Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.
Bir hikayeyle başlamak istedim bugün… Ustalığıyla bilinen bir okçu, avlanmak üzere dağa çıkmış. Onu gören bütün hayvanlar korkuyla kaçışmışlar. Yalnızca aslan kaçmamış, üstelik okçuya meydan okumuş. Okçu okunu yerleştirdikten sonra yayını germiş ve “Habercimin sana bir haberi var!” diye bağırıp oku aslana atmış.Böğründen yaralanan aslan, acıyla kıvranarak çalıların içine kaçmış. Orada gizlenmiş olan bir tilkiye rastlamış. Tilki, aslanın avcıdan kaçtığını görünce, dönüp düşmanıyla yüz yüze mücâdele etmesi için onu yüreklendirip kışkırtmaya çalışmış.“Hayır!” demiş aslan, “Beni kandıramazsın. Düşünsene sıradan bir haberci beni bu duruma getirebildiyse, o haberciyi bana gönderen avcıyla nasıl başa çıkarım?” “Sizden zayıfların sizi kışkırtması, yalnızca kendi çıkarları içindir!” Bu hikayeyi açıklayabilecek en etkili söz olsa gerek! Bilirsiniz, insanların şahsi çıkarları devreye girdiği an, yolunda giden her şey bir an da rotasını değiştirir. Hatta umulmadık sonuçlar doğurarak insanın, geri dönüşü olmayan yollara girmesine neden olur. Sonra da suçlu aranmaya başlanır ve hedef hep kışkırtan taraf olarak gösterilir. Neden? Eğer insan, sözü söyleyenlerin kendinden zayıf olup olmadığını analiz etmeden ve anlatılanları akıl süzgecinden geçirmeden hareket ediyorsa neden bedel kendinin değil de başkasının? Bu durumda kendisine bahşedilen akıl ve zekanın ne önemi var? Sanki biz, toplum olarak hep başkalarını suçlamaya alıştık; ya da alıştırıldık! Şimdi gelin, bu hikayeyi isterseniz bir de kişisel yaşantımıza uyarlayarak, kimler tarafından ve hangi çıkarlar için kışkırtıldığımıza bir bakalım. Her anlatılana inanıp nedenler, sonuçlar ilişkisini göz ardı mı ediyoruz etraflıca bir düşünelim. Ta ki kendimizi ve başkalarını göz göre göre ateşe atmadan!
Bir hikayeyle başlamak istedim bugün… Ustalığıyla bilinen bir okçu, avlanmak üzere dağa çıkmış. Onu gören bütün hayvanlar korkuyla kaçışmışlar. Yalnızca aslan kaçmamış, üstelik okçuya meydan okumuş. Okçu okunu yerleştirdikten sonra yayını germiş ve “Habercimin sana bir haberi var!” diye bağırıp oku aslana atmış.Böğründen yaralanan aslan, acıyla kıvranarak çalıların içine kaçmış. Orada gizlenmiş olan bir tilkiye rastlamış. Tilki, aslanın avcıdan kaçtığını görünce, dönüp düşmanıyla yüz yüze mücâdele etmesi için onu yüreklendirip kışkırtmaya çalışmış.“Hayır!” demiş aslan, “Beni kandıramazsın. Düşünsene sıradan bir haberci beni bu duruma getirebildiyse, o haberciyi bana gönderen avcıyla nasıl başa çıkarım?”
“Sizden zayıfların sizi kışkırtması, yalnızca kendi çıkarları içindir!”
Bu hikayeyi açıklayabilecek en etkili söz olsa gerek! Bilirsiniz, insanların şahsi çıkarları devreye girdiği an, yolunda giden her şey bir an da rotasını değiştirir. Hatta umulmadık sonuçlar doğurarak insanın, geri dönüşü olmayan yollara girmesine neden olur. Sonra da suçlu aranmaya başlanır ve hedef hep kışkırtan taraf olarak gösterilir. Neden? Eğer insan, sözü söyleyenlerin kendinden zayıf olup olmadığını analiz etmeden ve anlatılanları akıl süzgecinden geçirmeden hareket ediyorsa neden bedel kendinin değil de başkasının? Bu durumda kendisine bahşedilen akıl ve zekanın ne önemi var? Sanki biz, toplum olarak hep başkalarını suçlamaya alıştık; ya da alıştırıldık! Şimdi gelin, bu hikayeyi isterseniz bir de kişisel yaşantımıza uyarlayarak, kimler tarafından ve hangi çıkarlar için kışkırtıldığımıza bir bakalım. Her anlatılana inanıp nedenler, sonuçlar ilişkisini göz ardı mı ediyoruz etraflıca bir düşünelim. Ta ki kendimizi ve başkalarını göz göre göre ateşe atmadan!