Her şey varla yok arasında mı sanki….Evinle kabrin arasında gidip gelmen yoksa anla ki aşkı sürmeye hala vaktin var.
Bir sancı, vücudundan yırtarcasına çıkıp gitmek istiyorsa mutlaka içindeki kordonu kesecek bir makasa ihtiyaç var…
Bir mağaradan uzanan karanlığın dışarıdaki ışığı yuttuğu gibi çekiyorsun beni içine. Yanmıyorum daha ağlamadan gözümü kurutan ateşinde. Ölümümüm üzerine uzandığında başımın göğsünde bitişini çok iyi anlıyorum ki saçlarına kadar uzanan kollarımın bir isteği var hayattan.
Bir yağmur damlasının nehre karışması gibi sadece suyla mı, bir geminin denizle dertleşmesini istemeyen kıyıların kızgınlığındaki kurulukla mı, yada topraktan suya geçen timsahın kararsızlığında mıyım bilmiyorum.
Bir tenekenin içinden yükselen ateşle ısınırken, senin soğuğunda kaldığımı biliyorum. Ama sırtıma vuran rüzgarın, kalbime değmesi o kadar kolay değil. Evimizle yan komşunun duvarı arasındaki dar dehlizde oturup ayaklarımı duvara direyecek kadar güvendeyim.
Burası bir direğin ayağının saplandığı toprak. İçimden Uhud Dağı değil, direk geçiyor. Ve nereye kadar uzayacağını maalesef ağaçlara sormuyor.
Kuyruğuyla kendini döven bir at gibiyim. Neden koşmayı unuttun diye! Sonra kabuğumu attım, bir kaplumbağa misali saklanmaya son vermek için! En çokta pullarımın döküldüğüne, beneklerimin silindiğine yanıyorum yeni bir ben ve sen isterken…
Seni kollarımdaki tüylerin asker duruşuyla uğurluyorum. Ama aşk o tüyleri ipekle belemeye devam ediyor. İsyanım bacaklarımdan daha sert bir kıla bırakıyor derdini. Oda anlatamazsa saçlarım geçiyor kürsüye. Ve yemeğine karışana kadar olmaz demeye devam ediyorum sana.
Durduruyorsun yolun ortasında beni. Bağırıyorsun kulaklarımdan önce dağa, taşa çarpan sesinle. Fakat çok geç sevgilim, o gördüğün noktadan geçen bir arabadayım artık. Ve götürüldüğüm yerden yolumu kesmen mümkün gözükmüyor. Akmadan derimin altından çekilen kanım gibi giyindiğim beyazlara kızmasın istiyorum karamsarlığın. Bir gün dönerim demek için bir de beni bekliyor olman gerek değil mi? Bu ağır bir kayış olur senin için sevgisizliğin kayışından kurtulduktan sonra.
Cep saatinin zinciri gibi, dışarıda bıraktığın en değersiz kısmıyım hayatının
Ağzını büzen bir ip gibi güvenmeden tuttuğun ucuyum çuvalının
Bir davul tokmağı
Bir çanın zili
Bir kapı demirinin elinde kalanıyım
Yok dedin, ben de yok oldum
Lakin sözünü dinledim bakışlarının.