Şekspir Mülayim ve hayat...
Allah’ım delireceğim... Ne olur mukayyet ol aklıma...
Konuşmak istemediğim kadar konuşmak istiyorum seninle...
Anlatacaklarım var...
Anlatacaklarımdan çok soracaklarım var... Herkesi, herşeyi
soracağım sana...
Yok öyle kaçamak cevaplar vermek... Yok öyle anlaman için
çok zaman geçmesi gerek, diyerek sıyrılıp gitmek...
Bilgelerini, alimlerini suçla sen; benim cehaletime toz
kondurulamayacak kadar benciller zira...
Görenlerini, duyanlarını suçla sen; benim körlüğüme,
sağırlığıma acınamayacak kadar zavallılar zira...
Soruyorum şimdi tüm cesaretimle...
Gökteki bir yıldızın kadar kıymetim yok mu?..
Milyonlarcasından bir tanesi kadar...
Güneşten daha parlak hissederdim kendimi oysa önceleri...
Bir meleğin kadar yakın değil miyim sana, zaman zaman da
olsa, en azından bir lahza...
Yeryüzündeki en sevdiğin meleklerinden biri sanırıdım
kendimi oysa...
Hem söylesene bana...
Sönüp, boynumu büküp, belki kimseler görmeden kayıp gitsem
bir gece karanlığında, yahut bir gündüz körlüğünde; ne geçecek eline, ne
değişecek ya da ne değişmeyecek...
Bir döngünün devamı olmak, öyle güzel ve öyle acı geliyor
ki...
Değişmesi yoksa değişmemesi için mi bu büyük devran
yuvarlama hem...
Off!.. Öyle karışık ki kafam... Kafam öyle karışık ki...
Off!..
Ne değiştirmen, ne değiştirmemen ile ilgileniyorum diyeceğim
lakin yalanıma ben bile kızacağım...
Ne beni öldür, ne onları doğur diyesim var sana ama sen beni
dememiş say...
Mecbur musun çevirmeye bu değirmeni, diye naralanasım var
ama sen bu durumumu isyandan farklı algıla...
Çünkü bugüne kadar sorduklarıma aldığım cevaplar, biraz daha
yaklaştırdı beni sana; ya zaman geçmesinden vücudumdan, ya hayat geçmesinden
alnımdan, ya buz tutmasından minik aklımın...
Ama kabul et...
Bu koca garabetten bir mana çıkarmak; burada, şimdi, benim
adımda, benim sanımda, benim odamda hiç de kolay değil?..
İyi düşünmek istiyorum, iyiliktendir diyorum, kendi
bağışıklığımı yok edercesine... Bu ne zor bir şey bilir misin?..
Belki sen de; bir rüyanı gerçekleştirme peşindeydin, tahmin
etmediğin noktalara geldi hayalin...
Belki sen de; kocaman bir güzellik istedin, ne bilirdin
cehenneme talebin bu kadar çok olacağını...
Hem biliyor musun; kontrolden çıkan hayal ne demek en iyi
ben bilirim...
O kadar çok yaşadım ki; beni dinlerken belki yeni bir dünya
daha yaratırsın...
Öyle karışığım ki...
Bir parça zihnim değirmenlerde taze başak taneleri gibi
dövülüyor sanki...
Kalbim hep iki parmak arası sıkışmış bir tıknefes ezası
içinde...
Kanatlarını neyle dolduracağını bilemeyen, kartal görünümlü
serçe yüreğimle, bir tren rayına sıkışmış sıçrayamayan bir böcek gibiyim
şimdi...
Bir silah atıyorum sevdiğim kadının düğününde, gözlerimi
kapadığımda...
Bir cenazenin başındayım sonra, dualarım o kadar hızlı ki
niçin dua ettiğimi hatırlamıyorum bile...
Bir kuğu saflığı içindeyim, gizli yunus sesi var bende
üstüne kulaklarım bir yunusundan çok daha hassas...
Karınca sebatım, ne zaman bir dinozor alevine dönüşüp yok
olacağını kestiremiyorum...
Derimde böcekler bayram ediyor...
Kokuyorum, yıkanmaya korkuyorum... Neler gidecek kim bilir
üzerimden... Oysa ben üzerimdeki bu kokunun gitmesini isteyip, istemediğimden
bile emin değilim...
O kadar kirli ki yüzüm, iğreniyorum...
O kadar kabarık ki vicdanım... Küstü bana ruhum, ben
ruhumdan özür diliyorum, o bana surat ediyor...
Ben elimi sakınıyorum, o beni günaha davet ediyor...
Gözlerimi açıp kapamaya korkuyorum bazen... Göz kapaklarımın
altına, kirpiklerimin ucuna yuvalanmıştır diye şeytan...
Burnum ucunda bekliyordur diye ecelim, nefesimde bir
tedirginlik, içimde helecan...
Aynaya yaklaştıkça yüzümün kıvrımları, canım acıyor, bir
huzursuzluk siluetimde... Çok günahtan belki...
Göğsümü yükseltip, alçaltan ben değil Azrail bazen sanki...
Bir bilmeceden daha kötüyüm şimdi... Cevabım var her şeye
bir türlü, lakin ben senden bekliyorum suallerime cevapları...
Çünkü yoruldum kendi cevaplarımın doğruluğuna inanmaktan...
Başkaları da doğruları gerçekleri söylesin, inanayım onlara da hiç düşünmeden
istiyorum; en çok da senin bir gece vakti rüyamda belki...
Bıktım, kendi cevaplarımla yaşamaktan... Başkalarının
kurallarına kendi inisiyatiflerini yaratmak ne demek bilir misin sen?..
Ben Mülayim, Şekspir Mülayim...
Dünyanın bütün yükünü taşımaktan omuzları çökmüş bir
adamım...
Çünkü taşımak zorundaymışım, etrafımdakiler öyle diyor...
En azından öyle davranmıyorlar ki bana; öyle hissediyorum...
Gönderdiğimi sandıklarım, hiç gitmemiş benden meğer...
Gittiğini düşündüklerim, gönül boşluklarımda gizlenmişler...
Öldürmek istediklerim, her seferinde canlanıp, dikilmiş
yüzüme cepheden...
Oysa ben gönderdiğim gitsin, giden gelmesin, öldürdüğüm
dirilmesin istemiştim...
Rahat yaşamak için sırf... Başa dönmemek, tekrar etmemek
için...
Artık endişelerim bile benim değil... Öyle ortadayım ki...
Kime, niye yalvarıyorum bilmiyorum...
Korktuğundan emin, umduğuna nail biri değilim... Hiç
olmadım...
Kolundan tutup, çevirdiklerim benden yaralı...
Çoğunun kaderleri silinmiş, mavi göklerin nazlı kızları
bulutların yüzük parmaklarından...
Histerilerim boğuyor... Kasvetli havalarda yalnızlık, ne
büyük bir cellat bilir misin?..
Allah’ım!..
Ne eksik benim içimde ya da ne fazla; hayata uyum
sağlayamamamı, taşa toprağa, ağaca, komşuma, aileme, sevgilime uyumumu
engelleyen...
Kalem ve kağıtla mucizeler, özgürlükler yaratabileceğimi
sanıyorum bazen, çoğu zaman hiç sanamıyorum...
Bir yok oluşu, bir varoluşu düşlüyorum ve dalıyorum zaman
zaman birinden ötekine...
Yorgan başımda ayaklarım karnımda yatarken ki benle, başım
dik gözlerim mağrur bakarken ki ruhumun aynı olduğuna beni kim inandırabilir...
Bir utancın peşinden koşuyorum bazen... Bazen bir ayıp, bana
mutluluk veriyor...
Üzüntülerimle, hüzünlerimle kavruluyorum ve anlatamıyorum
kimselere... Öyle ağır ki... Öyle ağırım ki...
Sevincim kursağımda, tam şurada bir yerde kalıyor; kahrolası
renkli gözlerden, annemin nazar boncuğuyla kovmaya çalıştığı nazarlardan ve
tarif edilememiş edep yoksunluğundan...
Kendimi dünyanın hakimi sandığım zamanlar çok oldu;
delirdiğim anlardı, her seferinde yıktım koca tahtımı kendi ellerimle...
Bana hayallerini büyük tut derken, gerçekleri söylemeyenler
utansın...
Hiçbir şeysizliğe razıydım... Hiçbir şeysiz, güzel atlar
bulup, gitmek kısmet olmadı bir türlü...
Kolundan tutup çevirdiklerim benden yaralı...
Çoğunun kaderleri silinmiş, mavi göklerin nazlı kızları
bulutların yüzük parmaklarından...
Kime dert yanaydım...
En azından görmüyorum seni... Beni dinlemek zorundasın değil
mi?.. Ben kapatıncaya kadar...
Belki ben susuncaya kadar beni dinleyen tek insansın biliyor
musun!..
Efendim ben Şekspir... Şekspir Mülayim... Mülayim Şekspir...
İnanın...
Yazamadıklarım, yazıya dökemediklerim çok olsa da,
yazdıklarımdan aldım adımı...
Adım gibi göçebedir insan... Müebbettir, muhacirliğe...
Ebedidir, hicreti... Bazen günahtan sevaba, bazen sevaptan
günaha...
Bazen doğrudan yanlışa, bazen kötülüklerden iyiliklere...
O kadar fakirim ki şimdi, tek zenginliğim beni sessiz
sedasız dinleyen sizsiniz...
Ne komik buna da mecbursunuz... Zoraki dinleyicimsiniz...
Ama biliyor musunuz...
Ben masumum tıpkı sizin gibi...
Çünkü insanım, çünkü insanız...