“Sessiz Ağıt” ve Şengül Hablemitoğlu
Kimi insanlar vardır, ölümlerini bir türlü kabullenemezsiniz….
Her anımsamanızda ilk gün gibi acı duyarsınız…
Öldüklerine bir türlü inanamazsınız…
Her an bir yerden canlanıp karşınıza çıkacakmış gibi gelir…
Üstün insan niteliğiyle, topluma mal olmuş, pek çok kişinin sevgi ve güvenini kazanmış değerli insanlardan biri olan ve Aralık 2002’de evinin önünde ki otoparkta arabasından indikten sonra uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını yitirmiş bulunan Necip Hablemitoğlu’nun ölümüne, hâlâ ilk gün ki gibi yanarız…
Tertemiz, içi vatan sevgisiyle dolu muhteşem bir insan, değerli bilim adamı, sessizce aramızdan kayıp gitti öbür cihana… Kim vurdu, aradan 5 yıl geçti hâlâ bilinmiyor… Öyle ki bilinmesi ve katilinin bulunması da mümkün görünmüyor… Koskoca kentin ortasında bir adam çekiyor silahını takır takır adam vuruyor, her ne hikmetse ne gören ne de bilen oluyor… Katil sanki gökten geldi ve vurduktan sonra yine semaya uçtu gitti…
Neylersiniz… Burası Türkiye!
Ne denli isyan duygularına kapılsanız da, öleni yeniden canlandırmak olanaklı olmadığından, onun bir süre sonra hayalde ve kalplerde yaşatılan bir simge konumunda olduğunu kabullenerek, geride bıraktıklarının durumuna üzülür oluyorsunuz…
Eşi Şengül Hablemitoğlu, kızları kanije ve uyvar, biliyoruz ki bugün hiçbir zaman eskisi kadar mutlu değiller…
Prof. Dr.Şengül Hablemitoğlu, eşinin ölümünden bu yana çektiği acıları ve ruh dünyasını yeni çıkan kitabı “Sessiz Ağıt” ta çarpıcı bir anlatımla dile getirmiş. Bilgi Yayınevi’nden geçtiğimiz ay (Ağustos 2007) piyasaya çıkmış olan kitabın her satırını adeta içimiz kavrularak okuduk…
Eşini çok seven bir kadının yıkılan dünyasında, ayakta kalma savaşımı verirken, yaşadığı olayları ve karşılaştığı güçlükleri, yaralı bir kalple nasıl aşmaya çalıştığını, kızları için hayata tutunuşunun, azimli mücadelesini “sessiz Ağıt” ta ibretle okuduk …
Kitapta ki kimi satırları sizinle paylaşmak istiyoruz:
Arka kapağı dış yüzünde şunlar yazıyor:
“O bir fırtına kuşuydu,
en ağır rüzgârda bile,
rüzgâra karşı uçtu.
Necip Hablemitoğlu,
‘Türküm ve başka Türkiye yok’ diyen
Bir vatansever olduğu için susturuldu.
Ama biz onun sesini hâlâ duyuyoruz.
Kitabın ilk sayfasında ki yazı:
“Her zaman ve sona kadar ‘sana’,
Büyük bir aşkla, güvenle, mutlulukla,
inançla ve gururla sevdiğim Necip;
kısa sürede olsa yaşam yoldaşım,
En iyi dostum, ışığım oldun.
Başımı güvenle dayadığım omuzun,
Sınırsız şefkatin, sıcacık kırılgan insan kalbin,
Vicdanın ve benim sevgilim olduğun için
Sana çok teşekkür ediyorum.
Acı çekmeyi kendimle barışmayı,
İç huzura ulaşmayı ve senin ardından
Nasıl yaşamam gerektiğini senden öğrendim.
Görüşeceğiz, hem de hiç ayrılmamış gibi…
Sabırla, inatla, tükenmeyen
Bir sevgiyle bekliyorum.
Sen de bekle…”
Ve kitabın son sözünde ki ilk satırlar;
“Son nefesini verirken elini tutup ona güç verememenin, gözünün ta içine bakıp bir kez ve sonsuza dek onu ne kadar sevdiğimi söyleyememenin acısı ile tükenmek, kendimi yiyip bitirmek yerine, yaşadıklarımın beni bir gün daha güçlü kılmasını umut ediyorum.
Necip gitti gideli o artık yokmuş gibi hiç yaşamadım.
Yokluğunu hiçlik olarak hissetmemek için direndim.
Yokluğuna alıştım, uzaklarda bir yerde var olduğunu düşünerek yokluğuna alışmanın unutmak olmadığını öğrendim.
Onu unutursam hiç varolmamış olacağını biliyorum.
Dünya tersine dönmediği sürece, ne ben necip’i unuturum ne de yaşamaktan vazgeçerim…” (sayfa. 127)
Kitabı okurken, kimi bölümlerinde hem ağladık, hem de “asil bir kadının” dirençli varlığını öğrenmiş olmaktan ötürü, son derece mutlu olduk…
Nurlar içinde yat Necip Nabelemitoğlu!
Direncin, eşine duyduğun yoğun sevgin ve “asaletin” karşısında önünde saygıyla eğiliyorum Sayın Şengül Hablemitoğlu….
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com
burhanozbey21@hotmail.com