ANKARA, 19/08(BYE)--- Rus haber ajansı Regnum'un 19 Ağustos 2010 tarihli internet sayfasında, yukarıdaki başlık altında Stanislav Tarasov imzasıyla yayımlanan Rusça yazının özet çevirisi şöyledir:
Abdullah Gül'ün yaptığı Azerbaycan ziyareti sıradan bir olay olarak değerlendirilemez. Bu ziyaret bir çok açıdan her iki taraf için de faydalıydı. Azerbaycan için RF Devlet Başkanı Dimitri Medvedev'in Erivan ziyaretinin arifesinde Türkiye Cumhurbaşkanının Bakü'ye gelmesi, entrika içeren bir oyunun parçası oldu. Söz konusu oyun ise daha önce, birçok medya kuruluşunda Rusya'nın Azerbaycan'a iki parti S-300 PMU-2 "Favorit" modeli füzesavar füze kompleksini sattığı şeklindeki haberler ortaya çıktığında başladı. Hem Moskova'nın hem de Bakü'nün bu konuda kaçamak açıklamalar yapması, Ermeni siyaset camiasından bazılarının Rusya'yı sert bir şekilde eleştirmesine ve az kalsın Rusya'yı hain ilan etmelerine yol açtı.
Böyle bir durumda Abdullah Gül'ün Azerbaycan ziyareti sırasında iki ülke arasında imzalanan Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması adeta esrarengiz gözüküyor. Bir yandan, arka planda gittikçe genişleyen Rus-Ermeni askerî iş birliği varken bu anlaşma, iki Türk devletinin sert çıkışı olarak görülebilirdi. Diğer yandan bu adım, Rusya ile Azerbaycan arasında füze konulu bir anlaşmayı önlemeye yönelik olabilirdi. Ancak görünen şu ki, bunlardan hiçbiri doğrulanamadı. Bu konuya değinen RF Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, S-300 sistemlerinin bir nevi endişe sembolü hâline geldiğini ve S-300'lerin konuşlanacağı bölgede durumun istikrarsızlaşmasına yol açacağı şeklindeki iddiaların bir hayli yaygın olduğunu gözlemlediğini belirtip, S-300'lerin aslında ilgili alanı havadan gelebilecek bir füze saldırısına karşı korumaya yönelik bir sistemden başka bir şey olmadığını hatırlattı. Bunun dışında, Lavrov, "Bölgede hiç bir devletin yeni bir askerî harekât başlatma niyetinde olmadığından eminim. Çünkü bu bir felaketi doğuracak. Ermenistan ile Azerbaycan arasında da bu yönde bir çaba olmayacak." dedi. Bakanın sözlerinden şöyle bir sonuç çıkabiliriz:
Moskova, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki iş birliğinin genişletilmesinden endişe duymuyor, hatta kendisi ileride bu birliğin bir parçası hâline gelebilir.
Bununla birlikte yaratılan entrika burada bitmiyor. Bakü ve Ankara'nın imzaladıkları anlaşma metninin içeriğinin kamuoyuna sunulmamış olması gerçeği, entrikanın derinliğini artırıyor. Örneğin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, söz konusu belgenin ikili ilişkilerin bundan sonraki gelişimi için tarihî bir öneme sahip olduğunu belirtmekle ve herkesin bunun harika sonuçlarını göreceğini vadetmekle yetindi. Bu sonuçlar ne olabilir? Azerî siyaset bilimci Rasim Musabekov'a göre, Türkiye boru hatlarının hava güvenliğini üstlenebilir, Gence bölgesinde mobil kuvvetler konuşlandırabilir, hatta Nahçıvan'da askerî bir üs kurabilir. Fakat bunları ileri sürmek demek, gerçekleşecek anlamına gelmez. Şöyle ki, Ankara bir NATO üyesi olduğundan böyle bir adım için her şeyden önce Brüksel'den izin almak zorunda.
Türkiye Kafkasya'da kendi oyununu başlatmaya karar vermişse, başka bir seçenek ortaya çıkabilir. Fakat Türkiye'nin şimdi böyle bir karar alma ihtimali düşüktür. Abdullah Gül'ün Bakü'deki basın toplantısı sırasında anlaşmanın "üçüncü bir tarafa karşı olmadığını" belirtmesi ve "soğuk savaş dönemine" ait düşüncelerden uzak durmak gerektiğini söylemesi tesadüf değildir. O zaman Türkiye Cumhurbaşkanının Azerbaycan ziyaretinin asıl amacı nedir? Siyaset bilimci Farmoni Fahreddin Aboszod'a göre, bugün Türkiye, Azerbaycan'ın onun yardımına muhtaç olduğundan daha fazla Azerbaycan'ın yardımına muhtaç. Türk hükûmetinden Azerbaycan'a gelebilecek tek "yardım", Ermenistan'la imzalanan Zürih protokollerini onaylamayı kesin bir şekilde reddetmek olabilir. Azerbaycan ise, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesi ve 12 Eylül'deki referandum öncesinde Azerî yanlısı lobiden Gül-Erdoğan'a destek vermek üzere iki ciddi konuda Türkiye'ye kayda değer bir destek verebilir. Fakat burada her şey o kadar net değil. Birincisi, Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkan Yardımcısı Nevruz Mamedov'un belirttiği gibi, Gül, 11-17 Eylül tarihlerinde Ermenistan ile Türkiye arasında yapılacak NATO tatbikatı çerçevesinde Ermenistan sınırının açılması ihtimali ile ilgili olarak net bit tavır ortaya koymadı. Bir çok Batılı uzman, bunu TBMM'nin adı geçen protokolleri en sonunda onaylayacağının bir sinyali olarak değerlendiriyor. İkincisi Azerbaycan, bütün "kardeş ilişkilerine" rağmen, üçüncü ülkelerden istenmeyen unsurların giriş yapması ihtimalini bahane ederek Türkiye ile vize kaldırmaktan çekiniyor. Son olarak, şimdi Rusya ile ilişkileri bozmak Ankara'nın çıkarlarına son derece ters düşüyor çünkü fiilen Rusya, Türk diplomasisinin izlediği yeni dış politikaya arka plan desteği veriyor. Zaten Abdullah Gül de şunları söyledi: "Türkiye ve Rusya dost ülkelerdir ve birbirimizle yarışmıyoruz. Türkiye, Rusya'nın ve Minsk Grubu Eş Başkanı olan diğer ülkelerin yardımıyla Karabağ sorununun en kısa sürede çözüme kavuşturulacağını ümit ediyor."
Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının işte bu bağlamda algılanması gerektiğini düşünüyoruz. Henüz bu, bölge açısından stratejik bir etkisi olmayan bir birliktir. Fakat bundan sonraki gelişmeler, büyük ölçüde Moskova'nın güç dengesini koruyabilme kabiliyetine bağlı olacak. Bunun için RF Devlet Başkanı Dimitri Medvedev'in Erivan ziyaretinin ve eylülde yapılması planlanan Azerbaycan ziyaretinin mevcut durumun netleşmesine katkıda bulunması gerekiyor.