Sıra Atatürk ve TSK da
Henüz yıkılmayan iki kalemiz var.
Atatürk ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK).
Başarabilirlerse sıra şimdi onlarda…
YARGI gitti… YÖK gitti… TÜRK-İŞ gitti… MEDYA gitti…
Son iki kalemiz de giderse, işlem tamam olacak…
Atatürk işi halledilmeden, TSK’ yı etkisizleştirmek zor.
Çünkü TSK’ dan Atatürk ruhunu silebilmek olanaksızdır. O nedenle ütopik hayallerine dayalı olarak, başarabilirlerse önce Atatürk’ü milletin bağrından söküp attırmak, ulus üzerinde ki sembol kişiliğini eritip erozyona uğratmak, en başta gelen hedefleri.
Ülkeyi “ılımlı İslâm” modeline oturtmak, daha sonra “radikal İslâm” ve sonunda “şeriat devleti” haline getirmek için; becerebilirlerse “iki güçlü kaleyi” yıkıp, etkisiz duruma getirmek için içtekiler ve dıştakiler her şeyi yapıyorlar…
Son zamanlarda Atatürk’e yönelik asılsız iddialar ve haksız yakıştırmalar plânlı olarak artıyor… Ulu Önder hakkında olur olmaz ve gerçeğe dayalı olmayan iddialar ortaya atarak, vatandaşlarda Ata’ya yönelik acabalar yaratıp zihinleri bulandırmak; sezilen, görünen plânın can alıcı parçası…
Askeri zaferlerine, liderlik ve devlet adamlığına söyleyecek söz bulamayan Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları; şimdi de Ata’nın özel yaşamıyla ilgili, olumsuz, yalan yanlış bilgilerle onu güya milletin gözünden düşürme çabaları içerisindeler…
ABD arşivlerinden Büyük Kurtarıcı hakkında sözde yeni bilgiler edinilmiş.
Rifat Bali adlı bir araştırmacı yazar, bu arşiv belgelerine dayalı olarak İngilizce yeni bir kitap yayınlamış. Türkçe olarak kitabın adı “Atatürk’le İlgili Yeni Belgeler Diplomatların Gözüyle Gazi” biçiminde söylenebilirmiş…
Söz konusu kitabı yazmakta ki, asıl niyetinin ne olduğu şüphe taşıyan yazar Rifat Bali, kitabında; Latife Hanım’ın, bir mektubunu gündeme getirerek; mektuba dayanarak, Latife Hanım’ın tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ve kadınlarda çarşafın kaldırılmasına karşı olduğunu iddia ediyor(muş).
Öbür yandan, Atatürk Latife hanımdan boşandıktan sonra kendini bırakmışmış, eskisinden daha fazla, hatta sınırsız içer duruma gelmişmiş, Çankaya’da gündüzleri saat 13 ‘e kadar uyur, geceleri çevresindekilerle geç saatlere kadar konuşur, içki içermiş… Vs…
Aradan 80 – 85 yıl geçtikten sonra, böyle saçmaları ve asılsız iddiaları durup dururken, yalan yanlış bilgilere dayanarak, doğruluğu hiçbir şekilde kesin bilgi ve belgeye dayanmayan safsatalarla gündeme getirmek,hangi akıl ve vicdani sebeple açıklanabilir?
Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) gerçekleştirmek, ülkeyi Avrupa Birliği (AB) kapılarında süründürüp, yalvarır duruma getirmek ve Türkiye’yi önce bölüp parçalamak, sonra da yok etmek için; milletin gönlündeki Atatürk engelini aşmak gerekiyor. Dış güçler bu yönde hücuma geçmişken, içeride ki, din sömürücüleri, şeriat özlemcileri ve Atatürk düşmanları da, hain emelleri için neden fırsatı kaçırsınlar ki? Onlar da iş başındalar…
İşte o nedenle, ABD ve AB kanadından Atatürk’e yönelik yıpratıcı saldırılar boyuna karşımıza çıkıyor. AB’li değerli dostlarımız(!) ne diyordu?
Atatürk’ün fotoğraflarını resmi dairelerden indirin. Kemalizm den vazgeçin, aksi halde sizi aramıza – Avrupa’ya - almayız.
ABD, son beş - altı yıldır, Türk Hükümeti’ni ve yöneticilerini neden çok seviyor? Neden BOP projesinde bizi eşbakan yaptı? Niçin yerli yersiz, ülkemizi yönetenleri pohpohluyor?..
Sevgili okurlar:
Ülkede, hemen her gün bu konularda sayısız köşe yazısı yazılıyor. Ülkesini seven gerçek vatansever kalemler tarafından Türk halkı gittikçe yaklaşmakta olan tehlike adına, dikkatli ve duyarlı olmaya davet ediliyor. Böyle giderse, ülke “emperyalist akbabalar” ın tuzağına düşüp, varlığını koruyamaz duruma gelecek diye sevgili halkımız ciddiyetle uyarılmaya çalışılıyor.
Ancak, bu satırların yazarı olarak; tüm uyarılara karşın, salt kendi günlük sorunları ile uğraşmakta olan insanımızın, henüz “tehlikenin farkında” olduğu yönünde en küçük iyimserliğimiz yok.
İçerde, büyük dava(!) “türban”la uğraşırken, tekrar söylüyoruz, ülkemizin varlığı adına tehlike her geçen biraz daha yaklaşıyor ve biz hâlâ bunun ayrımında değiliz!
AKP iktidarının sabırla ve adım adım Türkiye Cumhuriyeti’ni din devleti durumuna getirme eylemine; iktidarın kadrolaşmalarla açıkça devam edişi karşısında, T.C Anayasası’na yürekten sahip çıkması ve bu yönde demokratik tavırlar koyması gereken erkler ve kesimler; hâlâ “dur bakalım ne olacak?” bekleyişi içerisinde gidişatı türbinden izlemeyi sürdürmektedirler…
Yakında İslâmi devlet olmanın en belirgin simgesi “türban” üniversitelerimizde serbest bırakılacak… Yeni YÖK Başkanı bu yönde açıkça mesaj vermiş durumda… Ardından devlet dairelerinde türban serbestisi gelecek… Sonra da sokakta, işyerinde, üniversitelerde “başı açık gezecek kadınlarımızın, kızlarımızın” vay haline!... Ayni zamanda eşi türbanlı olmayanların çalışanların da mesleki gelecekleri açısından yine vay haline!..
Ne demişler? Kendi düşen ağlamaz…
BURHAN ÖZBEY