Hülya Okur-HaberX
İŞTE KONUKLARIMIZA YÖNELTTİĞİMİZ SORULAR:
1-Erdoğan’ın istatistiklere ve anket sonuçlarına göre aldığı sonucu bir seçim yenilgisi olarak mı değerlendiriyorsunuz? Bu kendisini ne gibi önlemler almaya itmeli sizce? Mesela bir kabine değişikliğine ihtiyacı var mı?
2-AKP’nin, CHP’nin 2004’te kazandığı hiçbir ilçeyi alamaması ve İstanbul’da öne çıkan Kılıçdaroğlu faktörü muhalefetin etkinliğini gösterdiğine mi, zaferin kimlik yarışından ibaret olduğuna mı işaret ediyor sizce?
3-AKP’nin kazandığı ama ezici zafer ilan edemediğini duyuran yabancı basın, küresel krizi ve artan işsizliği buna sebep göstermişti. Peki bunda Milli Görüş çizgisinin artan oy grafiğinin rolü nedir yani Saadet Partisi bu seçimde AK Parti’nin kaderiyle oynamış olabilir mi, Saadet Partisi’nin (%1-%4)bu yükselişi, milli görüş tabanının Numan Kurtulmuş potansiyeline olan inancından mı, Tayyip Erdoğan’a karşı bir güven kaybı yaşadıklarından mı sizce?
***
Posta Gazetesi Yazarı Oya Germen
1. Seçim sonuçlarının, Sayın Erdoğan ve AKP için ciddi bir uyarı olduğunu düşünüyorum.. AKP halkın mesajını ne derece doğru algılayacaktır, bunu zaman içinde göreceğiz.. Kabine değişikliği elbette düşünülmelidir.Başbakan da sanıyorum ki hemen harekete geçecektir..
2.CHP nin başarısını büyük ölçüde Kılıçdaoğlun’un kimliğine bağlıyorum.. Gerçekten son yıllarda özlemini duyduğumuz sakinlikte , dürüst ve güvenilir bir insan.. Şunu da ilave etmek isterim, bana göre Baykal hata yapmıştır.. Mustafa Sarıgül CHP den şişli de aday olsaydı, İstanbul da CHP nin oy oranı yükselecekti, bu da AKP yi zorlardı..Kılıçdaroğlu Ankara’dan aday olsaydı Melik Gökçek seçilemezdi.. Baykal , parti başkanlığını bırakıp , onursal başkan olursa eminim ki parti hızla yükselecektir..
3. AKP nin oylarının düşme nedenlerinin için de ,elbet te ekonomik krizin getirdiği büyük sorunlar vardır.. Ancak sadece krizle sınırlı olduğunu düşünmüyorum, çünkü bu küresel bir kriz.. Yine de etkisi tabii ki çok büyük.. Bence halkımız yaşananlardan memnun değil.. Cumhuriyetimizin tehlikede olduğunu düşünenlerin sayısı gittikçe artıyor.. Başbakan’ımızın sert uslubu, medya ile girdiği savaş , partinin üst kademelerinde ki yolsuzluk iddiaları ( Kılıçtaroğlu’na giden oyların en büyük nedenlerinden biri yolsuzluk iddiaları değil midir? ) ve daha pek çok neden bir araya geldiğinde güven kaybı oluşması zaten kaçınılmazdı.. AKP nin milli görüş çizgisinden uzaklaştığını düşünen , muhafazakar tabanın Saadet partisine oy vermesine ise şaşırmadım..
Türkiye’mizin güzel insanları için aydınlık günlerin gelmesini umutla bekliyorum..Huzur, refah,mutluluk ve güven için de yaşayacağımız günleri görebilmek en büyük hayalim ve özlemimdir..
***
Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi Asistan Prof. Emrehan Zeybekoğlu
29 Mart Yerel Seçimleri Üzerine
29 Mart yerel seçimlerinde AKP’nin aldığı sonuç ve bu konuda Tayyip Erdoğan’ın yorumları dikkatle değerlendirilecek olursa, iktidar partisinin aslında pek de büyük bir yenilgi aldığı söylenemez. Gerek Erdoğan ve gerekse diğer bazı parti ve hükümet mensupları çok büyük şaşkınlığa uğradıklarını ifade etmişlerdir fakat şunu insan sormadan edemiyor: İktidara gelmiş olmak acaba müktesep bir hak mı oluşturmaktadır ki oy kaybı karşısında bu kadar büyük bir şaşkınlık yaşanıyor? Ayrıca neye dayanarak zafer beklemiştir iktidar partisi? Halka refah mı dağıtmıştır? İnsanların satın alma gücü mü artmıştır? Hayat standartları mı yükselmiştir? Eğitimde önemli atılımlar mı yapılmıştır? Okuryazarlık %100’e mi çıkarılmıştır? Kadınların politikaya daha çok katılımı için ciddi politikalar mı uygulanmıştır? Ya da Kürt sorunsalı karşısında samimi açılımlar mı yapmışlardır? Bunların hiçbiri gerçekleşmediğime göre, ve üstelik bir önceki seçimden bu yana her türlü antidemokratik ve hukuksuz icraate fütursuzca girişildiğine, yaklaşan ekonomik kriz karşısında hiçbir tedbir alınmamış olduğuna göre AKP’nin hiç değilse bu kadar oy kaybetmesi gayet normaldir, daha fazla kaybetmemiş olması şaşırtıcıdır.
Basına yansıdığı kadarıyla bir kabine revizyonu söz konusu olabilecektir fakat kabinede herhangi bir değişiklik yapmak hiçbir şey ifade etmez. Neticede bu kozmetik bir değişiklik olacaktır çünkü yukarıdaki sorulardan da anlaşılacağı üzere, Türkiye’nin ihtiyaçları ve beklentileri ortadadır. Hayat pahalılığı, işsizlik, artan sefalet ve vergi kaçakçılığı gibi sorunlar, Türkiye gündemindeki ağırlığını korumaktadır. Bu beklentiler karşılanmadığı ölçüde oy kaybedilmesi kaçınılmazdır. Diğer gözlemcilerin de belirttiği üzere, CHP’nin sağlam bir vizyon ve somut birtakım vaadlerde bulunabilmesi halinde AKP’nin iktidara gelmesi düşünülemez bile. Fakat uzun zamandır pek çok yazarın da belirttiği gibi, AKP’nin güçlenmesi ve iktidara gelmiş olması dişe dokunur bir muhalefetin olmamasından kaynaklanmaktadır.
AKP’nin bazı bölgelerde uğradığı oy kaybının tek ve genelleştirilebilir bir nedeni olduğunu düşünmemek gerekir. Bazı bölgelerde aday kimlikleri şüphesiz önemli olmuştur fakat başka bazı bölgelerde ise seçmenler artık halkın yararına olmayan neoliberal politikalara, artan yolsuzluklara, hükümetin işsizlik ve ekonomik kriz karşısındaki duyarsızlığına (hatta bir ölçüde hükümet mensuplarının seçmenlere karşı saygısızca hitap tarzlarına) ve bir de sistemle sürekli inatlaşan ve laikliği karşısına alan, hukuk dışı ve zorbaca politikalara daha fazla tahammül etmek zorunda olmadıklarını düşünmüş olmalıdırlar.
Bütün bunlar karşısında AKP’nin rakiplerinden Saadet Partisinin ne ölçüde yükseleceği kesin olarak öngörülemez fakat en azından daha otantik olduklarını kabul etmek gerek. AKP iktidara ABD desteğiyle getirildi ve iktidara geldiğinden itibaren en ufak bir orijinalite gösteremedi. Hükümeti devraldıkları gün zaten hazır olan IMF paketini sadakatle uyguladılar, ABD’nin yayılmacı ve hukuk dışı dış politikasını desteklediler, AB üyeliği konusunda kararlı ve tutarlı olamadılar, Türk askerinin başına çuval geçirilmesi gibi olaylarda ise kamuoyunu tatmin edecek derecede ses çıkaramadılar. Bu anlamda da AKP dini referansları olan, ekonomik liberalizme inanmış, fakat siyasi liberalizme, demokrasiye ve hukuk devletine inancı gayet şüpheli olan, ABD’ye “fazlasıyla” sadık bir parti profili çizmektedir. Buna karşılık Saadet Partisinin bu gibi konularda ulusal çıkarlara daha çok vurgu yaptığını, daha bağımsızlık yanlısı olduğunu ve bu anlamda daha “yerli” olduğunu düşünebiliriz fakat iktidara gelmesi halinde bu partinin de ne derece hakkaniyete dayalı politikalar izleyeceği, ne ölçüde bağımsızlıkçı ve antiemperyalist olacağı konuları yeterince açık değildir. İçinde bulunduğumuz konjonktürde AKP’nin Saadet Partisi karşısındaki oy kaybını kanaatimce SP liderinin kişiliğinden çok Tayyip Erdoğan’a duyulan güven eksikliğine bağlamak daha doğru olacaktır.
Gerek iktidara geldiği koşullar ve gerekse Türkiye’nin içinden geçtiği sosyal dönüşüm itibariyle AKP’ye fazla ömür biçmek mümkün görünmüyor. Her ne kadar CHP lideri Deniz Baykal bu seçimleri bir “kırılma” olarak niteledi ve büyük bir kayıp olarak ifade ettiyse de bu yorum biraz fazla iyimser görünmektedir fakat buna rağmen AKP’nin bir iniş sürecine girdiğini, muhalefetin etkin ve ikna edici bir vizyon sunabilmesi halinde iktidardan kesin olarak uzaklaşacağını görmek zor olmasa gerek.
Bugün Gazetesi Yazarı Adem Yavuz Arslan,

“HÜKÜMETİN HALA KREDİSİ VAR”
1-Seçimde oylarının düştüğü aşikar. Ama bunu kesin ve ağır bir yenilgi olarak tanımlamak çok abartılı olur. Sonuçta 2004 seçimlerine yakın oy alındı. Unutmamak gerekir ki ekonomik kriz ciddi bir kriterdir. 2001 krizi Türkiye’nin köklü iki partisini sandığa gömdü. Ağır krize rağmen hükümetin oyunda nisbi bir düşüş yaşaması hala ‘kredisi’ olduğunu gösterir.
Bu seçimde belirleyici olan aday belirme sürecindeki sıkıntılar oldu. Ak Parti 61 ilde il genel meclisinde öndeyken, önde olduğu illerin 15’inde belediye başkanlığını kaybetti. Urfa ve Adana örnekleri de ortada. Bu bakımda Ak Parti ciddi bir özeleştiri yapacaktır. Yani kendi elindeki belediyeleri kendi eliyle rakip partilere vermiş oldu denebilir.
Hükümette bir revizyon beklentisi zaten vardı. Muhtemelen de önümüzdeki günlerde bir takım değişiklikler yaşanabilir. Fakat bunu seçim mağlubiyetine bağlamak çok mantıklı olmaz. Ancak şu olabilir, yapılacak olan revizyonun çapı büyür.
2-Bu seçimin galiplerinden birisi Kılıçdaroğlu’dur. Sol tarihi oylarına ulaştı. Bu da aslında sol partiler bir mesaj. ‘İktidar mücadelesini rejim, laiklik tartışması üzerine yapmazsanız halk arkanızda duruyor’ demektir. Ak parti’nin de kendini çok güvende hissetmesi İstanbul’da bir çok belediyenin ellerinden gitmesine neden oldu.
3-Ekonomik krizin etkisi çok ciddi var. Bunu yok saymak anlamsızdır. Ama Saadetin oylarındaki artış da doğrudan Ak Parti’nin oylarını düşürdü. Sonuçta aynı tabandan beslenen iki parti. Numan Kurtulmuş sonrası saadet partisi ciddi bir toparlanma içerisinde. Muhtemelen de önümüzdeki genel seçimlerde baraj sorunu yaşamayacaktır.
***
Yeni Çağ Gazetesi Afşin Selim,

“AKP KARŞITI OLANLAR ASLINDA AZINLIK DEĞİL, ÇOĞUNLUKTUR”
1- Hayır, bir seçim yenilgisi olarak görmüyorum; sadece hafif şiddetli bir tökezleme... Bir partinin, hele hele iktidarda olan bir partinin, halen daha yüzde 40 civarında oy alması sıradan bir durum değildir. Burada dikkat edilmesi gereken husus: Muhalefet partilerinin artık kendi konumlarını, Adalet ve Kalkınma Partisinin konumuna göre tayin ediyor olmasıdır. Başarının ölçüsü değişmiştir. Fakat yüzde düşüşü yaşayan Recep Tayip Erdoğan liderliğindeki AKP, alternatifsiz olmadığına kendisini yavaş yavaş alıştırmak mecburiyetindedir.
2- Malûm olduğu üzere; seçmen, seçimini CHP’den yana değil, Kılıçdaroğlu’nun şahsına olan güveninden yana kullanmıştır. Burada medya desteğini de yadsımamak gerekir. AKP karşıtı olanlar aslında azınlık değil, çoğunluktur.
Bu arada Saadet Partisi İstanbul adayı Mehmet Bekaroğlu, “oyları bölmeyin” propagandasına kurban gitmiş gözüküyor.
3- Numan Kurtulmuş liderliğindeki Saadet Partisi, AKP’nin en ciddi rakipleri arasındadır. Keza bugünkü siyasi arenada üslubuyla, kültürüyle, birikimiyle, duruşuyla diğerlerinden ciddi farkları olan bir liderdir.
***
Birgün Gazetesi Köşe Yazarı İbrahim Sirkeci,

“OYLAR AKP’YE TEPKİ OYLARIDIR.”
1- Bir önceki yerel seçimlere kıyasla ortada genel bir secim yenilgisini söylemek zordur. Ancak Kurt illerinde ve İzmir, Antalya gibi yerlerdeki sonuçlar buralara hitaben politika, propaganda ve hitabetin hatalı ve yanlış olduğunu göstermektedir. Başbakanın kabine de özellikle başbakanı değiştirmesi sorunun çözümüne dair önemli bir adım olacaktır ama bundan çok umutlu değilim.
2- CHP’nin aldığı oylar, tamamen seçmenin performansından kaynaklanmaktadır. CHP, oylarını Baykal’a rağmen almıştır. Bu oylar AKP’yi yaşam tarzına bir tehdit olarak gören seçmenlerin oylarıdır. Baykal’ın değil. Kılıçdaroğlu yerine başka bir aday olsaydı dahi CHP bu kadar oy alırdı. Çünkü bu oylar AKP’ye tepki oylarıdır.
3- Küresel krizin ve artan işsizliğin AKP’nin oylarının düşmesinde önemli etkenler olduğunu düşünmüyorum. Bu etkiler henüz derinlikli bir şekilde hissedilmedi toplumda. Öte yandan Milli Görüş çizgisinin oy grafiğinin artmasını da iktidarda olan AKP’nin yaşadığı güç yozlaşmasına bağlıyorum. Numan Kurtulmuş’un potansiyeline ya da Erdoğan’a olan güvensizliğe değil.
***
Güneş Gazetesi Yazarı Rıza Zelyut,

“PKK’LILARDA DAYANIN, KAZANACAĞIZ FİKRİ GELİŞTİ “
1-AKP borsası inişe geçmiştir. Siyasette kırılan imaj asla düzeltilememiştir. Bu yüzden şu veya bu ölçüde AKP gerileyecektir.
Burada, ekonomik krizin etkisi hala ikincil durumdadır. Çünkü krizin vurduğu kitleler (varoş) hala AKP’yi birinci parti olarak tutuyor.
Peki gidişin sebebi ne?
Birincisi; eğitimli ve nispeten ekonomisi iyi seçmen CHP diyor. AKP’nin çağdaş yaşam tarzını bozan uygulamaları büyük bir tehdit olarak görülmeye başlandı.
Ayrıca, demokratikleşmeyi Kürtçüleri kuvvetlendirme ve ayrıştırma olarak gören uygulamalar da artık tepki çekiyor. Orta Anadolu’da MHP bu yüzden yükseldi. Ergenekon davaları ile yürütülen linç kampanyası da tepki çekti. Asit kuyuları, kemik edebiyatı ve PKK’lıların mazlum konumuna düşürüldüğünü de seçmen gördü. AKP ana seçmen kütlesini (Türk kimliğini) kızdıracak adımlar attı.
Ayrıca TRT şeş gibi açılımları da PKK; kendi mücadelesinin eseri gibi gösterdi. Bu açılımlar; PKK’ye ve etnik Kürtçülüğe olan ilgiyi, güveni ve umudu besledi. Dayanın, kazanacağız fikri gelişti PKK’lılarda. Diyarbakır sonucu bunu gösteriyor. Ayrıca Fethullahçılar eliyle din üzerinden yürütülen seçmen devşirme de iflas etti. Sanıyorum artık Başbakan Erdoğan demokratikleşmeden ve yeni anayasadan söz etmeyecektir.
2-AKP’nin bundan sonra büyük şehirlerde dibe doğru yuvarlanacağı kesin gözüküyor. CHP’nin ekonomik boyutlu mücadeleyi başlatmasıyla bu çöküş hızlanacaktır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun başarısı da sıradan insanlarla CHP’nin buluşturulabileceğini göstermesi açısından bir pencere oldu. Baykal’ın liderliği de böylece tartışmaya açıldı.
3-AKP’deki yüksek düşüşte krizin etkisi hala fazla belirgin değil. Bunun asıl sebebi AKP’nin etnik ve dinci politikasıdır. Ve Türk milleti kavramını ciddiye almamasıdır. Yolsuzluklar, yoksulluğun yaygınlaşması da etkilidir ama milletin değerlerinden uzaklaşmanın en az yüzde 50’lik payı olduğunu düşünüyorum, bu gerilemede… Elbette ki Numan Kurtulmuş ve SP de işte bu dediğim kanaldan gelen oyları topladı. MHP de aynı yerden ciddi oy aldı.
AKP’yi yine de yıpranmış olsa bile Tayip Erdoğan imajı ayakta tutuyor…
***
Taraf Gazetesi Yazarı Sezin Öney,

“ÖLDÜRMEYEN DARBE, GÜÇLENDİRE DE BİLİR. “
1-Her siyasi parti gibi AKP de aldığı desteğin düşüşünü, bu düşüşü önemli bulup bulmasın derinine araştırmak zorunda. Araştırmazsa, eninde sonunda basari çizgisi düşer. Şimdiye kadar ki tüm Türkiye yerel ve genel seçimlerinin sonuçlarına bakılarak bir kez oylarda erime başladı mi durdurulamayacagi iddia ediliyor. Ancak, Menderes, Demirel ve Özal’ın aldığı büyük secim başarılarından sonra oylarının erimesinin nedeni, Türkiye’nin sosyolojik geleneği değil, bu liderlerin partilerini ve kendilerini yenileyememeleri, karsı durdukları düzenin bir parçası haline dönüşmeleri veya kendilerini eleştirmekten, hatalarından ders çıkarmaktan kaçınmaları. Türkiye’de zaten eleştiri kültürü ve hatasını kabul edip kendini ’daha iyi’ kılmaya çalışma dürtüsü çok zayıf. AKP bunu başarabilirse, yeni bir sosyal rüzgar yakalayabilir. Britanya İsçi Partisi örneğinde olduğu gibi üst üste 3 kez iktidar olmak, kendini yenilemek söz konusu olunca gayet mümkün. Kabine değişikliği bence sembolik bir adimdir, çok da gerekli olmayabilir. Gereken, AKP’nin kendisini sıfır noktasına çekip önceliklerini ve hedeflerini sağlam şekilde belirlemesi. Bunu zaten yapması gerekiyordu, böyle bir uyarı almalarının zamanlaması aslında kendileri için şanslı bir zamanda. Genel seçimlere uzun sayılabilecek bir sure var. AKP, en büyük hatasını Avrupa Birliği surecinin tavsamasına ve AB’nin Türkiye’de olumsuz algılanması için muhalefet partileri ve daha bir çok odak tarafından gösterilen çabalara karsı çıkmayarak yaptı. Tersine, AB’ye biçilen olumsuz imajın peşine takılıp gitti. Buğun Baş müzakereci Egemen Bağış’ın iki lafından birinin AB’ye boyun eğmemek minvalinde olduğunu okuyor, izliyoruz. Böyle bir milliyetçi hislere hitap eden duruş sergileyen bir baş müzakereci örneği daha görülmedi.
Başbakan’ın secim gecesi konuşmasında, çok kırılıp üzüldüğü hissediliyordu. Belediyecilikten gelen bir siyasetçi olmasının da yaralanmasında etkisi var. Ama öldürmeyen darbe, güçlendire de bilir.
2-Kılıçdaroğlu ve Saadet Partisi’nin tek büyük özellikleri, ortaya koydukları yolsuzluğa karsı ve sakin duruşları. Türkiye toplumunun kavga gürültüden hoşlanmadığı çok söylendi. Ancak, Başbakan Erdoğan hep ayni tuzağa düşüp sürekli Baykal, Bahçeli ve Türk ile didişiyor. Oysa, günlük kavgaların üzerinden bakan bir siyasi çizgiyi ve çelebiliği benimsemesi sadece kendisi değil partisi için de önemli. Eğer, genel seçimlerin gecesi yapılan konuşmanın üslubu ve vizyonu devam ettirilseydi herhalde biraz daha yüksek bir oy oranı söz konusu olabilirdi. Artık kabullenmek gerek, Kurt milliyetçiliği Türkiye’de ciddi bir olgu. Türk milliyetçiliğine yönelik söylemler arttıkça Kurt milliyetçiliği de güçlenecek. Kürtçe TV gibi zaten en az 10 yıl önce atılması gereken adımlarla yetinmek istemeyen, cesurca kimliğini ortaya koymak isteyen Kürtlere de, tıpkı ülkenin geri kalanı gibi, bir vizyon çizmek lazım. Bunun için de çok uğraşmaya gerek yok, AB üyeliği vizyonunu canlandırmak, ona yeniden hayat vermek ve insan haklarını savunmayı şiar edinmek kimlik siyasetinin üzerine çıkmayı sağlayacaktır. Her turlu ayrımcılığı önlemeye yönelik yasal düzenlemeler yapılması, her kesimi memnun kılabilir.
Yasadığım Budapeşte, yaklaşık 20 yıldır ayni Belediye Başkanı tarafından ve oldukça kotu hizmet verilerek yönetiliyor. Türkiye’den uzak yasayan biri olarak hiçbir partiye yakınlığım yok ama Türkiye ziyaretlerimde gördüğüm hizmet farkından dolayı, "Budapeşte’ye de AKP’li belediye gerekiyor" diye saka yapmışımdır. Ancak, hizmet kalitesi belki bazı yerlerde bekleneni karşılamadı ve kimlik siyaseti on plana çıktı ki bazı belediyeler kaybedildi. Kadıköy ve İzmir yakından tanıdığım yerler. Kadıköy özellikle kotu yönetiliyor, İzmir ise çok daha iyi olabilir. Ama CHP’nin kendini modern ve medeni siyasetin simgesi kabul ettirmesi, buraları kaleler haline getiriyor. Yoksa İzmir siyasi tandansa olarak tamamen merkez sağda. Ama AKP korkusu ve nefreti adeta modern ve elit olmanın bir koşulu sayılıyor buralarda. Öte yandan, Ankara’nın bir kısmi gerçekten kotu halde, iyi yönetilmiyor ama gene de Melih Gökçek kazanabiliyor.
3-Ekonomik kriz meselesi, küresel krizin büyüklüğü Türkiye’de tam anlaşılamayan konular. Aslında Başbakan’ın "kriz teğet geçti" sözleri çok da yanlış değildi. Hatalı şekilde sarf edilmiş bir laftı bu, nitekim de üzerinde çok polemik yapıldı. Ben krizin gerçekten ağır etkilediği bir ülkede yasıyorum, Macaristan’da. Sadece burada değil, tüm Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde ekonomik sarsıntı, siyasi krizi de beraberinde getirdi. Çek Cumhuriyeti’nde hükümet duştu (üstelikte Çek Cumhuriyeti, AB donem başkanıyken), Macaristan’da başbakan istifa etti, simdi yeni hükümet de kurulamıyor. O nedenle, kriz genel seçimlerde AKP’ yi bir anlamda sarstı ama gene de alaşağı etmedi, "teğet geçti". Ekonomik kriz Avrupa’da sadece Britanya Başbakanı Gordion Brown’un yıldızını parlattı. Çünkü Brown en bastan durumun ciddiyetine vurgu yapıp Avrupa’da onculuk rolü üstlendi, isi siki tuttu. Brown, ABD’de Barak Obama’nın da yaptığı tarzda, "çok müsriflik yaptık, sistemi değiştirmeliyiz, biz de değişmeli daha tokgözlü olmalıyız" tarzı halka hitap eden bir söylem oluşturdu. Başbakan Erdoğan, krizi halka anlatmak ve bu konuda iletişim kurmak yerine, ilk önce konuyu hafifser bir tarz benimsedi, ardından da kredi kartı borçlularını vesaire adeta azarladı. Oysa, bu konuda yapılanlar, yapılacaklar ve nedenleri daha basarili bir şekilde anlatılabilirdi. Türkiye’de Britanya ve ABD’deki liderlerin tarzı mütevazılığı teşvik eden bir söylem geliştirileceğine, AKP’nin elitlerinin lüks içinde yasadıklarına vurgu yapan haberler arttı, yolsuzluk manşetlerden düşmez oldu. Saadet Partisi, daha sakin siyaseti benimsemesi ve daha mütevazı bir çizgideymiş imajı vermesiyle oy toplamış olabilir.
Ayrıca, Gladio sonrası donemde, siyasetin seçmen nezrinde güvenilirliği kaybetmesi ve siyasi bölünmüşlük nedeniyle zaten tek parti iktidarının güç olduğu İtalya, devamlı politik istikrarsızlık yasadı. Berlusconi ve İtalyan aşırı sağının yükselişi de bu siyasi kaos ortamında oldu. AKP’nin eriyip de, muhalefetten güçlü bir iktidarın çıkmaması, bir Fetret devrine gecikmesi, Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştıracak ve ekonomik kırılganlık yaratacak bir donemi başlatır. Kurt nüfusunun yoğun olduğu yerlerden hiç oy alamayan, çarşaf acilimi diyerek din ve siyaseti en uç şekilde karıştıran ve Ergen ekon avukatlığı yapan bir CHP, ne siyasi gündemi olduğu anlaşılamayan ve Avrupa’yla ilişkiler, Kurt konusu gibi ana gündem maddeleri hakkında ne düşündüğü tamamen belirsiz bir MHP de iktidar alternatifi olarak umut vermiyor. İtalya’nın günümüze değin yasadığı, dönemini tamamlayamayan iktidarlarla devamlı sandık basına giden bir ülke olma deneyimini Türkiye’nin kaldırması ise çok zor.
***
Referans gazetesi yazarı/ Teksas Üniversitesi, İsletme Fakültesi, Dallas, TX, USA
Prof. Dr. Tevfik Dalgıç,

“GELECEKTE CHP GENEL BAŞKANLIĞINA OTURABİLİR”
Son ara secimler genelde AKP, özelde ise Başbakan ve AKP Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan için uyarıcı mesajlar taşıyor. Kanımca bunları söyle özetlemek mümkün:
a-AKP yönetimi tek adam yönetimi imajından kurtulmalı ve daha demokratik bir örgüt olduğunu, merkez karar mekanizmasının Sayın Erdoğan’ın tek secici, tek karar verici durumu veya buna ilişkin kamu oyundaki algılama değiştirilmeli.
b-Her ne kadar İmam Hatip lisesi mezunu ise de, sayın Erdoğan’ın hazırlıksız ve fazla incelenmeden, araştırılmadan yaptığı konuşmalar ve yaptığı "of THA cuff-denilen, fazla düşünülmeden, bilgilendirilmeden kızgınlıkla verdiği tepkiler büyük bir olumsuzluk yarattı. Örneğin "ananı da al git", "teğet geçti" kredi kart kullananlar ve esnafla ilgili sözleri halkı üzmüştür. büyük hatip olmasına rağmen, hitabetin bilgi ve saygı da içermesi gerektiği inancındayım. Halka tepeden bakan bir kişi izlenimi veren konuşmalar, Sayın Başbakanın geldiği sınıfları hor görmeye başladığı izlenimi yarattı halkın kafasında. Bu kanımca büyük bir iletişim hatasıdır.
c-Deniz Feneri, yakınlara kıyak, belediyelerdeki hortumlar, arazi suiistimalleri, RTUK başkanı ile ilgili iddialar, yalan bile olsa üzerinde durulması gereken önemli konulardandır. Bu konuda AKP ve lideri daha ciddi cabalar gosterdiklerini kanıtlamak durumundadır eğer inandırıcı olmak isterlerse.
d-Doğan Grubuna karsı maliyece yapılan girişimler, hakli veya haksizliği bir tarafa, bir mağduriyet yaratmıştır, ve is dünyasında gizli de olsa bir tepki doğmuştur. Medyayı susturmak, is dünyasını hizaya getirmek seklinde algılanmaktadır.
e-Sayın başbakan 2007 seciminin akşamında yaptığı konuşmanın sözde değil, özde olduğunu kanıtlamak zorundadır. Değilse tarafgirlik, kendi burjuva sınıfını yaratma cabası olarak görülmeye devam edecektir.
f-Kürt kimliği yerine dindar kimliği ikame etme cabası basarisiz kalmıştır. Kürtlerin artık Türk demokrasisinde ağırlıklı olarak yerleri belli olmuştur. Burada önemli olan üniter devlet kavramını ve gerçeğini Kürt gerçeği göz önünde tutarak yorumlamak gerekecektir.
Bir anlamda tarikatlar ve dinci girişimleri kullanarak Akü’ye taraftar kazanma yöntemi basarisiz olmuştur. DTP daha laik bir parti olarak ve yerel hizmet tabanı ve etnik köken üzerine Akü’den daha basarili olmuştur bazı yörelerde.
2- Eğer Deniz Baykal’ın husumetine uğramaz ve Mustafa Sarıgul’ün akıbetine uygun bir tepki görmezse, CHP yeni bir Karaoğlan bulmuştur Kılıçdaroglu’nun sahsında. Gandi türünde, dürüst, halktan yana namuslu bir bürokrat gelecekte CHP genel başkanlığına oturabilir. Deniz Baykal ne kadar namuslu bir kişi de olsa, şöhreti, tek adamlık ısrarı ve liderlik nitelikleri konusunda kamu oyunda yanlış bile olsa olumsuz bir imge sahibidir. Bunda rakiplerin-gerek parti içi, gerek parti dışı-katkıları olmuştur.
3- Necmettin Erbakan’ın çizdiği şarklılık portresi, bazı ters söylemleri, dikkatsiz konuşmaları, kayıp trilyonlar gibi konular kendi kadrolarında bile bir güvensizlik yaratmıştır. Sayın Numen Kurt ulus’un dürüst, akilci ve inandırıcı tavrı milli görüşçüleri yeniden toparlayabilecek gibi gözükmektedir. Bu da AKP ve sayın Recep Tayyip Erdoğan için yeni tehditler anlamına gelmektedir.
***
Dünya Gazetesi Yazarı Cem Top,

“HALK, “BALANS AYARI YAPILACAKSA BEN YAPARIM.” DEMİŞTİR”
1- Ak Parti’nin ve dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan’ın yerel seçim sonuçlarına göre aldığı oyu yenilgiden çok uyarı olarak nitelendirmek gerekir. Önceki seçimlerde askeri kanadın “balans ayarı” girişimleri sandıkta kuvvetli bir reaksiyon görmüştü. Bana göre halk, “Balans ayarı yapılacaksa ben yaparım.” demiş ve Ak Parti’nin performansından memnun olmadığını belgelemiştir. İktidar partisinin son dönemde TRT Şeş’in kurulmasını da kapsayan demokratikleşme yönündeki adımları Güneydoğu Anadolu bölgesinde (etnisite boyutunda) DTP tarafından kazanım olarak kullanılmış, kriz yönetimi ve yolsuzluk konularında işleri ağırdan alışı da nispeten eğitim seviyesi ve refah düzeyi yüksek yerleşim birimlerinde tepkiyle karşılanmıştır. Totalde halkın yeniden bir arayış içine girmeye başladığı giderek belirginleşmektedir. Bu Ak Parti açısından çok ciddi bir uyarıdır. Kabine değişikliği bu konuda yeterli etkiyi göstermeyebilir. Önemli olan Ak Parti’nin son dönemde ayrılmaya başladığı “merkez sağ” çizgisine geri dönüp dönemeyeceği ve halkı bu dönüşe ikna edip edemeyeceğidir.
2- Türkiye’deki toplam seçmen sayısının önemli bir bölümünü barındıran İstanbul’da yarışın mevcut söylemlerin aksine Kılıçdaroğlu ile Topbaş arasında geçtiğini düşünüyorum. Topbaş’ın aldığı oy birçok ilçede Ak Parti’ye rağmen aldığı oydur. Sonuçlar genel olarak İstanbulluların Topbaş’ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı performansından memnun olduğunu göstermiş, Kılıçdaroğlu’nun topladığı ciddi orandaki oy ise “yolsuzluk” konularındaki hassasiyete dikkat çekmiştir. Şahsi kanaatim “Ak Parti İstanbul’da Kadir Topbaş dışında birini aday gösterse idi, kaybederdi.” cümlesi etrafında şekillenmektedir. Nitekim ilçe belediyelerinde CHP’nin yakaladığı çıkış trendi de bu durumun göstergesidir. İstanbul halkı ilçelerde Ak Parti’ye kırmızı ışığı yaksa da Büyükşehir’de oyunu Kadir Topbaş’a vermekte sakınca görmemiştir. Bu durum Kılıçdaroğlu gibi Topbaş’ı da gelecekte farklı bir siyasi çizgiye taşıyabilir. Mevcut sonuçlar zaten Kılıçdaroğlu’nun aldığı güvenoyuna işaret etmektedir.
3- Yerel seçim sonuçları Ak Parti’nin henüz kemikleşmiş bir tabana sahip olmadığını ya da olamadığını gösteriyor. Ülkemizde CHP’nin %20 MHP’nin ise %15 dolayında kemikleşmiş bir oy potansiyeline sahip olduğunu biliyoruz. Ancak Ak Parti tabanını; geçmişte ANAP, DYP ve REFAH/SP’ye oy vermiş vatandaşların hatta CHP, MHP ve DTP’den gelen kimi oyların oluşturması dikkat çekici. Yaşadığımız son seçim, birleşik kaplar teorisini doğrulamaktadır. Önceki seçimlerde siyasi arenadaki tutarsızlıktan şikâyet eden seçmen AKP’ye kanalize olmuştu. Bugün ise bu oyların kalıcı olmadığı, bilhassa merkez sağda güçlü bir alternatif oluşması durumunda Ak Parti tabanından ciddi derecede oy alabileceği görülmektedir. Numan Kurtulmuş’un bu alternatife önderlik edip edemeyeceği şimdilik belirsiz. Saadet Partisi’nin Ak Parti’ye ciddi bir alternatif olmak için bazı noktalarda “Milli Görüş” çizgisinden ödün vermesi gerekecektir ki, aynı tabandan yola çıkan Ak Parti’nin de tam olarak geçmişte yaptığı da budur. Bence Saadet Partisi’nin geleceğini parti içindeki muhafazakar kanadın statüko konusundaki tutumu belirleyecektir.
***
Yeni Çağ Gazetesi/ Sinema Yazarı Sadık Özcan,

“BÖYLE GİDERSE GELECEK SEÇİMLERDE AKP AYNI ANAP GİBİ SANDIĞA GÖMÜLÜR.”
1- Sayın başbakan seçim sonuçlarına adeta inanamadı. Özellikle Antalya, Siirt başta olmak üzere AKP’nin belediyelerini CHP’ye kaptırması
Bence kabine değişikliği olması gerektiğine inanıyorum. AKP’nin kaybettiği bölgelerin bakanlarını büyük ihtimalle değiştirecek. Zaten bunun sinyalini de seçim sonuçlarını değerlendirdiği konuşmasında dile getirdi. Yapılan anket sonuçları maalesef bu sefer tutmamıştır.
2- Zafer tabiî ki Kılıçdaroğlu’na.. İstanbul halkı Kılıçdaroğlu’nun dürüstlüğüne inandığı için bu faktör öne geçti.
3- Küresel kiriz ve hızla artan işsizlik AKP’nin bu seçimlerde oylarını kırdı. Bir de seçimlere birkaç gün kala Necmettin Erbakan’ın televizyonlarda yaptığı “bizim yetiştirdiğimiz insanlar böyle olamaz..”sözleri Saadet Partisinin oylarını artırdı.Tabi ki burada AKP genel başkanı ve Başbakan Tayip Erdoğan’a duyulan güven bu seçimde zedelenmiş oldu. Bugünkü bazı gazetelerin attığı manşet “Halktan iktidara sarı kart” sözleri çok, çok doğru..AKP’nin gidişatı aynı ANAP gibi zedelenmeye başladı. Böyle giderse gelecek seçimlerde AKP aynı ANAP gibi sandığa gömülür.
***
Türkiye Gazetesi Metiner Sezer,

“KILIÇDAROĞLU’NUN ÇIKIŞI PARTİ İÇİ KAVGAYA DA DÖNÜŞEBİLİR”
1) Ayaklarının yere basması lazım. "Ceketinizi koysanız, seçilir" diyenlerin dolduruşuna gelmemesi gerekiyor bir kere. Her şeyi kendi kontrolü altına almak gibi kötü bir alışkanlığı var. Ondan vazgeçmeli. Yetki ver ve unut. Gerekiyorsa, hesabını sor ama yetki ver.
Kabine değişikliği, kimi memnun edebilir ki? İşsizliği önleyici tedbirler alamazsa, hükümet ne değişiklik yaparsa yapsın kimsenin gönlünü hoş edemez. Hele halkın hiç! Hükümetin hizmet sektörünü global rekabete açacak çareler bulması lazım. Turizm, lojistik, sağlık hizmetleri, kargo gibi sektörler Türklerin dünyada rekabet etme şansı olan sektörlerdir.
2) Toplumda merkezden kaçış gibi algılanacak bir yön değiştirme görülüyor. Seçimin en belirgin özelliği belki de bu. Ancak, ihtiyatlı davrandığı da kesin. CHP Kılıçdaroğlu ile bir çıkış yaptı ama bunun parti içi kavgaya dönüşme ihtimali de var. Tehlikeli yani. CHP’nin bu krizi nasıl yöneteceği şimdiden merak konusu. Parti henüz olmazsa olmazlarını ortaya koşmuş değil. Geçmişte sımsıkı sarıldığı birçok şeyden taviz verdi. Fakat, gerçekleştirdiği açılımlar henüz kimseyi tatmin etmiş değil. CHP’nin işi zor görünüyor.
3) MHP, DTP gibi SP de oyunu arttıran parti. Bu artış bilhassa Türkiye’nin Orta Doğu politikasında neyin ne getirip ne götüreceğini görmek isteyenlerin bakması gereken bir fotoğraf. AK Parti hâlâ merkezdeki en büyük parti. Ancak, tek başına karar vermesi oldukça zorlaştı. Uzlaşmacı bir politika izlemesi lazım. Bu sabrı gösterebilecek mi acaba?
Türkiye’nin ekonomik problemleri kadar siyasi meseleleri de ağırlık kazanmaya başladı. AK Parti’nin çok basiretli davranması halinde belki aşılabilir bu zor dönem ama gerçekten çok basiret gerekiyor.
***
Zaman Gazetesi Yazarı Ziya Perver,

“SAADET BUNDAN SONRAKİ SEÇİMLERDE DAHA ETKİLİ OLUR”
1- EVET bir kabine değişikliğine ihtiyaç var ama esasen Başbakanın tavırlarında da bir değişikliğe gitmesi gerekir... Sert ve dışlayacı, ötekileştirici tavırlara son verilmeli... kendisine oy vermeyenlerin de başbakanı olduğunu unutmamalı..
2- Sadece kimlik yarışı değil ama Kılıçdaroğlu’nun sakin ve kendinden emin tavırlarının etkili olduğu bir gerçek...
3- Saadet partisinin Numan Kurtulmuş ile toparlanmasının etkisi bu seçimlerde oldu ama esasen daha yeni genel başkan olmuş ve hazırlıklarının bitirememişken seçime giren SAADET’in sanırım bundan sonraki seçimlerde daha da etkili olur...
***
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Prof.Dr.Raşit Kaya,

“KİMSENİN ZAFERİ YOK”
1. Sonuçlar açık bir yenilgi değil tabii ki ama hedeflenenden de uzak
olması bir başarıyı sergilemiyor.Kabine değişikliği vb. konuların gündeme
gelmesi AKP’nin iktidar yıpranması ve iç çekişmelerin açığa çıkması
aşamasına geldiğini gösteriyor. Ayrıca, AKP ilk kez ve mahcup bir biçimde
medyada eleştirilince zemin yitirmeye başladı. Konumunun ne kadar kaygan
bir zeminde olduğu görülüyor. Türkiye de gelecek gelişmeleri dış
dinamiklerin belirleyeceği artık kesin.
2.Türkiye’de siyasetin anlamını en çok gereksinilen bir dönemde yitirmesi
yani siyasetin "ekonomik temel üzerinden yapılmaması çok tehlikeli
eksenler üzerinden politize olmaya yol açıyor. Bu soruya bence verilecek
yanıt, kimsenin zaferi yok. Türkiye ve Türkiye’de çok dar bir kesim dışında
herkes sürekli kaybediyor.
3.Yabancı basın itibar edilebilecek bir referans noktası değil.
Türkiye’deki irtibat kaynaklarının görüşünü yansıtmaktan öte bir anlamı
yok. Saadet partisi ise sermaye kesiminden destek almadıkça daha fazla bir
adım atamaz.Kanımca,Düğüm başbakan ile büyük sermaye temsilcilerinin hangi
zeminde buluşacakları ya da buluşamayacakları çerçevesinde çözülecek.
***
YeniAsya Gazetesi Yazarı Latif Salihoğlu,

“KILIÇDAROĞLUNA GİDEN OYLAR ÇARE DEĞİL ÇARESİZLİK OYLARIDIR”
1- Gerek anketlere bakıldığında, gerek yapılan seçim harcamalarını düşünüldüğünde ve gerekse iktidar olma avantajları hesaba katıldığında, 29 Mart’taki seçim sonuçları Erdoğan ve AKP için bir hezimet olmuştur, denilebilir. Erdoğan’ın ciddi anlamda bir kabine değişikliğine gideceği kuvvetle muhtemel. Ancak, bunun da toparlanmaya ve hatta erimeyi durdurmaya yetmeyeceği düşüncesindeyim. Zira, bu parti için zirve noktası yüzde 47 idi. Ancak, orada duramadılar, inişe geçtiler. Zirve, aynı zamanda iniş demektir. Şahsa bağlı partilerde bu iniş süreci çok daha hızlı işler. AKP, bundan böyle ülkenin ciddi hiçbir meselesini halledemeyeceği kanaatindeyim. Çünkü, eski gücüne kavuşması artık hayal görünüyor. Gücü kuvveti yerinde iken yapamadıklarını, bundan sonra hiç yapamaz. Bundan sonra, bu parti daha çok kendi iç derdiyle uğraşıp zaman geçirecek.
2- Kılıçdaroğlu, partisi CHP’nin rasyonel oy oranının neredeyse iki katı kadar oy almıştır. Halk, iktidar partisinden usanmaya başladı, maddi sıkıntı had safhada; halk, yokluğa ve yolsuzluğa tepki gösterdi. Bu tepkilere, şimdilik Kılıçdaroğlu ayna tuttuğu için, oylar ona kaydı. Bu da, çare değil, çaresizlik oyları şeklinde değerlendirilebilir.
3-Halk katmanları gibi, Milli Görüş mensupları da AKP’den ümidini kesmeye başladı. Bir ümit AKP’ye giden emanet oylar, tekrar Saadete geri dönüyor. Oyların bir kısmı daha, önümüzdeki süreçte dönmeye devam edecek gibi görünüyor.
Sonuç: AKP tek adama kalmış görünüyor. Bu parti bir fikir ve dava partisi değil, bir şahıs partisine bürünmüş durumda. Oradan Erdoğan’ı çektiğiniz takdirde, geriye Özal’ın ANAP’ına benzer bir tortu kalacak. O kadar. Muhtemelen akıbeti de benzer olacak.
***
Milli Gazete Yazarı Emre Miyasoğlu,

“SAADET PARTİSİ’NİN AMACI AKP’Yİ BALTALAMAK DEĞİL”
Bu seçim, beklentilerimizi aşan çok sürpriz bir sonuç oldu diyemeyeceğim. AKP’nin bu seçimden yenilgiyle ayrıldı diyenlerin fikrine kesinlikle katılmıyorum. Seçim akşamı Sayın Mehmet Barlas’ın da mantıklı olarak dediği gibi, iki genel seçimi ezici bir üstünlükle kazanan bir partinin birkaç puan düşmesi bir başarısızlık, hele de yenilgi sayılamaz. Sonuçları analiz etmeye çalışanların en büyük yanılgısı, bu yerel seçimlerle önceki genel seçimi karşılaştırma çabasıdır. Yerel seçimler, özellikle de İstanbul, Ankara, İzmir vs. gibi büyük şehirlerimiz dışında hizmete dayalı, dolayısıyla isme yönelik bir seçimdir, parti ikinci sıradadır. Tüm partiler ve çeşitli yayın gruplarının ortaklaşa düşmanca bir tavırla şiddetle saldırdıkları AKP ve Erdoğan’ın yenilgi olarak sayılamayacak olsa da ciddi bir ders alması gerekiyor. Ayrıca bu seçim sonuçlarının CHP’ye kazandırdığı bir şey yoktur. Bu hükümetle halkın sessiz diyalogunun göstergesidir. Erdoğan acilen bazı hatalarını düzeltmeli ve Baykal’ın kavgacı, saldırgan ve iftiracı siyasetine cevap yetiştirmekten, basınla sürekli didişmekten vazgeçmelidir. Halkımız gerginliği sevmiyor ve bunun da cevabını açıkça vermiştir. Kabinede değişiklik ihtiyacı, işlevselliğiyle ilgili bir konudur. Başbakanın kendisinin de belirttiği gibi mutlaka seçim sonuçlarıyla ilgili olmak zorunda değildir revizyon.
Belediye seçimleri her ne kadar isimlerin seçimi ve hizmetten yana tercihle ilgili olsa bile, her partinin kemikleşmiş bir kitlesi ve bu kitlenin yoğun olarak bulunduğu iller vardır. Örneğin İzmir’in hiçbir zaman CHP’den vazgeçmemesi gibi. Halkın hizmetini görmediği ve bu yüzden gördüğü bir belediye başkanını bile CHP’li diye seçiyor oluşunun arkasında kemikleşmiş, ideolojik ve fanatik tavır vardır. Hangi parti olursa olsun, 1960’lardan kalma bir cehaletle futbol takımı tutar gibi oy vermek hiç sağlıklı değil. AKP’nin Antalya’ya çok yatırım yapmasına rağmen, halkın teveccüh etmemesi de ancak bu cahilce fanatizmle açıklanabilir. Erdoğan’ın "Demek ki hizmet orada karşılık bulmuyormuş" ifadesine maalesef Antalya için üzülerek katılıyorum. Kılıçdaroğlu’nun şaşırtıcı derecede çok oy alması ise, "çamur at izi kalsın, seni de kahraman bilsinler" gibi medyanın inanılmaz gücünü ispatladı. Sağa sola iftira ederek, hem güçsüz ve yalan söylemle ortaya çıkan, geçmişi yolsuzluk ve adam kayırmalarla dolu bir kişinin, görsel olarak da bir 2.Ecevit felaketini hatırlatan (bazılarının akıl almaz bir şekilde Gandhi ile benzerlik buldukları!) Kılıçdaroğlu’nun bu kadar oy alması toplumsal vicdanımız için büyük bir eksi puandır. CHP’nin oylarının artması, DSP seçmeninin AKP’nin devrilmesi uğruna oylarını CHP’ye vermesiyle ilgilidir. Pek çok il ve ilçede, DSP şaşırtıcı bir şekilde kemik seçmeninin çok çok altında oy almıştır. Bu bakımdan iktidar muhalifi vatandaşların birlik olduklarını ve buna rağmen yeterli gücü bulamadıklarını görüyoruz.
Saadet Partisi’in az da olsa AKP’den oylarını geri aldığını söyleyebiliriz. Fakat bunun, birkaç muhafazakâr ilimiz dışında geçerli olmadığını düşünüyorum. AKP’nin oy düşüşü, MHP’nin CHP’yle kolkola düşmanca saldırısı, CHP’nin asılsız iddialarının vatandaş nezdinde maalesef tepki bulmasıdır. Ama CHP kanadında sağduyulu insanların da bu durumdan memnun olmadıkları, gölge gibi etkisiz bir muhalefetin hiçbir yarar sağlamadığını görüyor ve ifade ediyorlar.
Saadet Partisi’nin amacı AKP’yi baltalamak değil bence. Böyle görünüyor olmakla birlikte, SP’nin yaptığı tek şey ayakta kalma, Milli Görüş’ün varlığını sürdürme çabasıdır ve doğrudur da. Numan Kurtulmuş’un bir soluk getirdiğine inanıyorum. En azından birkaç puan artırdı. Fakat çok daha ciddi bir çalışma, özellikle de taban için gerekiyor. Siyaset sadece slogan ve söylemlerle yapılmıyor.
***
Tercüman Gazetesi Yazarı Nazmi Çelenk,

“SAYIN BAŞBAKAN’IN HIRSI AKLININ ÖNÜNE GEÇTİ.”
1980 yılında bu güne kadar siyasi tabloya bakınız değişik partiler geliyor ülkenin idaresini ele alıyor fakat iki dönem sonra eriyip yok olmaya yüz tutuyor. AKP’nin farkı vardı toplumun değişik katmanları AKP’de kendisini buluyordu, gelinen noktada ise Sayın Başbakan’ın hırsı aklının önüne geçti. AKP geri gitmeye başlamıştır. yaptığı çok yararlı şeyler var inkar edemeyiz ancak yolsuzlukla duyarlı toplum dini bütün insanlardan ne beklerdi. Ne buldu.AKP ye muhalif gibi yazı yazmıyorum AKP başkalaştı iktisadi ve halkın sorunları yerine mali konularda anılmaya başlandı. ve sonun başlangıcı için halk düğmeye bastı. Bu seçimde ben bazı yerlerde hile yaptıklarını düşünüyorum.
***
Posta Gazetesi Yazarı Selcen Doğan Ağakay,

“BU OYLAR, ERDOĞAN’IN ’TEK ADAM, TEK DOĞRU’ POLİTİKASINA VE KİBİRLİ HALLERİNE YÖNELMİŞ BİR TEPKİDİR”
1- Bu sonuç Erdoğan için bir seçim yenilgisi değil ama bir ’Belli kesimlerin değil, tüm Türkiye’nin başbakanı ol’ uyarısıdır. Erdoğan’ın son dönemlerdeki ’tek adam, tek doğru’ politikasına ve kibirli hallerine yönelmiş bir tepkidir.
Erdoğan, bunu bir uyarı olarak kabul edip, hem içeride hem dışarıda daha sakin, daha uzlaşmacı bir lider profili çizmeli; AB konusunda daha etkin çalışmalı; ekonomiye ağırlık vermeli ve Maliye Bakanı’ndan başlayarak bir kabine değişikliğine gitmelidir.
2- CHP’nin aldığı oylar, tamamen seçmenin performansından kaynaklanmaktadır. CHP, oylarını Baykal’a rağmen almıştır. Bu oylar AKP’yi yaşam tarzına bir tehdit olarak gören seçmenlerin oylarıdır. Baykal’ın değil. Kılıçdaroğlu yerine başka bir aday olsaydı dahi CHP bu kadar oy alırdı. Çünkü bu oylar AKP’ye tepki oylarıdır.
3- Küresel krizin ve artan işsizliğin AKP’nin oylarının düşmesinde önemli etkenler olduğunu düşünmüyorum. Bu etkiler henüz derinlikli bir şekilde hissedilmedi toplumda. Öte yandan Milli Görüş çizgisinin oy grafiğinin artmasını da iktidarda olan AKP’nin yaşadığı güç yozlaşmasına bağlıyorum. Numan Kurtulmuş’un potansiyeline ya da Erdoğan’a olan güvensizliğe değil.
***
Zaman Gazetesi Yazarı Hamdullah Bayram Öztürk

"SEÇMENİN AK PARTİYE GÜVENİ DEVAM EDİYOR"
1- Ak Parti’nin almış olduğu sonuç bir seçim yenilgisi değildir. Aksine normalleşmenin göstergesidir. Ak Parti’nin her yeni seçimde oyunu arttırarak devam etmesi gibi realitede karşılığı olmayan bir psikolojik hava oluşmuştu. Bu hava dağıldı. İyi de oldu. Çünkü mevcut durum iki taraflı zarar veriyordu. Birincisi Ak Parti yöneticilerinde “sürekli yükselen kredi” psikolojisi hem stres yapıyordu, hem de olması gerekenin üzerinde bir özgüven oluşturuyordu. Aşırı özgüven bir taraftan bazı hataların görülmesini engelliyordu; diğer taraftan da yapılan güzel şeylerin anlatılmasını engelliyordu. “Biz yapıyoruz. Vatandaş da bize güveniyor.” cümlesiyle özetleyebileceğimiz bu haleti ruhiye halkla ilişkilerden, medyayla ilişkilere kadar partinin kendisini anlatması gereken mecralarla ilişkilerini zaafa uğratıyordu. Kanaatim, seçmenin Ak Parti’ye güveninin devam ettiğini ama partinin bundan sonrası için yeni açılımlar yapması gerektiğini söylediği yönünde…
Yapılması gerekenler arasında başarısız görülen bakanların değiştirilmesi olabilir. Ama bence daha önemlisi AB süreci, Irak, Gürcistan, Kıbrıs gibi sıcak meseleler, siyasi ve ekonomik krizlerden dolayı fazlasıyla yoğunlaşan uluslar arası programlar nedeniyle parti içinde, yapılması gerektiği halde ihmale uğrayan şeylerin telafi edilmesidir. Ak Parti’nin teşkilatlara dönerek kurumsallaşmasını bundan sonraki dönemleri taşıyacak sağlamlığa ulaştırması lazımdır. Proje ve icraatlar açısından partide bir sıkıntı görmüyorum. Ama bundan sonraki dönemde yine tek başına iktidar olma ihtimali çok yüksek bir parti var karşımızda. Ve bu parti, kim ne derse desin artık merkez parti olmuştur. İktidarının ilk yıllarında bir kere yapıp, sonra arkasını getirmediği “Muhafazakâr Demokrasi Paneli” türünden entelektüel açılımlarla “yeni merkezin” teorik çerçevesinin sağlam çizilmesi ve halka iyi anlatılması temel ihtiyaçtır. Bu tür açılımlarla toplumda ötekileştirmenin önü alınmalı, üretilen korkular aşılmalı ve 70’e 30 oranına göre kendi içinde bölünen ve hala soğuk savaş dönemi ayrımlarını muhafaza eden iki ana blok geçilebilmelidir.
2- Türkiye’de (etnik ve dini) kimlik problemi ya da yarışı, siyasetin duvarlara toslama sebeplerindendir. Demokrasimizin geliştirilmesiyle, kimliklerin kendilerini rahat ifade edebileceği ortamlara kavuşturulması, iktidar-muhalefet yarışını daha doğru bir eksene oturtacaktır. Bunu başarmak siyasetçilerin görevidir. Kılıçdaroğlu faktörü bence kimliklerden birinin hamlesiydi. İyi planlanmıştı ama tek kanatlıydı. Çözüm önermiyordu. Kazansaydı, biterdi. Kimlikler arası uçurumu daha da derinleştirirdi. Eğer Kılıçdaroğlu açılarını genişletebilirse kazanamamış olması bir kazanç haline gelebilir. Bununla beraber muhalefetin “devlet kurumlarının sözcülüğüne soyunmaktan” vazgeçmesi önemli bir gelişmedir. Halkın arasına inerek, problemleri milletin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde çözme umudu vermesi siyasi karşılığını az da olsa gördü. Eğer seçim sonrası bu durum devam ettirilerek seçim yatırımı olmadığı netleştirilirse karşılığını daha fazla alır.
3- Saadet Partisi’nin yükselişi Ak Parti’den bir miktar götürmüştür. Çünkü SP Numan Kurtulmuş’un başkanlıyla henüz beklenen açılımları yapamadı. Seçime erken yakalandı. Ak Parti’nin hataları üzerinden propaganda yaptı. Numan Bey rüzgârının Milli Görüş oylarını Ak Parti’den çekmesi yadırganacak bir şey değil. Ama bu en fazla yüzde 5’le sınırlı kalır. Çünkü Ak Parti Milli Görüş üzerinden siyaset yapmadı. Onları içerde tutmak için özel gayretler de göstermedi. Aksine Türkiye partisi olmak istedi. Bu konuda belli mesafeler aldı. SP “Numan Kurtulmuş potansiyeli” ile eğer “söylem” problemini aşamazsa ciddi bir başarı göstermesi zor. Bu probleme bir de Ankara ve İstanbul adaylarının seçim sürecinde eklediği “sivilliğe” uymayacak yaklaşımlar var. Numan Bey’in çok yüksek performans göstermesi gerekecek.