Hepimizin yüreği rehin... Esir düştük kendi dağlarımızın, karanlık inlerinde...
Yalçın dağlarımız arası akan; soğuk, kan kana içilesi suya kan bulaşalı çok oldu... Ve rehin bıraktık ruhumuzu o çayın kıyısında yere serilen her şehidimizle...
İki parmakları arasına teslim edeli epey oldu; yumuşak, hassas ve her seferinde merhametli kalbimizi... Gönüllü rehineyiz sanki, güç olsa da inanmak...
Sözlerimizi rehin almışlar ta ne zamandan; gem vura vura bir hal olduk boynumuza... Sanki dağları sarsan o destansı naraları atanlar bizden değilmiş gibi...
Ellerimizde görünmez bir kelepçe hatırlamadığım kadar eski; nasır tuttu artık onun bunun başını okşamaktan, bizce kardeşlik elleri...
Üstelik, şefkatle bağrımıza bastıkça, zevke geliyor hain başlar...
Aklımızı çoktan rehin almışlar zaten; bir icazet bağımlısı zayıflığında savruluyoruz durmadan...
En kötü, en onursuz rehinelikte bu ya!..
Bağımlı özgürlük!..
Yüreğimiz, sözlerimiz, ellerimiz rehin, çok açık maalesef...
Bu toprağın bir taşını ceplerine sokmaları, bir serçesini kafeslemeleri; rehin almaları için kafi bizi...
Nefretin boyutu o kadar büyük ve nefret öyle şiddetli, öyle susamış artık...
Lakin bir dip dalgası epeydir fokurduyor...
O koca depremler gibi olacak sanıyorum... Büyük bir tufan kopacak yakında...
İçinde yok olup gidecekler var Firavun gibi...
Bilinmeli ki; kardeşim demekle kardeş olunmuyor...
Ve bilinmeli ki; hamaset garabeti değil sadece acılı bir yürek, bu satırların sahibi...