Hayat o kadar enteresan ki, bazen aradığınız bir şey günlerinizi alıyor bazen de hiç beklemediğinizde karşınıza çıkıyor…Rastlantı örüntüsünün doğrudan bizim isteklerimizle ilgili olduğunu düşünmüyorum. AYNI GÜN, eski bir arkadaşımın yolu, bütün evren çizgisi üzerinden, oturduğum apartmanın önüne düşüyor, bizim apartmana gelin geleceğini öğreniyorum, o da yetmiyor aynı gün İngilizce kursunda, speaking(konuşmada)herkese kura ile düşen konu başlıklarından, benden” Getting old” yani yaşlanmanın ne hissettirdiği hakkında konuşmam isteniyor. Ki yüzümde bir ince çizgi daha görmeye tahammülüm olmadığından ayna görevini çekilen resimlerim yapıyor desem daha iyi anlaşılır yaşadığım şaşkınlık….
Bir de bugün bir kitap aradım sahaflarda, Kurstan beraber çıkıp hep ne yapsak diye düşündüğümüz arkadaşım Barış ile, gezegenler arası bir yolculuk yapma kararı alıp, buna mukabil soluğu kitapçılarda almıştık ki…Barış’a ”Tavsiyenin böylesi” diye kitabın övgü boyutundan bahsediyor iken ve tam da “Bu siz de var mı” diye sormaya hazırlanırken kitapevi sahiplerinin kapıda konuşmakta olduğu şeyin, aradığım kitap olduğunu fark ediyorum. Kitap gündemde olan bir kitap değil, sevginin, geleneksel değerlerin ve ruhsal tekamülün psikolojisine yeni bir bir bakış katmaya çalışsa da eski…Dolayısıyla o an aradığım kitaptan bahsediliyor olması da, ilginç….
Bir diğer tesadüfün böylesi’dedirtecek olay, face’te her türlü muhabbete girdiğim ve sonra muhabbetin habbesine(zerre-tane) kandığım ve nihayet muhabbetin haybetine(mahrumiyet) vardığım, sonra muhabbetin ‘veyl’ine(yazık-felaket) uğradığım bir arkadaşımın her şeyin sonunda, imkanım olsa ana rahmine inişini durduracağım kadar uzağına gitmek isterken, benden bir mailinde başörtülü kızlar için bir haber yapmam konusunda ricada bulunduğunu unutarak, Ahmet Taşgetiren ile görüşmek, kainatı tesadüfle açıklamama yetti. Arkadaşın ricasını gayri ihtiyarı yerine getirmiş olmak artık bu paslı suyun aka aka berraklaştığını görmek hakkım değil mi? Bu arkadaşlığın Fener-Galatasaray çekişmesi gibi yıllarca sizi meşgul etmeyeceğini umuyor ve bir diğer tesadüfe geçiyorum.
Sonraaaa güzel tesadüfler de yaşadım aynı gün içinde tabi…Evet evet bir günün içinde….Alperen Ocaklarında görev yapan bir arkadaş, ismimin geçtiği bir kitabı bana ulaştırıyor ve Muhsin Yazıcıoğlu adına, röportajımın da yer aldığı bir vefa -veda kitabı çıkartılmış olduğunu görüyorum, şok oluyorum. Benim 2007’de yaptığım 2 saatlik röportajın yazılı metni, hiçbir irtibat sağlamadan yayınlanmış…Yazarın teşkilattan olması, olayın vehametini istismar etmeyeceği anlamına geldiğinden benim de bir taarruzum olmadı tabi ki. Sadece röportajlarımın matbaada baskı altına alınması biraz ruhumu daralttı ve tefrikalanan yazılarımı kitaplara emanet etmek benim işimdi gibi düşündüm ama yapılan şeye tepkim, kitabın yazarıyla irtibata geçince sona erdi. Aynı gün, kargo kapıma bir paket getirdi, ‘Şevket Kazan ile bir 28 Şubat Sohbeti’ kapaklı bir kitap. Sevgili Veda Hutbesi dahisi Şevket Kazan, yaptığımız röportajı büyük bir jest ve ikramla kitaplaştırmıştı. Şevket Kazan’dan 28 Şubat kitabı çıkartması istendiğinde, kendi tabiriyle içinde ‘ruh, duygu’ olmasından dolayı, 28 Şubat’ı özetleyen, rabıta fonksiyonlu röportajımızı kitaplaştırmak istemiş ve basılma maliyetine değer görmüştü, bu beni kıvanç ötesi bir hoşluğa sevk etti. Muhsin Yazıcıoğlu röportajımın kıymetini bir çok insandan, hatta kendimden bile önce fark etmiş olan, ’Üşüyorum Reis’ diyen Taner Çakıl ve Sevgili Ruhani liderim Şevket Kazan’a sonsuz teşekkürler.
Bu kadar rastlantı fazla bir güne deyip, yazımı da bir an önce sonlandırmak istiyorum yoksa maazallah bunları benimle aynı sürede yazmış birinin daha yaşadığı gelir kulağıma….