SOLUK PAZEN ÖRTÜLÜ KADINLAR
Onlar, çıkarcı siyasiler tarafından sömürülen; kuru bakliyat ve ve kömür çuvallarıyla aldatılarak oyları kapılan; işsizlikten, aşsızlıktan tükenirken, evlatlarını PKK hainin kurşunlarıyla yitirip, bağırlarına taş basan; yıllar yılı “Allah ile aldatanlar” ın döndürdükleri çarklar içinde heba olan, fakir fukara talihsiz Anadolu kadınlarıdır!
Onlar, din iman Allah kitap diyerek ülke yönetimine Harun gibi gelip, Karun gibi havuzlu villalarda “tatlı hayat” yaşayanların; temizlikçileri günlük uşakları; lütfedip ölmemeleri için kendilerine kuru ekmek parası bahşederek(!) kullandıkları çaresiz kadınlardır…
***
Aşağıda okuyacağınız şiir, Kuzey Afrikalı bir şaire ait.
Sizlerle de paylaşmak istedik. İbret alınması gereken bir şiir...
***
“BİR ZAMANLAR”
Bir zamanlar, oğlum,
yürekten gülerdi insanlar,
gözleriyle gülerlerdi:
oysa şimdi sadece dişleriyle gülüyorlar,
üstelik buz kalıpları kadar soğuk bakışları
geziniyor arkasında gölgemin.
Bir dönem vardı gerçekten
insanlar el sıkışırdı yürekten:
hepsi tarihe karıştı, oğul,
sevgisiz el sıkışıyor şimdi:
sol elleri yokluyorken bir yandan
benim boş ceplerimi.
‘Çekinme!’ diyorlar, ‘Yine bekleriz!’
Gidersem yeniden,
Bir iki kez çekinmeden
Gerçekleşmeyecek üçüncüsü.
Çünkü biliyorum yüzüme kapanır o zaman kapılar.
Böyle öğrendim nice şeyi, oğul.
Elbiseler gibi giymeyi öğrendim
donuk bir portre gülüşü benzeri
uyumlu bakışlarıyla bir yığın maskeyi,
ev maskesini, iş maskesini, sokak maskesini,
ev sahibi maskesini, kokteyl maskesini.
Öğrendim hem de
dişlerimle gülmeyi sadece,
el sıkmayı içtenlik göstermeden.
öğrendim ‘iyi günler’ demeyi de,
‘iyi baştan savmalar’ anlamına gelen;
‘tanıştığımıza memnun oldum’ demeyi de öğrendim,
memnun olmaksızın; ve’ sizinle sohbet çok hoştu’, demeyi sıkıldıktan sonra.
Fakat, inan bana oğlum,
senin yaşındaki gibi olmak
istiyorum. Vazgeçmek
istiyorum bütün dilsiz davranışlardan.
En çok da yeniden öğrenmek istiyorum
nasıl gülüneceğini, çünkü aynalardaki gülüşüm benim gösteriyor sadece dişlerimi, bir yılanın sırıtan dişleri gibi!
İşte bu yüzden oğlum,
göster gülmeyi bana; göster” (*)
Gabriel okara (Afrikalı şair)
***
“2010 Türkiye’sinde” herkes birbirinin gözünü oyar duruma geldi…
İnsanlar “çöken ekonominin” getirdiği umutsuzluklar ve bunalımlar sonucu, tam anlamıyla düzenin bireyi oldular… “Hümanist” duygular eridi bitti.
Varsa yoksa “materyalizm!..”
Her türlü sahteliği yap; ama bir şekilde köşeyi kap(!)
Sözde dindar görünen çıkarcı “dinci (din sömürücüsü) takım”, saf ve temiz vatandaşlarımızı adeta hipnotize edip aldatarak, sülale boyu köşeyi döndüler.
Eşlerinin üzerindeki giysiler, başlarında ki türban örtüleri; Batı’nın en pahalı markalarını taşırken, aldatıp sömürdükleri otobüs duraklarındaki “SOLUK PAZEN ÖRTÜLÜ” çaresiz Anadolu kadınlarının önlerinden, umursamaz biçimde dört çarpı dört lüks ciplerle hava atıp geçerek, günlük yaşamlarına zevk üzerine zevk kattılar!..
Kocaları yaşamları boyu görmedikleri ve bir daha görmeyecekleri baş döndürücü ihtişam içerisinde, zenginleşmenin yüksek basamaklarına ulaşıp, “Harun gibi gelip Karun gibi” kavuştukları mutlu yaşam deryasında, adeta ne oldum delisi oldular… Allah kitap diyerek geldiler, Allah’ ıda kitabı da unutup, dünya nimetlerinin iflah olmaz tutsağı oldular…
***
İşte buyuz, bugünün insanı olarak ne yazık ki!...
Sadece “para” ve “çıkar” için birbirinin yüzüne gülen ve elini sıkan!..
İster “gerçek dindar” ya da “sahte dinci ol”, hiçbir şey değişmiyor
“Biz buyuz işte!” Buyuz işte!
“Birbirimize yılan gibi dişleri ile sırıtan insanlar olarak!...”
(*) Cumhuriyet Kitap dergisinin 985 sayısında Cevat Çapan’ın “Şiir Atlası” başlıklı haftalık köşesinde yayınlandı.
BURHAN ÖZBEY