Şark despotizmi, dinci diktatörya, ayıp...
Deliliği fiilen tartışılmaz, soyadı küçük, zihin yolları karışık, dili düşük, kalemi ağır, kafası kalpaklı, boynu kırmızı kaşkollu, hafsala almaz komploların teorisyeni, kitapları sayısız, düşünceleri sık değişen, aklı keskin, fikriyatı yavşak bir adamın bedeni ve ruhu her ne kadar soğuk hücrelere alışkın olsa da ömrü hayatında, yine de yıpranacağını düşünüyorum bunca zamandan sonra yaşamının bu vakitlerinde gördüğü muameleden...
Sözlerini, yazılarını, iddialarını, herkesin işine geldiği gibi algıladığından emin olduğunu bildiğim delidahinin, çatlak profesörün; polis baskınıyla hücrelenmesini ‘dikkate alınıyorum, önemseniyorum’ havası içinde, gülerek, mutlu olarak değerlendireceğini tahmin etsem de, yine de içerliyorum, kolluk kuvvetlerinin yöntemlerine...
Ve malesef, - çok kızsam da, kudursam da, telin etsem de - şark illerindeki terörist ayaklanmalara destek vermiş, Türk Devleti’ne sövmüş, bunu aleniyete dökmekten çekinmemiş ve bu meselelere gelene kadar daha birçok konuda - çoğuna katılmadığım - milyarlarca laf etmiş uçuk filozofun, ‘şark despotizmi’ tabirine de destek veriyorum...
Soğuk hücrelerde ona uzun uzun düşünme ve yeni komplo teorileri üretme fırsatı vermek, çok daha pahalıya patlayacak kanaatimce...
Beri taraftan, aklı hür, vicdanı billur, adalet terazisini şaşırmama endişesi ile yaşlanmış, yandaşlıktan, nepotizmden, gayretkeşlikten, birinin adamı olmaktan zinhar kaçınmış, yeri geldiğinde cesaret duygusunu bile mahcup edecek tavırlar sergilemiş, çözümlerini hep hukuk içinde aramış, boynu muskalı adamın; ömrü boyunca savaştığı çeteler ve yasadışı oluşumlarla birlikte anılmasının onu nasıl yaraladığını tahmin etmek de hiç zor değil...
O isyan halini görmemek, görüp de anlamamak, hissedip de üzülmemek imkansız Sabih Kanadoğlu’nun...
‘Dinci diktatörya’ nidasına hak tesliminde bulunmamak ise çok zor...
Ve tabii diğer bazı isimler...
‘At izini, it izine, siyaseti hukuk’a karıştırmamak lazım’ demek bile abes...
‘Şark despotizmi’ yahut ‘dinci diktatörya’ belki ‘intikam zamanı’...
Ne olursa olsun, biraz ayıp olduğu kesin...