Sığırcık kuşları tohumları...
Sığırcık çığlıklarını işitenler, bülbüllere daha yakın dururlar... Oysa bülbüller, gaklayan kargaların hısmıdırlar...
Gözümde benzerdir bir kısım insanoğluyla, sığırcık kuşları...
Sabır timsalidir sığırcıklar ve sığırcık insanlar; havalar soğudu mu etrafta sağdan soldan esen rüzgarlarla, karanlıklar bastı mı sokak aralarına, yazılar bir gecede ayaklar altına alındı mı mahalle kaldırımlarında ve çatırdamı ağır paletlerden aralıklı arnavutlar; kaçar gibi giderler ve kimsenin bilmediği yerlere tünerler, ortalık sakinleşinceye, yeniden, bekledikleri güneş doğuncaya kadar... Yoktur meskende sabitlikleri... Mecburiyetten şüphesiz... Lakin hep dönerler; bıkmadan, yılmadan...
Buz kesen sözlere dayanıklıdırlar, güçlüdür göğüsleri, derileri kalındır ayrıca delinmez bir iki darbeyle ve sıkı sıkı sarılmışlardır ötekilerine ve sarınmışlardır kendilerine...
Sürüdürler çünkü birsürü... Sürü içinde tektirler ama sürü içindedirler...
İlgiçtir; açık alanlarda arzı endamı pek severler, parlak fikirleri yahut tüylü kaftanlarıyla, başlarında fötr şapkaları yahut sarıklarıyla, ellerinde vişne yahut üzüm şıralarıyla...
Üstüne; düşünülmemişleri(!), bilinmeyenleri(!), anlaşılmayanları(!) söyleme helecanları...
Lakin hep oyuklarda yaşarlar, oyuk kadar dar çevrelerde; tıpkı sığırcık kuşlarının yuvalarını oyuklarda yapması gibi...
Özel sebebi değişir hepsine göre ya, geneli açıkça ‘korku’dur işte...
Ve bir familyadır sığırcık insanlar, çeşitleri vardır içlerinde, kuşlar gibi...
Ekmekle beslenir bazıları, kimileri böcekle, tohumla bir kısmı...
Akşam vakitleri ya cami kubbelerinde, minarelerinde kümelenirler ya meyhane tepelerinde...
Bu yüzden sığırcık insanlara bakarken; önce mevsim nedir bir bakmalı, hakim havayı çekip derin bir nefesle koklamalı, ardından nerede, ne yediklerini anlamaya çalışmalı ve dinlemeli...
Ayırdına vararak, karıştırmadan şüphesiz...
Gel gör ki; sığırcık insanların çığlıklarını işitenler, bülbüllere daha yakın duruyorlar... Oysa bülbüller, gaklayan kargaların hısmıdırlar...
Acizane; sığırcık çığlıklarına kulak kabartıyorum, karga soyundan bülbüllere tabii olmamak için...
Mevlana dergahı gibi, her sesi dinliyorum...
Velhasıl, sığırcık kuşları tohumları gibiyiz hepimiz; kimimiz mavi, beyaz kimimiz...