Sis...
Kesif bir beyaz görmezlik kapladı, bir kaç zamandır efsane şehrimin her tarafını...
Üzülüyorum bu benzetmeme ama tıpkı, mitolojik, mübarek yahut acısı tarifsiz destanlar gibi aştı; bizim evin damını, patronumun sırçasını, İstanbul’umun yıkık dökük surlarını...
Memleketimin; beyaz kesifleri ağırlayacak dağı, taşı, ovası, vadisi mi yok!..
Üstüne ve sanki inadına, güzel topraklarımın, beyaz kesifleri buyur edecek mecali hala çok; tarih sayfalarının en çok medcezir kaydı düştüğü kıyıların sahibi olmasına rağmen...
Ve tabii her medcezirden öyle ya da böyle sıyrılmayı başarmış, dik durmayı bilmiş; aydın ve bilge olmasa da, ahlaklı, terbiyeli, medeni dünyadan geri sayılsa da, saygılı, dürüst, dayanıklı ve cesur insanı...
Beyaz kesifler içinde ara ara kaybolsalar da hatta...
Adetimiz değil, söylemeyiz kapımızı tıklatıp misafir olmak isteyenlere o bir şey demeden, içten ‘hoşgeldin’ den gayri...
Dese de, eğip bükmeyiz evimizde; ahlakımızın onca medcezir’e kurban gitmeyişi ondan değil mi!..
Heyhat!..
Ne bilirdik, beyaz kesiflerle koca koca körlükler getireceğini, bizler arasına...
Güleç, güven veren yüzüyle buyur ettiğimizin, ‘hoşgeldin’ sığınmacılığıyla, korku tohumları ekeceğini gülistanlarımıza...
Dört bir ücrasına aleni, pervasız, aymaz, ali kıran baş kesen bir hükümdar gibi nidalanacağını...
Evimin yegane reisi yahut kötüsü işgalcisi gibi dikta huzursuzlukları salacağını...
Nasıl kestirebilirdik, o masum, saf yüreğimizle...
Ah!.. Beyaz kesifliğin mucitleri ah!..
O kadar şey dururken; kimsenin hiçbir şeyi göremediği, manevi karalığıyla gözleri kapayan büyük beyazları bulmanın ne alemi vardı!..
‘Hoşgeldin’ sığınmacılarının kesifliği var üzerimizde şu sıralar ilansız malum...
Farklı sebeplerle, farklı ellerle, farklı amaçlarla, farklı sıfatlarla...
Kaplamışlar dört bir yanımızı, nerdeyse kapı eşiğine kadar...
Bir adımda, hem arkamı kaybediyorum, hem solumu sağımı, önümse hiç görünmüyor...
Ve milleniyor gözlerim sanki, kapakları yakılarak, olsa da geçici...
Keşke sade benim olaydı ah!..
Öyle ki...
En bilgeler susuyor...
Zırh cahiller tükürüklü tükürüklü konuşuyor...
Aydınlar birbirlerini karalıyor... Kardeşler, çatışıyor...
Dostların yavaş, gizli ve derinden bileniyor...
Hainler demokrasi kaftanında bir garabet gibi palazlanıyor...
Efendiler köşelerine çekilip, seyrediyor...
Hayvanlar, cirit meydanlarında dile geliyor...
Eski tüfekler nidalı nidalı celalleniyor...
Akıncılar zafer çığlıkları atıyor, tüm kollarıyla...
Çoğu şaşırıp kalıyor ve anlamadan, yaşayıp gidiyor...
Hep bu kesif beyaz görmezlik yüzünden...
Bir adımda, hem arkamı kaybediyorum, hem solumu sağımı, önümse hiç görünmüyor...
Güçlü bir nefese ihtiyacımız var, herkesin yek üflemesiyle dağılmaz bu melanet...
Uzlaşmayla, tek bir nefes olacağımız günlerde gelecek elbet...
Lakin...
Kaybedilen zamanın yasını tutmaya kim cesaret edecek, yıllar yıllar sonra....
Keşke bazı adetlerimizi değiştirebilsek...