Son Haberler
10.02.2012 Cuma 08:31
USD 1,7550 EUR 2,3310 EUR/USD 1,3282 IMKB100   60162/%0,00
ISTANBUL Cuma: -1°C/3°CCumartesi: -1°C/5°CPazar: 1°C/6°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

REGNUM: AVRUPA İÇİN TÜRK DAMAT... ERMENİ SOYKIRIMINI NEDEN HATIRLADILAR?
16.03.2010 14:00

ANKARA, 15/03(BYE)--- Rus haber ajansı Regnum'un 15 Mart 2010 tarihli internet sayfasında, Vigen Akopyan imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan Rusça haberin çevirisi şöyledir:

Ermeni soykırımının kabulü hakkındaki tasarının ABD Kongresi Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi tarafından onaylanmasından ve daha sonra soykırımın İsveç Parlamentosu tarafından fiilen tanınmasından sonra artık Türkiye ile Ermenistan arasındaki "tarihî diyaloğun" suya düştüğünden bahsetmenin tam zamanı. Türkiye'de 10 Ekim 2009'da Zürih'te imzalanan protokollerin onaylanmasını savunan pek kimse kalmadı. Türk çevreler, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleştirilme sürecini durma noktasına getiren şeyin tam olarak ABD ve İsveç'in aldığı kararların olduğu düşüncesini ileri sürüyor. Oysaki durum tam tersi bir şekilde gelişti.

Amerikalı Kongre üyelerinin kararı belli ki Ankara'nın son yıllarda takip ettiği politikaya cevap olarak verilmiş bir tepkiydi. İsveç Parlamentosunun da soykırım kurbanlarını hatırlaması sebepsiz yere değildi. İşin aslı, Azerbaycan'ın kendi dış politikasındaki açıkları bile üzerine yüklediği ve övdüğü meşhur "Ermeni lobisinde" (İsveç'teki Ermeni lobisi de neymiş?) değil. Mesele, Türk Parlamentosunun Ermeni-Türk protokollerinin onaylanması konusunda yavaş davranması ve Türkiye'nin siyasi iktidarının bu süreci Karabağ sorununun çözümüyle direkt ilişkilendirmesi bile değil.

Ermeni-Türk protokollerinin imzalanmasından sonra Ermenistan'daki muhalefet kanadının ve Ermeni diasporasının, Ankara ile diyaloğun Ermeni soykırımının uluslararası platformda tanınmasına yönelik bütün çabaları ebediyen "toprağa gömeceğini" söylediğini hatırlatalım. Bazı Ermeni politikacılar, ABD'nin sıkı kontrolü ve Rusya ile AB'nin katılımıyla gerçekleşen Zürih raundundan sonra uluslararası basının soykırım konusunda her türlü yayını aniden kestiğini ve çeşitli ülke parlamentolarının soykırım konusunu görüşmekten çekindiğini belirtmişlerdir. Oysaki söz konusu sonuçlar zamanından evvel yapıldı ve tamamen asılsız çıktı.

Mesele şu ki, Ermeni siyasetçilerin Ermeni soykırımı sorununun Ermeni-Türk ilişkileriyle bağlantılı olmadığı yönündeki paradoks gibi duran tespiti aslında gerçeğe çok yakın. Ermeni soykırımı sorunu öylesine etkili bir araç ki Ermenistan'ın mevcut tarihî aşamada sahip olduğu ağırlık, bu aracı Ermenistan'ın tam olarak kullanmasına izin vermiyor. Ancak bu sorunun çağdaş Ermeni Devleti istemese bile, ülkenin dış politikasına yansımaması mümkün değil. Küresel ölçekte işleyen bir insani faktör olarak Ermeni soykırımı ile Ermenistan'ın dış politikasındaki güncel çıkarları arasındaki çatışmayı, Serj Sarkisyan'ın "panarmenian" turnesi sırasında görmek mümkündü. O zaman Sarkisyan'ın ülkeyi ablukadan çıkarmak gibi görünüşteki iyi niyetli bir girişimi, farklı ülkelerdeki diaspora çevrelerinden güçlü bir direnişle karşılaştı. Ancak Ermeni diasporası soykırım aracını doğru bir şekilde ve zamanında kullanmaktan uzak. Diasporaya düşen, endişe duymak, mücadele etmek ve bu aracın kullanılmasını talep etmek. Aracın kendisi ise diasporanın yerleşik olduğu ülkelerin hükûmetlerinin elinde bulunuyor ve artık bu ülkelerin çıkarlarına göre kullanılıyor. Tarihe bakıldığında, soykırım aracının en azimli, akıllıca ve istikrarlı bir şekilde Türkiye üzerinde baskı uygulamak için ABD tarafından kullanıldığını görebiliriz. Ayrıca ABD bunu Ermeni Devleti daha rahat bir yaşam sürsün diye yapmıyor. (Aksine, Ermenistan'da pek az kişi Amerikan yönetiminin soykırımı tanımasının beraberinde getirebileceği risk ve kazanımları kestirebiliyor.) Ermenistan'da "Obama soykırım dediğinde acaba ne olur?" gibi bir sorunun sıkça sorulduğunu görürsünüz. Gerçekten de bunun sonrasında ne olur? Örneğin basında, soykırımın tanınmasından sonra Türkiye'den toprak talebinde bulunabilecek bir sürgündeki Batı Ermenistan hükûmetinin kurulmasıyla ilgili planların hazırlandığı şeklindeki haberler yer almıştı. Ermeni soykırımı faktörünün yoğun kullanımının Türkiye üzerinde kapsamlı bir baskı uygulama mekanizması olduğu, Kürt faktörüyle birleştirildiğinde ise Türkiye'nin iç siyasi durumunu etkilemek için ciddi bir kaynak teşkil ettiği açık.

ABD için özellikle Türkiye'nin iç durumu üzerinde etkili olabilecek araçlar önemli. Türkiye'nin dış güvenliği NATO üyeliğiyle güvence altında. Ancak ABD'nin memnuniyetsizliğinin ve sert adım atmasının nedeni, kuşkusuz Erdoğan hükûmetinin dış politika konusundaki yeni stratejisiyle ilgili.

Türk dış politikasının temelinde Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun geliştirdiği "stratejik derinlik" anlayışı yatıyor. Bunun özünde, jeopolitik açıdan ideal bir bölgede yer alan Türkiye'nin Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya gibi dünyanın kilit bölgelerinde bağımsız siyasi ve ekonomik stratejisini geliştirebileceği ve geliştirmesi gerektiği fikri yatıyor. Üstelik bu politikanın niteliği ve şekli demagojik bir şekilde "komşularla sıfır problem" anlayışı olarak sunuldu. Yani Türkiye, dünyanın en sıcak bölgelerinden birine barış tesis edici bir tavırla giriyor.

Davutoğlu'nun ifade ettiği "derin stratejide" sıralanan iyi niyetli hedefler arasında Orta Doğu'da İslamcı faktörün desteklenmesi, İran ile ekonomik iş birliği, Orta Asya'da bağımsız bir çizgi, enerji alanında Rusya ile yoğun diyalog, Irak ve Afganistan'daki Amerikan planlarının baltalanması, Kafkasya'da etkin olma vs. var. Genel olarak, Türkiye kendini, hiç olmazsa, ABD'ye danışmadan duruma göre hareket edebilen etkili bir bölgesel güç olarak konumlandırıyor. The Economist, Türkiye'nin hem Araplara hem Yahudilere hem de Müslümanlara ve Avrupalılara atıfta bulunabilecek kavramları kullanmasındaki rahatlığının, Hillary Clinton'un bu ülkeyi "gelişen küresel güç" olarak nitelendirmesinden kaynaklandığını yazıyor. Fakat ABD böyle bir "küresel gücün" gelişmesine ne kadar ilgi duyabilir? "Ermeni meselesindeki" baskıya, üst rütbeli bir grup askerin gözaltına alındığı Türkiye'nin içindeki çalkantılara ve Kürt hareketinin radikalleşmesine bakılırsa Washington'un Türkiye'ye "serbestlik" tanımaya hazır olmadığı görülüyor. Bu ise Türkiye'den ziyade onun komşuları için oldukça tehlikeli bir sinyal. AB'nin üyesi olmaya çalışan "demokratik" bir Türkiye, Amerikan ütopyasıdır. Fiilen biz bölgesel politikada sözünü geçiren, kilit transit bölge rolünü başarılı bir şekilde kendine atfeden, Avrupa'nın enerji güvenliğini belirleyen güçlü bir İslam devletini, ortak Avrupa ailesine kendi koşulları altında girmeyi hedefleyen bir ulusu görüyoruz: Kaybolduktan sonra geri dönen evlat olarak değil de daha çok bu ailede yeni kurallar koyabilecek genç ve iddialı bir damat olarak.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.

Share on Facebook