Komik….
Bir sınavının şumulu(kapsama)altındayım. Ders çalışmak için evimizin dışarıya açılan nihayet eve dahil edilmeyen balkonunda, içi köpükle dolu, Fenerbahçe topu minderimin üzerindeyim. Çevreye bakınmama fırsat kalmadan, gürültüsüyle yönümü kendisine çevirten biri var. Bu kişi, henüz birkaç serpme gecekonduda ikame etme ayrıcalığını kendisine tanıdığı gibi etrafa zorla kemençe müziği dayatan bir zorba.
Öncelikle vatandaş olarak hakları arasına nelerin girdiğini düşünürken, kafayı çekmiş olabileceği ve çevreye müzik yardımıyla isyanını duyurarak aslında kan ve kelle alarak, silah patlatanlardan olumlu yönde bir farkı olduğu gerçeğini de atlamadım. Bir müddet müzik eşliğinde kitabımla bilgilerimi takrir ettim. Fakat kemençe havası volümünü yükselterek bana ulaşmaya başladığında müziğin, eğlence yada sabotaj amacıyla da olsa tarlama giren fare gibi beni cılız bırakmaya doğru ilerleyen bir canavara dönüşmesini istemiyordum. Gecekondusunun önüne bilgisayar düzeneği kuran, ses aygıtlarını sonuna kadar açan adamın çevreye verdiği rahatsızlık, hangi tevzi(dağıtma) içinde bunu yaptığı bir tarafa el kol hareketleriyle “susturun şunu”diye kendisine bağıran bir kadını da yok sayması olacak iş miydi?
Evime en yakın karakolu aramak vacipken, karakol memurlarının da bu işi eften, püften bulmaları ve ekip göndermek için üçüncü ihbarımı beklemeleri ayrı bir müzik havası ama neyse…Polisler, yanından geçtikleri evin, tarifime uymadığını düşündüklerinden olsa gerek irtibat adresi olarak gösterdiğim evime doğru yaklaştılar. Ben aşağı inip, müziğin onları gidecekleri yere nasıl götüremediklerini haykırırken, bu kadar geç olaya hakim olmalarının hesabını sormayı bir kenara bıraktım. Olay mahaline yöneldiler. Ekip otosu müzik yayını yapan arkadaşın evine yaklaştı, arabadan bir polis memuru indi ve bilgisayarının ışığı yüzüne vuran adamla konuşmaya başladı. Burada ilginç olan adamın, polis memurunun kendisine yaklaştığını görmesine rağmen müziği durdurmama yada sesini azaltmama küstahlığında bulunuyor olmasıydı. Polis memuru yanından ayrılıp, bana rapor vermeye gelene kadar hatta daha sonrasında bu durum hakimdi. Polis memuru apartmana girmeden, camı açıp neler olduğunu sordum. Öğrendiğim şeye inanamazsınız. Müzik yayını, bilgisayar ve hoparlör sistemini evinin bahçesine kuran adamdan gelmiyormuş, onun hemen arkasındaki evlerden birinin akisiymiş duyduklarımız. Bir asker uğurlaması kutlamasından ibaretmiş gürültünün muhteviyatı. Bu ifrağa, iflah olmaz öfkeme güzel bir cevap oldu. Adamı ne kadar zan ve töhmet altında tuttuğum, polislere çıkıştığım bir yana, müzik için de bir çare bulamamıştım.
Hani Sadi misali, Öfkenin ateşi önce sahibini yakar, sonra kıvılcımı düşmanına ya varır, ya varmaz”derler ya tam da o haldeyim. Hatta Sokrat’ın hikayesindeki kadına da benzememiş miyim? Sokrat’ın çok huysuz bir karısı varmış. Ünlü filozof, bir gün talebeleriyle otururken Sokrat’a ağzına gelen sözleri söylemiş. Sonra da öfkesini yenemeyip bir kova suyu Sokrat’ın başından aşağıya döker.
Sokrat hiç olumsuz bir tepki vermeden gayet soğukkanlılıkla talebelerine dönüp: "Ben size gök gürledikten sonra herhalde yağmur yağar dememiş miydim?"diye cevap verir.
Gördüğüm de, duyduğum da o adamı işaret ediyordu ama o aslında arkasından gelenlerin levhasıymış.
Bazen görünenlerin arkasında cereyan eden şeyler de olurmuş dersi almadım mı ben şimdi?
O adam günah keçisi, ben çalışamadığı dersin kurbanı iken eğlenen birilerinin olması ise tek tesellim oldu…..:)
hulyaokur06@gmail.com