14 Şubat Sevgililer Günü; ülkemizde her şeyin karşı cinse odaklandığı gün. Siyasilerimiz bile bugüne özel açıklamalar yapıp kutluyorlar sevginin gününü.
Sevgiden, hoşgörüden, saygıdan bu kadar uzakta olduğumuz şu günlerde bugünü bu kadar coşkuyla kutlamak oldukça düşündürücü bir durum. Çocuklarımız kaçırılıyor susuyoruz, doğal afetlerden ülkemiz can çekişiyor, doğal hayata saygı adına hiçbir şey yapmıyoruz, işsizliğimiz artıyor bakıyoruz, gazeteler her gün cinayet ,hırsızlık ve benzeri haberlerle dolup taşıyor, okuduklarımıza bile tepki vermiyoruz. Ama Sevgililer Gününü coşkuyla kutluyoruz. En özel ve önemli günlerimizden olan 23 Nisan’a bile bu kadar çok rağbet olduğunu görmedim desem yeridir. Ne kadar üzücü ki tüketim toplumu olarak bize çizilen yolda kararlı adımlarla yürüyoruz.
Bu sene 14 Şubat’ta eşimin işleri nedeniyle Roma’daydım. Oradayken bir ayrıntı dikkatimi çekti. İstanbul’da hani her Sevgililer Günü’nde vitrinler süslenir, tüm televizyon kanallarında yayınlanan reklamlar ortak tek bir tema etrafında toplanır ya.. Hani sevdiğinize hanlar, hamamlar alamasanız bile mutlaka pırlanta almak zorundasınızdır ya.. Roma’da işler hiç de öyle değildi işte.
Tek bir vitrinde bile kalp temalı herhangi bir şeye rastlamadım. Televizyonlarında da bana Sevgililer Günü’nü çağrıştıran bir reklama denk gelmedim. Sonra tam 14 Şubat günü Roma’da bir karnaval olduğunu öğrendim ve karnavalın düzenlendiği meydanlardan birisine gittim. Bir şey çok dikkatimi çekti: Sevgililer Günü’ydü ve etrafta çiftlerden çok çocuklar vardı. Roma’nın asıl sevgilileri çocuklardı..
Evet, her yerde koşuşturan, birbirlerini kovalayan, türlü türlü kostümler giymiş, anne ve babalarının tepelerinden inmeyen, yerlere konfetiler atan ama asla azar işitmeyen, trafiğe kapatılmış caddelerinde kahkahalar atan Roma’lı çocuklar. Sevgililer Günü’ydü ve Roma bu günü sevgilileriyle kutluyordu.
Sonra birden aynı sahneyi zihnimde Taksim Meydanı’nda ya da Kızılay meydanında canlandırmaya çalıştım. Konfetiden görünmeyecek hale gelen yerler bizde olsa, sorgusuz sualsiz temizlenmek yerine çocuklara azar ve dayak olarak dönerdi sanırım. Hem görevlilere bile gerek kalmazdı, anne babaları bu işi gönüllü bir şekilde yaparlardı. Kostüm seçiminde de çocuklarımız çok renkli olmazdı sanırım en fazla Spiderman, Batman ve prenses kostümleri olurdu. Bu zamanda eline kitap alıp Pinokyo’dur, Fareli Köyün Kavalcısı’dır okuyan çocuk kaldı mı o bile meçhul. Hal böyle olunca kostümde de sınıfta kalırdık.. Zaten yorgun argın her gün işten gelen bir anne nasıl vakit ayırabilir ki çocuğuna değişik kostüm hazırlamaya..Gelelim caddelerin trafiğe kapatılmasına, o işte de çocuklar için kapatır mıydık kuşkuluyum. Hani bir yabancı devlet misafiri falan gelse neyse de, iki üç tane minik için koca İstanbul’un Ankara’nın trafiğini allak bullak edecek değilizdir herhalde.
Ve işte bu düşünceler arasında izledim karnavalı. Bu düşüncelerle kutladım Sevgililer Günü’nü ve bu düşüncelerle hayal ettim Türkiye’nin gerçek sevgisinin geleceğimiz olan çocuklarımıza ait olacağı bir günü..