Sevdiğini kaybetmeye görsün insan.
Bir yanı onunla beraber yok olur. Bir kolun kopmuş gibi hissedersin mesela.
Terk edilmiş her şey gibi yalnızlığa esir olursun. İçinde kocaman bir yara otağını kurar.
Öyle bir yaradır ki bu, gün geçse de acıtmaktan geri kalmaz, her daim acıtır.
Bir daha asla gülemeyeceğini, hafifleyemeyeceğini sanır insan çünkü yüzünün güleç yanları da acır.
Zifiri karanlıkta ilerler gibi el yordamıyla ilerler insan; önünü göremeden, yönünü bilemeden, sadece “an”ı kurtararak.
Ama işte ancak böyle durumlarda, yani iki göz karanlıkta kalınca, bir üçüncü göz açılır.
Bir yer daha vardır, bir başka boyut; tüm sıfatların manasını yitirdiği bir başka boyut…
O göz ki hiç kapanmayan bir gözdür.
Ve ancak o zaman anlarsın ki bu hüzün bulutları sonsuza dek durmayacak tepende.
Başka mevsimler gelecek. Buna inanıp sabretmektir yapman gereken.
-Sabır mı?
-Sabır, dikene bakıp gülün, geceye bakıp gündüzün hayaliyle yaşamaya çalışmaktır.