Sandıklarım bildiklerim olsaydı keşke!
Kendimi deniz diye çağırılıp, içi boş bir havuzun kenarında, etrafına bakarken buluyorum. Bu kadar düşünceyle kuşatılmamdan şunu anlıyorum ki; insanlar kafalarında bir sözcüğü bile yük olmasın diye tutmuyorlar. Ve sanki ben bu görevi yerine getirmek için gelmişim dünyaya.
Röportaj için seçtiğim isim, benimle adresini bilmediği bir yerde sözleşiyor ve sonra elfazlar yerini itirazlara bırakıyor. Tıpkı dibi delik bir şeker torbasının eve varamayacağını bilse de konuşamadığı gibi. Tıpkı lastiği patlak bir arabanın gaz pedalından medet ummak gibi. Tıpkı çatlak bir bardaktan çayı sonuna kadar içeceğine inanmak gibi….
Her şey yanıltıyor beni artık. Bir kaplan yavrusunun tehlikesizliğine inandığım kadar büyüyor içimde korkularım. Ucuna oturduğum sandalyenin arkasına yaslanacağım günleri beklerken altımdan çekildiğini hissetmek de nerden çıktı? Ama biliyorum ki başarılara ulaşmak, altın bulmaksa kazdığın toprağın içinde her bulamadığın şeye karşılık ‘sen’ varsın.
Kimilerine göre vals, tango salon danslarıyken biliyorum ki işin aslında imparatorlara, kraliçelere özgü bir ruh var. Bu da beni, yaptığım işte cesur kılıyor. Çürüyen meyvenin neden kahverengiye dönüştüğü sorulduğunda, her şey siyaha dönmeden bir şans var anlamı çıkartmalıdır belki de. Tamam kimyasal olarak, meyve dilimlendiğinde, çürüdüğünde ya da zamanla bozulduğunda, meyvenin hücre duvarları yıkılıyor demek de doğruya ulaşma yolu ama benim seçtiğim yol, kara kaşından, kara gözünden ziyade konuklarımın dayanıklılığını ölçmek.
Bu işte aldığınız en büyük risk, koşu parkurunda yarışı yürüyüşle tamamlayanı görmek, yada bir kural ihlaliyle yarış dışı kalan birini finish çizgisinde beklemek ve en kötüsü kazanan kişi madalyasını almak üzereyken yarışın tekrarlanacağını duymak ve belki de en felaketi, yarışın bittiğini göremeyecek bir fataliteye(alınyazı)sahip olmak.
Bir verizm(doğruluk) içinde yürütmez işini gazeteci derler. Gazeteci, dedikodu kayışı kopsa haberini uçurumdan aşağı atar derler. Gazeteci menfaat ucunun peşindedir ve zengin beyaz halkı besleme derdindir derler…Ben bunların hiçbirini bilmem. Beni kimse bilmediği için ‘bilen bilir’ de diyemem ama identik, özdeş olmaktan kaçındığımı kendime olmasa da ilk kez size söylüyorum.
Ekmeğime en yakışan şey reçeldi
Onu da akıp gitmekten kurtaramadım
Yüreğime en yakışan şey aşktı
Onu da aksın gitsin diye çok bekledim…..