Sinan Şamil Sam’ın, Hırvat rakibi Ivica Perkoviç’i yenerek WBC Akdeniz Şampiyonluğu kemerinin sahibi olduğu karşılaşmadan çıkan gözlerin vurgunu gibiydi yaşadıklarım…
O birini döverek, birinin canına okuyarak, birinin ağzından burnundan kan getirerek yada gözlerini çok az ışık girecek kadar şişirerek yaşatmıştı bu mutluluğu. Ama karşısındaki adamın da şampiyonluk için eline fırsat geçmesine rağmen gücü yetseydi, Sinan’ın gözünün hiçbir zaman akmayacak yaşına bakmazdı’ diye hafif avunarak kabul ediyorum bu mutluluğu. Üstelik ne ‘gelsene, gelsene’ diye mahallenin ortasına çekilen serseri dövüşleri, nede zavallı birini bir köşeye kıstırıp bir kişiye beş kişi mahalle dayağı atan adamlarınki gibi tek taraflı bir şiddetti. En mühimi bu hem rızayla, hem de dövüşmek için yapılmayan bir maçtı. Birinin almadığı yumruklardan sayıları toplaması üzerine kurulu bir spor. Ağır siklette olanlardan bir ‘kodumu otuttururum’ mesajından ziyade, ‘biz bakışımızla da kaşımızı patlatmaya yeteriz’ mesajı almaya çalışsak da, ringlerin aslında dayağın toplumsal ve kültürel temellerinin atıldığı bir yer olmaması ayrıca sevindirici bir olay.
Ayrıca el ve bilekleri koruyan eldivenlerin tokat’ın acısından götürdüğü şeylerde yine boks tarafından yararımıza…Çeneye doğru alttan atılan yumruğun yani aparkat’ın bana söylediği çok şey var: Mesela eğme başını, dik dur, ölüme bile böyle git…Tokat gibi yandan vuruş şekli yani kroşe’nin de anlattığı şey ise: Eğer şapşallaşacaksan burası onun için uygun bir yer değil. Hayatın tokadını nerden yiyeceğini bilemediğin için bunun ilk dersini burada alma!
Benim en sevdiğim ise direkt, yani düz vuruş şeklidir. Çünkü bunda bilmem istenen şudur ki: Ya korunacak, kaplumbağa gibi kafamı içeriye çekeceğim, yada alacağım yumruk kaçınılmazsa ona karşı bir kontratak belirleyeceğim.
Netice de bu spor, hiddet, gazap, şiddet, eza, dağıt içeriyor ama barut olup, dışarıda görüşelim’e dönüşmüyor. Her şey orada kötü. Oradan inince kızarmış elmacık kemikleri gülücükler saçıyor.
Aşk galebesinden gelen şiddete değinecek olursak, için için hiçbir pansumanı olmayan çürükler demek olduğunu hatırlarsak bir kez daha severiz bu sporu.
Bir boks maçını hiçbir zaman canlı izlemedim. Ama bir insanın diğerine yaptığı zulmü yakından hem de çok yakından gördüm. Nerene vurdu? Neren acıyor? Nasıl kıydılar? Soruları beni yiyip bitirirken, ne yalan söyleyeyim; Sinan’ın annesinin maçlarını izleme dayanıklılığında olmadığımı anladım.
Her şeye sopayla, ateşten bir odunu çekerek başladım. Onu yanıma sürüklediğimde gördüm ki: Bir altın parçasına dönüşecek kadar sarı ve sıcaktı. Ona soğumadan dokunacağım gün için ilk yapmam gerekenin çelikleşmek olduğunu o gün öğrendim. Zira o odun parçası, şeytana da karşı koyabildiğim gün demekti.
hulyaokur06@gmail.com