Sadrazam (başbakan) olmak
“Talat Paşa’yı rakipleri ve hasımları ‘posta memurudur posta memurluğundan gelmiştir, tahsili yoktur,’ tarzında sözlerle tariz ederlerdi.
Halbuki o da diğerleri gibi zamanın tahsilini yapmıştı. Yani hukuk tahsil etmişti.
Vaktiyle posta memuru oluşunun hatırlatılması, rakiplerinin kendisinde kolay kolay kusur bulamayışındandır…
(…) Talat paşa siyasi kariyerine ufak bir memur olarak başlamış, 10 sene zarfında siyasi hayatın en yüksek kademesine, sadrazamlığa kadar ilerlemiştir.
Daha önemlisi, İttihat Terakki’nin fikriyatını, politikasını nihayetine kadar sadakatle ve sebatla takip eden zümreye örnek olmuştur. İttihat ve Terakki içinde ondan daha değerli adam da çıkmamıştır.” (İsmet İnönü’nün hatıraları, Genç Subaylık yıllarım 1884 – 1918)
……..
“Muhaliflerinin söylediği gibi Talat Talat, Cahil bir adam değildi. Fransızca biliyordu ve Fransız edebiyatına ve bilhassa 1789 ihtilalcilerine dair eserler okurdu.
1917 yılında Talat Başbakan(sadrazam) olduktan sonra Sultanahmet’teki sadaret konağına taşınmamış; yaşamını ailesiyle birlikte Ayasofya’da ki kira evinde sürdürmüştür.
Talat, başbakan olarak dönemin etkin ve saygın aydın kuruluşu Türk Ocağı’ndaki konferansları da kendisine ayrılan maroken koltukta değil, üçüncü sıradaki sandalyede dinlemektedir… “
Yukarıda ki satırlar, Eylül 2007’de Remzi Kitapevi’nden çıkan Prof. Dr Hikmet Özdemir’in “Üç Jöntürk’ün ölümü” kitabında yer almaktadır Sayfa: 32)
X
Kitabı ilgiyle okuduk. Talat, Enver ve Cemal paşalar ve icraatları hakkında yeteri kadar bilinmeyen olarak bugüne kadar gelmiş kimi tarihi gerçekleri öğrenebilmek açısından son derece yararlı bir kitap.
Talat Paşa’nın Almanya’da bir Ermeni militanı tarafından sokak ortasında kafasına kurşun sıkılarak öldürülüşünün arkasında ki, bugüne değin gizli kalmış kimi gerçeklerin, somut belge ve olaylara dayandırılarak gözler önüne serilmiş olması, kitabın önemini daha da artırıyor…
Her dönemde ülke yönetmenin ve başbakan olmanın ağır sorumlulukları var.
Tarihte, Damat Ferit’ler gibi vatan hainleri yanında Talat Paşa’lar gibi sonuna değin ülkesi adına elinde geleni yapmış olmasına rağmen talihsiz bir yaşam sürmüş devlet adamlarımız olmuştur…
Talat Paşa, kimilerince ülkesini bırakıp kaçtı diye yargılanan ve hakkında bundan ötürü yanlış isnatlarda bulunulan talihsiz bir devlet yöneticisidir. Oysa, Talat Paşa hiçbir zaman devletine ve milletine ihanet içinde olmamıştır…
Sadrazamlık döneminde, aile yaşantısıyla, davranışlarıyla ve göstermiş olduğu özverili tutumuyla az rastlanır bir devlet adamı portresi çizmiştir…
Talat Paşa’nın hanları hamamları olmamış ve devletteki nüfuzuyla zenginleşme yoluna gitme gibi bir yaşamı söz konusu değildir…
Görevli gittiği iş gezilerinin dönüşünde, devletin vermiş olduğu harcırahların kullanmadığı bölümlerini devletin kasasına iade edecek denli dürüst ve gerçek vatansever bir insandı.
X
Yazımız şu ya da bu kişiyi hedef almak için kaleme alınmamıştır…
Zaten biz ve bizim gibi pek çok yazar çizer ne söylerse söylesin ya da ne yazarsa yazsın düzen bildiği gibi gidiyor, çark bildiği yönde dönüyor…
Üzerinde durmak isteğimiz konu; ülke yönetimlerinde dürüstlüğün, devlete millete sadakatın ve gerçek vatanseverliğin işaretinin söylemlerle değil, eylemlerle olduğunun vurgulanmasıdır….
Kişi hangi konum ve görevde olursa olsun, istediği kadar; “ben dürüstüm, doğruyum, namusluyum…” deyip dursun, halkın vicdanında aklanacak denli gerçek dürüstlüğün içinde değilse, ne söylese boştur.
Devlet adamları söylemleri ile değil eylemleriyle halktan not alırlar…
Abdestli, namazlı, oruçlu olmak ya da öyle görünmek, dürüst olmanın ölçüsü ve kanıtı değildir…
Nice abdestli, namazlı, oruçlu zatı muhteremin ne denli pislikler içersinde olduğunu gördük… Ne demişler? Paranın, mal mülk edinmenin dini imanı olmaz…
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com
burhanozbey21@hotmail.com