Son kale Çankaya…
Yazık bu ülkeye…
Siyasi arenada günlerdir görünen tablo:
Gerilim… Dayatma… Belirsizlik…
Gündemde ki konumuz:
11. Cumhurbaşkanı kim olsun?
Krizin çözümüne aranan çare ve yansımaları, neredeyse ülkenin tüm sorunlarının önüne geçmiş durumda…
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’mü olsun, yoksa başka biri mi?
Aşılamayan sorun “türban”
Gül’ün eşi türbanlı…
Mevcut iktidar tarafından, itiraf edilmese bile türban’ı Çankaya çıkaracağız ve son kaleyi de fethedeceğiz dayatması üstü kapalı biçimde sürdürülüyor…
“Halk bizi 22 Temmuz seçiminde yüzde 46.7 ile iktidar yaptı, demokrasinin gereği olarak her konuda bizim borumuz öter, herkes bunu bilsin…”
Böyle düşünülürse - ki düşünüldüğü de hiç uzak olasılık değil – ne yazık ki en büyük yanlış ortaya konulmaktadır…
Demokrasilerde, seçilmiş diktatör olmanın tartışmasız yolu, eğer sağduyulu hareket edilmezse, tek başına iktidar olmaktır… Büyük oy çoğunluğu ile tek başına iktidar olmakla, diktatörlük arasında sadece ince bir çizgi vardır…
Şunu açık yüreklilikle belirtmek isteriz. AKP’nin kazanmış olduğu seçim başarısını görmemezlikten gelmek ve konuyu hafife almak, insafsızlıktır hem de çok yanlış olur… Daha da ilerisi, felâkete davetiye çıkarmaktır… Tek başına devlet gücünü elinde bulundurmak, tüm yetkilere sahip olmak, yanlış kullanıldığında, tahribatı açısından elde patlayacak bombadan farklı değildir.
22 Temmuz seçimlerinden sonra, Batılılar bizi ikiye bölünmüş bir toplum olarak görmekteler… Ilımlı İslâm’ın zafer kazandığına inanmaktalar. Laik kesimin, kolay kolay bir daha iktidara gelemeyeceği bir durumun ortaya çıktığını ileri sürmekteler.
Dünya çapında tanınmış batılı ülkelerin gazetelerinde (Le Monde gibi) uzak olmayan bir tarihte ülkemizde kanlı olayların yaşanabileceğinden söz edilmekte, hatta üçüncü dünya savaşının Türkiye’den başlayacağı iddialarında bulunulmaktadır.
Türkiye’yi iki kutup olarak niteleyenler, Cumhurbaşkanlığı seçiminin büyük önem taşıdığını ileri sürmektedirler... Çankaya, son kale olarak fethedildiğinde, amaca büyük ölçüde yaklaşılacağı görüşünü ortaya koymaktalar…
O nedenle, 11. Cumhurbaşkanlığı seçimi ülkenin içinde bulunduğu konjonktür açısından ciddi önem taşımaktadır. AKP iktidarı fincancı katılarını ürkütmeden, sabır ve kararlılıkla yoluna devam etmekte… Bunu da büyük ölçüde başarmaktadır…
Bugün için eğer laik kesimler, her şeyin kendileri açısından bittiği yönünde bir düşünceye sahip değillerse, bunun tek güvencesi olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini görmektedirler… Eğer, Türk ordusu yıllardır laik, Atatürkçü çizgide olmamış olsaydı, bugün yönetimsel açıdan çok farklı bir ülkede yaşıyor olacaktık… Bundan hiç kuşkunuz olmasın!
22 Temmuz seçimleri, AKP üst düzey yöneticilerini bile şaşırtacak bir sonuçla gerçekleşti… Kendilerini bile şaşırtacak ölçüde yüksek oy oranının ortaya çıkmasında, amil neydi? Bir başka tanımla arkada görünmeyen güç, kim ya da kimlerdi?
Kimler mi söyleyelim:
Bugün gazetelerinde Türkiye’nin yakın gelecekte kanlı olaylara sahne olacağını ve bölüneceğini, büyük bir sevinç içerisinde yazan, hatta üçüncü dünya savaşının bile Türkiye’den çıkacağı yönünde kehanette bulunan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ortadan kalkmasında paranoyak büyük istekler taşımakta olan değerli emperyal Batılı dostlarımızdır(!)
Eloğlu, dışarıda Türkiye bölündü bölünecek diye bayram yapıyor, bizler içeride, arazide kendisine usul usul yaklaşmakta olan aslanın, vahşi hayvanın farkında olmayan ceylan konumunda, kayıtsız, tepkisiz ve fütursuz olarak çevreyi yani olan biteni seyretmekteyiz…
Son kale Çankaya, 11. Cumhurbaşkanını beklerken; Türk halkı, henüz olan bitenden habersiz talihsiz kaderini yaşamaktadır.… Türban’ın Çankaya’ya çıkmasıyla, artık hiç kimse bu ülkenin; laik, Atatürk’çü çizgide, çağdaş, sosyal bir devlet iddiasında bulunmasın…
Sizler, sonra ki gelişmelerin ne olabileceği yönünde kafa yorun…
Son kale Çankaya’dan sonra, en son hedefin neresi olabileceğini ise, siz değerli okurlarımın takdir ve yorumuna bırakıyorum…
Ne diyelim? Allah sonumuzu hayır etsin!...
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com
burhanozbey21@hotmail.com