Ne güvercinler tanır, ne şahinler; sınırı, berisini, ötesini bu aziz toprakların...
Kanat çırpımı kadar yakındır herkes; izlerin karıştığı çilekeş, adı hep değişmiş bu coğrafyada birbirine...
Nasıl yoksa göklerde tel örgüler, yerde de yoktur onlar için dikenli teller dibi bayrak direkleri...
O kadar yakın ve iç içedir çünkü; bu coğrafyayı süsleyen yeşillikleri, dağları, ovaları, tarlaları, mesken tutmuş güvercinler, şahinler...
Belki başka semalarda, dünyanın öteki taraflarında görülmez bu söylediklerim...
Lakin, fark edilmeyecek kadar yakın öterler birbirlerine güvercinler ve şahinler, sadece bu toprakların özelliği olarak belki de...
Ne dediğini anlamıyor olabilir; Türkçe seslenir Kürtçe dinler, Kürtçe seslenir Arapça dinler...
Ama ne hissettiğini, ne anlattığını, hiç şüphesiz aynıyla doğurur kendi yüreğine de...
Keyiften naraları, acıyla feryatları, beyaz mendille halay başı salınışları, evlat ardı yakılan ağıtları...
Aynı doğanın, aynı varoluş çabalarının sesleriyle büyümüşlerdir çünkü...
Kimse meraklanmasın, güvercinler ve şahinler düşman olmazlar bu topraklarda birbirlerine...
Nasıl yoksa göklerde tel örgüler, yerde de yoktur onlar için dikenli teller dibi bayrak direkleri...
Siyah yahut kırmızı çizgiler; sadece o güvercinleri, şahinleri kafesleyip, besleyenler içindir...
Bilinmeli ki;
Güvercinlere, şahin yedirenler bu topraklardan değildir ve olamazlar... Şahinlerin üzerine saldıkları da güvercin değildir zaten... İrinle beslenmiş, pislik yuvası, kansız, nursuz ucube yaratıklar hepsi...
Artık anlaşılmalı ki;
Şahinlere, güvercin avlatanlar bu toprakların havasından, canından çok ötedirler... Bu topraklardan masum, günahsız güvercinleri vuracak şahin çıkmaz...
Kimse güvercin ve şahinleri ağzına almasın...
Bir gün, güvercinler ve şahinlerin adı layık oldukları gibi anılmaya devam edecek.
Bundan da kimsenin şüphesi olmasın...
O kanatlar boşuna değil çünkü...