“SEVİYESİZ TAVIRLAR” VE “KAHREDİCİ SESSİZLİK!”
Ülkede gündem öylesine hızlı değişiyor ki…
Yetişebilmek neredeyse olanaksızlaşıyor…
Genellikle gündemi Başbakan belirliyor…
Son yaptığı konuşmalara bakılırsa…
Başbakan’ın üslubunda ve tavrında değişen bir şey yok…
Bu satılar yazılırken, partisinin grup toplantısında ki konuşmaları (30 Haz. 2011), ses tonu ve muhalefete yönelik eleştirileri adeta kavga eder görüntüsündeydi…
“Balkon konuşmasındaki” HELALLEŞME sözcüğünün sözlük anlamına dayalı bir uygulama ve eylemine, gündelik yaşamında pek rastlanacak gibi görünmüyor… Kimse bu yönde bir şey beklemesin…
12 Haziran seçiminde AKP’nin yüzde 50 oy alması, bu partinin ileri gelenlerini, ülke bazında kentlerde il başkanı, ilçe başkanı, belediye başkanı, meclis üyesi gibi muhterem zevatın pek çoğunu, “biz neymişiz(!)” noktasına getirdi…
Kasılan mı, böbürlenen mi, meydan okuyan mı, bir yerleri ve kimilerini imalı tehdit edenler mi, bu ülke ve her şey bizden sorulur tarzında ona buna sözde babalık(!), önderlik yapmaya kalkanlar mı? Değmeyin gitsin ki, bir garip güruh belirdi!..
Son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim.
AKP’nin üçüncü dönemi, göreceksiniz, icraatsızlık ve üretimsizlik açısından geçmiş iki döneminden daha kötü olacak!..
Yazın bir kenara, seçim öncesi seçmene vermiş oldukları vaatlerin yarısını bile yerine getiremeyeceklerdir!..
Öğretmen atamalarında ki vaatlerinin ne olduğunu, atanamamaktan ötürü göz yaşı döken öğretmen adaylarının gazetelere yansıyan acıklı fotoğraflarından, ibret ve üzüntüyle gördük…
Uyutmaca da sıra emeklilerde…
İntibaklar ve emekli aylıklar noktasında neler yapıl(ama)dığını, ilerleyen süreçte hep birlikte ibretle göreceğiz…
Açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan emekli fotoğraflarında, bol keseden verilen vaatlere karşın, bir şeyin değişmediğini yaşayarak görüp anlayacağız…
Asgari ücret Temmuz ayından itibaren, 658 lira olmuş. Tam 28 lira artmış
Siz bu parayla mı sosyal adaletin sağlandığına inanacaksınız?...
Böyle bir tabloda hangi başarıdan ve toplumdaki huzurdan söz edebilirsiniz?
Uzun uzun saymaya gerek yok.
Bazı şeyler yapılıyor görünse de, ülkenin ekseninden neler götürülerek yapıldığını görmemek olanaklık mı?
Böyle bir şey olabilir mi?
12 Haziran seçim sürecinde, muhalefet partisinin pankartlarını asmak için anlaştığı, kişiler, esnaflar, işadamları kısa süre sonra parti yetkililerini arayıp, “biz vazgeçtik, çünkü AKP’den korkuyoruz” diyerek antlaşmaları iptal etmişler… Kılıçdaroğlu Teke Tek programında Fatih Altaylı’ya bunları anlattı…
29 Haziran Çarşamba günü TV-8’de Erkan Tan’ın programına katılan CHP Genel Başkan Yardımcısı Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş, seçim bölgesi Kocaeli’de muhtarların AKP’den korktukları için iktidarı eleştirmekten çekindiklerini canlı yayında ifade etti…
Üniversitelerimizin durumuna bakın! Akademisyenlerden, hukuk profesörlerinden tek bir ses çıkıyor mu? Ülke hukuksuzluktan, adaletsizlikten zangır zangır sallanıyor, Üniversite camiasında “ sessizlik” kahredici biçimde sürüyor!..
Toplumun tüm dinamikleri baskı ve korku altında!..
Akademisyenler, hukukçular, işadamları, sivil toplum kurulurları, sendikalar, meslek odaları… sürekli suskunluk içindeler…
CHP birinci parti olacaktır diye tahminde bulunan tanınmış bir işadamına, bu ülkenin Başbakanı seçim öncesinde ne demişti? “risk aldınız…” O işadamı seçimden sonra ne yaptı? Başbakanı ziyaret edip özür diledi, yani “biat” etti.
Korkunç paralar harcayarak seçim kazanan bir partinin demokratlığından söz edebilin misiniz?
12 Eylül referandumunda, düzenledikleri çadırlı iftar yemeklerinde bir gecede üzerinde “Evet” yazan 70 bin adet gıda paketini vatandaşa dağıtan ve bu sayede amacına ulaşan bir partinin, demokrasi ve hukuk kurallarına göre hareket eden bir parti olduğunu söyleyebilir misiniz?
Bu ülkede telefonunun dinlenmediğine ya da kullandığı bilgisayarına “virüslü” suç oluşturan bilgiler yüklenmediğine emin olan ne kadar insan vardır? Sokaktaki simitçi bile cep telefonunun dinlendiğinden şüphe ediyorsa varın gerisini siz düşünün!...
Elbet bu “seviyesiz böbürlenmelerin” ve “korkuların” ve de “DERİN SESSİZLİĞİN” sonu gelecek… “Helalleşme” aldatmacasının yanında bir de “hesaplaşma” kavramı var… Gün o güne, süreç o zamana doğru gidiyor!..
BURHAN ÖZBEY