Kâbus gibi...
Bir heyulânın karartısı kapatıyor bütün görüş alanınızı, sonra devasa bir gölge yürüyor üstünüze...
Zifirî karanlık basıyor ortalığı yekten...
Bedeninizi bir ürperti kaplıyor, belli belirsiz kıpırdanmalar... Kaçıp kurtulma çabaları ama nâfile...
Gırtlağınızı sıkmak için uzanan el, sizin boyunuzun iki katı zira, ulaştı ulaşacak...
Can havliyle çırpınmanızın bir faydası yok, yer dar geliyor size...
Attığınız adımlar ileriye yönelik ama yerinizde sayıyorsunuz... Heyulâ çökmüş üstünüze bir kere, tek çareniz bağırıp yardım istemek...
Avazınız çıktığı kadar bağırmak, çığlık atmak istiyorsunuz...
“Yardım ediiiinnn” diye bağırdığınızda, tıpkı filmlerdeki gibi kayalara çarpan sesinizin yankı yapacağını sanıyorsnuz ve başlıyorsunuz bağırmaya...
Gerçekten kâbus gibi...
Fakat o da ne öyle?! Hiç sesiniz çıkmıyor, kuruyan gırtlağınızdan sadece bir hırıltı duyuluyor... Aralarda bir fısıltı:”İmdaaaaaat!!!”
Heyulânın eli iyice sarıyor boğazınızı, bağırma çabalarınız boşuna artık... Yeniden kaçmayı deniyorsunuz...
Eli de amma ağırmış bu yaratığın be, çöktü üstünüze bir kere, artık kurtuluşunuz bir Allah’a kalmış!..
Gene de son bir çaba, iki elinizle boğazınızı saran o eli itmeye çalışırken hırıltılarınız artıyor...
“Aman ya Rabbim, son nefesim bunlar... “
Ayaklarınız yerden kesildi kesilecek derken havayı adımlamaya başlıyorsunuz; bir, iki, üç, beş, on adım... Ha gayret, daha hızlı, daha hızlı ve çaaat diye bir sesle uyanıyorsunuz!
Oh be! Gibisi fazla, kâbusmuş!..
“Tüh be! Hem de kıvrılıp etime batan tırnağın olduğu ayağımı vurdum karyolanın demir ucuna, çok fena sızlıyor!..”
Gırtlağınız da çok kurumuş bu arada, bir yudum su iyi gelir...
Doğruluyorsunuz yataktan...
Var vücûdunuz kan ter içinde kalmış... Hâlâ bir ürperti, bir titreme...
Olsun...
Rüyadan ve heyulâdan korkmak da, kurtulmak da ar değil!..
***
Bir çığ, bir çığlıkla başlar demişler... Kurtarın heyulânın devasa ellerineden boğazınızı, sıkmasına izin vermeden atın çığlığınızı...