Sivil ve sessiz anayasa
Biz bu işi sevmedik…
Kimi önemli mevkilerde bulunan, duayen diyebileceğimiz Rektör Prof Mesut Parlak gibi bilim adamlarımız da sevmedi;
Ne diyor Sayın Parlak basın açıklamasında?
“Sivil anayasayı içimize sindiremiyoruz…”
Neresini sevmedik peki biz bu işin?
Sessiz sedasız, acele ile çıkarılma çabası hoşumuza gitmedi…
Bir devletin temel yasası; gizli saklı hazırlanıp, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, siyasi partiler nezdinde enine boyuna tartışılmadan, apar topar Meclis’e getirilip, tek partinin “çoğunluk parmaklarıyla” oylanıp oldubittiye getirilerek çıkarılır mı?
İşin bu yönü, yeniden altını çizerek söylüyoruz; hiç mi hiç hoşumuza gitmedi!...
Kim ne derse desin, böyle bir düşünce ve uygulamanın seçim öncesinden plânlandığı ve gizli saklı kimi hedefleri olduğu konusunda, pek çok sağduyulu insanımız gibi bizim de ciddi kuşkularımız var…
Şüpheniz olmasın, bundan sonra, gidilecek yol ve uygulanacak yöntem şu olacak.
Bir süreliğine, konuyu kamuoyu nezdinde tartışıyor görünecekler…
Bir iki sivil toplum kuruluşunun, birkaç bilim adamının vs. görüşlerini alıyormuş gibi davranacaklar,,,
Çok basit birkaç konuda taslakta rötuşlar yapıp, anayasayı kamuoyunda tartıştık diyerek tek bir oturumda tek parti çoğunluk oyuyla; “eller havaya” yöntemiyle işi bitirecekler…
Sonra bağıran bağırsın istediği kadar,,, Tabi ki o aşamada artık değişen bir şey olmayacak…
Kamuoyuna sızdıkları taslak hükümlerine ya da iddialara göre; yeni çıkarılacak anayasamızda kimi “sessiz devrim(!)” niteliğinde ki yenilikler şöyle:
Türban her yerde serbest olacak…
TSK devletin değil siyasetin emrine girecek…
Atatürk ilkeleri, hatta Atatürk sözcüğü yasadan uzakta tutulacak…
“Türk” lük kelimesi yasada kullanılmayacak ve kullanılması sakıncalı sözcük konumuna getirilecek… Ne hazin değil mi?
Daha neler!.. Saymaya gerek var mı?
Neresine baksanız, “bu nasıl iş!” diyeceğiniz geliyor…
Dış güçler, AB-D’li dostlarımız(!);
Türkiye iki kampa bölündü diye ne zamandır düğün bayram yapıyor!…
Kimi batılı ülkelerin sözcüleri; T.C. artık tam anlamıyla “ılımlı bir İslâm ülkesidir” biçiminde ahkâm kesiyorlar…
Peki “sesiz ve sivil anayasa” konusunda, bu denli önemli gelişmeler karşısında “sessiz sedasız” kalanlar kim?
Kim olacak?
Her zaman olduğu gibi, salt kişisel çıkarını düşünmekten öte toplumcu hiçbir işlevi olmayan ve “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!” ilkesini “yaşam biçimi” haline getirmiş;
Ülkeyi yönetenlerce, her üç ayda bir evine yüklü erzak paketleri gönderilen…
Ramazan’larda onun bunun sömürü amaçlı düzenlediği iftar sofralarında karınlarını doyurmayı adet ve alışkanlık haline getirmiş…
Kışlık kömürü kapısına bırakılan…
“Bir lokma ekmek bir hırka” anlayışından öte, vatandaş olarak herhangi bir toplumcu aktivitesi olmayan ve yurttaş sorumluluğundan uzak ama verdikleri oylarla “bu ülkenin kaderini belirlemiş” milyonlardır…
Son söz:
“Sessiz sivil anayasa” karşısında; aydın geçinip de mezar taşı gibi “sessiz ve eylemsiz” kalan kitleler de artık bilmelidirler ki;
Güneşli bahar günlerinde, eş dost renkli bir gün geçirmek için, meydanları doldurup sadece bir gün için elde bayraklarla “Türkiye laiktir laik kalacak” diye ortalıkta bağırıp çağırıp şov yapmakla, bir yere gelinemiyor…
Salt şov amaçlı bağırıp çağırmaların, hedefe ulaşmada ne denli yetersiz ve geçersiz olduğunu ibretle hep birlikte gördük…
Bugün kim ne derse desin, özgürlük, demokrasi, sivili anayasa vs. diye “ülke sonu belirsiz bir yere doğru gidiyor!” daha doğrusu “götürülüyor!”
Hani şu adına; “şeriat mı”, “din devleti mi”, “ılımlı İslâm mı” yoksa “BOP devleti mi” ne dedikleri!...
BURHAN ÖZBEY
burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com