Simonlaşmak mı şahlanmak mı?
Bir ülkede halk, bu kadar hırpalanmaz ve yaşamından bezdirilmez!
2010 Türkiye’sinde insanlar, kelimenin tam anlamıyla ruhen yoruldu bitap düştü… Aylardır ve son birkaç yıldır, aynı gündemi neredeyse sabah akşam izlemekten bıktı usandı!..
Varsa yoksa Ergenekon, Balyoz, Kafes, darbe, suikast vs (!)
Vatandaş bu iddiaları televizyonlarda izlemekten ve gazetelerde okumaktan neredeyse kusacak duruma geldi!..
AKP’nin durumuna ve ülkeyi yönetme biçimine bakın!.
2007 yılı Temmuz ayında yeniden iktidara geldikten sonra; üretime istihdama, işsizliğe, eğitimde ki tıkanmaya, pahalılığa vs. çözüm getirecek tek bir icraatına tanık oldunuz mu Allah aşkına?
Aylardır, yıllardır tutturdular bir darbe iddiası; bitmez tükenmez bir süreç içerisinde ülkeyi sallayıp duruyorlar. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni potansiyel suçlu görerek hem yıprattılar hem de külliyen zan altında bıraktılar..
Bu nasıl adalet ve mahkemelerdir ki; savcılıkta alınan tanık ve sanık ifadeleri; söylenen sözler, kimin evinin basılacağı ve gözaltına alınacağı, medyada çarşaf çarşaf gözler önüne seriliyor… Anlayabilmek ve kabul edebilmek olanaklı değil!
Devlette onca yıl müfettişlik, başmüfettişlik ve teftiş kurulu başkanlığı yaptık, (25 yıl) son yıllarda hukukta, adalette, adliyelerde olanları bitenleri anlamakta açık söylüyoruz, “müthiş güçlük çekiyoruz!”
Hazırlık soruşturması sırasında alınan ve gizli kalması gereken tanık ve sanık ifadeleri nasıl olurda; ertesi günü medyada virgülüne kadar gözler önüne serilir?.. Bunun hiç araştırılması ve soruşturulması yapılmaz mı? İlgili savcı ve ekibi hakkında inceleme yapılmaz mı? Bunlardan hesap sorulmaz mı?
İnanın şaşkınlıktan öte, “şok ve isyan içindeyiz!”
Durumu Başta Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, yargının en üst noktasında bulunan hukuk adamları, daha doğrusu herkes izliyor, kimseden tek bir ses çıkmıyor…
Ergenekon davasını, dizi film gibi basında tüm ayrıntılarıyla izliyoruz da; ünlü “Deniz Feneri” yargılanmasından, tek bir ses dışarıya sızmıyor. Bunu nasıl açıklamak gerekir?
Öyle ki pek çok vatandaş davanın hangi seyirde olduğunu bilmiyor. Önemli bir kesim de, davanın sonuçlandığını sanıyor… Demek ki istenirse, yargılama gizlilik esasına dayalı olarak pek ala sürdürülebiliyormuş. Buna tesadüf denir mi?
Sevgili okurlar…
Halkımız ne yazık ki, ürkütülerek, korkutularak, baskı altında tutularak, Polis Şefi Hanefi Avcı’nın kitabında belirttiği gibi “Simonlaştırıldı.” Ülkede ve çevresinde ne olursa olsun, tepki göstermiyor ve tavrını ortaya koymuyor… Daha doğrusu koyamıyor, ya başıma bir şey gelirse diye tavır koymaktan, ortaya çıkmaktan korkuyor.
Siz Cuma namazlarından sonra, cami önlerinde toplanan ve “türbana özgürlük” diye haykıran, pankartlar açan, basına demeçler veren organize kalabalıklar görebiliyor musunuz artık?. Bırakın organize kalabalıkları tek bir kişi görüyor musunuz?
Ülkenin tek bir camiinde bile böyle olaylara yıllardır rastlıyor musunuz? Göremezsiniz ve rastlayamazsınız çünkü böyle bir eylem yok! Eylemleri yaptıranlar şimdi başka yerlerde ve konumlardalar(!)
YÖK diye geçmişte ortalığı ayağa kaldıran ve YÖK’e söylemediklerini bırakmayan AKP kadrolarından, artık YÖK’e dair tek bir yakınma duyabiliyor musunuz? Duyamazsınız çünkü YÖK’ü ve üniversiteleri büyük ölçüde ellerine geçirdiler…
Açılım dediler, halkın kimyasını bozdular..
Öcalan’la konuşmadık dediler. İş ortaya çıkınca, Öcalan’la biz konuşmadık, istihbaratçılar görüştü, konuştu mesajını verdiler.
Acaba istihbaratçılar ya da devletin hangi bürokrat ya da bürokratları gidip görüşmüşse, bu adamlar, birdenbire kendi kendileri karar verip, kimseye bir şey söylemeden ve bir yerlerden emirler almadan kalkıp İmralı’ya öyle mi gittiler?
Hanefi Avcı’nın kitabı “Haliç’te Yaşayan Simonlar – Dün Devlet Bugün Cemaat ”, bu ülke salâha erinceye kadar ellerden düşürülmemeli.
Türkiye’nin içine düştüğü vahim durumu hiç kimse bu kitapta yazılanlar kadar açık ve gerçekçi olarak ortaya dökemez!
Avcı susturulsa da, çeşitli senaryolar uygulanıp pasifize edilse de; ülkenin içine sürüklendiği gerçeğin, kitapta yazılı olanlardan farklı olduğunu zinhar düşünmeyiniz! Cemaat bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin omurgasına yerleşmiş durumda!
Ülte ne yazık ki bugün büyük sarsıntı içerisindedir. İçten içe çürütülmenin acı kaderini yaşamaktadır.
Simonlaşmak, yani her şeye alışmak, olan biten her tür kötülüğe kayıtsız kalmak, tepkisiz bir toplum olmak tükeniş demektir.
Şahlanışın zamanı çoktan geldi geçiyor. Bu asil millet inanıyoruz ki, çetelere, T.C. yi hedef almış çeteleşmiş cemaatlere artık yeter diyecek ve kesin tavrını ortaya koyacaktır.
Ülkeyi “Simonlaşmak” değil “şahlanış” düzlüğe çıkarır.
Son fırsat 12 Eylül 2010’dur.
13 Eylül sabahında, inanıyor ve temenni ediyoruz ki; üstündeki tüm safraları atmanın kararını vermiş, onaylamış bir Türkiye’nin şahlanışını, hep birlikte ve şükürler olsun diyerek göreceğiz…
Sonuç az farkla “evet” çıksa da, umut ediyoruz ki “Simonlaşma” er geç yerini “şahlanışa” bırakacaktır!
Bundan hiç kuşkunuz olmasın!
NOT: Lütfen bin önceki “Kitabın sahtesi ve yaşamsal tehdit altında olma” başlıklı yazımızı da okuyunuz.
BURHAN ÖZBEY