklı dinlerden, mezheplerden, ırklardan ve farklı politik görüşlerden kişilerden örnekler vermiş.
Burası Anadolu. Biz bu topraklarda yüzyıllardır Hıristiyanlarla, Musevilerle, Kürtlerle, Çerkezlerle, Rumlarla, Romanlarla, Süryanilerle, Araplarla, Ermenilerle ve daha kimlerle ağlamışız, gülmüşüz, yaşamışız, kaynaşmışız.
Elbette herkes kendine göre bir liste yapabilir ve çok farklı isimleri sayabilir. Benim listemde Tatyos Efendi’ nin yanında mutlaka Ermeni bestekâr Bimen Şen de yer alırdı.
O Bimen Şen Süleymen Nazif’ in Ebedi nazımıdır san’at-ı feryadımızın / Öperiz ağzını hep Bimen-i üstadımızın mısralarıyla anlattığı kişidir.
Ama ne yazık ki o Bimen Şen bugünkü Ermenilerin bile adını bilmediği biridir. Tarihimiz, kültürümüz adına ne kadar üzücü bir durum.
Gelin bu vesile ile üstadı analım. Toprağı bol olsun.
|
|
EKONOMİK KRİZİN SEVİNİLECEK TARAFI DA VAR
01.10.2009, 19:49
Amerika’ da yapılan ve iki gün önce yayınlanan bir araştırmaya göre ekonomik kriz dönemlerinde beklenin aksine hastalıklar, kazalar azalıyor ve insan ömrü uzuyormuş. Hayır yanlış okumadınız; cümlede bir yanlışlık yok. Ben bu sonuca değil de, araştırmacıların yaptıkları yorumlara şaşırdım. Onlar bu ilginç bulguyu trafik ve hava kirliliğinin, sigara ve alkol tüketiminin, obezitenin azalması ve hareketliliğin artmasına bağlamışlar. Bunlar da etken olabilir ama Amerikalıların aklına gelmeyen çok önemli başka bir faktör daha var. Bence bunun en önemli sebebi IŞSIZLIĞIN ARTTIĞI DÖNEMLERDE INSANLARIN ISTER ISTEMEZ DOKTOR VE HASTANELERDEN UZAK KALMALARI VE BÖYLECE DE HEM TIBBI YANLIŞLARIN, HEM TEDAVILERE BAĞLI KOMPLIKASYONLARIN AZALMASI. Siz ne dersiniz?
|
|
EKONOMİK KRİZİN SEVİNİLECEK TARAFI DA VAR
01.10.2009, 19:43
Amerika’ da yapılan ve iki gün önce yayınlanan bir araştırmaya göre ekonomik kriz dönemlerinde beklenin aksine hastalıklar, kazalar azalıyor ve insan ömrü uzuyormuş. Hayır yanlış okumadınız; cümlede bir yanlışlık yok. Ben bu sonuca değil de, araştırmacıların yaptıkları yorumlara şaşırdım. Onlar bu ilginç bulguyu trafik ve hava kirliliğinin, sigara ve alkol tüketiminin, obezitenin azalması ve hareketliliğin artmasına bağlamışlar. Bunlar ad etken olabilir ama Amerikalıların aklına gelmeyen çok önemli başka bir faktör daha var. Bence bunun en önemli sebebi IŞSIZLIĞIN ARTTIĞI DÖNEMLERDE INSANLARIN ISTER ISTEMEZ DOKTOR VE HASTANELERDEN UZAK KALMALARI VE BÖYLECE DE HEM TIBBI YANLIŞLARIN, HEM TEDAVILERE BAĞLI KOMPLIKASYONLARIN AZALMASI. Siz ne dersiniz?
|
|
SAĞLIK ÜZERİNDEN REKLAM OLMAZ
30.09.2009, 22:43
Yasalarımıza göre, gıda maddelerinin etiketinde hastalıkları önleme, iyileştirme ve tedavi etme özellikleri olduğunun bildirilmesi yasak. Ülkemizde ilaç reklamı yapmak da yasak ama bu yasak bitkisel ürünler için çoğu zaman deliniyor. Bunların hem gazete ve dergilerde ve hem televizyonlarda ‘cayır cayır’ reklamı yapılıyor. Arada bunlara müdahale ediliyor, yayın yasağı getiriliyor, para cezaları veriliyor ama reklamı alan da veren de bu cezalardan tınmıyor. Çünkü o zamana kadar atı alan Üsküdar’ ı geçmiş oluyor. Bu girişi şunun için yaptım: Gazetelerde son günlerde gene böyle bir bitkisel ürünün reklamı yapılıyor. İlanın altında da bu bilgilerin bilimsel kaynakları(!) sunuluyor.
|
|
SİGARA İÇENLERİN HASTALIĞI
24.09.2009, 10:26
Son senelerde adı en çok duyulan hastalıkların biri de KOAH. KOAH ‘Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’ kelimelerinden türetilmiş bir terim. KOAH’ ta bronşlarda kronik iltihapla beraber geriye dönüşü olmayan daralma ve akciğer dokusunda harabiyet, yani amfizem vardır. Bir başka deyişle, KOAH nefes darlığına yol açan kronik bronşit ve amfizemin birlikte bulunduğu bir hastalıktır.
KOAH, tüm dünyada 600 milyon insanda rastlanan ve görülme sıklığı giderek de artan bir hastalık. Türkiye’ de de 4 milyon KOAH’ lı olduğu tahmin ediliyor.
KOAH aslında önlenebilir ve tedavi edilebilir olmakla beraber, tıpkı diyabet veya ateroskleroz, yani damar sertliği gibi tamamen iyileşmesi de mümkün değildir.
KOAH akciğer kanseri ve kalp krizleri kadar öldürücüdür. Avrupa ve Amerika’ da en çok ölüme sebep olan hastalıklar içinde 4. sırada yer almaktadır. Dünyada her yıl 3 milyon insanın KOAH nedeniyle öldükleri tahmin edilmektedir. Erkeklerdeki ölümlerin yüzde 6’sının, kadınlardakinin ise yüzde 4’ünün KOAH’ a bağlı olduğu belirlenmiştir.
|
|
SAĞLIĞIMIZ DA DERE YATAĞINDA
15.09.2009, 12:13
’Ben şunu gördüm ki, sizler beni doktor ilan ettiniz ama ben doktor değilim, sadece tıp bilgilerini yarım yamalak kafasında oturtmuş, TUS’ a çalışırken elinin altında çoktan seçmeli bir soru değil bir insan olduğunu unutmuş, hastanenin iş yükü hafiflesin diye her türlü ayak işine koşarken sadece birkaç ay sonra kendi başına kalacağını ve doktor olacağını görmemiş ve ne kadar yetersiz olduğunu bildiği halde buna isyan etmemiş ve sözlü sınavlarda aldığı şişirilmiş notların büyüsüyle kendisini gerçekten doktor sanan birisiymişim.
Ne yazık ki artık yanılgıların geri dönüşü yok, tıp fakültesini iyi bir derece ile bitiren, klinik ve pratik anlamda etrafımdaki birçok arkadaşımdan hep daha iyi olduğu söylenen bir öğrenciydim ve o kapıdan elinde diploma ile gönderdiğiniz, annemi babamı kardeşimi ve çocuğumu emanet ettiğiniz ‘’hekim’’ arkadaşlarımdan ve en çok da kendimden korkuyorum. Durum tahmin ettiğinizden de vahim çünkü.
|
|
CENNETLE CEHENNEM ARASINDA ÇANTA İLE GİDİP GELENLER
10.09.2009, 21:45
İlaç şirketleri tüm dünyada ilaç tanıtımına büyük önem veriyorlar, çünkü birçok ülkede doğrudan ilaç reklamı yasak. Sadece bazı ülkelerde tezgâh üstü diye nitelenen ağrı kesici, vitamin, soğuk algınlığı ilaçları, mide pastillerinin reklamına izin var.
Reklam olmayınca da satışları artırmanın tek yolu olarak ilacın doktorlara etkili tanıtımı kalıyor.
Tabii bu tanıtımda seyrek de olsa bir takım bilimsel yayınlar kullanılıyor. Bu, doğru olmakla beraber ilaç endüstrisinin çok fazla tuttuğu bir yöntem değil. Tıptaki gelişmeleri izleyen doktorlar bu bilgilere zaten çoktan ulaşmış oluyorlar. Diğerleri ise bu tür literatürlerin tek satırını bile okumuyor, okuyanların çoğu ise okuduklarından fazla bir şey anlamıyorlar.
|
|
İLACIN NE REKLÂMI NE TANITIMI OLMALI
09.09.2009, 00:06
İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası (İEİS) Yönetim Kurulu toplantısına katılan Vahap Munyar Hürriyet’ teki köşesinde ilaç üreticilerinin ilaç tanıtımına getirilen yeni düzenlemeye şiddetle karşı çıktıklarını yazıyor.
Munyar’ a ‘’Ocak ayına kadar 15.30’dan sonra yapılabilen tanıtıma artık sadece ‘mesai bitimi’ nden sonra izin verilmesinden’’ rahatsız olduklarını söylemişler ve ‘’Bize ilacı tanıtmak için ya doktorların öğlen yemek aralarını yakalamak ya da akşam evlerine gitmek kalıyor.’’ diye de sızlanmışlar.
Munyar da haklı olarak sormuş:‘’İlaçları doktorlara ille de birebir anlatmak mı gerekiyor? Yazışmalarla, elektronik ortamda yapılamaz mı?’’
Cevap çok ilginç: ‘’Bire bir anlatmak daha önemli. Hem, ilaç tanıtımından ekmek yiyen 15 bin kişi var.’’
Aba altından sopa da göstermişler: ‘’Türkiye’de işsizliğin rekor kırdığı bir dönemde, ilaç pazarlaması yapan15 bin kişi de işsiz kalabilir.’’
Vahap Munyar belli ki söylenenlerden iknâ olmuş:’’İşin tadını kaçırmadan, doktorlara "rüşvet"e dönüştürmeden ilaç tanıtımı yapmanın bir zararı var mı? ‘’ diye yumuşacık soruyor.
|
|
TIBBİ MÜMESSİLLERİN ASIL İŞİ NEDİR
06.09.2009, 23:16
İlaç tanıtımı yapan kişilere propagandist, röprezant veya ‘tıbbi mümessil’ gibi isimler verilir, ama bana göre ‘promosyon taşıyıcısı’ (PT) daha doğru bir terimdir. Çünkü bunların görevleri kağıt üzerinde ilaç tanıtımı veya ilaç propagandası olmakla beraber asıl yaptıkları iş, ilaç satışlarını artırmak için doktorlara ve eczacılara promosyon taşımaktır.
PT’ ler çok kalabalık bir ortamda mesela bir hastane bahçesinde veya polikliniğinde bile kolayca tanınırlar. İstisnasız hepsi de ‘prezantabl’ genç insanlardır. 35 yaşın üzerinde olanına rastlamak imkânsız gibidir.
|
|
EŞDEĞER İLAÇ MI, ORİJİNAL İLAÇ MI?
03.09.2009, 21:46
Son aylarda Sağlık Bakanlığı, eczaneler, doktorlar ve ilaç firmaları arasında eşdeğer ilaç-orijinal ilaç savaşı yaşanıyor. Bu tartışma farkında değil ama ‘sade vatandaş’ı da çok yakından ilgilendiriyor.
Olay özetle şöyle:
Sağlık Bakanlığı ve geri ödeme kurumlarının mutabakatıyla ülkemizde bir süre önce ‘Eşdeğer İlaç Uygulaması’ na geçildi. Bu uygulamaya göre geri ödeme kurumları hekimin yazdığı ilacın eşdeğeri olan ucuz ilaçların bedelini karşılıyor, hastanın reçetesindeki ilaç daha pahalı ve hasta mutlaka bu ilacı almak istiyorsa eczaneye fark ödemesi gerekiyor.
Bazı doktorlar ise bu uygulamaya karşı çıkarak reçetelerine ‘muadil ilaç vermeyiniz’ şeklinde bir uyarı yazmaya başladılar. Bu durum ise hasta ve eczacıyı karşı karşıya getirdi, tartışmalar yaşanmaya başladı.
|
|
TRT NAĞME BU HALİYLE KEBAPÇI DÜKKANINA FON MÜZİĞİ OLUR
30.08.2009, 09:37
Birkaç aydır ‘Ha bugün düzelir, ha yarın düzelecek’ diye umutla bekliyorum ama TRT Nağme’ de hiçbir ilerleme yok. Yayın, ilk günden beri aynı minval üzerine devam ediyor. Arada duyduğumuz ‘Radyo Nağme 24 saat Türk Sanat Müziği ile yayını ile sizlerle’ duyurusuna sadakatle uyuyorlar.
Tamam, TRT Nağme’ de sürekli olarak ‘Türk Sanat Müziği parçaları’ yayınlandığı doğru, ama istediğimiz bu değil. Biz TRT’ den ‘musiki eserleri’ beklemekteyiz hasretle.
|
|
HASTALARIN BAZEN TEKNOLOJİYE AMA HER ZAMAN ŞEFKATE İHTİYACI VARDIR
26.08.2009, 19:22
Modern tıbbın en önemli kusurlarından biri de tamamen insan bedenine odaklanması, insan ruhunu ihmal etmesi. Ayşe Hanım’ ın tiroidindeki 5 milimetrelik nodülün Ayşe Hanım’ ın önüne geçmesi, Ahmet Bey’ in karaciğerindeki ikinci derecedeki yağlanmanın Ahmet Bey’ den önemli olması hep bu yüzden. Hastalar değil röntgen ve laboratuar sonuçları tedavi ediliyor.
Hekim-hasta arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının giderek ortadan kalkmasının başta gelen sebeplerinden biri de bu bence.
Geleneksel tıpta hekim ile hastası arasında anne- kız, baba-oğul, dede-torun ilişkisinden farklı olmayan bir sıcaklık vardı, ama o müthiş sihir bozuldu. Günümüzde hastalar birer makine hekimler de birer tamirci olup çıkıverdiler.
Modern tıp hastaya değil hastalığa önem ve değer veriyor; hastayı değil hastalığı tedavi ediyor.
|
|
BİR AÇILIM DA BENDEN
24.08.2009, 01:05
Bugünlerde açılım modası var. Herkes kendine göre açılımda bulunuyor. Ben de modern tıbbın müntesiplerinden biri olarak alternatif tıp, tamamlayıcı tıp, destekleyici tıp, doğal tıp gibi birçok farklı isimlerle bilinen modern tıp dışı tedavi yöntemleri konusunda açılımda bulunmak istiyorum.
Modern tıp dışı tedavi yöntemleri terimi ile tıp fakültelerinde okutulmayan, öğretilmeyen ve çoğu zaman hekim olmayan kişiler tarafından uygulanan tedavi yöntemlerini kastediyorum. Homeopati, biyoenerji, biyorezonans, yoga, hipnoz, fitoterapi, akupunktur, reiki, şiatsu… bunlardan sadece birkaçı.
Modern tıp teknolojisinin sağladığı müthiş ilerlemelere karşılık bizde de en gelişmiş olanlar dâhil tüm ülkelerde de modern tıp dışı tedavi yöntemlerine giderek artan bir alâka var. Mesela Amerika’ lıların bu tedaviler için bir senede 34 milyar dolar harcadıkları ve bu rakamın her geçen gün arttığı biliniyor.
|
|
İNGİLİZ HEMŞİRELER DE DOMUZ GRİBİ AŞISINA KARŞI
20.08.2009, 00:47
Domuz gribinin değil asıl domuz gribi aşısının tehlikeli olabileceğini bildiren haberlere her gün bir yenisi ekleniyor. Aşının hem gerekliliğine hem etkinliğine ve hem de yan etkilerine karşı ciddi endişeler var.
İngiltere’ de bin 500 hemşire ile yapılan bir araştırmada hemşirelerin üçte birinin domuz gribi aşısı yaptırmak istemediği, yüzde 33’ ünün kararsız oldukları ve yüzde 37’ sinin ise aşıyı yaptırmak istedikleri ortaya çıktı. Aşıya karşı çıkanların yüzde 60’ ı aşının yan etkilerinden çekindikleri için bu karara vardıklarını bildirmişler. Bence hiç de haksız değiller. Hatta bu araştırma doktorlarda da yapılsaydı inanıyorum ki sonuçları bundan pek de farklı çıkmazdı.
Domuz gribi aşısının pek çok riski olduğuna şüphe yok. Bugün bu aşısının ülkemizde hiç dile getirilmeyen çok önemli bir sakıncası üzerinde durmak istiyorum.
|
|
İLAÇ TİCARETİNE HAYIR
16.08.2009, 19:50
Hastalar arasında ilaca en çok karşı olan hekimlerden biri olarak tanındığımı biliyorum.
Ama aslında bu doğru değil.
Hatta tam tersi ilacı su gibi, hava gibi sağlıklı hayatın olmazsa olmaz unsurlarından biri olarak görürüm.
İlaçlar bana göre mucize maddelerdir.
Baş ağrımızı anında gideren bir analjezik, vücudumuzdaki bir iltihabı yok eden bir antibiyotik, alerji komasından bizi hayata döndüren adrenalin, organ nakillerini mümkün kılan kortizon, şeker hastalarının hayata tutunmalarını sağlayan ensülin… ve daha niceleri.
Nasıl hava olmadan, oksijen olmadan yaşamamız mümkün değilse, bazılarımız için de ilaç su gibi, oksijen gibi elzem bir maddedir. İlaçsız bir hayat imkânsız olabilir.
Bunun için de her ilacın yerinde, uygun doz ve sürelerde kullanılması gerekir.
Hiçbir ilaç gelişigüzel alınmamalıdır. Çünkü her ilacın mutlaka bir veya birden çok yan etkisi vardır ve zaten yan etkisi olmayan bir madde de ilaç değildir.
Milyonlarca insanın her gün doğru ilaçlarla, doğru dozlarda ve
sürelerde uygulanan tedaviler sayesinde hayatlarını sürdürebildiklerine hiç şüphe yok.
Ama bir de madalyonun diğer yüzü var:
|
|
DÜŞÜK KOLESTEROL KANSER RİSKİNİ ARTIRIYOR
13.08.2009, 22:22
Tufts Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan ve The American College of Cardiology dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma kolesterol düşürücü ilaç kullananlarda kanser oranının yüksek olduğunu ortaya koydu.
Araştırmacılar, ilaçlar ve kanser arasındaki ilişkinin net olmamasına karşılık kolesterolü sert bir şekilde düşürmenin kanser riskini artırdığı konusunda şüphe olmadığını belirtiyorlar. Başka bir deyişle, kolesterol düşürücü ilaçlar doğrudan kansere yol açmıyorlar, ama kolesterolün belirli bir seviyenin altına inmesi kanser oluşumu kolaylaştırıyor.
Bu aslında yeni bir bilgi de değil. Düşük kolesterol düzeylerine sahip olan kişilerde kanserlerin de tüberküloz, zatürree ve AİDS gibi hastalıkların da bunlara bağlı ölümlerin de fazla görüldüğü senelerdir biliniyor.
Sanılanın aksine kolesterolü yüksek olanların daha uzun yaşadıklarını
gösteren birçok çalışma var.
|
|
DOMUZ GRİBİ SALGININDA BİR DOMUZLUK VAR
11.08.2009, 10:27
Grip aşısı ve grip ilacı üreten firmalar, sonbaharla beraber bu virüsün çok daha büyük salgınlara yol açacağını, bunu önlemenin tek yolunun ise bir an önce aşı olmak olduğunu beyinlere kazımaya çalışıyorlar.
Onlarca ülke grip aşısı kuyruğuna girmiş ve firmalarla yalvar-yakar olmuş durumda. Türkiye de bunlara dâhil. Sağlık Bakanımız Recep Akdağ, ‘’Biz de aşıyı satın alma konusunda masaya oturmuş, önde gelen ülkelerden biriyiz’’ şeklinde açıklamalar yapmıştı bir süre önce.
Diyanet İşleri Başkanlığı da geçen hafta hacı adaylarına aşı yapmayı düşündüklerini açıkladı.
İyi ama bu aşı gerçekten gerekli mi ve etkili mi, yan etkileri var mı, herkes olmalı mı, yoksa bu bir tür grip aşısı ticareti mi?
|
|
BİTKİSEL ÜRÜNLER, VİTAMİN VE MİNERALLER ECZANEDE SATILMALIDIR
09.08.2009, 11:24
Yalnız bizde değil tüm dünyada ‘bitkisel ürünler, vitamin, mineral ve doğal besin desteklerinin faydaları olmasa bile hiç değilse zararlı olmadıkları şeklinde yaygın bir inanış var.
Oysa Amerika Gıda ve İlaç Dairesi FDA tarafından yayınlanan bir analizde, bu tür reçetesiz satılan ürünlerde bulunan 800’ den fazla bileşenin bulantı ve kusmadan zehirlenme ve intihar teşebbüsüne kadar birçok sağlık sorununa yol açabilecekleri bildirildi.
FDA’ nın özellikle de çocuk ilaçlarına konan alkol için çok katı sınırları var, ama bunlar bitkisel ürünler için geçerli değil. Hiçbir ilaçta yüzde 5 üzerinde alkole izin verilmezken bazı doğal tedavi ürünlerinde yüzde 10’ u geçen oranlarda alkol bulunabiliyor.
İçlerinde striknin, arsenik ve yılan zehri gibi kuvvetli toksik maddeler ile dijital ve morfin gibi klasik ilaçlarda kullanılan pek çok bileşik de bulunabiliyor. Bir kısmı ise kanserli veya hastalıklı dokulardan elde ediliyor.
Milyonlarca insanın ‘kansere yakalanmayalım, kalp hastası olmayalım, daha uzun ve sağlıklı yaşayalım’ diye her gün avuç avuç kullandıkları vitamin ve antioksidanların kanser ve kalp hastalıkları riskini azaltmadığı, erken ölümleri engellemediği gibi tam aksine kanser riskini artırabileceği kanıtlandı.
|
|
3G Mİ YOKSA 3N VEYA 3K MI?
06.08.2009, 09:54
Dün akşam Bugün televizyonunda Gülbin Tosun’ un sorularını cevaplayarak 3G teknolojisinin sağlığımız üzerine muhtemel etkilerini anlattım.
Gülbin Tosun güzel ve akıcı konuşuyor. Belli ki İngilizcesi de çok iyi, ama bir kusuru var, o da 3G yerine birçokları gibi hep ‘tri ji’ diyor
3G, İngilizce ‘third generation’ teriminin kısaltılmışı. Türkçe üçüncü kuşak veya üçüncü nesil anlamına geliyor. Bu sebeple bizim 3G yerine 3K veya 3 N dememiz gerekli aslında.
Hem bana ayrılan süre çok sınırlı olduğu için hem de bu güzel ve zarif hanımefendiyi ekran başında belki üzmüş olurum diye buna hiç değinmedim, ama bu üzerinde durulması gereken çok önemli bir konu.
Dilimize gireli yüzyıllar geçmiş yabancı kökenli olan ama herkesin bildiği kelimelerin yerine Türkçelerini (daha doğrusu Uydurukça’ larını) bulmak için sarf edeceğimiz gayreti dilimize özellikle teknoloji alanında giren ve henüz çok az insanın kullandığı kelimeler için Türkçe karşılıklar bulmaya ayırsak çok daha iyi etmez miyiz?
|
|
DAM PALAS SENDROMU
05.08.2009, 12:06
Geçen gün Habertürk’ te vatandaşlarımızın ‘Klima olsa bile damda yatmanın keyfi bir başka’ görüşünü dile getirdiklerine şahit oldum. Bu işi o kadar benimsemişler ki geceyi Bodrum’ un Marmaris’ in Kemer’ in beş yıldızlı otellerinde geçiriyormuşçasına mutluydular. Damlarına da Dam Palas diyorlar.
Vatandaşlarımızın keyiflerine turp sıkmaya niyetim yok tabii ki, isteyen istediği yerde yatabilir. Ancak damda yatma damdan düşme tehlikesini de beraberinde getiriyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki kadar çok damdan düşen ve bu yüzden sakat kalan veya ölen insan olduğunu sanmıyorum. Dilinde ‘Bana damdan düşen birini bulun’ diye bir deyim olan tek ülke de herhalde Türkiye’ dir.
|
|
KÜRT AÇILIMINA MUSİKİ KATKISI
01.08.2009, 12:32
Hükümetin Kürt açılımına askerler ve polis dâhil toplumun her kesiminden olumlu tepkiler geliyor ve hemen herkes de elinden geldiğince bu sorunun çözülmesine yardımcı olmaya hevesli görünüyor. Ben de Kürt açılımına bir musikî sevdalısı olarak katkı yapmak istiyorum.
Kürt denildiğinde çoğunun aklına ‘Dağlarda yürürken kart kurt sesler çıkaran insanları’ gelir ama ben Kürt kelimesini duyduğumda her şeyden önce makamlarımızı hatırlarım. Kürdi, acemkürdi, muhayyerkürdi… de aklımdan geçer geçmesine, ama kürdilihicazkârın yeri bambaşkadır gönlümde. Ondaki lezzeti, zevki, zarafeti diğerlerinde bulmak hayli zordur.
Hükümete bundan böyle başta kürdîlihicazkâr olmak üzere kürdi, acemkürdi, muhayyerkürdî… hatta araban kürdi, gerdaniye kürdi, neva kürdi, hüseyni kürdi, bayatiaraban kürdi gibi makamlara özel önem verilmesi, bu makamlardan eser bestelenmesinin teşvik edilmesi ve radyolarda, televizyonlarda bu makamlardan saz eserleri ve şarkıların daha çok çalınmasının sağlanması… gibi tavsiyelerim var.
|
|
3G TEKNOLOJİSİ GELDİ AMA NELER GETİRDİ NELER GÖTÜRECEK BELLİ DEĞİL
30.07.2009, 21:33
Giderek hayatımızın adeta ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının sağlığımız üzerine olumsuz etkileri olabileceği konusundaki kaygılar da her geçen gün artarken dünden beri de 3G teknolojisi ile tanıştık.
Bu çok yeni sistemin iletişim alanında pek çok kolaylıklar ve imkânlar sağlayacağına hiç şüphe yok. Ancak insanların, hayvanların, bitkilerin bundan nasıl etkileneceği henüz tam bilinmiyor.
|
|
SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNUN DOĞRU AMA EKSİK KARARI
28.07.2009, 09:30
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yayımlanan ve 16 temmuzdan itibaren
yürürlüğe giren genelge ile Sağlık Uygulama Tebliğinde (SUT) yeni düzenlemeler yapıldı.
Bu genelgeden önce, kanlarında kolesterol yüksekliğini bir laboratuar testi ile kanıtlayan ve bunu gösteren bir rapor alan hastalar ‘kolesterol düşürücü ilaçları’ katkı payı ödemeden alabiliyorlardı.
Bu kararla bu ilaçları artık sadece ailesel hiperkolesterolemisi olanlar yani kolesterol yüksekliği genetik olanlar ücretsiz alabilecekler. Ailesel hiperkolesterolemi oldukça seyrek rastlanan bir hastalık. Ülkeden ülkeye değişmekle beraber her 500 ila 1000 kişinin birinde rastlanıyor. Buna göre SGK kolesterol düşürücü ilaçlara ait ödemelerde müthiş bir tasarruf yapmış olacak.
|
|
HEMEOPATİ BİLE ZARASIZ DEĞİL
26.07.2009, 19:14
Homeopatik ilaçlar bitki, hayvan, mineral gibi tabii maddelerin ileri derecede seyreltilmesiyle elde edildikleri için ilaç olarak kabul edilmiyorlar ve bunun için de gerçekten etkili olup olmadıkları, yan etkilerinin bulunup bulunmadığı da kontrol edilmiyor.
Aynı şey ‘besin destekleri’ olarak bilinen ürünler için de söz konusu. Bunlar da ilaçlara uygulanan sıkı denetimin dışındalar.
Oysa FDA’ nın geçen sene yayınladığı yan etkiler raporundan yapılan bir analiz, homeopatik ürünlerde bulunan 800’ den fazla bileşenin bulantı ve kusmadan intihar teşebbüsüne kadar birçok sağlık sorununa yol açabileceğini gösteriyor.
Bu, ‘bitkisel ürünlerin’ de ‘doğal besin desteklerinin’ de sanıldığı gibi etkileri olmasa da hiç değilse zararlı olmadıkları görüşünün yanlış olduğunu ortaya koyan çok iyi bir kanıt.
|
|
BİZİM KIZLARIMIZIN DEMEK Kİ BİR BİLDİKLERİ VAR
13.07.2009, 12:05
Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) sonuçları dün açıklandı. Türkiye birincilleri arasında yer alan Serhat Güzel ve Mücahid Erdoğan tercihlerinin Tıp Fakülteleri olduğunu söylemişler. Gazete haberlerine göre bu sene dereceye giren öğrenciler içinde tıp fakültelerini seçeceklerin sayısı oldukça fazla imiş.
Bu meslekte 30 senesini doldurmuş ve yıllarca da öğretim üyeliği yapmış, binlerce doktorun hocası olarak meslek seçimi arifesindeki gençlere bazı uyarılarım var.
Toplumun her alanındaki yozlaşmadan, tıp da nasibini alıyor ve tüm dünyada kutsal meslek olarak bilinen doktorluğun saygınlığı mum gibi her geçen gün hızla eriyor.
Sağlık ocaklarındaki pratisyen doktorlar da dahil buna, üniversitelerde burunlarından kıl aldırmayan profesörler de, Nişantaşı’ nda lüks muayenehaneleri olan sosyete doktorları da.
|
|
BİTKİSEL İLAÇ SATAN ŞARLATANLARIN OYUNLARINA DİKKAT
09.07.2009, 22:18
Son aylarda bazı gazete ve televizyonların ‘asıl amaçları halkı kandırarak onları
soymak olan bir grup uyanığın oyunlarına’ alet olduklarını herkes görüyor biliyor, ama kimseden ne bir ses ne bir nefes çıkıyor.
Kanserden ülsere, saç dökülmesinden astıma, kısırlıktan bunamaya, kalp hastalıklarından diyabete, sedeften osteoporoza… kadar her türlü hastalık için ‘mucize tedavileri’ olan bu ‘şarlatanlara’ ve ‘reyting ve tiraj uğruna’ bunları ekranlara ve gazete sayfalarına taşıyan medyaya RTÜK mü olur Sağlık Bakanlığı mı olur bilemem, ama bir an önce birilerinin durun demesi lâzım.
İnsanların bu beş para etmez sözde ‘bitkisel’ tedavilerle göz göre göre soyulmaları bir tarafa, halk sağlığı da çok ciddi ve büyük bir tehlike altında.
|
|
TIP EĞİTİMİ YOĞUN BAKIMDA
06.07.2009, 09:40
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi 2008-2009 dönem birincisi Dr. Tuğba Akın mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada tıp eğitimi ile ilgili acı gerçekleri şu sözlerle dile getirmiş:
‘’Bizler siyasi dengeleri hala oturmamış, sağlık politikalarının sürekli değişiyor olduğu ve hekimine gereken değer ve imkânın verilmediği bir ülkede yaşıyoruz.
Aramızda bir anket yaptık. İntern hekimlerin birçoğu kendini birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışmak için yetersiz hissediyor. Birincil amacın pratisyen hekim yetiştirmek olduğu fakültemizde bu durumda amaç ile sonuç birbirine uymamaktadır.
Anketteki sorularından biri de şuydu: ’Kendi döneminizden bir hekim arkadaşınıza anne babanızı emanet eder misiniz?’ Çıkan sonuç aslında çok vahim. Sadece yüzde birimiz ailemizi tam güvenerek, aynı dönemde mezun olduğumuz hekim arkadaşına emanet ediyor.
Bu fakültenin öncelikli amacı hekim yetiştirmek değil midir? O zaman neden bazı polikliniklerde hiç hoca görmeden, sabahtan akşama kadar sadece asistan hekimlerle hasta bakıyoruz? Neden bazı bölümlerde öğrenci pratiklerini öğretim üyeleri yerine asistanlar yaptırıyor?’’
|
|
MEHMET ÖZ’ DEN YÜZYILIN EN BÜYÜK BULUŞU
03.07.2009, 00:59
Dünya çapında tanınan sayısız doktorumuz var. Hepsi de bilimsel alandaki araştırmaları, başarıları ile anılıyorlar, takdir ediliyorlar.
Mehmet Öz de bunlardan biri ve içlerinde en ünlü olanı. Amerika’ da yaşayan, orada çalışan bir kalp cerrahı. Ancak ünü kardiyoloji alanındaki çalışmalarından çok şovmenliğinden kaynaklanıyor.
Kardiyoloji ile ilgisi olmayan sağlık kitapları en çok satanlar listesinde aylarca bir numarada kalıyor. Nitekim bu seneki kitabı da güzellik ile ilgili. Oprah Winfrey ile yaptığı televizyon programları izlenme rekorları kırıyor.
Her sene, yeni çıkan bir kitabını tanıtmak için de ülkemizi teşrif ediyor. Tabii ki gelişi olay oluyor, yerlere göklere sığdırılamıyor. Çantasından çıkaracağı tavşan heyecanla bekleniyor. Gazetelerde röportajlar, yazı dizileri gırla gidiyor. Televizyonlar arasında onu kapmak için de müthiş bir yarış oluyor. Birçok kanalda arz-ı endam ediyor ama tabii parsayı ilk çıktığı kanal topluyor.
Mehmet Öz bu sene biraz gecikti. Türk milleti ‘Yoksa bu sene gelmeyecek mi’ diye endişe içinde iken ve ‘Ya gelmezse biz naaparız?’ diye kahrolurken, onu dün akşam ana haberlerde Ali Kırca’ nın karşısında gördük de ulusça derin bir oh çektik
Bu oydu. Üzeri domates, biber, patlıcan, maydanoz, havuç, kavun, karpuz, kayısı, kirazla ve daha neler nelerle dolu bir masanın önünde Amerikan aksanlı Türkçesiyle bülbül gibi şakıyordu.
|
|
TEŞEKKÜRNAMELERDEN SİTEMNAMEYE
29.06.2009, 09:50
Tam da ‘Oh be, yeni bir yeri kırılana kadar Ahmet Hakan’ın teşekkür-namelerinden kurtulduk nihayet’ diye sevinirken meğer daha çekecek çilemiz olduğundan bihabermişiz.
Ahmet Hakan eli kalem tutar tutmaz, bu sefer de bir ‘sitemname’ furyası başlattı ki, vatana millete hayırlı olsun.
Meğer ne Cumhurbaşkanı, ne Başbakan, ne Bülent Arınç, ne İlker Başbuğ, ne Mustafa Sarıgül, ne Gülben Ergen ve ne de Hülya Avşar bir geçmiş olsun mesajını çok görmüşler Ahmet Hakan’ a.
İnsanın vay vefasızlar, vay duygusuzlar, vay görgüsüzler ve hatta vay hainler diye haykırası geliyor. Burada vay diye başlayan bir şey daha denir ama yanlış-manlış anlaşılır, söylemeyeyim şimdi.
Üstelik bu tabii ilk sitemname. Türkün aklı sonradan gelir. Birkaç gün içinde şunu da unutmuşum… bu da aklıma gelmemişti diye yeni bir mufassal sitemname ile karşılaşırsak da hiç şaşırmayalım.
|
|
BİR MUSİKİSEVERİN PEMBE HAYALLERİ
22.06.2009, 00:57
Nazlı Ilıcak Sabah’ taki köşesinde şunları yazmış bugün:
‘’Pazar günlerini, bilinçli olarak farklı konulara ayırıyorum. Gülümseyebileceğiniz, üzerinde düşünebileceğiniz hikâyeleri değerli okurlarımla paylaşıyorum. İşimiz hep mayın, Deniz Feneri, Ergenekon ya da askeri belge kovalamak olsa yandık. Hayatın güzel yanlarını da yaşamaya çalışıyorum.’’
Nazlı Hanım bu sözlerinde çok haklı, ama biz okuyucuları da en az onun kadar şikâyetçiyiz bu tür haber ve yorumlardan.
Bizler de neler neler düşünüyor, neler neler hayal ediyoruz.
|
|
DOMUZ GRİBİ AŞISI GERÇEKTEN GEREKLİ Mİ
18.06.2009, 08:09
Nisan ayında Meksika’ dan başlayan domuz gribi salgını iki buçuk ay içinde dünyanın 74 ülkesinde 30 bine yakın insanın hastalanmasına ve 150 kadarının da ölmesine yol açtı.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) salgının alarm seviyesini geçen hafta 5’ten en üst seviye olan 6’ya yükseltti. Bu, bir pandeminin yani dünya çapında bir salgının resmen ilanı anlamına geliyor.
Bir virüsün kıtalar arasında yayılım göstermesi ve insandan insana bulaşması toplum sağlığı bakımından elbette çok önemli. Ancak, pandeminin insanlar arasında gereksiz bir panik yaratmasına fırsat verilmemesi ve özellikle de korku ticari yapanların oyunlarına karşı çok dikkatli olunması gerekiyor.
|
|
EDA KARAYTUĞ’ DAN GÖNÜLDEN ŞARKILAR
15.06.2009, 02:44
Çok farklı bir ses rengine sahip olan Eda Karaytuğ Türk Musikisinin önemli icracılarından biri. Konserlerde, televizyonlarda senelerdir zevkle dinlediğimiz bu hüzünlü ses Gönülden ismini verdiği ilk albümüyle sevenlerinin gönlüne giriyor.
Büyük emek verilerek yapıldığına hiç şüphe olmayan bu albümü dinlerken her şeyin yozlaştığı günümüzde gerçek sanatçıların kıymetinin de bilinmediğini düşündüm. Bu yüzden bu albümün, şarkılarını senelerdir dinlediğimiz bir sanatçının ilk eseri olması bana hiç de şaşırtıcı gelmedi.
|
|
BEDAVA SERİNLEMEK İÇİN ÖNERİLER
11.06.2009, 00:30
Klimalar hayatımızın olmazsa olmaz aletleri olma yolunda hızla ilerliyorlar, ama herkesin bu aletlerden edinmesi tabii ki mümkün değil. Klimamız yok diye üzülmek de gereksiz, çünkü serinlemenin daha ucuz ve hatta bedava pek çok yolu var.
|
|
KENELER ÇIKTI MEYDANE
04.06.2009, 09:32
Yeni Şafak’ ın haberine göre Bozok Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Gülümser, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına neden olan kene ve diğer haşerelerin vücuda yapışmalarını önlemek için çiftçilerin koli bandı kullanabileceğini bildirmiş. Prof. Dr. Gülümser, kenelerin vücuda yapışmasını önlemek için, koli bandının nasıl kullanılacağını da uygulamalı olarak gösterirken şunları anlattı: “Pantolon gibi giysilerin paçaları çorap içerisine konulduktan sonra, koli bandı, yapışkan kısmı dışarıya gelecek şekilde çarık bağı gibi diz kapağına kadar sarılarak, yapıştırılır. Bu kesin bir çözüm değil, sprey kullanılması daha doğru bir yöntem.”
|
|
DENİZ BAYKAL’ IN MÜZİK AŞKI MI, YOKSA CHP’ NİN TÜRK MUSIKİSİ AÇILIMI MI?
26.05.2009, 23:09
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal dün Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ nda Melihat Gülses’ in Bir Bahar Akşamı konserinde idi.
Bugünkü internet sitelerine ‘’Deniz Baykal ‘beni mest eden ses’ dediği şarkıcıyı dinledi’’ başlığı ile haber olan konseri ben de Melihat Hanım’ ın davetlisi olarak eşimle birlikte Baykal’ ın üç sıra arkasında dinledim.
Salon, sanatçının bundan önceki tüm konserlerinde olduğu gibi tamamen doluydu, ama bu tür konserlere başbakan, bakan, parti başkanı, belediye başkanı, vali gibi üst düzey yöneticilerin veya başka tanınmış kişilerin katılması hem sanatçıların motivasyonunu etkiliyor, hem konserin havasını değiştiriyor.
Bu konser de elbette Baykal sayesinde haber değeri kazandı. Aksi takdirde konser medyada benim gibi az sayıda meraklının birkaç internet sitesindeki notları dışında yer almazdı herhalde.
Bir musiki sevdalısı olarak Baykal’ ın bir ‘Türk Müziği’ konserine katılmasına ve bu sayede ‘musikinin’ gündeme gelmesine, özellikle Cinuçen Tanrıkorur’ un hatırlanmasına vesile olmasına çok memnun oldum.
|
|
YABANCI GELİNE DE HAYIR UMREYE DE HAYIR
23.05.2009, 21:14
Habertürk’ te Nihat Uludağ-Salih Aydın’ ın ‘Doktorlara yabancı gelin ikram edildi’ başlıklı haberine göre ‘İstanbul’da bazı medikal şirket sahiplerinin lüks evler kiralayarak, hastalarına kendi pahalı medikal aletlerinden aldıran doktorlara ödül olarak yabancı kadın sunduğu’ belirlenmiş.
Birkaç hafta önce de görevini çok iyi yapan, çalışkan doktorların promosyon olarak ‘umreye gönderildikleri haberi yer almıştı medyada.
Doktorlarla ilaç firması arasında basit bir tükenmez kalem, küçük bir bloknot veya bir kahve kupası ile başlayan ‘ilişkilerin’ hangi boyutlara vardığını görüyorsunuz.
Yabancı gelin ikramı da, umre promosyonu da ilacı gazoz, sakız, deterjan gibi herhangi bir tüketim ürünü olarak gören ilaç endüstrisinin pazarlama taktiklerinden başka bir şey değil.
Endüstri sponsorluk, promosyon, reklâm konusunda -kendi çok sevdikleri deyimle söyleyelim- ‘hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor’.
|
|
ŞEVVAL SAM’ LA İSTANBUL MUSİKİSİ
15.05.2009, 01:25
Denizkızı Eftalya’ dan … Seyyan Hanım’ dan… Muganniye Fikriye Hanım’dan renkler taşıyan duru bir ses, gönlünden geldiği gibi şarkılar okuyordu.
Bir taş plak mıydı çalan sessiz ve karanlık gecede? Yoksa beyaz dantelli perdesi rüzgârla uçuşan, aşı boyalı cumbalı ahşap bir konaktan mı geliyordu sesler?
Hastayım yalnızım, seni yanımda /Sanıp da bahtiyar ölmek isterim/Mahmur-u hülyayım cam-ı lebinden/Kanıp da bahtiyar ölmek isterim... Bir olmaz emelin düştüm peşine/Vuruldum hüsnünün şen güneşine/Güzel gözlerinin aşk ateşine/Yanıp da bahtiyar ölmek isterim
Perşembe akşamı İş Sanat’ ta Şevval Sam’ dan İstanbul Musikisi dinledik kemençede Binnaz Çelik, kanunda Güray Çelik ve viyolonselde Emrullah Şengüller refakatinde.
50 sene öncesinin el değmemiş İstanbul’unun musikisiydi bu.
|
|
FOLİK ASİT DE FOS ÇIKTI
12.05.2009, 23:23
Milyonlarca insanın ‘kansere yakalanmayalım, kalp hastası olmayalım, daha uzun ve sağlıklı yaşayalım’ diye her gün avuç avuç kullandıkları vitamin ve antioksidanların kanser ve kalp hastalıkları riskini azaltmadığı, erken ölümleri engellemediği gibi tam aksine kanser riskini artırabileceğini gösteren araştırmalara her geçen gün bir yenisi ekleniyor.
Yüksek dozlarda alındığında kanser riskini artırdığı belirlenen vitaminlerin sonuncusu folik asit veya diğer adıyla B9 vitamini.
Folik asit özellikle ıspanak, kuşkonmaz gibi yeşil yapraklı sebzelerde, başta mercimek olmak üzere tahıllarda ve portakal suyunda ‘folat’ olarak bulunuyor. Bu, vücudumuzdaki hücrelerin çoğalmasında ve hayatlarını sürdürmelerinde, olmazsa olmaz bir vitamin. DNA’ nın oluşumunda ve tamirinde çok önemli rolü var.
|
|
HER GAZETECİ ANLAMAZ AMA FASIL MUSİKİSİ ÇOK CİDDİ BİR İŞTİR
06.05.2009, 21:27
Murat Bardakçı Habertürk gazetesinde ‘Hilton’ daki fasıl, sosyolojik bir inceleme konusudur’ başlıklı yazısında, Aydın Doğan’ ın fasıl gecesinin asıl unsuru olan musikiden neredeyse hiç bahsedilmediğini, yakın geçmişimizi ve bazı âdetlerimizi bilmeyenlerin yahut unutanların bunu tatsız bir magazin haberi haline dönüştürdüklerini belirterek geçmişte yapılan fasılları anlatmış.
Haşmet Babaoğlu da Sabah’ taki yazısında ‘’Bugün geniş kesimlerce "fasıl" adı verilen şeyin Türk müziğinin fasıl geleneğiyle pek bir ilgisi yoktur. Eş dost yiyip içerken birkaç da çalgıcı bozuntusu eşliğinde toplu halde şarkı söylenmesine "fasıl ortamı" deniyor. Kesif sigara dumanı ve çiğ floresan ışıkları altında "Heybeli’de mehtaba çıktığını" hayal etmenin adı fasıl olup çıktı ne yazık ki!...’’ sözleri ile meyhane veya balıkçı lokantalarında yapılan fasılları kastediyor olmalı ki, söylenecek bir şey yok; yüzde yüz haklı.
Ama asıl önemli olan şu satırları:‘’Fakat o gazeteci izlenimlerine ne demeli? Özelikle de muhafazakâr kesimin gazetecilerinin yazdıklarına! Aydın Doğan şöyle gülümsedi, böyle espri yaptı, şöyle geldi, böyle gitti...". Babaoğlu’ nu yürekten kutlarım; müthiş bir gözlem yapmış.
Murat Bey… Haşmet Bey, sözlerinizde çok haklısınız ama aslında durum sizin sandığınız gibi değil. Bakmayın, musikiyi değil de Aydın Bey’ in nefes alışını, bakışını…takip edenlerin, merkez medyaya içgüveysi giden Ahmet Hakan’ ı kıskananların yazılarına. Benim gerçekten büyük bir heves ve heyecanla katıldığım ve çok önemli bulduğum bu toplantıların bu yazılanlarla pek de ilgisi yok.
|
|
HER GAZETECİ ANLAMAZ AMA FASIL MUSİKİSİ ÇOK CİDDİ BİR İŞTİR
06.05.2009, 21:26
Murat Bardakçı Habertürk gazetesinde ‘Hilton’ daki fasıl, sosyolojik bir inceleme konusudur’ başlıklı yazısında, Aydın Doğan’ ın fasıl gecesinin asıl unsuru olan musikiden neredeyse hiç bahsedilmediğini, yakın geçmişimizi ve bazı âdetlerimizi bilmeyenlerin yahut unutanların bunu tatsız bir magazin haberi haline dönüştürdüklerini belirterek geçmişte yapılan fasılları anlatmış.
Haşmet Babaoğlu da Sabah’ taki yazısında ‘’Bugün geniş kesimlerce "fasıl" adı verilen şeyin Türk müziğinin fasıl geleneğiyle pek bir ilgisi yoktur. Eş dost yiyip içerken birkaç da çalgıcı bozuntusu eşliğinde toplu halde şarkı söylenmesine "fasıl ortamı" deniyor. Kesif sigara dumanı ve çiğ floresan ışıkları altında "Heybeli’de mehtaba çıktığını" hayal etmenin adı fasıl olup çıktı ne yazık ki!...’’ sözleri ile meyhane veya balıkçı lokantalarında yapılan fasılları kastediyor olmalı ki, söylenecek bir şey yok; yüzde yüz haklı.
Ama asıl önemli olan şu satırları:‘’Fakat o gazeteci izlenimlerine ne demeli? Özelikle de muhafazakâr kesimin gazetecilerinin yazdıklarına! Aydın Doğan şöyle gülümsedi, böyle espri yaptı, şöyle geldi, böyle gitti...". Babaoğlu’ nu yürekten kutlarım; müthiş bir gözlem yapmış.
Murat Bey… Haşmet Bey, sözlerinizde çok haklısınız ama aslında durum sizin sandığınız gibi değil. Bakmayın, musikiyi değil de Aydın Bey’ in nefes alışını, bakışını…takip edenlerin, merkez medyaya içgüveysi giden Ahmet Hakan’ ı kıskananların yazılarına. Benim gerçekten büyük bir heves ve heyecanla katıldığım ve çok önemli bulduğum bu toplantıların bu yazılanlarla pek de ilgisi yok.
|
|
AYDIN DOĞAN’IN FASIL GECESİ 2
04.05.2009, 02:13
Perşembe akşamı Aydın Doğan’ ın daveti ile Hilton’ da yapılan fasıl gecesinin medyadaki yankıları devam ediyor. Ben de gecenin musiki kısmına değinmiştim, ama pek çok okuyucumdan gelen ‘Hepsi bu kadar mı?’ şeklindeki sorulara da cevap vermek için geceye ait notları ve ayrıntıları aktarmaya devam edeceğim.
Gelin önce Fehmi Koru-Erhan Köknar tarafından düzenlenen fasıllar -ki ben buna kısaca F tipi fasıl demek istiyorum- Aydın Doğan’ ın faslını –hadi ona da A tipi fasıl diyelim- karşılaştıralım.
BİR: Fehmi Bey ev sahibi olduğu fasıllara istisnasız herkesten önce geliyor ve gece sonunda herkesi elini sıkıp yolcu ediyor. Oysa A tipi fasılda davet sahibi geceye neredeyse herkesten sonra katıldığı gibi, mazeret beyan ederek de olsa erkenden ayrılıverdi. Fasıl Aydın Bey gittikten sonra da devam etti.
|
|
AYDIN DOĞAN’IN FASIL GECESİ
01.05.2009, 12:09
Medyada günlerden beri konuşulan Aydın Doğan’ ın fasıl toplantısı dün gece Hilton Oteli’ nde gerçekleşti. Önümüzdeki günlerde gecenin politik yorumlarını bol bol okuyacağınıza hiç şüphem yok. Ben büyüklerimin işine karışmadan musiki kısmına dair notlar aktarmak istiyorum.
Faslın şefi Dr. Adnan Çoban, sazendeleri de Yeşim Çoban (keman), Turgut Özüfler (kanun), Volkan Ertem (viyolonsel) ve ben Ahmet Rasim Küçükusta (ud) idi. Samime Sanay, Melihat Gülses, Aylin Taşçı, Sami Aksu da davete misafir ses sanatçıları olarak katıldılar.
Bu geceler klasik olarak fasılla başlıyor. Dün gece kısmetimizde makamların şahı hüzzam makamı vardı. Bimen Şen’ in ‘Sabrımı gamzelerin sihrile tarac edeli’ muhteşem ağır aksak şarkısı ile başladık. Sen sanki baharın gülüsün şen çiçeğimsin… Açmam açamam söyleyemem… Sesimde şarkısı aşkın hazan olup gidiyor.. ile aktı gitti gece.
|
|
BUNU ANCAK DOMUZLAR YAPABİLİRDİ
27.04.2009, 11:37
İki ay kadar önce Meksika’ da başlayan ve kısa zamanda 100’ den fazla insanın ölümüne yol açan domuz gribinin Amerika, Yeni Zelanda, İspanya, İsrail gibi ülkelerde de görülmesi üzerine Dünya Sağlık Örgütü uluslararası kriz uyarısı yaptı.
Tüm dünyaya yayılacak bir grip salgını olacaksa buna domuz grip virüslerinin sebep olabileceği tahmin ediliyordu. Meksika’ dan başlayarak Amerika ve birçok ülkeye yayılma belirtileri gösteren grip salgını bu görüşün doğruluğunun bir kanıtı olarak görülebilir.
İnsanlar endişe içindeler. Domuz gribi nedir? Belirtileri farklı mıdır? Dünya çapında salgın ihtimali var mıdır? Tehlike ülkemiz için de geçerli midir? Bu sene yapılan grip aşısının faydası var mıdır?... gibi sorulara cevap arıyorlar.
İşte domuz gribi ile ilgili olarak bilmeniz gerekenler.
|
|
HAPÇI OLMUŞUZ HABERİMİZ YOK
20.04.2009, 09:45
Sitemizde dün yer alan bir haberde, Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Dr. Halis Ulaş, sinir sistemi ilaçlarının kullanım sıklığının her geçen gün arttığını belirterek ’’Sinir sistemi ilaçları, Türkiye ilaç pazarında antibiyotik, kalp damar sistemi ve romatizmal ilaç grubundan sonra dördüncü sırada yer almaktadır’’ demiş.
Habere göre antidepresan kullanımı son dört yılda yüzde 85 oranında artmış. 2003 yılında 14 milyon 138 bin, 2006 yılında 22 milyon 651 bin ve 2007 yılında ise tam 26 milyon 246 bin kutu antidepresan yutmuşuz. Benzer bir artış eğilimi antipsikotik ilaçlarda da varmış.
Bu rakamlara hiç şaşırmadım.
|
|
KÜRESEL ISINMANIN YENİ BİR MARİFETİ Mİ
15.04.2009, 00:26
Sağlık Bakanlığı, Bartın ve Zonguldak’ ta yüksek ateş, bulantı, kusma şikâyetleri ile başvuran 15 kişide Hanta virüs enfeksiyonu şüphesi olduğunu ve bu hastalardan birinin öldüğünü açıkladı.
Bu salgının Hanta virüslerden kaynaklandığı henüz kesin olarak kanıtlanmış değil. Hastaların klinik özellikleri bunun bir virüs enfeksiyonu olabileceğini düşündürüyor; muhtemel etkenlerden biri de Hanta virüsler. Kesin teşhis için laboratuar araştırmalarının sonucu bekleniyor.
Hanta virüsler kemirgenlerden solunum yoluyla insanlara bulaşan akciğer ve böbrek yetersizliği ile ölümlere de yol açabilen bir hastalık etkeni. Bunların dünyanın pek çok ülkesinde görüldüğü biliniyordu ancak ülkemizde bu virüslerin sebep olduğu enfeksiyonlara dair bir kayıt yoktu.
Geçtiğimiz yıl Anadolu’ nun çeşitli yerlerinde yüz kadar insanımızın ölümüne yol açan Kırım Kongo Kanmalı Ateşi gibi Hanta virüs enfeksiyonlarının da kürsel iklim değişikliği ile ilgili olduğu ileri sürülüyor.
|
|
PARMAKLARINIZDA ÇOMAKLAŞMA VAR MI?
12.04.2009, 23:05
Çomaklaşma, genel olarak işaret parmağından başlar. Çoğu zaman iki taraflı ve simetriktir, ancak tüm parmaklarda aynı derecede olmayabilir. Bazı kişilerde ayak parmaklarında daha belirgindir. Özel durumlarda tek taraflı ve hatta tek bir parmakta bile oluşabilir. Bazen de sadece ayak parmaklarında saptanır.
Çomaklaşma genellikle çok yavaş (aylar, yıllar...) gelişir ve ağrısızdır. Hasta parmaklarındaki şekil değişikliğinin farkında değildir. Bronş kanserinde görülen çomaklaşma ise çok hızlı gelişir, ağrılıdır ve hasta parmaklarındaki olayın farkındadır.
Çomaklaşmanın derecesi esas hastalığın aktivitesiyle ilgilidir. Doğuştan morarmaları olan kalp hastası çocuklardaki çomaklaşma, kalp ameliyatından sonra düzelir. Bronş kanseri ile birlikte olan çomaklaşma da tümörün çıkarılmasıyla geriler veya tamamen kaybolabilir. Apse ve ampiyem tedavi edildikçe çomaklaşma da azalır.
|
|
DEPRESYONDAYIZ
09.04.2009, 22:44
Bizim çocukluğumuzda ‘yaramazlık’ zekânın bir işareti olarak kabul edilir, haşarılık akıl fazlalığı ile ilişkilendirilirdi: Akıllı çocuk yaramaz olur, diye bilinir, asıl yaramazlık yapmayan çocukların akıl sağlığından endişe edilirdi. Anne-babaların eskiden ‘iftihar vesilesi yaparak öğündükleri’ arkadaşının defterini çizen… karalayan, öğretmenin sandalyesine raptiye koyan çocuklar, bugün ‘hiperaktif’ oldukları gerekçesiyle ilaç bağımlısı olup çıktılar. Ders dinlemeyi sevmeyen, ödev yapmaktan hoşlanmayan çocuklar da ‘dikkat eksikliği’ teşhisi ile damgalanıyorlar.
Tüm bunlar depresyon için de geçerli. Bu hastalığın çağımızda bir virüs hastalığı gibi yaygınlaşmasını normal karşılıyorum ama, gelip geçici bir can sıkıntısının, günlük üzüntülerin… bile depresyon teşhisi için yeterli olmaya başladığını da görüyorum üzülerek. Aman siz, siz olun sakın kimsenin yanında ‘oflayıp puflamayın’ depresyon damgasını yersiniz alimallah.
|
|
NEDEN KADINLAR ERKEKLERDEN UZUN YAŞIYOR
05.04.2009, 21:23
Türkiye İstatistik Kurumu’ nun açıklamasına göre son altı sene içinde kadınların ortalama ömrü 73.2’ den 74.3’e erkeklerinki ise 68.4’den 69.4’e yükselmiş.
Araştırmalar son 50 yılda insan ömrünün dünya genelinde ortalama 20 yıl uzadığını gösteriyor. Yakın gelecekte dünya nüfusunun yüzde 50’ sini 60 yaşın üzerindekilerin oluşturması bekleniyor. İnsan hayatındaki uzamanın bu hızla devam etmesi halinde bugün doğan bebekler için ortalama yaşama süresinin 100 yıla yaklaşacağına da kesin gözüyle bakılıyor.
|
|
KAPICI ÇOCUKLARI NEDEN ASTIM OLMAZ
30.03.2009, 21:48
Astımı olan çocukların anneleri bize hep şöyle yakınırlar: ‘’Doktor Bey, bakın şu kapıcının çocuklarına. Üstleri başları, elleri yüzleri kir içinde. Bütün gün sokakta tozun toprağın içindeler. Betona oturuyorlar. Koşuyor, terliyorlar. Sokaktan pis şeyleri alıp yiyorlar. Yaşadıkları kapıcı dairesi güneş almaz, küçücük rutubetli bir yer. Üstelik babaları o tek odalı yerde püfür püfür sigara içiyor. Ama, çocukları ne kadar sağlıklı, ne astımları var ne alerjileri. Turp gibiler maşallah.
Bizim bir tek çocuğumuz var. Gözümüz gibi bakıyoruz, yediğine, içtiğine her şeyine dikkat ediyoruz. Doğduğu günden beri doktor kontrolünde. Bütün aşılarını yaptırdım. Odası, giysileri tertemiz. Evimizde asla sigara içilmez. Azıcık terlese hemen iç çamaşırına kadar değiştiririm. Gece en az 3 kere kalkar üstünü kontrol ederim. Ama bizimki en ufak bir üşütmeden hemen hastalanıyor, öksürüyor, nefesi tıkanıyor. 15 gün iyi, 15 gün hasta. Ayda 2-3 kere doktordayız.
Nedir bizim suçumuz, kabahatimiz?’’
|
|
BRONŞEKTAZİ: ÇOCUKLUKTAN BERİ ÖKSÜRÜK VE BALGAMI ÇOK OLANLARIN HASTALIĞI
25.03.2009, 18:10
Öksürük ve balgama yol açan pek çok hastalık vardır ama şikâyetleriniz küçük yaştan itibaren başlamışsa akla ilk gelmesi gereken hastalık bronşektazidir.
Bronşektazi bronşların duvarlarında harabiyet ve genişleme ile karakterize bir hastalıktır. En sık rastlanan sebebi çocukluk çağında geçirilen kızamık ve boğmacadır. Ayrıca, bronşlara kaçan yabancı cisimler, lenf bezi büyümeleri, akciğer tümörleri, zehirli gazların solunması, tüberküloz ve iyi tedavi edilmemiş zatürreeler de bronşektaziye yol açabilirler. Bronşektazi bazen de doğuştan bulunabilir.
|
|
HINCAL VE ORAY’IN SUÇ İŞLEME POTANSİYELLERİ NEDEN YÜKSEK
23.03.2009, 10:27
Engin Ardıç bugünkü yazsında tuhaf, duyulmadık isimlerden bahsediyor. Verdiği örneklerin hemen hepsi de kadın isimleri. Oysa bilimsel araştırmalara göre bu gibi isimlerin dalga geçilmesi dışında fazla bir zararları yok, ama erkek isimlerinde durum çok farklı.
Amerika’ da Shippensburg Üniversitesi’nde yapılan ve Jurnal Social Science Quarterly isimli dergide de yayınlanan bir araştırmaya göre erkek çocuklarına olağandışı, acayip, değişik, duyulmamış isim koymayı düşünen anne ve babaların bir an önce bundan vazgeçmeleri gerekiyor. Çünkü bu araştırmada böyle tuhaf isimli çocukların suç işleme ve cezaevine düşme ihtimallerinin alışılmış isimli oğlanlara göre çok daha fazla olduğu ortaya çıkmış.
Elin adamı Engin Ardıç gibi oturduğu yerden işkembeyi kübradan sallamıyor. Aylarca uğraşarak didinerek ter dökerek araştırma yapıyor. Bu sözünü ettiğim araştırmayı da David E. Kalist ve Daniel Y. Lee isimli kişiler yapmış.
Bu iki araştırmacının akıllarına nerden düştüyse düşmüş ve erkek çocukların isimleri ile suç işleme ihtimalleri arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaya karar vermişler.
|
|
CEP TELEFONLARI KISIRLIK YAPAR MI?
22.03.2009, 21:49
Şaşırtıcı, ama gerçek. Dünya nüfusu da, çocuk sahibi olamayan çiftlerin sayısı da hızla artmakta.
Eminim ki, sizin de çevrenizde doktor.. doktor veya hastane.. hastane dolaşan, falcılardan, cincilerden, hocalardan… medet bekleyen, yatırlara bez bağlayan, dua edilmedik türbe bırakmayan, etek dolusu para harcayan ‘aslanlar gibi sağlıklı’, ama çocuğu olmayan ‘kısır çiftler’ vardır.
Zaten, ‘’Sağlık Bakanlığı verileri, Türkiye’de iki milyon kişinin kısır olduğunu, 150 bin çiftin tedavi için beklediğini ve Türkiye’de kısırlığın giderek arttığını’’ gösteriyor.
Kısırlığın dünya çapında ısınmadan çevresel faktörlere, hava kirliliğinden yoğun trafiğe, sigaradan alkole, stresten alerjilere… birçok nedeni olduğunu biliyorduk. Bunlara son zamanlarda bir yenisi eklendi: Cep telefonları.
|
|
EKONOMİK KRİZ TEĞET GEÇSE DE İLAÇTA TASARRUF ŞART
21.03.2009, 00:38
Tüm tedbirlere rağmen ekonomik krizin etkileri her geçen gün daha da belirginleşiyor. İşlerinden olan, parasız kalan, borçlarını ödeyemeyen insanlar gezmede tozmada, eğlenmede, giyim kuşamda, yeme ve içmede yaptıkları kısıntılar yeterli olmayınca artık hayatlarını tehlikeye atmak pahasına sağlık harcamalarında da tasarrufa gitmeye başlıyorlar.
Amerika’ da bu hafta yayınlanan Tüketici Raporu olayın vahâmetini tüm boyutlarıyla ortaya koyuyor.
15-19 0cak tarihleri arasında 18 yaşından büyük 2004 kişi ile yapılan anket araştırmasına katılanların yüzde 30 kadarının ilaçtan tasarruf etmek için çok tehlikeli denemelere kalkıştıkları anlaşılıyor.
Bunların kimi ilaç dozlarını azaltıyor; günde 3 sefer alması gereken hapı günde 1 veya 2 kere alıyor. Kimi ilaçlarını bir gün alıyor bir gün almıyor. Kimi haplarını ikiye bölerek alıyor.
Hatta içlerinde bırakın doz azaltmayı hiç ilaç alamayacak kadar kötü durumda olanlar bile olabiliyor.
|
|
ASTIM KRİZİNDEN ÖLEN BİRİ BALKONDAN NASIL DÜŞER
18.03.2009, 08:44
Dün Hürriyet gazetesinin sürmanşetten verdiği ‘ASTIMDAN ÖLDÜ 9’UNCU KATTAN YERE ÇAKILDI’ haberi astımlı hastalar ve yakınları arasında ciddi korku ve paniğe yol açtı. Ayrıca bir ölünün dokuzuncu kattan düşmesi de kolay anlaşılır bir şey değil.
Önce astımlı hastalara seslenmek istiyorum. Lütfen bu tür sansasyonel haberlerden dolayı huzurunuz kaçmasın. Korku ve paniğe hiç gerek yok. Astım günümüz tıbbının en iyi tedavi edebildiği hastalıkların başında geliyor. Hatta her zaman söylediğim gibi kendilerine iyi bakan astımlı hastalar diğer insanlara göre daha uzun ve sağlıklı yaşarlar.
Astımlıları esas rahatsız eden astım değil ‘astım korkusu’ dur. Birçok hasta astımın yarattığı sıkıntılardan değil astım korkusu yüzünden rahatsızdır. İlaç kullanması bile gerekmediği halde ‘Ya aniden tıkanıp ölürsem’ diye tedirgin olan yüzlerce hasta ile karşılaştım.
Bu korkunun oluşumunda maalesef biz hekimlerin de büyük katkısı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Hürriyet’ in uçak kazasını hatırlatan başlığı da bu korkulara tuz biber ekecek cinsten.
|
|
AĞSINIZDA SIK TEKRARLAYAN AĞRILI YARALAR ÇIKIYOR MU?
16.03.2009, 10:37
Ağzınızda ve genital bölgenizde sık tekrarlayan, ağrılı küçük yaralar çıkıyorsa sizde Behçet Hastalığı olabilir. Behçet hastalığının en sık rastlanan belirtileri, ağız içinde ve genital bölgede ortaya çıkan, tekrarlayıcı nitelikteki aft ismi verilen yaralardır.
Hastalık ilk belirtilerini çoğu zaman genç erişkinlik çağında verir. Hem erkelerde ve hem de kadınlarda rastlanan bir hastalıktır, ancak belirtiler erkeklerde genellikle daha ağırdır. Türlerde, Yahudilerde, Araplarda, Ermenilerde ve Japonlarda daha sık görülür. Bazen ailesel özellik de gösterebilir.
|
|
HASTA REFAKATÇİLERİ
11.03.2009, 19:40
Hıncal Uluç hastanede yattığı günlerde yanında kalan kardeşi Kemal’ i şu sözlerle anlatıyor:
‘’En küçüğümüz Kemal, benimle hastaneye girdi. 24 saat başımda nöbet tutan hem de en iyi eğitilmiş yoğun bakım hemşireleri olduğu halde Kemal, hastanede kaldığım bir hafta boyunca, sadece bir saat, o da benden izin alarak, "Bir duş almam lazım" diyerek başımdan ayrıldı.. Gece gündüz tetikteydi.. Uyku zamanı ara kapısını hep açık bıraktığı yan odaya geçiyordu, ama bir şekilde gece yarısı yataktan doğrulduğumda odamdaki nöbetçi hemşirenin hemen yanında Kemal’i görüyordum.. Tetikteydi hep.. Benim hatta doktorlardan önce ona güvendiğimi bilerek… Uykusuz, dinlenmesiz sekiz gün geçirdi Kemal yanımda…’’
Kemal Uluç gibi hastanede hastaların yanında kalan ve onlara yardımcı olan kişilere ‘hasta refakatçileri’ denir. Refakatçilik belki de dünyada başka hiçbir ülkede bulunmayan, sadece bize özel bir kurumdur.
|
|
BAZI ÖNEMLİ İLAÇLAR NEDEN PİYASADA YOK?
10.03.2009, 21:43
Bugün Anadolu Ajansı tarafından geçilen bir habere göre ‘Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü Fiyat Değerlendirme Kurulu ilaç firmalarının talebi doğrultusunda aldığı karar gereği, ilaç fiyatlarına yüzde 8 oranında zam’ yapmış.
Bakanlığın ilaç firmalarının makul ve mantıklı zam isteklerine müspet cevap vermesine diyeceğimiz yok, ama neredeyse bir senedir bazı çok önemli ilaçların piyasada neden bulunmadığının açıklamasını da bekliyoruz.
|
|
DOKTORLARA UMRE PROMOSYONUNA İLAHİYATÇILAR TEMKİNLİ
07.03.2009, 00:38
Zaman gazetesinde Dilek Güray’ ın ‘Doktorlara umre promosyonuna ilahiyatçılar temkinli’ başlıklı haberi bence daha şimdiden yılın haberi:
‘’İlaç firmalarının, hasta reçetelerine kendi ilaçlarını yazma karşılığında doktorlara çeşitli hediyeler vermesi, onları bedava tatile göndermesini artık kanıksadık. Ancak şimdi okuyacaklarınızı daha önce hiç duymadınız! Türkiye’nin önde gelen bir ilaç firması, hastalara kendi ürünlerini yazma karşılığında doktorları umreye götürmeye başladı. Özellikle Marmara Bölgesi’nde uygulanan bu yöntem çok tutmuş olacak ki diğer rakip firmalar da ’promosyon umre’ rekabetinden geri durmadı. ‘İlaçlı, promosyonlu umre’ olayına ise ilahiyatçılar temkinli yaklaşıyor.
Burada beni şaşırtan şey ilaç firmalarının aklına gelen ‘cinlik’ değil, ilahiyatçıların yorumu. Haber sadece ‘doktorlara umre promosyonu’ verildiğinden ibaret olsaydı üzerinde durmaya hiç değmezdi. Çünkü ilaç endüstrisinin daha fazla ilaç satmak için gözünü kırpmadan her türlü fedakârlığı yaptığını artık cümle âlem biliyor.
Bu haberde asıl önemli olan ilâhiyatçıların yorumları. Ben onlardan böyle bir şeyin ‘kesinlikle haram veya günah’ olduğunu söylemelerini beklerdim.
Haberi okurken utandım. Din âlimi olmaya gerek var mı? Böyle ibadet mi olur? Böyle bir rüşvete nasıl olur da din adına izin verilir?
|
|
TELEVİZYON ASTIM YAPIYOR
04.03.2009, 00:56
Çocukların uzun süre televizyon seyretmelerinin ruh ve beden sağlığını ciddi şekilde etkilediğini gösteren araştırmalara her geçen gün bir yenisi ekleniyor.
Göğüs hastalıklarının muteber dergilerinden Thorax’ ın son sayısında yayınlanan ve günde 2 saatten fazla televizyon seyreden çocuklarda astımın iki misli fazla görüldüğünü bildiren araştırmayı okurken bundan dört sene kadar önce Güneş gazetesinde yayınlanan ‘Televizyon astım yapıyor’ başlıklı yazımı hatırladım.
Bu iddiam bir araştırmaya dayanmıyordu; sadece bir hipotezdi. Bu hipotezimin seneler sonra bir araştırma ile kanıtlanmasından mutlu oldum.
Araştırma Glasgow Üniversitesi tarafından doğumlarından 11 buçuk yaşına gelene kadar izlenen 3.065 çocuk üzerinde yapılmış.
|
|
VİTAMİN HAPLARI EFSANESİ YIKILIYOR
02.03.2009, 22:41
Archives of Internal Medicine dergisinde geçen hafta yayımlanan araştırmada multi-vitamin kullanan kadınlarda kanser ve kalp hastalıkları riskinde azalma olmadığı, vitaminlerin erken ölümleri engellemediği bildirilince doktorlarının tavsiyesi ile vitamin haplarına avuç dolusu para harcayan insanlar şaşkına dönmüşlerdi.
Aynı derginin bu haftaki sayısındaki yer alan başka bir araştırma vitamin düşkünlerini bir kere daha sükûtu hayale uğrattı. Çünkü bu sefer de grip ve soğuk algınlığı gibi viral solunum yolları enfeksiyonlarından korunmada C vitamininin değil D vitamininin çok daha önemli olduğu iddia ediliyor.
|
|
FASIL GECESİNİN EKSİK KALAN KISIMLARI
22.02.2009, 13:03
Ahmet Hakan bugün Hürriyet’ teki köşesinde Fehmi Koru ve Erhan Köknar’ ın tertipledikleri ‘fasıl gecesi’nin muhabbet bölümünü ayrıntılarıyla yazmış, ama işin aslına yani musikiye ise neredeyse hiç değinmemiş. İşin bu kısmının ayrıntılarını da ben aktarayım da gecenin eksik tarafı kalmasın.
|
|
FASIL GECESİNİN EKSİK KALAN KISIMLARI
22.02.2009, 12:59
Ahmet Hakan bugün Hürriyet’ teki köşesinde Fehmi Koru ve Erhan Köknar’ ın tertipledikleri ‘fasıl gecesi’nin muhabbet bölümünü ayrıntılarıyla yazmış, ama işin aslına yani musikiye ise neredeyse hiç değinmemiş. İşin bu kısmının ayrıntılarını da ben aktarayım da gecenin eksik tarafı kalmasın.
|
|
DR. ÂRİF AKŞEHİRLİOĞLU’NUN ARDINDAN
22.02.2009, 01:25
Benim de tanımış olmaktan gurur duyduğum hem hemşehrim hem meslektaşım hem baba dostu Dr. Arif Akşehirlioğlu’ nun 92 yaşında vefatının ardından eski Erciyes Ünivers,tesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Şahin’ in kaleme aldığı yazıyı sizlere aktarmak istiyorum.
|
|
VİTAMİN TÜCCARLARINA PARA KAPTIRMAYIN
18.02.2009, 21:12
Geçen hafta Archives of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırmada avuç dolusu vitamin alan kadınlarda kanser ve kalp hastalıkları riskinde azalma olmadığı, vitaminlerin erken ölümü de engellemediği bildirilince doktorlarının tavsiyesi ile her gün multi-vitamin içen insanlar ayaklandılar.
Birçoğu İclal Hanım’ ın yaptığı gibi doktorlarını aradılar ve onlardan hesap sordular: Avuç dolusu para ödedikleri vitamin haplarını boşuna mı yutuyorlardı yoksa?
|
|
VİTAMİN ÇILGINLIĞINA SON VERİN
16.02.2009, 10:17
Dünyada her geçen gün hızla büyüyen bir vitamin ve doğal beslenme ürünleri piyasası var. Her yıl ‘dolduruşa gelen’ milyonlarca insan işe yaradıkları konusunda hiçbir güvenilir ve kesin kanıt olmayan bu maddelere ödedikleri milyarlarca dolarla vitamin mafyasının kasalarını dolduruyorlar.
Vitaminlerin boş yere alındığını ortaya koyan araştırmaların sayısı da her geçen gün artıyor. En son Archives of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırmada, avuç dolusu vitamin alan kadınlarda kanser ve kalp hastalıkları riskinde azalma olmadığı, vitaminlerin erken ölümü de engellemediği bir kere daha kanıtlandı.
|
|
TELEVİZYON DEPRESYONA SEBEP OLUYOR
14.02.2009, 18:33
Çocukların uzun süre televizyon seyretmelerinin yol açtığı zararlar her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Amerikan Tıp Derneği tarafından yayınlanan The Archives of General Psychiatry isimli derginin şubat sayısında yer alan bir araştırmaya göre gençlerin televizyon başında geçirdiği saatler uzadıkça depresyon riski de artıyor.
|
|
BİR FİNCAN KAHVENİN SADECE KIRIK YIL HATIRI YOK
12.02.2009, 11:10
Bundan 150-200 yıl önce yaşayan astımlıların, Theodore Roosevelt gibi Amerika Başkanı, Charles Dickens gibi dünya çapında ünlü bir yazar da olsalar tedavi için ancak birkaç seçenekleri vardı.
Bu hastaların, her gün bir çay kaşığı hardal tohumu veya civa ve zencefil içmek, sarımsak ve soğan yemek, sülük vurdurup veya toplardamarlarını kestirip kan akıtmak ve bir de çok koyu kahve içmekten başka yapabilecekleri fazla bir şey yoktu.
Oysa şimdiki astımlılar çok şanslılar. Elimizde hem astım krizlerini çok iyi tedavi eden ilaçlar ve hem de bu krizlerin tekrarlamasını önleyen ilaç ve aşılar var.
Ancak, gene de hastaların ilaçlarına ulaşamadıkları astım krizlerinde yapılabilecek en iyi şey, hemen her zaman her yerde bulunan kahveden yararlanmak.
|
|
DOKTORLAR ARTIK İLAÇLI GAZOZ İÇMEYECEKLER
09.02.2009, 23:02
Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı araştırmada, Türkiye’nin yıllık sağlık giderlerinin 10 milyar dolar ile 13 milyar dolar arasında olduğu, bunun yüzde 30’unun ise ilaç ödemelerine harcandığı belirlendi. Bakanlık, yıllık yaklaşık 4 milyar dolarlık ilaç harcamasının yüzde 40’ ının ise mümessillerin doktorlara dağıttığı promosyonlar karşılığında yazılan reçetelere harcandığını tespit etti. Bakanlık, promosyon karşılığı yazılan reçetelerin ülkeye maliyetini de yıllık ortalama 1.8 milyar dolar olarak açıkladı.
Bu verilerden de açıkça anlaşılabileceği gibi, bu işin artık şirazesi kaçmış durumda. Doktorlarla ilaç firması arasında bir fincan kahve ile… küçük bir bloknot ile… basit bir tükenmez kalemle başlayan ‘masum ilişkilerin’ ulaştığı boyutu tanımlayacak terimi söylemeye dilim varmıyor.
|
|
BUNLAR DA TEDAVİ GEREKTİRMEYEN ÖKSÜRÜK TÜRLERİ
06.02.2009, 11:33
Bugünlerde birçok insan öksürüyor. Astım, bronşit, sinüzit, grip, larenjit, farenjit, zatürree, tüberküloz, kulak iltihabı gibi öksürüğe neden olabilecek pek çok hastalık var. Ancak, her öksürük mutlaka bir hastalık belirtisi değildir. Bazen çok farklı nedenlerle de öksürebiliriz.
|
|
CEP TELEFONLARI KISIRLIĞA YOL AÇABİLİR Mİ?
26.01.2009, 10:12
Kısırlığın global ısınmadan çevresel faktörlere, hava kirliliğinden yoğun trafiğe, sigaradan alkole, stresten alerjilere… birçok nedeni olduğunu biliyorduk. Bunlara son zamanlarda bir yenisi eklendi: Cep telefonları.
Cep telefonlarının yaydıkları elektromanyetik dalgalar ve ısının, hafıza kayıpları, uyku bozuklukları, beyin tümörleri, Alzheimer, baş ağrısı ve hatta astım ve alerjilere kadar birçok hastalığa yol açabileceği ileri sürülmüş, ama doğrusu hiçbiri de kesin olarak kanıtlanamamıştı.
Hindistan’ da yapılan bir araştırma, cep telefonlarının erkek kısırlığında da rolü olabileceğini gösteren sonuçlar verdi.
|
|
İNCE HASTALIĞIN İNCELİKLERİ
19.01.2009, 21:05
Bizim tıp dilinde ‘tüberküloz’ diye isimlendirdiğimiz hastalık halk arasında … verem… ince hastalık… zafiyet… ciğerde duman… ciğerde yara… gibi farklı adlarla bilinir.
Bir hastalığın böyle değişik isimlerle anılmasının başlıca iki sebebi vardır. Biri, hastalığın çok iyi anlaşılamamış, tam olarak tanımlanamamış olmasıdır. ‘Körlerin fil tarifi gibi’ herkes hastalığı kendi bildiği özellikleriyle tanımlamaya çalışır, bunun sonucu da bir hastalık için pek çok isim ortaya çıkar.
|
|
VİCKS BUHARI KÜÇÜK ÇOCUKLAR İÇİN TEHLİKELİ OLABİLİR
16.01.2009, 09:54
Dünyanın en saygın tıp dergilerinden biri olan Chest’ in son sayısında yayınlanan bir araştırmada, reçetesiz satılan Vicks VapoRub isimli soğuk algınlığı ilacının da 2 yaşından küçük çocuklar için tehlikeler taşıdığı bildirildi. Araştırmada, bu ilacın bronşlarda iltihaba yol açarak, mukus yapımını artırarak ve mukusun küçük bronşlardan temizlenmesini azaltarak çok ciddi solunum yetersizliğine yol açabileceği ve bu yüzden küçük çocuklarda kullanılmaması öğütleniyor.
|
|
ZATÜRREE İHMALE GELMEZ
12.01.2009, 01:03
Zatürree, günümüzde en gelişmiş ülkelerde bile, çeşitli mikroplara karşı uygulanan aşılara, düzinelerce antibiyotiğe, birçok yeni tanı yönteminin geliştirilmesine, hastane ve yoğun bakım olanaklarının çok artmasına rağmen gene de sık görülen ve ölümlere neden olan bir hastalıktır.
Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, dünyada her yıl 10 milyondan fazla çocuk önlenebilmesi mümkün olan beş hastalık yüzünden yaşamlarını yitirmektedir. Bunların %28’ inden sorumlu olan hastalık da solunum yolları enfeksiyonlarıdır. Dünyada her yıl, 5 yaşından küçük 2 milyon çocuk zatürree yüzünden ölmektedir.
|
|
BURCUNUZ HASTALIĞINIZ DA BELİRLİYOR
04.01.2009, 21:49
Son yıllarda yapılan araştırmalar, hastalıklar ile burçlar arasında ilişki olabileceği konusunda ilginç sonuçlar veriyor. Buna göre insanların dünyaya geldikleri ay, bir takım hastalıkların daha fazla görülmesine sebep olurken, başka hastalıklara karşı ise koruyucu etki gösterebiliyor. Astım, epilepsi, betin tümörleri, multipl skleroz, lösemi, disleksi ve diyabet… bu hastalıkların başlıcaları.
Elbette, bu henüz az sayıdaki araştırmanın sonuçlarına bakarak hemen bir genelleme yapmak doğru değil. Kesin bir yargıya ulaşmak için geniş kapsamlı pek çok araştırmanın yapılması gerekiyor, çünkü bu sonuçların tamamen tesadüfe bağlı olarak ortaya çıkmış olması da mümkün.
|
|
KARBON MONOKSİT ZEHİRLENMESİ
01.01.2009, 23:26
Yeni seneye Ankara’ dan gelen çok üzücü bir haberle girdik. 18 yaşlarında üniversite birinci sınıf öğrencisi sapasağlam yedi gencimiz kombiden sızan karbon monoksit gazından zehirlenerek ölmüşlerdi. Aslında bu bizlere hiç de yabancı olmayan bir kaza türü. Sobaların yanmasıyla beraber ülkenin çeşitli yörelerinden buna benzer haberler adeta akın eder: Zehirlenen bazen tek başına yaşayan bir köy ebesi veya bazen de evin hayat dolu orta ikiye giden genç kızı olur. Bazen yeni evlenmiş karı kocalar ölür, kadın çoğu zaman birkaç aylık da hâmiledir. Bazen de bir aile çoluğu ile çocuğu ile tümüyle yok oluverir. Katil olarak da kimi zaman lodosun adı geçer gazetelerde, kimi zaman bir kömür sobasının, kimi zaman bir şofbenin, kimi zaman da sönmemiş bir mangalın… Bu sefer de kombiyi bacaya bağlayan10 liralık bir boru suçlu bulundu. Ama asıl bilgisizliğimiz, eğitimsizliğimiz veya vurdumduymazlığımızdır suçlu olan.
|
|
ŞU SOĞUĞUN YAPTIKLARINA BİR BAKIN
28.12.2008, 23:25
Soğuklar iyice kendini hissettirmeye başladı. Meteoroloji raporlarına göre önümüzdeki günlerde ve haftalarda havalar daha da soğuyacak. Artık poyraz mı olur, karayel mi, bilinmez, ama rüzgâr daha sert esecek. Ülkemizin bir çok yöresinde kar yağışı, buzlanma ve don görülecek. Hatta, dondurucu ‘Sibirya soğukları’nın gelmesi ihtimali bile var.
Evi barkı, sobası, kaloriferi, odunu, kömürü… olanlar için önemli değil soğuklar, ama özellikle açık havada bulunmak, çalışmak zorunda olanları zor günler bekliyor. Askerler, balıkçılar, avcılar, çobanlar, dağcılar, sporcular… ve tabii köprü altında yaşayan evsizler, kimsesizler… soğuğun getirdiği tehlikelerle karşı karşıyalar.
|
|
MELİHAT GÜLSES’ TEN NEVESER ŞARKILAR
25.12.2008, 22:52
Melihat Gülses Türk Musikisinin en sevilen yorumcularının başında geliyor. Sanatçının geçen akşam Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ nda ‘nev-eser’ şarkılardan oluşan konseri de merdivenlerine kadar tıka basa dolu idi. Dinleyiciler arasında gençlerin çoğunlukta olmaları… konseri heyecanla takip etmeleri ve birçok şarkıya coşkuyla katılmalarına musikimiz adına ayrıca mutlu oldum.
Programın ilk bölümünde musikimizin öne gelen kadın bestekârlarından olan Neveser
Kökdeş’ in şarkılarını dinledik. Neveser Hanım’ ın şarkıları klasik musiki anlayışının dışında adı gibi nev yani yeni eserlerdir. Şarkılarının tümünde de çektiği acıları, sıkıntıları, yalnızlığını yansıtan ince bir hüzün vardır.
|
|
ENERJİ İÇECEKLERİNDE ZEHİRLENME TEHLİKESİ
24.12.2008, 18:21
İlk olarak 1987’ de Avusturya’ da ve 1997’ de Amerika’ da satılmaya başlanan enerji içeceklerinin satışları o zamandan beri katlanarak artıyor. Günümüzde dünya piyasasında içerdikleri kafein miktarı kutu veya şişe başına 505 miligrama kadar çıkan yüzlerce marka var.
Fortune Dergisinde 2006 yılında yayınlanan bir rapora göre enerji içecekleri pazarı Amerika’ da 2000 yılından beri yüzde 700 oranında büyümüş ve yıllık satış rakamları 5.4 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu içecekler özellikle gençler arasında çok popüler ve her geçen gün de daha çok tüketiliyor. Bazıları bunları kahvaltıda, öğle ve akşam yemeklerinde ve aralardaki atıştırmalarda adeta su veya soda gibi içiyor.
|
|
KANSERDEN KORUNMAK İÇİN NELERE DİKKAT EDİLMELİ
15.12.2008, 23:43
Dünya Sağlık Örgütü tarafından birkaç gün önce yayınlanan rapora göre, kanser ve kansere bağlı ölümler tüm ülkelerde büyük bir hızla artıyor. Raporda, bu sene 12 milyon insanın kansere yakalanacağı ve 7 milyonunun öleceği, 2010 senesinde kanserin kalp hastalıklarını geçerek dünyada en çok ölüme yol açan hastalık olacağı ileri sürülüyor.
Kanserde artış hızında bir değişiklik olmadığı takdirde 2030 senesinde bu rakamların en az iki misli artacağı, 26 milyon insana kanser teşhisi konacağı ve bunların da 17 milyonunun öleceği tahmin ediliyor. Dünya sigara tüketiminin yüzde 40’ ını gerçekleştiren Çin ve Hindistan’ da adeta bir kanser patlaması kaçınılmaz gözüküyor.
Erkeklerde akciğer, mide, karaciğer, kalın bağırsak, yemek borusu ve prostat kanserleri, kadınlarda ise meme, akciğer, mide, kalın bağırsak ve rahim ağzı kanserleri ölümleri ilk sıralarda geliyor.
|
|
İNSAN AYAKTAN, AT TIRNAKTAN KAPAR
07.12.2008, 18:03
Dilimizde ‘üşütme’ nin üç farklı anlamı vardır.
Birincisi, delirmek, aklını yitirmek yani ‘kafayı üşütmek’ anlamına gelir ki, soğukla hiç ilgisi olmayan, hatta tam tersine aşırı sıcaklarda daha çok görülen bu durum psikiyatrinin ilgi alanına girer.
İkincisi, soğukta kalma sonucu üşüme hissi ve titremeyi ifade eder. Bu anlamda üşütme bir hastalık değil, geçici bir rahatsızlıktır. İnsan kıyafeti ince olduğundan… elleri, ayakları çıplak olduğundan… yağmurda ıslanarak veya hava gerçekten çok soğuk olduğu için üşütebilir. Üşütmek bir hastalık olmamakla beraber, üşütenlerde soğuk algınlığı, bronşit, zatürree gibi hastalıkların ortaya çıkma ihtimali yüksektir.
|
|
KRİZİ ZEVK EDİNMEK
04.12.2008, 22:19
Amerika’ dan başlayıp kısa zamanda tüm ülkeleri etkileyen ekonomik krizin sağlığımız üzerine sanılanın tam aksine olumlu etkileri olacağını daha önce yazmıştım. Nitekim, kriz derinleştikçe bu olumlu etkiler bir bir ortaya çıkmaya başladı.
Bugün Sabah gazetesinde Pınar Çelik’ in ‘Türkler sekste Boyner’ i haksız çıkardı’ başlıklı haberi bunun en güzel kanıtlarından biri.
|
|
BÜYÜKLERE KOLESTEROL MASALLARI
30.11.2008, 00:55
Ünlü kalp cerrahı Bingür Sönmez’ in ‘Hastalarıma yıllarca yumurta yemeyin dedim ama özür dilerim.’ sözleri medyada büyük yankı uyandırdı. Halkın beyni öylesine yıkanmış ki Uğur Dündar bile kolesterol korkusu yüzünden 20 seneden beri ağzına yumurta koymadığını anlatıyordu haberlerde.
Oysa, bu hiç de yeni bir bilgi değil. İlaç firmalarının oyunlarının farkında olan doktorlar kolesterolle ilgili gerçekleri senelerdir dile getiriyorlar. Yumurtanın da … tereyağının da … kırmızı etin de sağlığımızın düşmanı değil dostu olduğunu haykırıyorlar.
Bugün sizlere bundan iki sene kadar önce yazdığım ve Biri Bizi Hasta Ediyor isimli kitabımda da yer alan ‘Kolesterol ilacı üreten firmaların ekmeğine yağ sürmeyelim’ başlıklı yazımı tekrar sunuyorum:
|
|
DERTTEN Mİ NEŞŞEDEN Mİ... NEDEN SİGARA İÇİYORUZ
28.11.2008, 01:02
Herkesin sigaraya başlamada kendine göre farklı sebepleri vardır. Bu, bazen büyüdüğünü ve artık özgür olduğunu çevresine gösterme arzusudur… Bazen özentidir… Bazen arkadaşlarının çoğu içtikleri için onların arasında yer edinmek veya dışlanmamak içindir… Bazen bu nasıl bir şeymiş ben de deneyeyim merakıdır… Bazen sigara içen ünlü kişilere benzeme veya kendini onlarla özdeşleştirme hevesidir… Bazen de sigara reklâmlarından etkilenme sonucudur.
|
|
ARTIK İLAÇLI GAZOZ İÇMEYECEĞİZ
20.11.2008, 23:12
İlaç firmalarının doktorlara promosyon adı altında akla hayâle gelmeyecek hediyeler vermesi… Kongrelerin… sempozyumların… seminerlerin... işini bilen doktorlar için ‘ekstralar hariç tam pansiyon ücretsiz’ olması ne yeni ve ne de sadece Türkiye’ ye özel bir şey. Bu kelimenin tam anlamıyla ‘küresel bir olay’.
İlaç endüstrisinin 2007 yılında pazarlamaya harcadıkları paranın 30 milyar dolar olduğu biliniyor. Sponsorluk, promosyon, reklâm… konusunda kendi çok sevdikleri deyimle söyleyelim ‘hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyorlar’.
Türkiye de bu koca kürenin bir parçası. Tabii ki o da bu harcamalardan kendi çapında ‘nasipleniyor’.
|
|
BİZİM MUSTAFA
18.11.2008, 00:25
Şu günlerde sinemalarda gösterilen Mustafa filminin tartışmalarından anlıyoruz ki… herkesin kendine göre hayâl ettiği bir Mustafa’ sı var. Olabilir de. Türk musikisine âşık olanların nasıl bir Mustafa’sı olduğunu Prof. Dr. Alâettin Yavaşça’ nın hocası Saadettin Kaynak’ tan naklettiği bir hatırası çok güzel dile getiriyor. İşte bu da ‘Bizim Mustafa’ mız’.
|
|
BEYAZ SARAY’A FIRST DOG ARANIYOR
15.11.2008, 00:05
Amerika Başkanı’ nı seçti de tüm dünya rahatladı. Maccain mi, Obama mı anketlerinden kurtulduk. Söylemeye gerek yok, FİSRT LAYD de Michelle Obama. Tabii PRESİDENT belli olunca, bakanların isimleri de aşağı yukarı tahmin edilebiliyor. Bugünlerde Amerikalıların cevabını büyük bir merakla aradıkları tek bir soru kaldı: FIRST DOG kim olacak?
|
|
BU AY AKCİĞER KANSERİNE KARŞI BİLİNÇLENME AYI
12.11.2008, 00:49
Kasım ayı tüm ülkelerde insanları akciğer kanseri bilinçlendirme ayı olarak olarak değerlendiriliyor. Akciğer kanseri, en çok görülen ve ölümlere yol açan kanser türü. Oysa, akciğer kanseri önlenmesi mümkün olan bir hastalık, çünkü bir numaralı sebebi sigara. İstatistikler akciğer kanserlerinin yüzde 90’ ından sigaranın sorumlu olduğunu gösteriyor. Ey sigara tiryakileri atın şu elinizdekini ve bir daha da adını bile anmayın.
|
|
SİGARA TİRYAKİLERİNDE BU ENSE VARKEN
07.11.2008, 19:53
Ey sigara içip de bırakmak isteyenler… duyduk duymadık demeyin. Medyada yer alan haberlere göre, Amerika’ da 4 bin kişi üzerinde denenen yeni bir sigara bıraktırma ilacı Türkiye’ de de satışa çıktı.
Biliyorsunuz, sigara bağımlılığının esas sebebi ‘nikotin’. Bir kere
sigaraya alışan bir kimse belirli bir süre sonra tıpkı alkolikler veya eroinmanlar gibi sigara içmeden duramaz hâle geliyor; bir başka deyişle ‘nikotin bağımlısı’ oluyor.
|
|
BAKIN BİZİ ALDATAN KİM
02.11.2008, 21:29
İlaç endüstrisinin daha çok kâr etmek için yaptığı ‘oyunlar’ a hergün bir yenisi ekleniyor. Gerçi ilacı gazoz, sakız, parfüm… gibi herhangi bir tüketim ürünü olarak gören sektörün bu dalaverelerine alışmıştık, ama dünyanın en büyük ilaç şirketine karşı ‘bilimi maniple ettiği iddiasıyla’ dava açıldığı haberini okuyunca ‘Bu kadarı da olmaz’ diye şaşırmamak da elde değil.
Davanın ‘bir numarası’, Pfizer’ in bizde de satılan Neurontin isimli ilacı. Pfizer, öyle merdiven altında fason ilaç üreten ‘kendi halinde’ bir firma değil, bugüne bugün dünyanın en büyük ilaç firması. Her sene milyonlarca kutu ilaç satıp milyarlarca dolar kâr ediyor. Dünyanın en çok satılan ilaçlarının birçoğu Pfizer’ in.
|
|
SİGARA İÇENLERİN HASTALIĞI KOAH SADECE BİR AKCİĞER HASTALIĞI DEĞİL
29.10.2008, 12:32
KOAH’ ın yakın zamanlara kadar adından da anlaşılabileceği gibi sadece akciğerleri ilgilendiren bir hastalık olduğu, ileri evrelerde sağ kalp yetersizliğine yol açtığı bilinirdi, ama son senelerde yapılan araştırmalar ve elde edilen bilgiler KOAH’ ın akciğer dışı organları da ilgilendiren sistemik bir hastalık olduğunu ortaya koymaktadır.
Bunun sebebinin ise sigaranın yol açtığı enflamasyonun, hava yolları
ve akciğer dokusu ile sınırlı olmaması olduğu düşünülmektedir. KOAH’ lılarda akciğerlerdeki enflamasyonu oluşturan lökositler, CRP, fibrinojen ve çeşitli sitokinler sistemik kan dolaşımında da artmıştır ve dolayısıyla bu enflamasyonun vücudun akciğerlerden uzak diğer organlarını da etkilemesi söz konusudur.
|
|
GÜNÜMÜZDE KOAH TANISI DAHA MI ÇOK KONUYOR
21.10.2008, 01:05
Sigara tüketimindeki ve diğer risk faktörlerindeki artışa paralel olarak KOAH tanısı konan hasta sayısının tüm dünyada giderek arttığı doğrudur. İnsanların doktora ve hastaneye erişimi kolaylaştıkça da KOAH tanısı konan hasta sayısının artması beklenen bir şeydir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken çok hassas bir nokta vardır ki, o da birçok kişiye gereksiz şekilde KOAH tanısı konmasıdır. Bunda da modern tıbbın ve ilaç endüstrisinin büyük katkısı vardır.
|
|
KOAH’IN SEBEPLERİ
16.10.2008, 00:05
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı ya da kısa ismiyle KOAH, ilerleyici nefes darlığına yol açan kronik bir solunum yolları hastalığıdır. Kronik bronşit ya da amfizem gibi isimlerle de bilinir. Dünya Sağlık Örgütü’ nün istatistiklerine göre dünyada 600 milyon KOAH’ lı vardır. Ülkemizde ise 3 milyon kadar KOAH’ lı olduğu tahmin edilmektedir.
KOAH, en az akciğer kanseri ve kalp krizleri kadar öldürücü olan bir hastalıktır. KOAH’ ın 20 yıl içinde en çok ölüme yol açan üç hastalıktan biri olacağı ve bu hastalıktan yılda 8 milyondan fazla kişinin öleceği tahmin edilmektedir.
|
|
KOAH, KRONİK BRONŞİT VE AMFİZEM
09.10.2008, 01:31
KOAH, kronik obstrüktif akciğer hastalığı teriminin baş harflerinden
oluşturulmuş bir isimdir. Burada kronik müzmin yani geçmeyen; obstrüktif ise engelleyici anlamındadır. KOAH, başta sigara ve hava kirliliği olmak üzere çeşitli zararlı gaz, duman ve partiküllerin uzun süre solunması sonucu oluşan, geriye dönüşü olmayan, hava yollarında ilerleyici daralmaya yol açan kronik enflamatuar bir akciğer hastalığı olarak tanımlanabilir. Bu hastalıkta hem bronşlarda yani akciğer içindeki havayollarında yaygın ve kalıcı bir daralma ve hem de alveolerde yani hava keseciklerinde harabiyet ve genişleme vardır. Halkımız, bu hastalık için ‘öldürmez, ama süründürür’ şeklinde son derecede doğru bir tanımlama yapar. Gerçekten de, KOAH ani ölümlere neden olan bir hastalık değildir. ‘Ölsem de şu dertten kurtulsam’ sözlerini pek çok hastamdan duyduğumu söylemek isterim.
|
|
OLMAZ OLSUN BÖYLE MEMLEKET, OLMAZ OLSUN BÖYLE SAĞLIK SİSTEMİ
07.10.2008, 01:17
NTV’ de bu gece Fahrenheit 9/11 isimli filmi ile dikkatleri çeken Michael Moore’un yönettiği ve Geoffrey Richman, Christopher Seward ile Dan Sweitlik’ in editörlüğünü yaptığı belgeseli izledim. Muhalif yönetmen Michael Moore, yeni belgeseli “Sicko”da bu kez Amerikan sağlık sistemini yerden yere vuruyor ve yine Bush yönetimini hedef alıyor. 11 Eylül saldırıları sonrası enkaz kaldırma çalışmalarında zehirli maddeler nedeniyle hastalanan 10 kişiyi tedavi olmaları için Küba’ya götüren Moore, iki ülkenin sağlık sistemlerini karşılaştırarak, halkına hem ücretsiz hem de kaliteli hizmet sağlayan Küba’nın sağlık sisteminin ABD’den çok daha üstün olduğunu tıbbi haksızlıklara dikkat çekerek ortaya kokuyor.
Bu filmi seyredince ben de Amerikan sağlık sistemi üzerine küçük bir derleme yaptım.
|
|
LİPİT DÜŞÜRÜCÜ İLAÇLARIN AORT DARLIĞINDA FAYDASI YOK
04.10.2008, 00:48
İleri yaşlarda ortaya çıkan aort darlığının sebebi enflamasyon, yani bir tür iltihaptır. Aort yaprakçıklarında gelişen dejeneratif değişiklikler yapısal olarak aterosklerozda (damar sertliği) görülen bozukluklara benzer. Kalp-damar hastalıkları için geçerli olan risk faktörleri aort darlığı için de söz konusudur. Bugün için aort darlığını gideren veya gerilemesini sağlayan ilaç tedavisi yoktur, darlığın çok ilerlemiş olduğu durumlarda standart tedavi daralan kapağın cerrahi olarak değiştirilmesidir.
Hastalığın aterosklerozla olan benzerlikleri göz önüne alınarak lipit düşürücü ilaçların aort darlığının tedavisinde de yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Statin grubu ilaçlarla yapılan çalışmaların bazılarında olumlu sonuçlar alınırken, bazılarında ise lipit düşürücü tedavinin darlık üzerine hiçbir etkisi olmadığı bildirilmiştir.
|
|
LİPİT DÜŞÜRÜCÜ İLAÇLARIN AORT DARLIĞINDA FAYDASI YOK
04.10.2008, 00:40
İleri yaşlarda ortaya çıkan aort darlığının sebebi enflamasyon, yani bir tür iltihaptır. Aort yaprakçıklarında gelişen dejeneratif değişiklikler yapısal olarak aterosklerozda (damar sertliği) görülen bozukluklara benzer. Kalp-damar hastalıkları için geçerli olan risk faktörleri aort darlığı için de söz konusudur. Bugün için aort darlığını gideren veya gerilemesini sağlayan ilaç tedavisi yoktur, darlığın çok ilerlemiş olduğu durumlarda standart tedavi daralan kapağın cerrahi olarak değiştirilmesidir.
Hastalığın aterosklerozla olan benzerlikleri göz önüne alınarak lipit düşürücü ilaçların aort darlığının tedavisinde de yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Statin grubu ilaçlarla yapılan çalışmaların bazılarında olumlu sonuçlar alınırken, bazılarında ise lipit düşürücü tedavinin darlık üzerine hiçbir etkisi olmadığı bildirilmiştir.
|
|
PAUL NEWMAN DA KAZIM KANAT GİBİ AKCİĞER KANSERİNE KURBAN GİTTİ
30.09.2008, 00:56
Haziran ayında akciğer kanseri olduğu ve tedavi gördüğü açıklanan 83 yaşındaki ünlü aktör Paul Newman’ ın bugün öldüğü duyuruldu.
Onun meşhur olmaya başladığı 1950’ li yıllarda sigaranın bu kadar zararlı olduğu, başta akciğer kanseri olmak üzere pek çok kansere ve kalp-damar hastalıklarına yol açtığı pek bilinmiyordu. O zaman için sigara erkekliğin, entelektüelliğin ve seksapelliğin bir sembolüydü adeta. Jönler filmlerde televizyonlarda bol bol sigara tüttürürlerdi.
Paul Newman da çağdaşlarından farklı değildi, iyi bir tiryaki idi. Yıllarca paket paket sigara içmişti. Onun dudağının bir kenarında sigarasıyla fotoğrafları gözümün önüne geliyor. Gerçi bundan 30 sene önce bırakmıştı sigarayı, ama gene de ciğerlerine yerleşen zehir onun yıllar sonra akciğer kanserine kurban gitmesine yetmişti.
|
|
PAUL NEWMAN DA KAZIM KANAT GİBİ AKCİĞER KANSERİNE KURBAN GİTTİ
30.09.2008, 00:44
Haziran ayında akciğer kanseri olduğu ve tedavi gördüğü açıklanan 83 yaşındaki ünlü aktör Paul Newman’ ın bugün öldüğü duyuruldu.
Onun meşhur olmaya başladığı 1950’ li yıllarda sigaranın bu kadar zararlı olduğu, başta akciğer kanseri olmak üzere pek çok kansere ve kalp-damar hastalıklarına yol açtığı pek bilinmiyordu. O zaman için sigara erkekliğin, entelektüelliğin ve seksapelliğin bir sembolüydü adeta. Jönler filmlerde televizyonlarda bol bol sigara tüttürürlerdi.
Paul Newman da çağdaşlarından farklı değildi, iyi bir tiryaki idi. Yıllarca paket paket sigara içmişti. Onun dudağının bir kenarında sigarasıyla fotoğrafları gözümün önüne geliyor. Gerçi bundan 30 sene önce bırakmıştı sigarayı, ama gene de ciğerlerine yerleşen zehir onun yıllar sonra akciğer kanserine kurban gitmesine yetmişti.
|
|
ASPARTAM ÇOK TATLI AMA…
24.09.2008, 23:02
Geçen hafta Dermatitis isimli dergide yayınlanan bir yazıda migren tipi baş ağrısı olanlarda sorunun aspartamdan kaynaklanabileceği ileri sürülüyor. Migreni olan hastalarda formaldehit ile yapılan yama testlerinde pozitif sonuç alınması ve aspartamın diyetten çıkarılmasıyla hastaların şikâyetlerinin ortadan kalkması buna kanıt olarak gösteriliyor. Ancak bu araştırmada olduğu gibi az sayıda hastadan elde edilen sonuçlardan bir genelleme yapmak doğru değil. Bu bulgunun daha geniş kapsamlı ve ayrıntılı araştırmalarla doğrulanması gerekiyor.
|
|
BU SENE GRİP SALGINI OLACAK MI
21.09.2008, 13:28
Son günlerde medya da grip haberlerinden geçilmiyor. Bir tarafta gribin bu sene milyonlarca insanı hasta edeceği… şeklinde ‘korkutucu haberler’, bir tarafta ise ‘Grip aşısının tam zamanı’ başlıklı ‘içimize su serpen’ haberler.
Durun, hemen korkmayın. Grip her yıl kış aylarında epidemilere, yani salgınlara neden olan bir solunum yolları enfeksiyonudur. Genellikle 3-6 hafta kadar süren bu salgınlarda virüs toplumun yüzde 1-5 kadarına bulaşır. Grip salgınlarının tüm dünyada her yıl 3-5 milyon insanın ciddi şekilde hastalanmasına ve beşyüzbine yakının da ölümüne yol açtığı tahmin edilmektedir.
|
|
HPV AŞISINA GENE DE HAYIR
19.09.2008, 01:49
HPV aşısı ile ilgili olarak bugün gazetelerde yer alan haberi okuduktan sonra aşı üretici firmanın pazarlama bölümünün yeniden atağa kalkacağını öngörmek kehanet olmasa gerek. Göreceksiniz birkaç gün içinde rahim ağzı kanserleri ile ilgili korkutma kampanyaları tekrar başlatılacak; aşının yarattığı ‘mucizeler’ yeniden gündeme getirilecek.
|
|
KLİMALARDAN BULAŞAN MİKROBUN SEBEP OLDUĞU ZATÜRRE
16.09.2008, 02:34
Anoreksiya hastalığına yakalanan, 21 yıl boyunca sadece salata yiyerek beslenen ve su bile içmediği için iki böbreğini kaybeden Tekfen Holding Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ayşe Leyla Akçağlılar’ ın önceki gün vefat ettiğini ve dün de toprağa verildiğini gazeteler yazdı. Cenaze töreninde basın mensuplarına bilgi veren ve Leyla Hanım’ ın 10 seneden beri doktorluğunu yapan Prof. Dr. Rüstem Olga hastasının kısa bir süre önce klimadan mikrop kaptığını, vücudunun aldığı enfeksiyona karşı güçsüz düştüğünü ve daha sonra ortaya çıkan akciğer yetmezliği yüzünden hayatını kaybettiğini bildirmiş. Haber medyada ‘Klima Mikrobu Zatürree Yapmış’ başlığıyla yer aldı.
|
|
YANLIŞ TEŞHİS BAZEN DOĞRU TEŞHİSTEN İYİDİR
12.09.2008, 00:02
Yanlış teşhis medyanın en sevdiği konuların başında gelir. Bu haberler
genellikle ‘Hiçbir şeyi yok denilerek evine gönderilen…’ cümlesiyle başlar.
Kurban kiminde ateşi olan bir bebektir… ‘Birazcık üşütmüş mühim bir şeyi yok’ denilen 3 aylık miniğin menenjit olduğu iş işten geçtikten sonra anlaşılır.
Karnı ağrıyan bir genç kız hastane hastane gezdirilir… kimi ‘Gaz sancısıdır yellesin geçer’… kimi ‘Bağırsak tembelliğidir incir yesin bir şeyi kalmaz’… kimi ‘Adet sancısının uzaması aspirinle düzelir’ der… Genç kızın apandisinin patladığı ve ameliyat masasında kaldığı gazetelere manşet olur.
Kurban, bazen de nefes darlığı çeken bir ihtiyardır. Biraz oksijen verilip evine gönderilen dedenin aslında kalp krizi geçirdiği ancak otopside ortaya çıkar.
Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Hatta birçoğumuzun kendine veya yakın çevresine ait, acı bir sonu olan hüzünlü bir ‘yanlış teşhis hikayesi’ bile vardır.
Elbette hiç kimse hastalığına yanlış teşhis konmasını, yanlış tedavi görmeyi istemez, ama bazen yanlış teşhisin doğru teşhisten daha iyi olduğu durumlar da olabiliyor.
|
|
BU YAZIYI OKUMADAN KIZINIZA RAHİM AĞZI AŞISI YAPTIRMAYIN
06.09.2008, 15:35
İlaç endüstrisinin başta gelen pazarlama taktiklerinden biri de piyasaya yeni verilen ilaç veya aşı gibi ürünlerini eşi benzeri olmayan ‘mucize tedavi yöntemi’ olarak sunmalarıdır. Bu yeni ürünün olumlu yönleri olabildiğince abartılırken yan etkileri ise görmezden gelinir, yok sayılmaya çalışılır.
Bunun son zamanlardaki en iyi örneklerinden biri de iki sene önce piyasaya sürülen ve bir seneden beri ülkemizde de kullanılmaya başlanan halk arasında ‘rahim ağzı kanseri aşısı’ olarak bilinen ‘HPV aşısı’. Bu aşı da benzerleri gibi, hiçbir yan etkisi veya olumsuzluğu olmayan ve rahim ağzı kanserini tamamen ortadan kaldıran ‘mucize bir aşı’ olarak topluma sunuluyor ve her genç kızın (hatta erkek çocukların da) mutlaka bu aşıdan olmaları için büyük kampanyalar düzenleniyor.
Elbette kanser gibi çok önemli bir hastalığı önleyen bir aşıya kimsenin itirazı olamaz… olmamalı da, ama gerçekte durum öyle mi değil mi, gelin bakalım. Bu yazıyı okuduktan sonra kızınıza rahim ağzı kanseri aşısı yaptırmayacağınızı tahmin ediyorum.
|
|
İŞSİZLİĞİN İYİ TARAFLARI DA VAR
02.09.2008, 00:00
İnanılır gibi değil ama, Los Angeles Times gazetesinde yer alan ‘Sorunlu bir ekonomi aslında halk sağlığına iyi mi geliyor?’ başlıklı haberde, ekonominin iyi gitmediği dönemlerde kalp krizleri ile trafik ve iş kazalarının ve bunlara bağlı ölümlerin azalabileceği ileri sürülüyor. Habere göre, kötü ekonomi sadece intiharları artırıyormuş.
North Carolina Üniversitesinden ekonomi profesörü Christopher J. Ruhm tarafından gerçekleştirilen ve Amerika’ da 1979-1998 yılları arasında 20 büyük eyalette kalp krizine bağlı ölümlerin makroekonomik parametrelerle ilişkisinin incelendiği araştırmada, işsizlikte yüzde bir oranındaki azalma olduğunda kalp krizlerine bağlı ölümlerin yüzde 0.75 oranında artırdığı belirlenmiş. Bu, bir senede fazladan 3.900 kişinin ölmesi anlamına geliyor. Ölüm riski yaşlılardan çok, 20-44 yaşlarında olanlarda daha yüksek bulunmuş.
|
|
TELEVİZYON ÇOCUKLARDA ASTIMA YOL AÇIYOR
31.08.2008, 12:09
Çocukların uzun süre televizyon seyretmelerinin yol açtığı zararlar her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Nitekim, geçen gün Fransa’da televizyon ve radyo programlarını denetleyen Yüksek Görsel-İşitsel Konsey, televizyon kanallarının 3 yaşından küçük çocuklara yönelik TV şovları yayımlamasını, gelişim sürecindeki çocukları olumsuz etkilenebilecekleri gerekçesiyle yasakladı. Konsey, ebeveynleri de uyararak bebeklerini, Baby TV, BabyFirst TV gibi yurtdışından yayın yapan kanallardan uzak tutmalarını istedi. Konsey, önceki gün aldığı kararın 3 yaşından küçük çocukların televizyonun etkisinden koruma amacı taşıdığını bildirdi. Yetkililer, televizyonun üç yaşın altındaki çocukların zekâ gelişimini olumsuz etkilediğini düşünüyor. Ancak, televizyonun tek olumsuz etkisi çocukların ruh ve sinir sağlıklarını üzerine değil.
|
|
KAYSERİ FASLI
25.08.2008, 23:43
Bugün köşemde babam diş hekimi Turhan Nesimi Küçükusta’ nın Kayseri’ lilerin kullandıkları kelimelerle yazdığı, Kayseri’ yi… Kayseri’ liliği… Kayseri’ lilerin geleneklerini… göreneklerini… anlattığı KAYSERİ FASLI isimli şiirini sunuyorum. Bu şiirin Kayseri’ lilerin çok hoşuna gideceğine hiç şüphem yok. Şiirin sonunda yabancılar için ve Kayserilice’ ye tam vakıf olamayanlar için bir de sözlük var.
Babamın şiirlerini topladığımız içinde Kayseri Faslı’ nın da yer aldığı ERCİYESTEN ESİNTİLER isimli kitap Kayseri İli Yardım Derneği’nden de www.kayder.org.tr’ den ücretsiz olarak temin edilebilir.
|
|
KAYSERİ FASLI
25.08.2008, 23:43
Bugün köşemde babam diş hekimi Turhan Nesimi Küçükusta’ nın Kayseri’ lilerin kullandıkları kelimelerle yazdığı, Kayseri’ yi… Kayseri’ liliği… Kayseri’ lilerin geleneklerini… göreneklerini… anlattığı KAYSERİ FASLI isimli şiirini sunuyorum. Bu şiirin Kayseri’ lilerin çok hoşuna gideceğine hiç şüphem yok. Şiirin sonunda yabancılar için ve Kayserilice’ ye tam vakıf olamayanlar için bir de sözlük var.
Babamın şiirlerini topladığımız içinde Kayseri Faslı’ nın da yer aldığı ERCİYESTEN ESİNTİLER isimli kitap Kayseri İli Yardım Derneği’nden de www.kayder.org.tr’ den ücretsiz olarak temin edilebilir.
|
|
MEDYA DANALARI VE BUZAĞILARI NEDEN ÇİNDE YOK
23.08.2008, 01:10
Hatırlarsanız, bundan iki ay kadar önce İsviçre ve Avusturya’ da yapılan Avrupa Futbol Şampiyonası’ na sponsor şirketler tarafından götürülmeyen gazeteci… televizyoncu kalmamıştı. Genel yayın yönetmenlerinden… magazincilere, köşe yazarlarından… yazı işleri müdürlerine, baş yazarlarından… yayın koordinatörlerine… tümü de ceplerinden bir kuruş çıkmadan yiyip içip gezip tozmuşlardı. Okuyuculara da onların ‘şımarıklıklarını’ dinlemek kalmıştı.
|
|
KOLESTEROL YÜKSEKLĞİ DEĞİL, KAFAYI KOLETEROLE TAKMAK TEHLİKELİ
21.08.2008, 09:12
‘Hastaların değil laboratuar sonuçlarının tedavi edilmesi’ modern tıbbın son senelerdeki en büyük icatlarından biri; belki de birincisi.
Bunun en tipik ve güncel örneklerinin başında da ‘kolesterol yüksekliği’ geliyor. Kolesterol yüksekliği tek başına bir hastalık değil; gelecekte kalp krizi ve inme ihtimallerini artıran pek çok risk faktöründen birisi. Ama insanların beyni öylesine yıkanmış ki… belli bir yaşın üzerinde olup da ‘Bir hastalığınız var mı?’ diye sorduğunuz kişilerden en çok alacağınız cevap ‘Evet, bende kolesterol var. Kolesterol düşürücü ilaç kullanıyorum’ oluyor.
|
|
KOLESTEROL YÜKSEKLĞİ DEĞİL, KAFAYI KOLETEROLE TAKMAK TEHLİKELİ
21.08.2008, 09:11
‘Hastaların değil laboratuar sonuçlarının tedavi edilmesi’ modern tıbbın son senelerdeki en büyük icatlarından biri; belki de birincisi.
Bunun en tipik ve güncel örneklerinin başında da ‘kolesterol yüksekliği’ geliyor. Kolesterol yüksekliği tek başına bir hastalık değil; gelecekte kalp krizi ve inme ihtimallerini artıran pek çok risk faktöründen birisi. Ama insanların beyni öylesine yıkanmış ki… belli bir yaşın üzerinde olup da ‘Bir hastalığınız var mı?’ diye sorduğunuz kişilerden en çok alacağınız cevap ‘Evet, bende kolesterol var. Kolesterol düşürücü ilaç kullanıyorum’ oluyor.
|
|
SAHTE DOKTOR GERÇEK DOKTORA KARŞI
15.08.2008, 19:44
Aylardan beri, her defa yazımı yazmak için bilgisayarın karşısına ‘Bu sefer ciddi, okkalı bir yazı döktüreyim’ diye geçiyorum. ‘Şöyle çaktırmadan memleketin en iyi akciğer hastalıkları uzmanının ben olduğumu okuyucunun zihnine nakşedeyim’ diye niyetleniyorum. Çünkü, buna şiddetle ihtiyacım var.
Birincisi, artık fakülteden emekli oldum; artık eskisi gibi ‘bıçak parası’ da ‘yatış parası’ da almam mümkün olmayacak.
İkincisi, halkımız emekli profesörü bir çeşit ‘çürüğe çıkmış asker’ gibi görüyor; adam yerine koymuyor. Haklı olarak ‘Bir işe yarasa emekli etmezlerdi… diye düşünüyor. Aslında fazla söze de gerek yok, emeklilerin durumu ortada. Hâlimize şükredelim.
|
|
SAHTE DOKTOR GERÇEK DOKTORA KARŞI
15.08.2008, 19:44
Aylardan beri, her defa yazımı yazmak için bilgisayarın karşısına ‘Bu sefer ciddi, okkalı bir yazı döktüreyim’ diye geçiyorum. ‘Şöyle çaktırmadan memleketin en iyi akciğer hastalıkları uzmanının ben olduğumu okuyucunun zihnine nakşedeyim’ diye niyetleniyorum. Çünkü, buna şiddetle ihtiyacım var.
Birincisi, artık fakülteden emekli oldum; artık eskisi gibi ‘bıçak parası’ da ‘yatış parası’ da almam mümkün olmayacak.
İkincisi, halkımız emekli profesörü bir çeşit ‘çürüğe çıkmış asker’ gibi görüyor; adam yerine koymuyor. Haklı olarak ‘Bir işe yarasa emekli etmezlerdi… diye düşünüyor. Aslında fazla söze de gerek yok, emeklilerin durumu ortada. Hâlimize şükredelim.
|
|
BÖYLE SAĞLIK SİSTEMİ NEREDE VAR
11.08.2008, 19:14
Bir memleket düşünün ki… ‘tıbbi yanlışlar’ her sene 100 bine yakın insanın ölümlerine yol açsın.
Bir memleket düşünün ki… her sene bir milyon 700 bin insanda ‘hastane enfeksiyonu’ ortaya çıksın ve bunların da 90 bine yakını bu yüzden ölsünler. Bunun için 11 milyar dolar harcanmış olsun.
Bir memleket düşünün ki… ‘ilaç tedavisindeki yanlışlardan’ her sene 1 milyon 500 bin kişi etkilensin ve bunların 7 bini de bu sebeple hayatını kaybetsin. Bunun için 3 milyar 500 bin dolar harcanmış olsun.
Bir memleket düşünün ki… her sene 2 bin 600 kişi ‘yanlış ameliyat kurbanı’ olsun.
Bir memleket düşünün ki… vatandaşlarının neredeyse tamamına yakını sağlık hizmetlerinden şikayetçi olsunlar ve bunların yüzde 80’ den fazlası sağlık sisteminin revizyonunu, hatta temelden yeniden yapılanması gerektiğini savunsunlar.
|
|
BÖYLE SAĞLIK SİSTEMİ NEREDE VAR
11.08.2008, 19:14
Bir memleket düşünün ki… ‘tıbbi yanlışlar’ her sene 100 bine yakın insanın ölümlerine yol açsın.
Bir memleket düşünün ki… her sene bir milyon 700 bin insanda ‘hastane enfeksiyonu’ ortaya çıksın ve bunların da 90 bine yakını bu yüzden ölsünler. Bunun için 11 milyar dolar harcanmış olsun.
Bir memleket düşünün ki… ‘ilaç tedavisindeki yanlışlardan’ her sene 1 milyon 500 bin kişi etkilensin ve bunların 7 bini de bu sebeple hayatını kaybetsin. Bunun için 3 milyar 500 bin dolar harcanmış olsun.
Bir memleket düşünün ki… her sene 2 bin 600 kişi ‘yanlış ameliyat kurbanı’ olsun.
Bir memleket düşünün ki… vatandaşlarının neredeyse tamamına yakını sağlık hizmetlerinden şikayetçi olsunlar ve bunların yüzde 80’ den fazlası sağlık sisteminin revizyonunu, hatta temelden yeniden yapılanması gerektiğini savunsunlar.
|
|
BÖYLE SAĞLIK SİSTEMİ NEREDE VAR
11.08.2008, 19:13
Bir memleket düşünün ki… ‘tıbbi yanlışlar’ her sene 100 bine yakın insanın ölümlerine yol açsın.
Bir memleket düşünün ki… her sene bir milyon 700 bin insanda ‘hastane enfeksiyonu’ ortaya çıksın ve bunların da 90 bine yakını bu yüzden ölsünler. Bunun için 11 milyar dolar harcanmış olsun.
Bir memleket düşünün ki… ‘ilaç tedavisindeki yanlışlardan’ her sene 1 milyon 500 bin kişi etkilensin ve bunların 7 bini de bu sebeple hayatını kaybetsin. Bunun için 3 milyar 500 bin dolar harcanmış olsun.
Bir memleket düşünün ki… her sene 2 bin 600 kişi ‘yanlış ameliyat kurbanı’ olsun.
Bir memleket düşünün ki… vatandaşlarının neredeyse tamamına yakını sağlık hizmetlerinden şikayetçi olsunlar ve bunların yüzde 80’ den fazlası sağlık sisteminin revizyonunu, hatta temelden yeniden yapılanması gerektiğini savunsunlar.
|
|
ASIL PROFESÖRÜN OYUNUN ÇOBANIN OYU KADAR DEĞERİ YOK
07.08.2008, 22:58
Bir önceki cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’ in rektör atamalarına seslerini çıkarmayan belirli bir kesim, cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ ün son rektör atamaları üzerine yaygara koparıyor, tantana çıkarıyor.
Oysa, bizim sitenin haberler bölümünde de okuduğunuz gibi, Sezer de zamanında Kastamonu Üniversitesi’nde en çok oya alan Prof. Dr. Mustafa Safran’ın yerine sadece 1 oy alan Prof. Dr. Bahri Gökçebay’ı rektör olarak atamıştı. Bu, elbette en azından ‘şık’ bir atama değildi, ama kanunlara aykırı bir durum da yoktu ortada. Abdullah Gül de bu atamaları Ahmet Necdet Sezer gibi kanunların kendine verdiği yetkileri kullanarak yapıyor. Gene kanunlara aykırı bir durum söz konusu değil. Peki, bu yaygaranın sebebi ne?
|
|
ALLAH HERKESİ TIBBBİ YANLIŞLARDAN KORUSUN
06.08.2008, 13:26
Medya, sağlıkla ilgili ‘skandal haberlere’ bayılıyor. Geçen hafta katarakt ameliyatı için İzmir’ de bir tıp fakültesi hastanesine yatan 55 yaşındaki bir kadının yanlışlıkla rahminin alınması da… Ankara’ da Dr. Zekai Tahir Burak Hastanesinde son bir haftada 27 bebeğin ölmesi… de medyaya ‘ilaç gibi’ geldi.
Son senelerde tıbbi yanlışlarla ilgili haberlerde adeta bir patlama yaşandığı gözle görülüyor, ama gerçekten yanlışlar mı artıyor, yoksa bunların haberleştirilmesi mi artıyor tam bilemiyorum.
|
|
YA RAHMİ ALINAN KADININ YANLIŞLIKLA GÖZÜ ALINSAYDI
02.08.2008, 12:20
Geçen hafta Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde, katarakt ameliyatı yapılması gereken bir hastanın ameliyathanede dosyalar karıştığı için rahminin alındığı haberini herhalde duymayan kalmamıştır.
Bu, yanlış ameliyat edilen ne ilk ne de son hasta. Üstelik bu ‘yanlış ameliyat’ lar sadece bizim ülkemize özgü bir şey de değil. Bu tür olaylar Avrupa’ da da Amerika’ da da dünyanın her yerinde zaman zaman oluyor.
Yanlış ameliyat denince aslında dört farklı şey anlaşılması lâzım: Birincisi bu olaydaki gibi ‘yanlış hastanın ameliyat edilmesi’. İkincisi hastanın ‘yanlış tarafının ameliyat edilmesi’; meselâ sağ dizi yerine sol dizinin açılması. Üçüncüsü ‘yanlış yerden ameliyat edilmesi’; meselâ yanlış omura veya yanlış parmağa cerrahi girişimde bulunulması. Dördüncüsü de ‘yanlış cerrahi tekniğin uygulanması’.
|
|
BEBELERE BALON MU KOLESTEROL HAPI MI
30.07.2008, 22:58
Amerikan Pediatri Derneği’ nin kolesterol düşürücü statin grubu ilaçların 8 yaşından itibaren çocuklara da verilebileceğini bildiren bir kılavuz yayınlamasının yankıları devam ediyor. Aklı başında doktorlar buna karşı çıkıyorlar ve çok haklı sebepleri var:
Her şeyden önce statinlerin daha önce kalp krizi geçirmiş olan erişkinler dışında ne kadar yararlı oldukları bile henüz kesin olarak bilinmiyor. Meselâ kadınlarda ve daha önce kalp krizi geçirmemiş kişilerdeki etkinliği konusunda net bir kanıt yok.
İkincisi statinlerle çocuklar üzerinde yapılmış yeterli araştırma mevcut değil henüz. Statin tedavisi altında izlenen çocuk sayısı 1000’ den az ve tedavi süresi de 6 ay ile 4 sene arasında değişiyor. Yani ilacın uzun vadede ne gibi olumsuzluklara yol açabileceğini bugünden bilmek mümkün değil.
|
|
BİZİM OĞLAN DA ARTIK KOLESTEROL HAPI İÇİYOR, AMCASI
19.07.2008, 22:17
Amerikan Pediatri Akademisi’ nin geçen hafta yayınladığı bir kılavuz tıp dünyasında büyük tartışmalara yol açtı. Önce, yedi kişiden oluşan bir kurul tarafından hazırlanan ve ‘Pediatrics’ isimli dergide yayınlanan kılavuzda neler söylendiğine bakalım:
‘’Ailesinde yüksek kolesterol, yüksek tansiyon ve kalp hastalığı bulunan çocuklar ile ailesinde bu tür sorunlar bulunmasa da obez olan çocuklarda iki yaşından itibaren kolesterol ölçümleri yapılmalıdır.
Kötü kolesterol olarak bilinen LDL’ si 190’ ın üzerinde olan çocuklara; ailesinde kalp hastalığı veya ikiden fazla risk faktörüne sahip olan ve LDL’ si 160’ dan yüksek olan çocuklara ve şeker hastalığı olup da LDL’ si 130’ un üzerinde olan çocuklara kolesterol düşürücü ilaçlar (‘statin’) verilmelidir. ‘’
|
|
ORAY EĞİN KİME, NEDEN EFELENİYOR
17.07.2008, 00:15
Bedavacılığın gazetecilerin adeta genlerine işlemiş olduğuna dair her gün yeni bir kanıt ortaya çıkıyor. Oray Eğin, nasıl olduysa parasını kendi verip bir konser izlemeye Hollanda’ ya gitmiş. Akşam’ daki köşesinde avantacılara efeleniyor:
|
|
YENİ BİR HASTA REFAKTÇİSİ TÜRÜ BULUNDU
14.07.2008, 12:12
Hürriyet gazetesinde ‘Acile gelen hastaları refakatçiler karşılıyor’ başlığı ile çıkan Deniz Biliroğlu imzalı bir haber, benim ‘hasta refakatçileri’ koleksiyonumda bulunmayan yeni bir refakatçi türünü tanımlıyor. Haberde özel bir isim verilmeyen bu yeni türü ben ‘resmi refakatçi’ olarak adlandırmak istiyorum.
|
|
BİR DAVETİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
12.07.2008, 13:00
Duymuş olmalısınız; ‘sınır tanımayan gazeteciler’ diye bir terim var. Bu söz, gözünü budaktan sakınmayan, haber için her türlü tehlikeye atlayan gazetecileri tanımlar. Ama, gazeteciler için sınır tanımamanın başka türleri de vardır ki, bunlardan biri de ‘bedavacılıkta sınır tanımamak’ tır. Milletvekillerine gezi kıyağı… ilaç firmalarından doktorlara derbi maç bileti rüşveti… gibi başlıklar atmaya bayılırlar, ancak bedava gezileri kendileri için ya ‘anadan doğma bir hak’ veya ‘babadan kalma miras’ sanırlar.
Bugün Hürriyet’ teki bir köşe yazısında gazeteci için davetin ancak ‘bedava’ ise davet olduğunu… bu işin nasıl ‘kotarılacağının’ ipuçlarını okudum… öğrendim ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.
|
|
HASTA REFAKATÇİLERİ
11.07.2008, 10:59
Hastanede hastaların yanında kalan veya muayeneye hasta ile beraber gelerek onlara yardımcı olan kişilere ‘hasta refakatçileri’ denir. Bunlar çoğu zaman hastanın eşi, çocukları, anne veya babası gibi en yakınları olabilirse de, bazen çok alâkasız kişiler de refakatçi olarak karşımıza çıkabilirler. Bugün 30 senelik hekimlik hayatımda tanıdığım türlü refakatçi tiplerinden bahsedeceğim.
|
|
SEMAHAT ÖZDENSES ARTIK GÖNÜLLERDE YAŞAYACAK
04.07.2008, 12:14
Türk Musikisinin en önemli kadın bestekârlardan Semahat Özdenses’ i de dün kaybettik. Senelerce önce bestelemiş olduğu pek çok şarkısı bugün hâlâ dillerde. Akşam oldu hüzünlendim ben yine… Dün gece mehtaba dalıp hep seni andım… Her mevsim içimden gelir geçersin… bunlardan sadece birkaçı. Semahat Hanım besteciliği ile olduğu kadar yorumculuğu ile de öne çıkmış isimlerden biri idi. Besteleri dünya döndükçe çalınacak, söylenecek… sesi kulaklardan hiç silinmeyecek… o artık şarkılarıyla gönüllerde yaşayacak.
|
|
POP KARDİYOLOĞUN TRAVMALARI
03.07.2008, 10:35
Amerika’ dan gelen koskoca bir profesörün ağzından çıkan sözler önceleri ilkokul ikinci sınıf hayat bilgisi kitabından alınmış izlenimi verse de makul ve mantıklı faydalı bilgiler ihtiva ediyordu.
İlk gelişinde ‘’Sabahları ceviz, badem, fındık… yiyin’’ dedi; millet kuruyemişçileri talan etti. Dozu kaçırınlar ve bu yüzden aşırı kilo alanlar da bunlar kuru kuru gitmiyor diye viskiye… cine alışanlar da oldu.
|
|
ELEKTROMANYETİK AŞIRI DUYARLILIK SENDROMU
01.07.2008, 10:55
Dört tarafımızdan elektromanyetik alan yaratan sayısız aletle kuşatılmış durumdayız ve bunların sayısı her geçen gün de artıyor: Cep telefonları… kablosuz telefonlar… bilgisayarlar… televizyonlar… DVD’ ler… yazıcılar…mikrodalga fırınlar… baz istasyonları… kablosuz bağlantılar…
Bu aletlerin hayatımıza getirdiği pek çok fayda ve rahatlık yanında, sağlığımız açısından bir takım olumsuz etkileri olduğu da ortaya çıkmaya başlıyor.
Elektromanyetik Aşırı Duyarlılık Sendromu ya da kısa adıyla EMADS, elektronik aletlerle ilişkilendirilen rahatsızlıklardan biri.
|
|
MEDYASIZ ÇAY SAATİ OLABİLİYORMUŞ
28.06.2008, 11:13
Son Avrupa Futbol Şampiyonası sayesinde, medyadaki bedavacılık ve avantacılığın hangi boyutlara ulaştığı iyice gözler önüne serildi.
Bugüne kadar, başkalarına hesap sorarken kendi beleşçiliklerini görmeyen, ceplerinden tek kuruş çıkmadan gittikleri seyahatleri ‘marifetmiş gibi’ ballandıra ballandıra anlatan medya dut yemiş bülbüle döndü.
|
|
SİZİN TOP SOSYOLOGUNUZ KİM?
27.06.2008, 13:00
Top sosyolog pop sosyologdan ilham alarak benim uydurduğum bir terim. Top, pop gibi herhangi bir kelimenin kısaltılmışı değil; bildiğimiz ‘top’.
İyi ama, Türkçe’ de top kelimesinin pek çok anlamı var, seninki hangi top diye soracak olursanız cevabım şudur: Bu top, bildiğimiz toptur.
Tabii top denince, tenis topu, basket topu, beysbol topu… gibi onlarca oyun ve onlarca top akla gelebilir, ama bizde top diyince anlaşılan kayıtsız-şartsız futbol topudur, hele de şu günlerde.
Top sosyolog, bu anlamda bu sıra gazetelerde çok sık okuduğumuz ‘futbol topu üzerinden’ sosyolojik-politik yorumlar yapan yazarları anlatan bir terim olarak kullanılabilir.
|
|
BASIN BEYAZ SAYFA AÇMAK İÇİN SPONSOR ARIYOR
20.06.2008, 11:52
Bundan iki sene kadar önce Yılmaz Özdil ‘Öyle gazeteciler var ki... bırakın İngiltere’yi, bombardıman altındaki Bağdat’a avanta gezi var, otel yemek bedava deseniz, bavulu kapıp, gelirler...’’ diye ipucu vermişti, ama şu son Avrupa Futbol Şampiyonası sayesinde gazeteciler cephesindeki durumun çok daha ‘vahim’ olduğu net olarak ortaya çıktı.
|
|
AVANTA GEZİYE GİTMEYEN GAZETECİ VAR MI
18.06.2008, 10:52
Bundan birkaç hafta evvel bir ilaç firmasından ayrılan çalışanın bine yakın doktora ‘promosyon’ adı altında verilen değerli hediyelerin listesini internette yayınlaması Hürriyet gazetesinde ‘Doktorlara rüşvet olarak derbi bileti dağıtıldı’ başlığıyla çıkmıştı.
Olayın gerçek olup olmadığını henüz bilmiyoruz, ama doktorlara derbi bileti verilmesinin rüşvet olarak değerlendirilmesine itiraz sesi duyulmadı. Zaten, firmalar istedikleri kadar ‘Bu, fedakâr doktorlarımıza bizim gönülden gelen küçük bir hediyemizdir’… deseler de, doktorlar ‘Bizi kimse satın alamaz’ diye karşı çıksalar da, buna inanan olur mu, bu devirde kimsenin kimseye kara kaşı kara gözü için bir kuruş vermeyeceğini söylemeye gerek var mıdır, bilmem.
|
|
|
|
BUGÜN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ
05.06.2008, 09:55
Bugün ‘Dünya Çevre Günü’. 1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında alınan bir kararla her yıl bugün Dünya Çevre Günü olarak kutlanıyor. Amaç, her geçen gün kirlenen, dengesi bozulan ve giderek yaşanmaz hâle gelen dünyamızın bu kötü gidişine dur demek.
Bizim nesil için fazla bir sorun görünmüyor olsa da çocuklarımızı, özellikle de torunlarımızı hiç de güzel günler beklemiyor. Hem de öyle böyle değil, durum çok vahim.
|
|
HANGİ DOKTORA İNANMALI
03.06.2008, 09:36
Sağlıkla ilgili haberlerin, yazıların büyük ilgi çektiğini, ama aynı zamanda kafaları da nasıl karıştırdığını çok iyi biliyorum.
Meselâ, yakın zamanlara kadar ‘tu-kaka’ edilen tereyağı, yumurta, kuyrukyağı… gibi hayvansal ürünlerin birdenbire sağlığımız için çok yararlı olduklarını okuyorsunuz.
Bakıyorsunuz, margarinin zerresinin zararlı olduğunu ileri süren diyetisyenler ‘margarine yağ çekmeye’ başlıyorlar. Senelerce yere göğe sığdırılamayan soya, yerin dibine batırılıyor.
Kimi uzman ‘Sakın güneşe çıkmayın’ diye fetva verirken, kimisi de güneşlenmeye methiyeler düzüyor.
Havuç kansere karşı kalkan diyen de var, havucu kanserin sebebi olarak gösteren de.
Dün kemik erimesinin bir numaralı etkeni olarak gösterilen kahve, bugün kalp dostu olup çıkıveriyor.
|
|
DAŞ DÜŞEBÜLÜ... AYU ÇIKABÜLÜ... KENE ISIRABÜLÜ...
26.05.2008, 09:53
Tüm yurtta kene paniği yaşanıyor. Geçen hafta sıcak havalardan bunalıp piknik yerlerine koşan 500 İstanbul’ lu keneler tarafından ısırılmış ve heyecan içinde hastanelere koşmuşlardı.
Hadi bu anlaşılır bir şey; keneler kırlık.. çayırlık yerlerde yaşıyorlar, eh havalar da iyice ısındı… bu mevsimde piknik yerinde kene ile karşılaşmak ve ısırılmak pek de şaşırtıcı değil, ama geçen gün Ali Babacan’ ın Esenboğa Havalimanı VIP salonundaki basın toplantısını izleyen gazetecilerden birinin de kene tarafından ısırılması korkuları iyice artırdı. Ardından kenelerin Edirne’ de sokaklara indiği…Kocaeli’ de cami kapattırdığı… Van’ da Sağlık Ocağı’ nı kenelerin bastığı haberleri geldi.
|
|
AÇIK SÜT MÜ, ŞİŞE SÜTÜ MÜ, KUTU SÜTÜ MÜ… HANGİSİ?
12.05.2008, 10:23
Bizim çocukluğumuzda, bırakın ‘kutu sütlerini’ ‘şişe sütü’ bile icat edilmemişti. Sütü de bir çok başka şeyi de, meselâ yoğurdu… hatta balığı bile kapıdan geçen seyyar satıcılardan alırdık.
Sütçüler genellikle atlarının iki tarafına astıkları güğümlerle satış yaparlardı. Kupa şeklinde galvanizli tenekeden değişik boylarda ölçekleri olurdu; biz evden tencere ile gider annemizin istediği kadar süt alırdık.
Sütü aldıktan sonra onu hemen ocakta kaynayıncaya kadar ısıtmak biz çocukların görevi idi. Ateşteki süt kaynamaya başlayınca da taşmaması için ocağı biraz kısar ve kabaran sütün köpüklerinin üzerine üflerdik. Sonra sütü ateşten indirir ve bir süre beklerdik. Ancak iyice soğuduktan sonra buzdolabına (demek ki buzdolabı varmış o zaman) koyardık. Sütün üzerinde neredeyse yarım santim kalınlığında kaymak oluşurdu.
|
|
TÜRKLERE ÖZGÜ BİR HASTALIK DAHA VAR
09.05.2008, 10:59
Biliyorsunuz, Türklere özgü pek çok hastalık var: Yeni atılmış betona tarih ve isim yazma hastalığı… afişlerdeki kadın resimlerine bıyık yapma hastalığı… son model Porsche’ ye tüp taktırma hastalığı… televizyon kamerası görünce el sallama hastalığı… hakemlerin hepsini eşcinsel sanma hastalığı… başkalarına ben sadece belgesel kanal seyrederim diyip ‘Sabah sabah Seda Sayan’ a bakmadan edememe hastalığı… gelin arabasına havlu bağlama hastalığı… trafik levhalarına ateş etme hastalığı… karşı yöndeki kazaya bakma yüzünden trafiği kilitleme hastalığı… otobüste-vapurda yanındaki kişinin gazetesini okumaya çabalama hastalığı… bunlardan sadece birkaçı.Bugün sizlere adını muhtemelen ilk defa duyacağınız oldukça nadir rastlanan bir hastalıktan bahsedeceğim. Bu hastalığın da en büyük özelliği ‘Türklere özgü olması.
|
|
|
|
KEMANİ CAVİT DERİNGÖL DE BİR DÖNÜLMEZ UFKA GİTTİ
28.04.2008, 00:01
Son birkaç ay içinde TRT’nin dört değerli sanatçısını kaybettik. Önce udi Kemal Gediz, ardından tanburi Özcan Korkut, Perihan Altındağ ve dün de kemani Cavit Deringöl güneşin battığı yerde bir dönülmez ufka gittiler.
TRT internet sitesinde birkaç satırla duyuruyordu ölümünü:
Besteci ve söz yazarı Cavit Deringöl, İstanbul’da hayata veda etti. TRT İstanbul Radyosu’nun emekli sanatçılarından Cavit Deringöl, bir süredir tedavi görüyordu. Deringöl, aralarında ’Kim Derdi ki Biz ayrılacağız’ adlı şarkının da bulunduğu çok sayıda esere imza attı. Cavit Deringöl için pazartesi günü TRT İstanbul Radyosu’nda tören düzenlenecek.
|
|
KEMANİ CAVİT DERİNGÖL DE BİR DÖNÜLMEZ UFKA GİTTİ
28.04.2008, 00:00
Son birkaç ay içinde TRT’nin üç değerli sanatçısını kaybettik. Önce udi Kemal Gediz, ardından tanburi Özcan Korkut, Perihan Altındağ ve dün de kemani Cavit Deringöl güneşin battığı yerde bir dönülmez ufka gittiler.
TRT internet sitesinde birkaç satırla duyuruyordu ölümünü:
Besteci ve söz yazarı Cavit Deringöl, İstanbul’da hayata veda etti. TRT İstanbul Radyosu’nun emekli sanatçılarından Cavit Deringöl, bir süredir tedavi görüyordu. Deringöl, aralarında ’Kim Derdi ki Biz ayrılacağız’ adlı şarkının da bulunduğu çok sayıda esere imza attı. Cavit Deringöl için pazartesi günü TRT İstanbul Radyosu’nda tören düzenlenecek.
|
|
MEŞK SİLSİLESİ VE ALÂEDDİN YAVAŞCA KONSERİ
23.04.2008, 13:17
Meşk, bir musiki eserinin bir üstat veya bestekâr tarafından tedricen çalınıp okunmak suretiyle bir talebeye öğrettiği sistemin adı. Notanın ve ses kayıtlarının henüz olmadığı bir dönemde bunun ne kadar önemli bir öğretim yolu olduğu aşikârdır. Yüzlerce yıl öncesine ait eserler bu meşk sistemi sayesinde günümüze kadar gelebilmiştir. Ayrıca, bir bestenin bazılarının nota işaretleri ile ifade edilmesi mümkün olmayan incelikleri, tavır-üslup kazanmak da meşk sayesinde mümkündür.
|
|
NE KIRMZI ET ZARARLIYMIŞ... NE SÜT BALGAM YAPARMIŞ...NE KARALAHANA GUATRIN SEBEBİYMİŞ
15.04.2008, 22:53
Şehir efsaneleri, ne zaman, nerede, kim tarafından, ne amaçla, nasıl… çıkarıldığını kimsenin bilmediği… bazıları halkın deney ve gözlemlerinden çıkmış olması muhtemel, ancak çoğu büyük ihtimal tamamen ‘sallama’ olan… hiçbir yazılı belgesi, kanıtı bulunmayan… daha çok kulaktan kulağa yayılan… bazıları yerel, ama çoğu tüm dünyada bilinen inanışlardır. Bilimin cevaplayamadığı pek çok soruda ve biçare kaldığı durumlarda imdâda hep şehir efsaneleri yetişir; özellikle de bizim tıp alanında.
Şehir efsanelerinin doğruluğu her zaman herkesin aklını kurcalar, ama gelin görün ki kolay kolay aksini iddia eden babayiğit çıkmaz, çıksa da sözünü kimseye dinletemez.
|
|
BİR BİR GİDİYOR SEVGİLİLER GÖZLERİ YAŞLI
14.04.2008, 21:24
Son bir ay içinde Türk Musikisi birbiri ardına üç değerli sanatçısını kaybetti. Udi Kemal Gediz ve tanburi Özcan Korkut’ un ardından Türk Musikisinin en önemli seslerinden biri olan Perihan Altındağ Sözeri de 7 Nisan 2008 sabahı evinde Hakkın rahmetine kavuştu.
Musikimizde günümüze kadar pek çok ses sanatçısı gelmiş geçmiştir. Bunlar içinde meselâ Mediha Demirkıran, Muallâ Gökçay, Muallâ Mukadder, Sabite Tur Gülerman, Radife Erten, Müzehher Güyer, Sevim Deran… gibi başka bir âleme uğurladıklarımız yanında, bugün hayatta olan ve sağlıklı nice uzun ömürler dilediğimiz Semahat Özdenses, Tülûn Korman, Nesrin Sipahi, Şükran Özer, Behiye Aksoy, Meral Uğurlu, İnci Çayırlı… gibi unutulmayacak yorumcularımız var, ama Perihan Altındağ Sözeri, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar ve Hamiyet Yüceses’ ile beraber Türk Musikisinin kadın seslerinin ‘kare aslarından’ biridir.
|
|
BİR BİR GİDİYOR SEVGİLİLER GÖZLERİ YAŞLI
11.04.2008, 00:38
Son bir ay içinde Türk Musikisi birbiri ardına üç değerli sanatçısını kaybetti. Udi Kemal Gediz ve tanburi Özcan Korkut’ un ardından Türk Musikisinin en önemli seslerinden biri olan Perihan Altındağ Sözeri de 7 Nisan 2008 sabahı evinde Hakkın rahmetine kavuştu.
Musikimizde günümüze kadar pek çok ses sanatçısı gelmiş geçmiştir. Bunlar içinde meselâ Mediha Demirkıran, Muallâ Gökçay, Muallâ Mukadder, Sabite Tur Gülerman, Radife Erten, Müzehher Güyer, Şükran Özer… gibi başka bir âleme uğurladıklarımız yanında, bugün hayatta olan ve sağlıklı nice uzun ömürler dilediğimiz Semahat Özdenses, Tülûn Korman, Nesrin Sipahi, Semahat Özdenses, Behiye Aksoy, Meral Uğurlu, İnci Çayırlı… gibi unutulmayacak yorumcularımız var, ama Perihan Altındağ Sözeri, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar ve Hamiyet Yüceses’ ile beraber Türk Musikisinin kadın seslerinin ‘kare aslarından’ biridir.
|
|
İLLA GÜNDE SEKİZ BARDAK DEĞİL, SUSADIĞINIZ KADAR SU İÇİN
09.04.2008, 19:01
Ellerinde, çantalarında plastik su şişeleri ile gezen… sevmedikleri, hoşlarına gitmediği halde… içleri kalka kalka… zoraki su içenlere müjdem olsun.
Amerika’ da yapılan ve geçen hafta ‘Journal of the American Society of Nephrology’ isimli tıp dergisinde yayınlanacağı açıklanan bir araştırma müthiş bir şehir efsanesinin daha sonunu getirdi.
İster inanın ister inanmayın ama, meğerse bugüne kadar neredeyse tüm doktorların ‘Aman ne yapın ne edin, sağlığınız için günde mutlaka 2 litre su için’ şeklindeki öğütlerinin bilimsel bir dayanağı yokmuş.
|
|
UNUTTURAMAZ SENİ HİÇBİR ŞEY UNUTULSAM DA BEN
04.04.2008, 12:43
Bugün, Türk Musikisini sevenlerin çok iyi bildikleri… yıllardır dillerinden düşmeyen iki şarkıdan söz etmek istiyorum. Bunlardan biri nihavent makamında: Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben. Diğeri ise bir karcığar şarkı: Unutmadım seni ben, unutmadım, her zaman kalbimdesin. Birbirine adeta cevap niteliğindeki, birbirini tamamlayan bu şarkılardan ilki Ekrem Güyer’ in eseri. Bestekâr bu şarkıyı çok sevdiği eşi Müzehher Hanım için bestelemiş. İkinci şarkı ise Şekip Ayhan Özışık’ ın bir bestesi, güftesi bundan tam 10 yıl önce bugün kaybettiğimiz Müzehher Güyer’ e ait ve hüzünlü bir hikâyesi var.
|
|
UNUTTURAMAZ SENİ HİÇBİR ŞEY UNUTULSAM DA BEN
04.04.2008, 12:43
Bugün, Türk Musikisini sevenlerin çok iyi bildikleri… yıllardır dillerinden düşmeyen iki şarkıdan söz etmek istiyorum. Bunlardan biri nihavent makamında: Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben. Diğeri ise bir karcığar şarkı: Unutmadım seni ben, unutmadım, her zaman kalbimdesin. Birbirine adeta cevap niteliğindeki, birbirini tamamlayan bu şarkılardan ilki Ekrem Güyer’ in eseri. Bestekâr bu şarkıyı çok sevdiği eşi Müzehher Hanım için bestelemiş. İkinci şarkı ise Şekip Ayhan Özışık’ ın bir bestesi, güftesi bundan tam 10 yıl önce bugün kaybettiğimiz Müzehher Güyer’ e ait ve hüzünlü bir hikâyesi var.
|
|
UBUTTURAMAZ SENİ HİÇBİR ŞEY, UNUTULSAM DA BEN
04.04.2008, 12:39
Bugün, Türk Musikisini sevenlerin çok iyi bildikleri… yıllardır dillerinden düşmeyen iki şarkıdan söz etmek istiyorum. Bunlardan biri nihavent makamında: Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben. Diğeri ise bir karcığar şarkı: Unutmadım seni ben, unutmadım, her zaman kalbimdesin.
Birbirine adeta cevap niteliğindeki, birbirini tamamlayan bu şarkılardan ilki Ekrem Güyer’ in eseri. Bestekâr bu şarkıyı çok sevdiği eşi Müzehher Hanım için bestelemiş. İkinci şarkı ise Şekip Ayhan Özışık’ ın bir bestesi, güftesi bundan tam 10 yıl önce bugün kaybettiğimiz Müzehher Güyer’ e ait ve hüzünlü bir hikâyesi var.
|
|
UNUTTURAMAZ SENİ HİÇBİR ŞEY, UNUTULSAM DA BEN
04.04.2008, 12:36
Bugün, Türk Musikisini sevenlerin çok iyi bildikleri… yıllardır dillerinden düşmeyen iki şarkıdan söz etmek istiyorum. Bunlardan biri nihavent makamında: Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben. Diğeri ise bir karcığar şarkı: Unutmadım seni ben, unutmadım, her zaman kalbimdesin.
Birbirine adeta cevap niteliğindeki, birbirini tamamlayan bu şarkılardan ilki Ekrem Güyer’ in eseri. Bestekâr bu şarkıyı çok sevdiği eşi Müzehher Hanım için bestelemiş. İkinci şarkı ise Şekip Ayhan Özışık’ ın bir bestesi, güftesi bundan tam 10 yıl önce bugün kaybettiğimiz Müzehher Güyer’ e ait ve hüzünlü bir hikâyesi var.
|
|
UNUTTURAMAZ SENİ HİÇBİR ŞEY UNUTULSAM DA BEN
04.04.2008, 00:21
Bugün, Türk Musikisini sevenlerin çok iyi bildikleri… yıllardır dillerinden düşmeyen iki şarkıdan söz etmek istiyorum. Bunlardan biri nihavent makamında: Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben. Diğeri ise bir karcığar şarkı: Unutmadım seni ben, unutmadım, her zaman kalbimdesin.
Birbirine adeta cevap niteliğindeki, birbirini tamamlayan bu şarkılardan ilki Ekrem Güyer’ in eseri. Bestekâr bu şarkıyı çok sevdiği eşi Müzehher Hanım için bestelemiş. İkinci şarkının ise güftesi bundan tam 10 yıl önce bugün kaybettiğimiz Müzehher Güyer tarafından yazılmış ve hüzünlü bir hikâyesi var.
|
|
PARİS HİLTON’ U KISKANDIRAN İLAÇ
31.03.2008, 10:27
Hafta sonu, İngiliz Daily Mail gazetesinde yer alan bir haber yüzünden çocuğu olan tüm anne-babalara adeta zehir oldu. Çünkü, bizim basında da geniş olarak yer alan habere göre aralarında Calpol ve Benylin gibi çocuk, biberon, emzik, kundak…. olan her evde bulunan 100’ den fazla öksürük ve soğuk algınlığı ilacının ölümlere yol açtığı için yasaklandığı bildiriliyordu. Üstelik de viral solunum yolları enfeksiyonlarının kol gezdiği, pek çok çocuğun ateşler içinde yandığı… öksürükten kırıldığı ve bu şuruplardan birini içtiği şu günlerde.
|
|
EVLİLER Mİ UZUN YAŞAR, BEKARLAR MI
24.03.2008, 22:21
Genel olarak evli çiftlerin bekârlara göre hayata daha bağlı, sosyal ilişkileri ve aktiviteleri daha iyi, daha uzun ve daha sağlıklı yaşayan insanlar oldukları bilinir. Bunun tek bir şartı vardır ki, o da evliliğin ‘mutlu ve huzurlu’ olmasıdır.
Geçen hafta yayınlanan ve Amerika’ da Brigham Young Üniversitesi tarafından 204 evli ve 99 bekâr üzerinde yapılan bir araştırma da ‘mutlu evliliklerin’ kan basıncı üzerine olumlu etkileri olduğunu, ama ‘stresli evliliklerin’ tam tersine kan basıncının yükselmesine yol açtığını ortaya koydu. Esas şaşırtıcı olan da bu ikinci bulgu idi, çünkü bugüne kadar genel olarak evli kişilerin mutlu veya mutsuz olduklarına bakılmaksızın, bekârlara göre daha sağlıklı olduklarına inanılırdı.
|
|
MUSTAFA DOĞAN DİKMEN’İN RADYO PROGRAMLARI
19.03.2008, 00:27
Televizyonlarımızda, özel kanalları geçtik TRT’ de bile doğru dürüst Türk Musikisi dinlemek mümkün değil. Ne varsa, gene kadim dostumuz radyoda var. Ben de Radyo 4’ te (103.4) özellikle iki programı kaçırmamaya gayret ediyorum. Biri pazartesi akşamları saat 22’ deki ‘Türk Müziği Dinleyici İstekleri’; diğeri de çarşamba akşamları saat 21’ deki ‘Musikiye Dair’. Her iki programda da musikimizin son dönem icracılarının en önemlilerinden biri olan Mustafa Doğan Dikmen’in sesi ve imzası var. Bu programların hem Türkiye’ nin hem de internet sayesinde dünyanın dört bir tarafından benim gibi sadık dinleyicileri olduğunu... vakit yaklaştıkça musiki severlerin büyük bir sessizlik içinde birer birer radyo başına toplandıklarını… hatta çoğunun benim yaptığım gibi ışıkları kapattığını ve bir ibâdete hazırlanır gibi heyecanlandıklarını hissediyorum.
|
|
AŞİYAN MUSİKİ DERNEĞİ KONSERİ, İNCİ ÇAYIRLI VE ÇİĞDEM YARKIN
13.03.2008, 12:04
Devletin sahip çıkmadığı, kültürümüzün en önemli unsurlarından olan Türk Musikisi, sayıları her geçen gün artan özel derneklerin gayreti ile gönüllere akıyor, sevenlerini mutlu ediyor. Aşiyan Musiki Derneği de bu toplulukların en başarılılarından biri. Sanat danışmanlığını İnci Çayırlı’ nın, şefliğini de Sadık Kavas’ ın yaptığı bu derneğin ‘’Bestede, Güftede ve İlhamda Kadınlarımız’’ konserini de öncekiler gibi zevkle dinledik. Hele de konserin solisti Çiğdem Yarkın olunca mutluluğumuz bir kat daha arttı.
|
|
DÜNYA KADINLAR GÜNÜ VE NEVESER KÖKDEŞ
08.03.2008, 00:41
Bugün Dünya Kadınlar Günü. Bütün kadınlarımızı kutluyor, hepsine Allah’ tan sağlık, mutluluk ve huzur diliyorum. Sizlere bugün bu kadınların en güzellerinden birini tanıtmak istiyorum. Türk Musikisinde kendi has üslubu ile bugün de çok sevilen ve söylenen birbirinden güzel şarkı ve tangolar hediye eden; piyano, tanbur ve gitar çalan, güfte de yazan… bu kadın Neveser Kökdeş. İşte onun hayat hikayesi ve eserleri.
|
|
ALAEDDİN YAVAŞÇA’ NIN DOĞUM GÜNÜ
04.03.2008, 01:33
Türk Musikisinin en büyük bestekâr, icracı ve hocalarından Prof. Dr. Alâeddin Yavaşça’ nın 82. yaşına girdiği gün olan 1 mart tarihinde tertip edilen gecede bulunma şerefine sahip olan şanslı kişilerden biri de bendim. Hoca ile bir arada olmaktan; onun sesini, nefesini, sıcaklığını…hissetmekten daha güzel bir an olabileceğini düşünemiyorum.
Geceye, Kilis’in önde gelen şahsiyetleri yanında, Hoca’ nın kadim dostu İnci Çayırlı, İstanbul’ un efsane Belediye Başkanı Bedrettin Dalan ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak ile Hoca’ nın öğrencisi olmuş, ondan eser geçmiş, feyz almış Alp Aslan, Dr. Adnan Çoban, Dr. Haki Numanoğlu, Osman Ziyagil, Aylin Şengün, Çetin ve Nesrin Körükçü, Melihat Gülses ve Adnan Mungan… gibi sanatçılar da katıldılar; Hocanın sayısı 600’ ü geçen eserlerinden örnekler sundular. Saz heyetinde ise kanun üstadı Halil Karaduman, kemani Yeşim Çoban, tanburi Gökhan Filizman, ritmde Ümit Atalay ve udda da ben vardım.
|
|
ELİF GÜREŞÇİ’ Yİ DİNLERKEN
01.03.2008, 00:45
Hafta içi günlerde TRT-4’ de (103.4) akşama merhaba dediğimiz saatlerde dinlemeden edemediğim bir program var: Akşam Olunca. Hele de şu günlerde olduğu gibi ‘akşamın erdiği, suların karardığı’ bu saatler tam musiki ve şiir vakti.
Kiminin ‘Akşam olur sabah olur yâr gelmez’ diye sızlandığı… kiminin ‘Akşam oldu yine bastı kâreler’ diye dertlendiği… kiminin ‘Akşam yine gölgenle sabah etti bu gönlüm’ diye gözyaşı döktüğü… kiminin ‘Akşamın olduğu yerde bekle’ diyen ama gelmeyen sevgiliyi beklediği bir akşam saatinde Göksel Durna’ nın sunduğu programda konuk sanatçı Elif Güreşçi Çiftçioğlu’ nun şarkılarıyla mest olduk.
|
|
HACI ARİF BEY’DEN CUMHURİYET DÖNEMİNE MÜZİĞİMİZ
23.02.2008, 01:22
Geçen akşam Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ nda İncila Bertuğ
tarafından sunulan ve Adnan Mungan’ ın solist olduğu muhteşem bir konser dinledik. Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’ nun da sanatçılarından olan Adnan Mungan musikîmizin önde gelen icracılarından. Adnan Mungan’ ın Allah vergisi tertemiz, ruhu okşayan bir sesi var. Sesini ‘bebek yanağı’ gibi yumuşacık buluyorum. Şarkıları adabıyla ama kendi üslubuyla okuyor. Abartısız okuyor. Mehmet Barlas’ ın ‘’Adnan Mungan’ı dinleyenler ’keşke hiç susmasa ve sonsuza kadar sürse bu icra’ diye düşünürler.’’ sözlerine bir kere daha yürekten katılıyorum. Salonu dolduran dinleyicilerin tümünün de okuduğu yirmi dört şarkıya rağmen musikîmizin bu romantik sesine doyamadıklarına inanıyorum. Tek üzüntüm böyle bir konserin çok daha geniş kitlelere ulaşamamış olması.
|
|
NEFES ALDIĞIMIZIN FARKINDA MIYIZ
20.02.2008, 12:36
Nefes almak, içten içe, derin derin /
Taze, ılık, serin /
Duymak havayı bağrında /
Ah, bütün sevdiklerim, her şey, herkes.. /
Anlıyorum birbirlerinden mukaddes,/
Alıp verdiğim her nefes
|
|
BİR CEYLAN SUYA İNER SEN ŞARKI SÖYLERKEN
10.02.2008, 13:19
Bir rüzgar saçlarını dağıtsa uzak limanlarda/
Bir martının denize değse kanatları/
Elleri geçer aklımdan köpükler kadar beyaz/
Ve hatırlara bahçesinde açan parmakları.//
Ellerin bir beyaz güldür şarkılarda büyüyen/
Bir gün hüzzam bir gün nihavent açılır/
Solar bahçelerde çiçekler o zaman/
Ne bülbülde ses ne gülde renk kalır.//
Bir ceylan suya iner sen şarkı söylerken/
Büyür hazzı o zaman bitmeyen gecelerin/
Her gün daha bir beyaz bir sabahtır ellerin.//
Şimdi bir deniz gibisin hiç görmediğim/
Beş parmağında beş mevsim yaşanır senin/
Bir gün tanbur bir gün ney bir gün gitar ellerin.
|
|
BİR KLASİK TÜRK MÜZİĞİ HAZİNESİ
30.01.2008, 12:52
Birkaç günden beri İstanbul Devlet Klâsik Türk Müziği Korosu’ nun Prof. Dr. Nevzat Atlığ yönetiminde hazırlanan muhteşem CD serisini dinliyorum.
Yüzlerce yıllık geçmişi olan musikimizin Abdülkadir Meragi’den Gazi Giray Han’ a… Itri’ den Hafız Post’a… Dede Efendi’ den Nikoğos Ağa’ ya… Kantemiroğlu’ dan III. Selim’ e… Dilhayat Hanım’ dan Fehmi Tokay’ a… kadar en önemli bestekârlarının her biri pırlanta değerindeki eşsiz örnekleri birbiri ardına su gibi akıyor.
Binlerce yıllık Türk kültürünün en önemli parçası olan Türk Musikisinin ihtişamına bir kere daha şahit olurken, bizim kadar kültürünü hakîr gören, bu eşi benzeri olmayan hazinenin kıymetinin farkında olmayan bir başka millet var mıdır yeryüzünde acaba diye düşünmeden de edemiyorum.
|
|
AHMET HAMDİ TANPINAR’I ANARKEN
28.01.2008, 22:04
Geçtiğimiz günlerde Ahmet Hamdi Tanpınar’ ın Huzur romanını neredeyse 40 yıl sonra tekrar okurken ilaç sevdamızın geçmişinin hiç de yeni olmadığını, bu işin temellerinin ta 60-70 yıl önce atılmış olduğunu görüp hayretler içinde kaldım.
Meğer, ilaçları cazip göstermek; onları hayatımızın ayrılmaz bir parçası imiş gibi sunmak; insanlara her vesile ile bir ilaç alma alışkanlığı kazandırmak, ilaçsız yaşanmaz kavramını kafalara yerleştirmek… gibi oyunlar senelerdir sahnede imiş de haberimiz yokmuş.
|
|
MÜMKÜN MÜ UNUTMAK GÜZELİM NEYDİ O AKŞAM
23.01.2008, 23:02
Geçen akşam Yeditepe Üniversitesi İnan Kıraç Kongre Salonu’nda Ahenk Musiki Topluluğu’ nun konseri vardı. Şef Mithat Özyılmazel’ in 80 kişiden oluşan adı amatör, ama yaptığı iş son derecede profesyonel olan korosu programın ilk bölümünde hicaz makamında eserler sundu. Konserin ikinci bölümünde TRT Ankara Radyosu sanatçılarından Elif Güreşçi Çiftçioğlu sahnede idi. Musikimizin güzelliğine bir kere daha tanık olduk, ruhumuz pırıl pırıl nağmelerle yıkandı. Bizlere özel televizyonlarda, radyolarda, hatta zaman zaman TRT’de bile Türk Müziği diye sunulan zevksizliklere de bir kere daha isyân ettik.
|
|
DOKTORLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM
17.01.2008, 23:37
Doktorlara yapılan ‘öldürme kasıtlı’ saldırıların ardı arkası kesilmiyor. Dün de gazetelerde Giresun Göğüs Hastalıkları Hastanesi’ nde görevli Dr. Ali Menekşe’ nin henüz bilinmeyen bir sebeple hastası tarafından silahla vurularak ağır şekilde yaralandığı ve vuran şahsın da daha sonra intihara teşebbüs ettiği’ haberi yer aldı.
Toplumuzda doktorlara karşı müthiş bir ‘nefret kasırgası’ esiyor. Bunu, bana hemen hergün gelen e-postalardaki ifadelerden açıkça görüyorum ve durumun vahametinin daha iyi anlaşılabilmesi için en masumlarından bir örnek vermek istiyorum:
|
|
TEZGÂH ÜSTÜ İLAÇLARDAKİ TEZGÂH
14.01.2008, 21:58
Tezgâh üstü ilaç son yıllarda çok sık duymaya başladığımız bir söz. Bu, İngilizcedeki ‘over the counter drug’ sözünün bire bir Türkçe’ye çevrilmiş şekli; bir deyim. Dilimizdeki tam karşılığı ‘reçetesiz satılan ilaç’ aslında, ama deyimler ne demek istediklerine bakılmaksızın, içinde yer alan kelimeler tek tek tercüme edilirse, ortaya işte böyle tuhaf ifadeler çıkabiliyor.
|
|
İNGİLİZLER İ TUVALETE MAHKUM EDEN HASTALIK
10.01.2008, 23:48
Son haftalarda başta İngiltere olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, yüz binlerce insanı yataklara düşüren, birçok okul ve hastanenin kapatılmasına sebep olan salgın hastalıkla boğuşuyor. Sindirim sistemine yerleşen ve bulantı, kusma, ishal ile seyreden virüslerin yol açtığı bu salgın hastalığın etkeni nörovirüsler. Belki ismi size yabancı gelebilir, ama bu virüsler de, özellikle okul, hastane, lokanta… gibi ortamlarda yol açtıkları salgınlar da tıp dünyası için hiç de yeni değil. Norovirüslerin yol açtığı hastalık tablosu akut olarak başlayan bir gastro-enterit, yani mide-bağırsak iltihabıdır. Halkımız bu tür hastalıklara ‘hem alttan hem üstten’ gibi muhteşem bir isim verir.
|
|
BU MUTSUZLUK BENİ KORKUTUYOR
07.01.2008, 21:59
Bugünkü gazetelerde yer alan şu haber bilmem dikkatinizi çekti mi:‘Bursa Devlet Hastanesi’nde çalışan Caner Elitok isimli bir doktor, görevi başında ilaç karıştırdığı serumu kendisine enjekte ederek hayatına son verdi. Cana yakın kişiliği sebebiyle çalışma arkadaşları tarafından sevilen Caner Elitok’un ölümü hastane çalışanlarını üzüntüye boğarken, savcılık olayla ilgili soruşturma başlattı.’ Elbette intihar kişisel bir olay, ama doktorların ciddi baskılar altında olduğu da bir gerçek.Doktorların çoğu zor durumda. Moralleri bozuk… çok çalışmak zorundalar… nöbet tutuyorlar… uykusuz kalıyorlar… Ama ne bakanı, ne müsteşarı, ne dekanı, ne başhekimi… ne hastaları, ne hasta yakınlarını bir türlü memnun edemiyorlar.
|
|
VURUN BAKALIM DOKTORLARA
03.01.2008, 23:24
Hekimlere yönelik şiddet her geçen gün artıyor. Gazetelerin üçüncü
sayfalarında neredeyse her gün darp edilen doktorların haberleri var. İki yıl önce bir hastasının yakını tarafından öldürülen Prof. Dr. Göksel Kalaycı’ nın ardından, geçen ay Gazi Üniversitesi Hastanesi Hematoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Rauf Haznedar, 30-40 hasta yakını tarafından ciddi şekilde dövülmüş, başına silah kabzasıyla vurulmuş ve ölümden dönmüştü. Geçen hafta da Okmeydanı Hastanesi’ nden Doç Dr. Necati Yenice ölen bir hastasının eşi tarafından tabanca ile kurşunlandı ve ağır şekilde yaralandı.
Ne oluyor? Sağlığımız emanet ettiğimiz doktorlara duyulan bu öfkenin sebebi nedir?
|
|
MODERN TIBBIN IZDIRABI
01.01.2008, 10:03
Zaman gazetesinden Ekrem Dumanlı, annesinin vefatı sebebiyle yaşadıklarını, düşüncelerini, duygularını ‘Köşe yazarından doktorlara sitem’ başlıklı yazısında şu sözlerle dile getiriyor:
… ‘’Öteden beri itiraz ettiğim hatalardan biri bu; bizde hastanın ruh hali hep ihmal ediliyor. Sağlık sistemimiz, hastayı verilerden ve testlerden oluşan, bir obje ya da denek gibi görüyor. Oysa karşılarında insan var! Belki yoğunluktan, belki de yorgunluktan; bu gerçek çoğu kez anlaşılamıyor. En temel kural ’Hastalık yoktur, hasta vardır’ diye özetlenmiyor muydu?
… Hastayı sadece kan değerlerinden, nabız ölçümünden, idrar tahlillerinden, röntgen filmlerinden ibaret sanmak insan gerçeğini en arka plana atmak demektir.
|
|
MODERN TIBBIN IZDIRABI
01.01.2008, 10:02
Zaman gazetesinden Ekrem Dumanlı, annesinin vefatı sebebiyle yaşadıklarını, düşüncelerini, duygularını ‘Köşe yazarından doktorlara sitem’ başlıklı yazısında şu sözlerle dile getiriyor:
… ‘’Öteden beri itiraz ettiğim hatalardan biri bu; bizde hastanın ruh hali hep ihmal ediliyor. Sağlık sistemimiz, hastayı verilerden ve testlerden oluşan, bir obje ya da denek gibi görüyor. Oysa karşılarında insan var! Belki yoğunluktan, belki de yorgunluktan; bu gerçek çoğu kez anlaşılamıyor. En temel kural ’Hastalık yoktur, hasta vardır’ diye özetlenmiyor muydu?
… Hastayı sadece kan değerlerinden, nabız ölçümünden, idrar tahlillerinden, röntgen filmlerinden ibaret sanmak insan gerçeğini en arka plana atmak demektir.
|
|
NE OLACAK BU ŞİŞMANLARIN FAZLA KİLOLARI
27.12.2007, 20:50
Obezite tedavisinin günümüzde doktorları, klinikleri, diyetisyenleri, zayıflama ilaçları, şok diyetleri, diyet yiyecek ve içecekleri, aletleri, edevatı... ile milyar dolarlık dev bir sektör olmasına hiç şaşırmamalı. Çünkü, dünyada hem çok fazla kilosu ve çok fazla parası olan milyonlarca insan var, hem de bu fazlalıklara göz dikmiş çok fazla akılları olan insanlar.
|
|
HAPI YUTMAMAK İÇİN BİLİNMESİ GEREKENLER
24.12.2007, 20:47
Yerinde, uygun dozlarda ve sürelerde kullanıldığında hayat kurtarıcı olan ilaçlar bazen hayatımızı karartabiliyor; sürekli hasta, sakat kalmamıza hatta ölmemize bile sebep olabiliyor. Amerika gibi gelişmiş bir ülkede bile ‘ilaç tedavisindeki yanlışlardan yılda 1.5 milyon insanın etkilendiği ve bunların 7 binin bu sebeple öldüğü’ bildiriliyorsa, siz varın bizdeki durumu hesap edin.İlaç kullanıyorsanız aşağıdaki uyarıları mutlaka dikkate almalısınız.
|
|
HAP YUTMAMAMK İÇİN BUNLARI BİLMELSİNİZ
24.12.2007, 20:46
Yerinde, uygun dozlarda ve sürelerde kullanıldığında hayat kurtarıcı olan ilaçlar bazen hayatımızı karartabiliyor; sürekli hasta, sakat kalmamıza hatta ölmemize bile sebep olabiliyor. Amerika gibi gelişmiş bir ülkede bile ‘ilaç tedavisindeki yanlışlardan yılda 1.5 milyon insanın etkilendiği ve bunların 7 binin bu sebeple öldüğü’ bildiriliyorsa, siz varın bizdeki durumu hesap edin.İlaç kullanıyorsanız aşağıdaki uyarıları mutlaka dikkate almalısınız.
|
|
ASTIM İLAÇLARINDA ÖLÜM RİSKİ VAR
18.12.2007, 09:34
Geçtiğimiz günlerde FDA’ nın Pediyatrik Danışma Komitesinin salmeterol etken maddeli astım ilacına daha sert bir uyarı konmasını tavsiye ettiği haberi bizim medyada hiç yer bulmadı. Bu henüz kesinleşmemiş bir karar olmakla beraber, FDA’ nın bu tür kurullarının tavsiyelerine genellikle uyduğunu ve FDA’ nın kararlarının tıbbi olduğu kadar çok ciddi ekonomik sonuçları olduğunu da belirtmek isterim.
|
|
ORTA KULAK İLTİHABI İÇİN ANTİBİYOTİK ŞART MI?
13.12.2007, 08:15
Solunum yolları enfeksiyonlarının zirve yaptığı günlerdeyiz. Poliklinikler nezle, grip, anjin, tonsillit, sinüzit, farenjit, larenjit, trakeit, krup, otit, bronşit, zatürreeli hastalarla dolup taşıyor.
Bugün konumuz akut otitis media veya halk arasında bilinen adıyla orta kulak iltihabı, ya da kısaca OKİ.
OKİ, küçük çocuklardaki enfeksiyonların en sık görülenlerinden biri.
|
|
E-SİGARA TEHLİKESİ
10.12.2007, 22:20
Tam da elektronik sigara üzerine hazırladığım yazıya başlık düşünürken Akşam gazetesinden Burhan Ayeri ustamızın satırları Hızır gibi yetişti ‘imdâde’ :
…’’Devasa Sigara Sanayi’ne yeni bir rakip oluşmakta. Bunun adı ‘Sigarayı Bıraktırma Sektörü’. Binbir türlü uyduruk alet ve ilaç piyasada. Elde dolaştırılan azaltılmış nikotin çubukları eczanelerde satılıyor. Ekranlarda pazarlaması yapılıyor. ‘Tüketim ekonomisi’ yine bir şeyler peşinde. Eller garibanın cebinden hiç çıkmıyor.’’
|
|
BİTKİSEL İLAÇLARA KANMAYIN
06.12.2007, 21:43
Son yıllarda tüm dünyada bir ‘bitkisel tedavi modası’ var. İlaçların bir hastalığa iyi gelirken başka organlara dokunması, bazen telafisi imkansız zararlara yol açması insanları haklı olarak ilaç dışı tedavilere özendiriyor. Birçok hasta artık doktorundan ‘ilaç’ yerine ‘bitkisel ilaç’ istiyor.
Çünkü ‘Bitkisel ilaçların faydası olmasa da hiç değilse zararlı olmadıkları’ sanılıyor. Adı üstünde ‘doğal ya, bitkisel ya’, eh o zaman ilaçlar gibi zararlı değildir, yan etkileri yoktur yanlışına düşülüyor.
|
|
ADAMIN BİRİ DOKTORA GİTMİŞ… GİDİŞ O GİDİŞ
03.12.2007, 20:39
Basında en çok ilgi gören haber konularından biri de tıbbi hatalardır. Gün geçmez ki gazetelerde, televizyonlarda bir ‘sağlık skandalı’ yer almasın. Bazen basit bir bademcik ameliyatından sonra hayatını kaybeden küçük bir çocuğun haberi yüreğimizi parçalar. Bazen bir şeyi yok diye evine gönderilen genç bir kızın iki saat sonra kalp krizi geçirip ölmesine üzülürüz. Bazen midesine kelepçe takıldıktan sonra yoğun bakımdan çıkamayan 180 kiloluk adamın yemek masası başındaki gülümseyen resmine hüzünleniriz.
|
|
RÜŞTÜ ERİÇ’ İN ARDINDAN
28.11.2007, 00:35
Türk Müziğinin önemli udi ve bestekârlarından olan Rüştü Eriç’ i önceki gün kaybettik. Onunla 20 seneden beri çok sık görüşürdüm. Rahatsızlılığından dolayı son yıllarda evinden dışarı çıkamıyor, ancak beste yapmaya da devam ediyordu. Hocayı en son geçen hafta evinde ziyaret etmiştim. Bana Türk Musikisinde Bir Ömür isimli son kitabını imzalayıp verdi. Kitapta yer alan eserlerinden iki tanesini ben udla çaldım ve söyledim. Biri, son dönem bestelerinden olan ‘Canan o geçen günlere hâlâ yanıyor mu’ sözleriyle ve diğeri de güftesi oğlu Fikret Eriç’ e ait ‘Düşümden çıkmıyorsun ne gündüz ne de gece’ sözleriyle başlayan nihavent şarkılardı. Çok mutlu oldu. Tekrar görüşmek dileğiyle elini öptüm. Beni her zamanki gibi ‘Allah’a emanet ol’ sözleriyle uğurladı. Görüşmemizden sonraki birkaç gün içinde hızla gelişen hastalığına yenik düştü, emanetini teslim etti.
Rüştü Hoca’ yı rahmetle anıyor, aziz hatırasına hürmeten geçen sene Güneş gazetesinde çıkan yazımı tekrar yayınlıyorum.
|
|
SOĞUK ALGINLIĞININ İLACI YOK Kİ VERELİM
26.11.2007, 08:59
Hasta yatağında ateşler içinde yanarken ‘Ne zaman hastalansam, teknolojideki bu hızın tıbba niye yansımadığını düşünürüm.’ diye yazan Oray Eğin aslında çok haklı. Teknolojideki müthiş ilerlemeler telefon, bilgisayar, silah… endüstrisine yansıdığı ölçüde tıbba yansımıyor henüz.
Tomografiler, MR’ lar sayesinde vücudun herhangi bir organındaki, henüz hiçbir belirti vermeyen milimetrik tümörler saptanabilse de…
|
|
SOĞUK ALGINLIĞININ İLACI YOK Kİ VERELİM
26.11.2007, 08:52
Hasta yatağında ateşler içinde yanarken ‘Ne zaman hastalansam, teknolojideki bu hızın tıbba niye yansımadığını düşünürüm.’ diye yazan Oray Eğin aslında çok haklı. Teknolojideki müthiş ilerlemeler telefon, bilgisayar, silah… endüstrisine yansıdığı ölçüde tıbba yansımıyor henüz.
Tomografiler, MR’ lar sayesinde vücudun herhangi bir organındaki, henüz hiçbir belirti vermeyen milimetrik tümörler saptanabilse de…
|
|
SOĞUK ALGINLIĞININ İLACI YOK Kİ VERELİM
26.11.2007, 08:42
Hasta yatağında ateşler içinde yanarken ‘Ne zaman hastalansam, teknolojideki bu hızın tıbba niye yansımadığını düşünürüm.’ diye yazan Oray Eğin aslında çok haklı. Teknolojideki müthiş ilerlemeler telefon, bilgisayar, silah… endüstrisine yansıdığı ölçüde tıbba yansımıyor henüz.
Tomografiler, MR’ lar sayesinde vücudun herhangi bir organındaki, henüz hiçbir belirti vermeyen milimetrik tümörler saptanabilse de…
|
|
SOĞUK ALGINLIĞININ İLACI YOK Kİ VERELİM
26.11.2007, 08:42
Hasta yatağında ateşler içinde yanarken ‘Ne zaman hastalansam, teknolojideki bu hızın tıbba niye yansımadığını düşünürüm.’ diye yazan Oray Eğin aslında çok haklı. Teknolojideki müthiş ilerlemeler telefon, bilgisayar, silah… endüstrisine yansıdığı ölçüde tıbba yansımıyor henüz.
Tomografiler, MR’ lar sayesinde vücudun herhangi bir organındaki, henüz hiçbir belirti vermeyen milimetrik tümörler saptanabilse de…
|
|
SOĞUK ALGINLIĞININ İLACI YOK Kİ VERELİM
26.11.2007, 08:42
Hasta yatağında ateşler içinde yanarken ‘Ne zaman hastalansam, teknolojideki bu hızın tıbba niye yansımadığını düşünürüm.’ diye yazan Oray Eğin aslında çok haklı. Teknolojideki müthiş ilerlemeler telefon, bilgisayar, silah… endüstrisine yansıdığı ölçüde tıbba yansımıyor henüz.
Tomografiler, MR’ lar sayesinde vücudun herhangi bir organındaki, henüz hiçbir belirti vermeyen milimetrik tümörler saptanabilse de…
|
|
ÜZERİNİZE AFİYET...ÜŞÜTMÜŞÜM HASTALIĞI
22.11.2007, 20:56
Çoğu zaman birkaç günde birazcık ateş, biraz kırgınlık, biraz burun akıntısı, genizde yanma, hafif öksürük… derken geçip gidiveren ve tartışmasız ‘dünyanın en sevilen hastalığı’ olarak kabul edilen soğuk algınlığı bazen başımıza olmadık işler de açabiliyor.
‘Oh ne güzel; bir iki gün işten, okuldan kaytarırım…’ derken, yatak döşek yatmak zorunda kalabiliyorsunuz; hatta hastanelere ve yoğun bakım servislerine düşmeniz bile mümkün.
|
|
BERBER NECDET NE YAPMALI ?
19.11.2007, 21:51
İnsanların bazı alışkanlıklarını değiştirmeleri oldukça zor. Ben de neredeyse 25 yıldan beri Berber Necdet’ e tıraş oluyorum. Dükkanı İdealtepe’ de. Şimdi oturduğum yerse oraya 30 kilometre kadar uzak, buna rağmen bir türlü değiştiremiyorum berberimi.
Burası bildiğimiz klasik küçük bir mahalle berberi. Dükkanda üç adet tıraş koltuğu var; kardeşleri Mehmet ve İbrahim de ağabeylerinin yanında çalışıyorlar. Son birkaç yılda dükkanda önemli değişiklikler yaptı Necdet. Koltukları, aynaları, mobilyaları değiştirdi, klima taktırdı, televizyonu yeniledi, bilgisayar aldı. Bir de herkesin görebileceği yere ‘Sigara içmediğiniz için teşekkür ederim’ yazan şık bir levha astı.
|
|
BERBER NECDET NE YAPMALI ?
19.11.2007, 21:43
İnsanların bazı alışkanlıklarını değiştirmeleri oldukça çok zor. Ben de neredeyse 25 yıldan beri Berber Necdet’ e tıraş oluyorum. Dükkanı İdealtepe’ de. Şimdi oturduğum yerse oraya 30 kilometre kadar uzak, buna rağmen bir türlü değiştiremiyorum berberimi.
Burası bildiğimiz klasik küçük bir mahalle berberi. Dükkanda üç adet tıraş koltuğu var; kardeşleri Mehmet ve İbrahim de ağabeylerinin yanında çalışıyorlar. Son birkaç yılda dükkanda önemli değişiklikler yaptı Necdet. Koltukları, aynaları, mobilyaları değiştirdi, klima taktırdı, televizyonu yeniledi, bilgisayar aldı. Bir de herkesin görebileceği yere ‘Sigara içmediğiniz için teşekkür ederim’ yazan şık bir levha astı.
|
|
GEÇMİŞ KOAH GÜNÜNÜZ MÜBAREK OLSUN
15.11.2007, 20:53
Bir hastalığın topluma tanıtılması, hastalık hakkında uyarıcı bilgiler verilmesi elbette çok önemli; kim ne diyebilir ki. Bu, hekim olarak bizim görevimiz aynı zamanda da. Ancak, bu tür günlerin ilaç endüstrisi tarafından kendi menfaatleri için kullanıldığını, bilgilendirme adı altında ‘sinsice’ ilaç ve çeşitli tıbbi ürünlerin reklâmının yapıldığını ve yaptırıldığını, başrollerdeki tıp derneklerinin, üniversite öğretim üyelerinin bilerek veya bilmeyerek ‘konu mankeni’ durumuna düştüklerini de gözden kaçırmamak lazım.
|
|
ÜŞÜTME Mİ, SOĞUK ALGINLIĞI MI, NEZLE Mİ, YA DA NE?
12.11.2007, 10:00
Herkes ‘Sonbaharı bir genç kızla Hisar’larda geçirdim’ diyen Yessarî Asım kadar şanslı değil. Kimimizin burnu akıyor, aksırıyor… kimimizin boğazı ağrıyor… kimimizin öksürmekten ciğerleri sökülüyor… kimimizin sinüziti azmış… kimimiz ateşlenmiş yorgan döşek yatıyor.
Peki ama nedir bu insanların derdi? Neden ‘sonbaharı virüslerle yataklarda geçiriyoruz?’ Üşütme mi, soğuk algınlığı mı, nezle mi, grip mi, ya da ne?
|
|
AİDS VİRÜSÜNDEN DAHA ÖLDÜRÜCÜ BİR MİKROP
08.11.2007, 21:34
Son yıllarda okullarda, spor salonlarında, kışlalarda, hatta çocuk yuvalarında giderek daha sık görülmeye başlanan bir mikrop var. Bu, kısaca MRSA adıyla bilinen, stafilokok ailesinden penisilinlere dirençli bir bakteri türü.
|
|
KADINLARA PEMBE ERKEKLERE MAVİ HAP
05.11.2007, 21:19
Doktorlar hastalara ilaç yazarken iki şeye dikkat ederler. Biri hastanın yaşı diğeri de kilosudur. Hastanın cinsiyetine genelde pek önem verilmez. Birçok ilacın kadınlarda ve erkeklerde her zaman aynı etkiyi göstermedikleri yıllardan beri bilinmesine rağmen ilaç rehberlerinde ve prospektüslerde tavsiye edilen genellikle ‘erkek dozu’ dur. Çünkü, yeni ilaçlar çeşitli sebeplerden dolayı daha çok erkekler üzerinde denenir ve erkeklerde elde edilen veriler de kadınlar için aynen geçerli sayılır.
|
|
GÜZELLEŞELİM DERKEN HASTALANMAYIN
01.11.2007, 23:00
Modern zaman kadını giderek daha fazla kozmetik kullanıyor. Erkek de ondan geri değil tabii, hele de metroseksüel olanlar. Gelişmiş ülkelerde bir kadının bir günde ortalama olarak 12 çeşit kozmetik ve deri bakım ürünü kullandığı hesaplanmış. Bunlarda 200’ e yakın kimyasal madde var ve deri yoluyla emilen kimyasalların miktarı yılda 2 kiloyu geçiyor.
|
|
İSTANBUL BRONŞİTİ YA DA ÇOCUKLARIN SIK TEKRARLAYAN VE UZUN SÜREN ÖKSÜRÜKLERİ
25.10.2007, 00:26
‘’Hocam, benim 3 yaşlarında bir oğlum var. Bir yaşından beri sık sık bronşit oluyor ve öksürüyor. Hele bu sene yuvaya başladıktan sonra şikayetleri daha da arttı. Çocuğun genel durumu, aktivitesi, her şeyi yerinde. Ateşi de yok. Tek şikayeti bitmez tükenmez öksürükler. Gece olmasın diye dua ediyoruz, çünkü çocuk sabaha kadar öksürüyor ve en sonunda ya kusuyor ya baygın düşüp uyuyor. İnanın evde huzurumuz kalmadı; eşimin de benim de sinirlerim iyice bozuldu. Oysa çocuğumuzun sağlığına çok özen gösteriyoruz. Evimizde sigara içilmiyor, odasındaki tüylü oyuncakları, halıları kaldırdık. Yatağı, yorganı, yastığı yün idi değiştirdik. Beslenmesine özen gösteriyoruz. Hatta kısıtlı bütçemizden fedakarlık edip o pahalı elektrik süpürgelerinden de aldık, ama maalesef değişen hiçbir şey olmadı.
|
|
ÖKSÜRÜK VE SOĞUK ALGINLIĞI İLAÇLARI ÇOCUKLARI ÖLDÜREBİLİR
22.10.2007, 09:11
Öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları tüm dünyada en çok satılan ilaçlardan. Hele de nezle, farenjit, tonsillit, sinüzit, bronşit… gibi solunum yolları enfeksiyonlarının çok görüldüğü şu günlerde. Üstelik bunlar ‘tezgah üstü ilaçlar’; doktor reçetesi olmadan satın alınabiliyor. Bu sebeple yanlış kullanılma ihtimalleri de daha fazla.
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesinin (FDA) bir heyeti geçtiğimiz günlerde 356 sayfalık bir rapor yayınlayarak 6 yaşından küçük çocuklara ‘öksürük ve soğuk algınlığı ilaçlarının yasaklanmasını’ tavsiye etti.
|
|
NOBEL TIP ÖDÜLÜ ESASINDA BİZİM HAKKIMIZDI
15.10.2007, 22:53
Biliyorsunuz, bu seneki Nobel Tıp Ödülü gen hedefleme olarak isimlendirilen bir yöntem geliştiren ikisi Amerikalı, biri İngiliz üç bilim adamına verildi. Yıllardan beri kök hücreler üzerinde çalışan ve yaşları 66, 70 ve 82 olan araştırmacılar 10 Aralık’ ta 1 milyon 540 bin dolarlık ödülü paylaşacaklar.
Tabii ki kimsenin ödülünde ve parasında gözümüz yok, ama Türk tıbbının hakkının yendiğinden de kimsenin şüphesi olmasın.
Bakın anlatayım, eminim bana hak vereceksiniz.
|
|
TÜRKİYE ENDONEZYA OLUR MU ?
11.10.2007, 19:59
Görünen o ki önümüzdeki aylarda en çok konuşulacak hastalık grip olacak; içinde grip geçen haberler eksik olmayacak. Bunun emareleri şimdiden ortaya çıkmaya başladı nitekim.
|
|
ÖLÜMSÜZ YOĞURT İCAT OLDU, PEKİ OKUNMUŞ YOĞURT NE ZAMAN ÇIKACAK ?
04.10.2007, 22:35
Şekerle tatlandırılmış, boyalarla renklendirilmiş, kimyasal maddelerle aromalandırılmış bu yoğurtların en büyük özellikleri ‘ölümsüzlükleri’. Annemizin ‘çaldığı yoğurt’ bir süre sonra ekşirken, bu harika ürünler ağızları açılmadığı takdirde asla ekşimiyor ve bozulmuyormuş; çünkü bu metroseksüel yoğurtlarda mikrop bulunmuyormuş. Evet, sonunda bu da oldu: Bilim mikropsuz yoğurdu da yarattı.
Haydi hayırlısı, bakalım ‘okunmuş yoğurt’ ne zaman piyasaya çıkacak?
|
|
MARKA GİYEN ÇOCUKLAR ARTIK MARKA YİYOR
01.10.2007, 10:01
Obezite, sadece erişkinleri değil küçük çocukları da ilgilendiren ciddi bir sağlık sorunu. Üstelik de nezle, grip, verem… gibi bulaşıcı hastalıkları kıskandıracak bir hızla yayılmakta.
Sağlık istatistiklerinin en iyi tutulduğu ülkelerin başında gelen Amerika’ da, obezitenin son 25 yılda 6-11 yaşları arasındaki çocuklarda iki misli, 12-19 yaşları arasında olanlarda ise 3 misli arttığı biliniyor. Bunun tabii bir sonucu olarak da diyabet artık çocuklarda da sık görülen bir hastalık olarak karşımıza çıkıyor.
|
|
YOĞURT DA SÜT DE METROSEKSÜEL OLDU
25.09.2007, 21:01
Obezite, Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre son yıllarda ‘küresel salgın’ boyutlarına ulaştı. WHO, 2005 yılında 1 milyar 600 bin kişinin fazla kilolu, 400 milyon insanın ise obez olduğunu bildiriyor. Buna ülkemiz de dahil. Günümüzdeki olumsuz şartlar değişmediği takdirde, 2015’ de fazla kiloluların sayısının 2 milyar 300 bini, obezlerin ise 700 milyonu geçeceği tahmin ediliyor.
|
|
ZURNADA PEŞREV, İLAÇTA REKLAM OLMAZ
23.09.2007, 10:45
Amerika Gıda ve İlaç Kurumu (FDA), Exelon isimli ilacın etkinliği ve yan etkileri konusunda ‘doktorları kandırdığı’ gerekçesiyle dünyanın en büyük ilaç firmalarından biri olan Novartis’ e bir uyarı mektubu gönderdi. FDA çok önemli bir kurum. Onun onayı olmadan bir ilacın veya kozmetiğin piyasaya çıkması mümkün değil. Birçok gıda maddesinin satışı da aynı şekilde FDA’ nın izni ile mümkün olabiliyor.
|
|
POPCORN SEVENLERE KÖTÜ HABER
19.09.2007, 00:53
Gazetelerde yiyeceklerin sağlığa etkileri ile ilgili haberler hiç mi hiç eksik olmaz.
Bunların bir kısmı ‘olumlu haberler’ dir. Mesela, bir gün acı biberin, bir gün domatesin, bir gün lahananın… prostat kanserine iyi geldiğini okursunuz. Hele de yaşınız ileriyse, sevseniz de sevmeseniz de acı biber yemeye mecbur hissedersiniz kendinizi. Domatesi sofranızdan eksik etmezsiniz. Kapuska yemeden yapamazsınız.
|
|
PEMBE PANTERİN OKUL ÇANTASINDA İŞİ NE
12.09.2007, 19:00
Hürriyet gazetesinde geçen hafta yer alan bir haber, Eskişehir Milli Eğitim Müdürlüğü’ nün öğrencilerin üzerinde çizgi roman ve film karakterlerinin resimlerinin bulunduğu çantaların kullanılmasını yasakladığı, Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerinin de bu tutumu ‘takdir edilecek bir uygulama’ olarak nitelediği bildiriyordu.
|
|
KÖYÜMÜZE GERİ Mİ DÖNSEK
10.09.2007, 20:56
Modern zaman çocuklarının en önemli özelliklerinden biri, dünyaya geldikleri günden itibaren ‘el-bebek gül-bebek’ sarılıp sarmalanarak, odası her gün silinip süpürülerek, yatak takımları, çarşafı haftada bir iki kere değiştirilerek, sık sık yıkanarak bin bir ihtimamla, tertemiz hatta ‘steril’ ortamlarda büyütülmeleri.
|
|
BUSH’ UN ESRARENGİZ HASTALIĞI
06.09.2007, 22:15
Gazete okuyucularının, televizyon seyircilerinin pek çoğunun neredeyse pratisyen doktor seviyesinde tıp bilgisine sahip olduklarını biliyorum. Hatta, içlerinde selülit, tüp bebek, iktidarsızlık… gibi konularda uzmanlarla yarışacak düzeyde olanları bile var. Ama, siz değerli okuyucularımın ‘Lyme hastalığı’ adını ilk defa duyduğunuza da eminim. Bunda üzülecek bir şey yok; bırakın sıradan vatandaşı pek çok doktor bile bu hastalığın adını duymamış olabilir. Bu, hem yeni tanımlanmış olan bir hastalık ve hem de şimdilik ülkemizde fazla görülmüyor.
|
|
BU ÖLÜM ERKEN ÖLÜM DEĞİL
27.08.2007, 22:04
Toprağı bol olsun; geçtiğimiz günlerde dünyanın en yaşlı insanı ve kadını olarak bilinen, 4 Ocak 1893 doğumlu 114 yaşındaki Japon Yone Minagawa öldü. Bu belki de Cemal Süreya’nın bile ‘Eh, artık bu ölüm de erken ölüm değildir’ diyeceği bir ölüm haberiydi.
Mehmet Barlas ustamız da Posta gazetesindeki köşesinde şunları yazmıştı: ‘’Sonunda herkesin ‘mutlaka’ öleceği gerçeğini vurgulayan bir haber bu. Ama yine de bazıları hiç ölmeyeceklermiş gibi, aç gözlülükten, doyumsuzluktan, hırstan ve kavgadan vazgeçmiyorlar. İlahi piyangonun ‘Yaşamak’ denilen büyük ikramiyesini, har vurup harman savuruyorlar.’’
|
|
MERVE’NİN BARBİ BEBEĞİ
22.08.2007, 07:47
Son günlerde, Acaba çocuğumuz da zehirlendi mi ? Bunu nasıl anlarız ? Hangi tahlilleri yaptıralım ? Madem zararlı, kurşun neden boyalara katılıyor ?... gibi onlarca soru ile karşılaşıyorum.
Biliyorsunuz, Mattel firmasının Çin’ de yaptırdığı ve olması gerekenden fazla kurşun içerdiği için bir ay içinde ikinci kez piyasadan çektiği milyonlarca boyalı oyuncak yüzünden anne ve babalar haklı olarak panik içindeler. Çünkü hem Mattel’ in ve hem de birçok başka firmanın Çin’ de imal edilen sayısız ürünü ülkemizde de serbestçe satılıyor. Hangimizin evinde Çin malı oyuncak, ev eşyası veya ıvır-zıvır… yok ki?
|
|
MERVE’NİN BARBİ BEBEĞİ
22.08.2007, 07:45
Son günlerde, Acaba çocuğumuz da zehirlendi mi ? Bunu nasıl anlarız ? Hangi tahlilleri yaptıralım ? Madem zararlı, kurşun neden boyalara katılıyor ?... gibi onlarca soru ile karşılaşıyorum ve bundan dolayı da boyalı oyuncaklar konusuna tekrar dönmek istiyorum.
Biliyorsunuz, Mattel firmasının Çin’ de yaptırdığı ve olması gerekenden fazla kurşun içerdiği için bir ay içinde ikinci kez piyasadan çektiği milyonlarca boyalı oyuncak yüzünden anne ve babalar haklı olarak panik içindeler. Çünkü hem Mattel’ in ve hem de birçok başka firmanın Çin’ de imal edilen sayısız ürünü ülkemizde de serbestçe satılıyor. Hangimizin evinde Çin malı oyuncak, ev eşyası veya ıvır-zıvır… yok ki?
|
|
BAŞ AĞRISINA NİHAVENT LONGA
18.08.2007, 19:42
Hemen hepimiz için hava gibi, su gibi hayatın vazgeçilmez unsurlarından biri olan müzik son yıllarda bir tedavi aracı olarak da gündemde. Müzikle tedavi veya diğer adıyla müzikoterapi üstelik de hiçbir yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemi.
|
|
MODERN ZAMAN ÇOCUKLARI SENDROMU
11.08.2007, 20:43
Hafta başında Prof. Dr. Osman Müftüoğlu Hürriyet gazetesindeki Yaşasın Hayat köşesinde Çalışan Kadın Sendromu ismini verdiği yeni bir sağlık sorununu gündeme getiriyordu. Ben de bugün sizlere, bu çalışan kadınların çocuklarını ilgilendiren bir sendromu tanıtmak istiyorum.
|
|
KOLYE TAKMAKLA İŞ BİTMİYOR
08.08.2007, 18:26
Geçen hafta birçok gazetede yer alan ‘Kalp krizini önceden
haber veren kolye’ haberi kalp hastaları arasında tabii ki büyük sevinç yarattı. Bu, hastaların yanlarında taşıyabilecekleri kolye şeklindeki küçük cihazlarla kalp çarpıntısı sırasındaki EKG’ lerini hekimlerinin bilgisayarlarına ulaştırmaları ile mümkün oluyor.
|
|
KAHVERENGİ ŞİŞELERDEN UZAK DURUN
28.07.2007, 23:18
Son yıllarda bir ‘doğal beslenme ürünleri’ çılgınlığı yaşanıyor adeta.
Bunlar eczanelerde de bulunabiliyor, ama asıl marketlerde ve özel shop’ larda satılıyor.
Birçok hasta artık doktorlarından ilaç yerine bu tür doğal ürünleri istiyorlar. Çünkü ‘doğal beslenme ürünü denilen şeylerin faydası olmasa da hiç değilse zararlı olmadıkları’ sanılıyor. Adı üstünde doğal ya, eh o zaman ilaçlar gibi zararlı değildir bunlar; yan etkileri yoktur yanlışına düşülüyor.
|
|
SAKIN, DOMATESE GÜVENMEYİN
20.07.2007, 21:57
Hayır, başlığa bakıp da bunun siyasi bir yazı olduğunu sanmayın.
Bu, bildiğimiz, sofralarımızdan eksik etmediğimiz domates !
Biliyorsunuz, gazetelerde ‘falanca yiyeceğin filanca hastalığa iyi geldiği’ haberleri hiç eksik olmaz. Bunların bazıları masa başı haberleridir, uydurma olabilir, ama bu haber oldukça ciddi. Çünkü açıklama Amerika’ nın ünlü Gıda ve İlaç Kurumu (FDA) tarafından yapıldı.
|
|
TÜRKLERE ÖZGÜ BİR KAZA TÜRÜ: DAMDAN DÜŞME
16.07.2007, 22:27
Her yıl sıcakların bastırmasıyla beraber gazetelerin üçüncü sayfaları Şile ve Kilyos’ ta suda boğulanların, mıcırlı yolda takla atan araçların, Güney Doğu’ da damdan düşerek ölenlerin hüzünlü haberleri ile dolmaya başlar.
Hadi diğerleri neyse, ama dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki kadar çok damdan düşen ve bu yüzden sakat kalan veya ölen insan olduğunu sanmıyorum. Dilinde ‘Bana damdan düşen birini bulun’ diye bir deyim olan tek ülke de herhalde Türkiye’ dir.
|
|
EĞRETİ BURJUVANIN EĞRETİ HASTALIKLARI
09.07.2007, 07:57
Son günlerin en çok ilgi çeken kitaplarından biri de Canan Barlas’ ın denemelerinden oluşan ‘Eğreti Burjuvalar’ isimli eser.
Barlas, eğreti burjuvaları şu sözlerle tanımlıyor:
‘’Türkiye’de 1950’li yıllarda başlayan Batı taklitçiliği nedeniyle gerçek bir burjuva sınıfı oluşmadı. Yaşam tarzı ve fikir üretilmeyen yerde burjuva ancak eğreti olur. Bizde demokrasi bile taklitle alınıyor. Halbuki Batı, modernliği kendi üretiyor. Dışarıdan almıyor, onların yerel davranışı bu.
|
|
FARE KLAVYE HASTALIĞI
06.07.2007, 22:30
Teknolojideki ilerlemelerin hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını
anlatmaya sanırım hiç gerek yok. Başta mikrodalga fırınlar, cep telefonları, bilgisayarlar, yazıcılar, DVD’ler…. olmak üzere pek çok alet hayatımızın ‘olmazsa olmaz’ları olup çıkıverdiler. Bilgisayar ve internet olmadan yaşaması mümkün olmayan bir toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz.
Ancak, hayatımızı inanılmaz ölçüde değiştiren teknolojinin ödememiz
gereken bir faturası da var; atalarımız ‘her nimetin bir külfeti var’ sözünü boşuna söylememişler.
|
|
GÜNAH KEÇİSİ DOKTORLAR
01.07.2007, 18:51
Toplumumuzda her alanındaki yozlaşmadan tıp da nasibini alıyor ve bir zamanlar kutsal meslek olarak bilinen doktorluğun saygınlığı her geçen gün mum gibi eriyor.
Hekimliğin son yıllarda büyük itibar kaybına uğramasının pek çok nedeni var elbette. Bunlardan biri de gazetelerde, televizyonlarda… sağlıkla ilgili her olumsuzlukta hemen doktorların suçlanması.
Kan bulunamaz, suçlu doktordur.
İlaç alerji yapar, suçlu doktordur.
Yoğun bakımda yer yoktur, suçlu doktordur.
Ameliyatta elektrikler kesilir, suçlu doktordur.
Hasta iyileşmez, suçlu doktordur.
|
|
|
|
|
|
|
|
SICAK SENDROMLARI
24.06.2007, 16:11
Meteoroloji raporlarına göre Türkiye son 25 yılın en sıcak günlerini yaşıyor ve yaşayacak. Sıcaklığın Ege’ de 43, Akdeniz’ de 40, Marmara’ da 39 ve İç Anadolu Bölgesi’nde 37 dereceyi bulacağı tahmin ediliyor.
Hava sıcaklığındaki bu artışlar sağlığımızı da tabi ki yakından etkiliyor. Üstelik, organizmanın henüz sıcaklara uyum sağlayamadığı ilk günler çok daha tehlikeli. Çünkü, vücudumuzun dış ortam ısısının yükselmesine karşı en önemli savunma araçları, derideki damarların genişlemesi ve terleme ile sıvı kaybedilmesi. Terleme devam ettiği sürece, yeterince su ve tuz almak şartıyla çok yüksek ısılara tahammül etmek mümkün. Nem oranı yükseldiğinde, terleme ile olan sıvı kaybı azalmaya başlıyor ve böylece sıcak çarpması ihtimali de artıyor.
|
|
HASTALIĞINIZIN SEBEBİ BİNANIZ OLABİLİR
16.06.2007, 07:12
Büyük şehirlerimizde sayıları her geçen gün artan gökdelenler, plazalar, oteller, iş merkezleri… gibi binalara girdiğinizde bir takım rahatsızlıklar hissediyor musunuz?
Meselâ,
• Boğazınız kuruyor mu?
• Başınız ağrıyor mu ?
• Burnunuz tıkanıyor mu ?
• Halsizlik, uyuşukluk veya sersemlik hissediyor musunuz ?
• Gıcık şeklinde bir öksürük oluyor mu ?
• Nefes alıp vermeniz sizi sıkıyor mu ?
Bu belirtilerin en az biri bile ortaya çıkıyorsa, yeni bir
hastalıkla karşı karşıya olabilirsiniz!
|
|
SERİNLEMENİN BEDAVA YOLLARI
08.06.2007, 22:54
Klimalar hayatımızın olmazsa olmaz aletleri olma yolunda hızla ilerliyorlar, ama herkesin bu aletlerden edinmesi tabii ki mümkün değil. Klimamız yok diye üzülmek de gereksiz, çünkü serinlemenin daha ucuz ve hatta bedava pek çok yolu var.
|
|
ZEVK-U SAFA MI, CEVR-Ü CEFA MI?
04.06.2007, 22:46
İngiltere’ de hükümet ve alkollü içecek endüstrisi anlaşmışlar; 2008 sonu itibarıyla içki şişelerine de sigara paketlerindeki gibi ‘sağlık uyarıları’ konulacakmış. Reuters’in haberine göre kamu sağlığından sorumlu Sağlık Bakan Yardımcısı Caroline Flint, uyarılara kesin karar verilmediğini, ancak sigara paketlerindeki ’Sigara öldürür’ ifadesi kadar güçlü olmayacağını söylemiş. Etiketlerde ’Limitinizi bilin’ veya ’Sorumluluklarınızı unutmadan içki tüketin’ gibi ifadeler yazılacağı belirtiliyor.
|
|
GAZOZUN GAZINI KAÇIRACAK BİR YAZI
02.06.2007, 09:40
İngiltere’ de Sheffield Üniversitesi’ nde yapılan ve geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir araştırma dikkatleri tekrar ‘katkı maddeleri’ üzerine çekti. Çünkü, bu araştırmaya dayanılarak birçok gazlı içecekte katkı maddesi olarak kullanılan ‘sodyum benzoat’ ın hücre DNA’ sında ağır hasara ve bunun da başta Parkinson olmak üzere çeşitli sinir sistemi hastalıkları ve siroza yol açabileceği ve yaşlanmayı hızlandırabileceği iddia ediliyordu.
|
|
HASTALARA KANSER OLDUKLARI SÖYLENMELİ Mİ?
27.05.2007, 15:57
Önce, böylesi ancak filmlerde olur denecek türden bir haber:
‘’The Sun gazetesindeki habere göre, doktorlar, 62 yaşındaki Grandad John Brandrick’in pankreas kanseri olduğunu ve 6 aylık ömrü kaldığını söylediler. Brandrick, bunun üzerine işinden ayrıldı, kredi ödemelerini durdurdu, giysilerini yardım kuruluşlarına dağıttı, akrabalarına para verdi, lüks lokantalarda yiyip içmeye ve bir yandan da cenaze hazırlıklarına başladı.
Ancak bir yıl sonra, semptomlarda azalma görülmeye başlandı ve Royal Cornwall hastanesi doktorları Brandrick’in hastalığının ölümcül olmadığını bildirdiler. Bu esnada evini de satmak zorunda kalan Brandrick, hastane hakkında tazminat davası açtı.’’
|
|
MUAYENEHANELER YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR
19.05.2007, 08:19
Kamuda çalışan doktorlara verilen muayenehane açma hakkı başka hiçbir mesleğe verilmemiş olan önemli bir ayrıcalık. Hiçbir hâkim saat dörtten sonra gidip bir avukatlık bürosunda çalışamaz veya bir polis şefi gidip özel bir güvenlik kuruluşunda görev alamaz, ama devlet hastanesinde çalışan bir doktor isterse muayenehane açabilir, özel bir hastane veya poliklinikte çalışabilir, hasta bakabilir, ameliyat yapabilir.
|
|
BASINDA SAĞLIK HABERLERİ
14.05.2007, 21:06
Sağlık, gazetelerin, dergilerin, televizyonların, internet sitelerinin haber konuları içinde yükselen bir yıldız. Artık neredeyse her gazetenin özel sağlık muhabirleri… sağlık editörleri, sağlık köşeleri, hatta sağlık sayfası ve sayfaları var.
Gelin bugün bu haberlerin kaynaklarının neler olduğuna bakalım.
|
|
SARKOZY DEĞİL, SARKOİDOZ
10.05.2007, 07:49
Sarkozy Fransa’ nın yeni cumhurbaşkanı. Hazır kulağımız Sarkozy ismine çok alışmışken, onun ismine çok benzeyen ve tıbbın en ilginç, en renkli hastalıklarından biri ‘sarkoidoz’ hastalığını gündeme getirmek istedim.
|
|
HASTALAR DOKTORLARI NEDEN ANLAMIYOR?
06.05.2007, 13:52
Hastanın hekimini anlamaması sadece bize özgü değil; bu bir ‘evrensel’ sorun. İyi bir hekimin işi hastasına doğru teşhisi koymak ve doğru reçeteyi yazmakla bitmiyor. Özellikle kronik hastalığı olanların, uzun süre ilaç kullanacak hastaların hastalıkları hakkında mutlaka bilgilendirilmeleri, hatta eğitilmeleri gerekir.
|
|
GÜLSE BİRSEL’DEN TIP EĞİTİMİNE TAM DESTEK
30.04.2007, 21:40
Darbe yapar hükümetleri devirebilirsiniz, miting yapar başbakanların ödünü koparabilirsiniz, muhtıra verir bakanları hizaya sokabilirsiniz, ama yanlış ve eksik eğitim almış doktorların sebep olacağı felaketlerin telafisi mümkün değil.
|
|
BİRİ BİZE KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ İLAÇLARI DAYATIYOR
29.04.2007, 12:55
Tıpta son yıllardaki en önemli tehlikelerden biri de hastaların değil, laboratuar sonuçlarının tedavi edilmesi şeklindeki yaklaşım. Her kolesterolü yüksek olan kişiye, kaşına gözüne bakılmaksızın hemen ‘kolesterol düşürücü ilaç’ yazılması da bunun en vahim örneği.
Sadece ‘daha önce kalp hastalığı geçirmiş veya ileride geçirme riski yüksek olan insanların yarar göreceği’ bu ilaçlar milyonlarca insan tarafından gereksiz yere kullanılıyor.
|
|
DİREKSİYON BAŞINDA UYKU, EBEDİ UYKU GETİRİR
21.04.2007, 21:39
İstatistiklere göre dünyada her gün ortalama 150 bin trafik kazası meydana geliyor ve 3 bin insan bu yüzden hayatını kaybediyor. Ülkemizde de yılda ortalama 400 bin kaza oluyor ve onbine yakın insan ölüyor.
Geçen hafta İzmir’ li ilkokul çocuklarını Kapadokya’ ya götüren otobüs Aksaray yakınlarında bir kamyonla kafa kafaya çarpıştı. Sonuç 33 ölü ve belki de çoğu ömür boyu sakat kalacak 30 yaralı.
|
|
KOLESTEROL EFSANESİNİN SONU GELDİ
16.04.2007, 19:59
Geçen hafta hayvansal yağların zararlı değil, aksine ne kadar yararlı olduğunu anlatan yazımı okuyan ve ‘tereyağında sucuklu yumurta’ yapıp afiyetle yiyen okurlarım benden ısrarla bu konuda yazmaya devam etmemi istiyorlar. Sanıyorum, bu hafta da kendilerine pirzola ziyafeti çekmek için birkaç cesaret verici söze daha ihtiyaçları var.
Onlar mangallarını yakmak için şimdiden faaliyete geçedursunlar, biz de kolesterol ezberini bozmaya devam edelim.
|
|
KOLESTEROL İLACI ÜRETEN FİRMALARIN EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEYELİM
06.04.2007, 22:18
Daha dün annemizin kollarında yaşarken… çiçekli bahçemizin yollarında koşarken… Tereyağını ekmeğe sürüp de yerken... sütlerimiz bir karış kaymak tutarken… yumurta sofralarımızdan eksik olmazken... koyun eti soframızın baş tacı iken… ‘Yüksek kolesterol’ nedir bilmezdik.
İlaç endüstrisi, margarin lobisi el ele verdi ve kısa zamanda tüm dünyada müthiş bir ‘kolesterol fobisi’ oluşturuldu. İnsanlar sistemli bir şekilde ‘kolesterol manyağı’ yapıldı.
|
|
ASTIM TEDAVİSİNDE DEVRİM
02.04.2007, 23:29
Geçen hafta dünyanın en saygın tıp dergilerinden New England Journal isimli dergide astım tedavisinde yeni bir çığır açan bir araştırma yayınlandı.
İngiltere, Kanada, Brezilya ve Danimarka’ da 18-65 yaşları arasındaki orta ve ağır astımlı 112 astımlı üzerinde yapılan çalışma, ‘termoplasti’ adı verilen tedavi yönteminin klasik astım tedavisine cevap vermeyen hastalarda astım krizlerini ve ilaç ihtiyacını belirgin şekilde azalttığını, hastaların yaşam kalitesinin arttırdığını kanıtlıyordu.
|
|
HİŞT... HİŞT... SAKİN OL., SİNİRLERİNE HAKİM OL
27.03.2007, 23:25
Dünya Sağlık Örgütü, nörolojik hastalıkların yani sinir hastalıklarının dünyanın tüm ülkelerinde her geçen gün arttığını bildiriyor. Örgüte göre, her yaştan, her cinsten, her ırktan 1 milyar insanın Alzheimer’dan Parkinson’a, felçlerden migrene, saradan multipl skleroza... türlü sinir hastalıklarıyla başı dertte. Her yıl 7 milyona yakın insan da bu hastalıklar yüzünden hayatını kaybediyor. Bunlar içinde özellikle Parkinson, Alzheimer gibi hastalıkların ve bunlara bağlı ölümlerin son 30 yılda önemli ölçüde arttığı ve üstelik giderek daha genç yaşlarda ortaya çıkmaya başladığı biliniyor.
|
|
ÇOCUK İLAÇLARINDA YASAKLANMIŞ KATKI MADDELERİ ÇIKTI
25.03.2007, 20:30
3 yaşından küçük çocukların yiyecek ve içeceklerine konması yasaklanmış olan tatlandırıcı, renklendirici ve prezervatif özellikleri olan katkı maddelerinin bebek ve küçük çocuklara verilen ilaçlara serbestçe konduğu ortaya çıktı.
Hayır, bu bir Uğur Dündar haberi değil. İngiltere’ de yapılmış olan bir araştırmanın sonucu.
|
|
NERDE O ESKİ DOKTORLAR
21.03.2007, 16:30
Tıp bilimindeki baş döndürücü gelişmelerin ve teknolojideki ilerlemelerin birçok olumlu yönleri var. Bir taraftan tomografiler, MR’lar sayesinde vücudun herhangi bir organındaki henüz hiçbir belirti vermeyen mili metrik tümörler saptanabiliyor. Anjio ile kalbin veya beynin hangi damarının ne kadar daralmış olduğu belirlenebiliyor ve ameliyata gerek kalmadan bu damarı açmak ya da genişletmek mümkün olabiliyor. Anne karnındaki bebeğe cerrahi bir girişim uygulanabiliyor. Bardak dibi kalınlığında gözlük camı ile ancak görebilen hastalar, lazerle dürbün gibi gözlere sahip olabiliyorlar.
|
|
YABANCI HEKİM GELSİN Mİ GELMESİN Mİ
18.03.2007, 16:16
Yabancı hekim gelsin mi?
Sağlık Bakanı ‘Evet gelsin’ diyor:
‘’Çünkü, Türkiye’ de doktor açığı var. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre Avrupa’da hekim sayısı itibarıyla 53 ülke içinde 52.’ yiz. Avrupa ülkelerinde her 100 bin kişiye düşen doktor sayısı 330’ları bulurken, ülkemizde bu sayı 149’da kalmakta.
|
|
POSTMODERN HASTALIKLAR
13.03.2007, 08:23
Hayatımız değişiyor. Hem de daha ‘konsepsiyon’dan başlayarak. Mastürbasyonla doğan çocukların sayısı her geçen gün artıyor.
Spermin yumurtayla buluşması yorgan altında sıcak bir döşekte değil ‘soğuk bir cam tüpte’ gerçekleşiyor artık. ‘Ultrason darbeleri ile sarsılmadan’ dünyaya gelen bebeklerin sayısı da giderek azalmakta. Normal doğumla hayata merhaba diyen çocuklar parmakla gösteriliyor. Dünya, ‘sezaryen çocukları’ dünyası oldu. ‘Anasının ak sütünü emmiş’ neslin yerini ‘hazır ithal mama’ ile büyüyen çocuklar alıyor. Doğduğu günden ‘aşılanmaya’ başlayan, her ateşi çıktığında ağzına ‘geniş spektrumlu antibiyotikler’ dayanan ‘steril’ ortamlarda büyüyen ‘sağlıklı’ çocuklar yetiştiriyoruz.
|
|
ÇOCUK İLAÇLARINDA YASAKLANMIŞ KATKI MADDELERİ ÇIKTI
12.03.2007, 00:18
3 yaşından küçük çocukların yiyecek ve içeceklerine konması yasaklanmış olan tatlandırıcı, renklendirici ve prezervatif özellikleri olan katkı maddelerinin bebek ve küçük çocuklara verilen ilaçlara serbestçe konduğu ortaya çıktı.
Hayır, bu bir Uğur Dündar haberi değil. İngiltere’ de yapılmış olan bir araştırmanın sonucu.
|
|