ATİNA, 06/07(BYE)--- Proodos gazetesinin pazar eki Metropolitan'ın 4 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Lambros Kalaritis imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan haber-yorumun çevirisi şöyledir:
Ünlü Stratfor Enstitüsü’nün yayımladığı rapora göre kamu ekonomilerinin çöküşü ve stratejik dayanaklar eksikliğinden dolayı Yunanistan, jeopolitik açıdan marjinalleşme ve uzun süreli iç istikrarsızlığa girme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.
Rapor, yıllardan beri süregelen yanlışlar ve ihmaller nedeniyle ülkenin uluslararası konumunun hızlı bir değer kaybı içinde olduğunu ve son darbenin IMF ve AB tarafından dayatılan kredi şartlarıyla verildiğini değerlendiriyor.
Tabii çeşitli enstitülerin raporları nihai gerçek oluşturmuyor aksine arkalarında sık sık güç merkezlerinin niyetleri ve planlamaları gizlidir. Ancak iklim oluşturuyorlar ve çoğu kez değerlendirmelerini gerçek veriler ve zaaflar temelinde geliştiriyorlar.
Rapor, yazarlarının görüşüne göre Yunanistan alanındaki gelişmelerin bazı sabit jeopolitik eksenlerini vurgulamak hedefiyle Yunan ulusunun geçmişten bu yana bölgedeki tarihine ayrıntılı bir şekilde değindikten sonra yakın gelecek konusunda değerlendirmelerde bulunuyor. Yunanistan'ın, stratejik ortak olarak özel ağırlığının 1999 yılında, NATO'nun Sırbistan'ı bombalayarak bölgedeki politik verileri değiştirmesinden sonra değer kaybetmeye başladığını ve daha sonra Batı'nın jeostratejik çıkarları için "önemsiz" konuma geldiğini vurguluyor. Raporun yazarlarına göre Yunanistan, modern silah alımları için büyük sermayeler harcamaya devam ederek ve avro kuşağına girip ilk sıra ülkeleri kulübünde kalmaya devam etmek hedefiyle değiştirilmiş veriler sunarak jeopolitik değer kaybını anlamayı ve kabul etmeyi reddetti. Yunanlıların kalkınmış Batılı ortakların yaşam düzeyine ulaşmak ve devamlı olarak "modernleşen Türkiye ile" rekabet etmek çabası nedeniyle aşırı borçlandığı vurgulanıyor. Raporun başında, Yunan ulusunun devamını garanti altına alması veya hâkimiyetini geliştirmesi için gerekli, diyakronik ve stratejik nitelikte beş koşul tanıtılıyor:
1- Ege'nin karasal Yunanistan ile savunma ve iletişim hatlarının güvence altına alınması.
2- Deniz yoluyla ilerletilen komploları ele alabilmek için Korfu, Girit ve Rodos adalarının kontrolünü elinde tutmak.
3- İşlenebilir toprak ve Avrupa alanına giriş kazanmak için sınırların Vardar Nehri'nin mümkün olduğunda kuzeyine doğru uzatılması.
4- Ülke içindeki kontrolün benimsenmesi, devletin etkili işleyişi için yeterli derecede vergilendirme ve gelir akışı da bu kontrole dâhil oluyor.
5- Doğu Akdeniz'de hâkimiyet kurmak için Kıbrıs ve Sicilya adaları üzerindeki kontrolün genişletilmesi.
--Ege'yi Türkiye ile Bölüşün... Doğu Akdeniz'in "Finlandiya'sısınız"--
Doğu Akdeniz'in hâkimiyeti konusunda rapor, Kıbrıs vakasını Sicilya'dan ayrı tutsa da Yunanistan'ın artık bunu hayal bile edemeyeceğini değerlendiriyor. Yazarların, en önemli hedef olan Ege'nin kontrolünün elde tutulması hedefinin bir "koruyucunun" yardımından yoksun başarılamayacağı görüşü büyük ilgi taşıyor. Bunun nedeni de Ege'nin kontrolünün Yunanistan'ın değil de "etkisini Balkanlar'a, Orta Doğu'ya ve Kafkaslar'a ilerletmeyi hedefleyen ve kalkınan jeopolitik güç olan" Türkiye'ye bağlı olmasıdır. Yazarlara göre soru, Türkiye'nin ilgisini Ege'ye yoğunlaştırıp yoğunlaştırmayacağı ya da diğer çıkarlarına hizmet etmek için Yunanistan ile anlaşmaya varmaya niyetli olup olmadığıdır.
Ortadaki ima son derece net: Yunanistan'ın "Finlandiyalaşması" bir gerçek. Ege'nin bölünmesi için anlaşma yapın ve eğer şanslıysanız Türkiye lütfedip bu anlaşmayı kabul edecek. Aksi takdirde yükselen komşu güç tarafından söz konusu denizi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaksınız. Bu, yalnızca Türkiye'nin değil, yıllardır Ege'yi 25. meridyenden ikiye bölme girişiminde bulunan Atlantik ötesi güçlerin öngörüsünden çok bir beklentisine benziyor. Anlamayanlar için şunu söyleyelim, raporun devamında "öneri" daha da netleşiyor. Yunanistan'ın "bir veya birden fazla gücün işine yarama" yolunu yeniden bulması gerektiği, yani kendine bir "koruma" bulması gerektiği ya da "jeopolitik olanakları içinde yaşamayı öğrenerek" Türkiye ile nihai barış sağlaması gerekir.
--Birazdan İflas Ediyorsunuz, Fişinizi Çekecekler--
Bazı kimseler bu jeopolitik olanakların sınırlanmasını bekliyorlar -ve bu yönde çalışıyorlar-. Rapora göre bu kişiler iki öngörüde bulunuyorlar: Aşırı borcu nedeniyle ülkenin iflas etmesi ve ekonomik önlemlerin yol açacağı kargaşadan dolayı meydana gelecek istikrarsızlık. Sonucu olduğu gibi aktarmakta fayda var: "Ortada var olan soru işareti Avrupalıların Atina'nın fişini çıkarıp çıkarmayacakları ve yapacaklarsa bunu ne zaman yapacaklarıdır; büyük ihtimalle bu, Yunanistan artık diğer Avrupa ülkeleri için tehlike oluşturmaktan çıktığı zaman gerçekleşecek. Bu gerçekleştiği zaman ve piyasalara ulaşım kesildiği zaman veya başka destek paketi kalmadığı zaman, Yunanistan'ın siyasi kontrolü tamamen çökecek ve 70'li yılların cuntasından bu yana yaşamadığı bir toplumsal şiddetle karşılaşacak. Bu nedenle Yunanistan son derece uygunsuz bir konumda bulunuyor. 1820'den bu yana Yunanistan ilk defa yalnız."
--Raporun Anlamı ve (Kendimize) Vermemiz Gereken Cevap--
Söz konusu rapor belki de göründüğünden daha da önemli çünkü yalnızca kriz vesilesiyle değil, çok daha önceden yaşadıklarımızla ilgili yoğun mesajlar içeriyor. Rapor ister değerlendirmelerden, isterse "önerilerden" ibaret olsun bizi düşündürmek zorunda. Hiç olmazsa ülke yaşam mücadelesi verdiği sırada, raporda ifade edilenlerin, ülkenin güvenilirlik kazanma ve yatırım çekme çabasını olumsuz etkilediği gerçeği bizi düşündürmek zorunda. Görmezden gelinemez tek şey bugünkü durumun oluşmasından dolayı bizim sorumluluğuz. Bu sorumluluklar bugünlerde de devam ediyor. Son yılların gidişatı görünenin dışında yokuş aşağı bir yol izliyor. Bunun nedeni de objektif olanakların olmayışı değil, özellikle konuları siyasi yoldan ele alış ve değerlendirme biçimidir. Ülke silahlanmalara milyarlarca avro harcadı. Bir yandan bazı kimseler rüşvet aldığı için ve aynı zamanda ülke için savunma sanayisinin gelişmesini engelledi, diğer yandan da yaşamsal çıkarların güvence altına alınması için siyasi irade yoktu. Siyasiler ulusal çıkarları gözleyeceklerine, çıkarlarını gözleme yeteneksizliklerini ele almaya çalışıyorlardı ve var olmayan ancak işlerine gelen teorilere bağlı kalıyorlardı. "Şahinlerin" çıkarlarının çarpıştığı ve buluştuğu bir bölgede bulunan Yunanistan zayıflık ve "teslim olma" niyeti mesajları gönderiyor. Ülkenin askerî silahlanma harcamalarında dünyadaki ilk ülkelerden biri oldu ve aynı zamanda yaşamsal çıkarlarının reddedildiği sınırlı egemenlik statüsü içinde bulundu. Milyarlarca avroluk AB finansmanları aldı ve altyapı veya kalkınma temelleri oluşturacağına bu paraları yozlaşmış ve müsrif müşteriler devleti yaratmak için kullandı. Ulusal çıkarı suçlayan ve sıfırlanmayı, zavallılığı merkezî bir ideoloji hâline getiren bir "elit" oluştu. Eğitim, mesleki yönelim konusunda duygusuzlaştırma ve yeni nesiller için kaybolmuş fırsatlar aracı olarak kullanıldı. Kamuoyu da suçsuz değil. Siyasi liderlik tarafından "eğitim gördü", boyun eğdi ve nihayet suç ortağı oldu. Hep birlikte bu noktaya vardık.
Buna rağmen raporun ifade ettiklerinin aksine bu kriz Yunanistan'ın mezar taşı olmak zorunda değil. Aksine, cunta sonrası dönemden sonra, iç sahnesini netleştirmesi, her düzeyde sorumluların bulunması, yeni bir vizyon oluşturulması için en büyük fırsatı olabilir. Şimdi bütün konuları açmanın zamanıdır. Bu kriz meydana gelmemiş olsaydı dahi, bizim yaratmamız gerekirdi.